Posts Tagged Erdoğan

TAYYİP ERDOĞAN ERGENEKONCU OLDU!

Her ne kadar basında yeterince yer almasa da, AKP’nin “Akil Adamlar” hamlesinin “çözüm sürecine” bir tuğla ekleyemediği görülüyor.

ÇÖZÜM DEĞİL ÇÖZÜLME SÜRECİ

Tersine, her gün yürütülen “çözüm sürecine büyük destek” haberlerine rağmen “Akil Adamların” temasları, AKP’de bir “çözülme sürecinin” başladığını resmediyor.

Durumun vahametinden olsa gerek, kimi Akil Adamlar, kendilerine atfedilen büyük rollere karşın şunları yazmaya başladılar: “Görevimiz ne nasihat, ne izahat… Toplumun nabzını tutmayı amaçlıyoruz.” (Hüseyin Yayman, Hürriyet, 15 Nisan 2013)

Başbakan Erdoğan Akil Adamları “psikolojik harekât” görevlileri diye nitelediği için haliyle insan merak ediyor: Göreviniz ne nasihat ne de izahat ise Akil Adam sıfatına ne gerek var? Mesele nabız tutmaksa, “anket adamları” insin sahaya!

Ancak meselenin nabız tutmak olmadığını biliyoruz. Akil Adamların tek görevi, AKP ile PKK’nin anlaşmasını ve ABD’nin bu iki aktörü Ortadoğu’ya sürmesini, yani bölgeye savaş açmalarını “barış” diye halka yutturmak!

AKİL ADAMLAR ZORDA

Ama “akil akilden üstün” olsa gerek, halk bu tezgahı yutmuyor!

Örneğin Akil Adamlar İç Anadolu’da üniversiteye gidiyor fakat salona öğrencileri almıyorlar. Böylece Genç Türklerin tepkilerinden korunmuş olacaklarını sanıyorlar. Ama bu kez, örneğin Karaman Üniversitesinde olduğu gibi, genç akademisyenlerden yiyorlar zılgıtı.

Ya da Konyalı Kemal Dede’den yiyorlar fırçayı…

Karadeniz’e açılan Akil Adamlar, tepkiden kaçınmak için “elçiye zeval olmaz” kıvamında “biz postacıyız” demek durumunda kalıyorlar!

Ege’ye gidenler de “utanıyorlar” ama görevdir deyip, sıkılmıyorlar!

Sonra hükümet yeni bir çare(!) buluyor: Bölgelere Akil Milletvekilleri diye bir grup daha sürülecek!

Akil Adam Deniz Ülke Arıboğan NTV ekranından özetle uyarıyor: “Sakın böyle bir heyet göndermesinler, sonra biz hükümetin akili muamelesi görürüz!”

ERDOĞAN’IN TONYUKUK ANITI ZİYARETİ

“Çözülme süreci” o denli etkili olmaya başlıyor ki, Başbakan Erdoğan, yeni reçeteler arıyor. Örneğin Ergenekoncu oluyor!

Başbakan Erdoğan’ın Salı grup toplantısındaki konuşmasının merkezinde Moğolistan ve Tonyukuk Anıtı ziyareti vardı. Konuşmasına bakılırsa, ziyaretin tek amacı TBMM kürsüsünden “aslında ben de milliyetçiyim” diyebilmekmiş.

Nitekim grup konuşmasından bir gün önce yandaş basında bu yönde yazılar yayımlanarak “psikolojik harekât” yürütülmeye başlanmıştı.

Örneğin Yeni Şafak’ın Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi şöyle yazıyordu: “Başbakan’ın Tonyokuk Abideleri önünde verdiği fotoğraf, çözüm sürecinin önünü kesmek için milliyetçiliği kullananlara, Ergenekon’un doğduğu topraklardan verilmiş en güzel cevaptı.” (Yeni Şafak, 15 Nisan 2013)

PAPAZ OLAN HER ŞEY OLUR!

Kuşkusuz Erdoğan’ın “Ergenekon topraklarından cevap vermesi” ve Ergenekoncu olması(!) bizi şaşırtmadı.

Zira Başbakan 2002’de ortaya çıkan 1995 tarihli bir kasetinde şöyle diyordu: “Bu mücadeleyi iktidara getirme noktasında gerekiyorsa ne yaparım dedim. Papaz elbisesi dahi giyerim. Bu var mı usulün içinde? Var tabii ki.” (Milliyet, 30 Mayıs 2002)

Papaz elbisesi giyen Erdoğan, gerekirse Ergenekoncu da olur elbette!

Ama papaz elbisesi yakışır da, Ergenekonculuk üzerinde sırıtır.

Zira Erdoğan her şeyi olur ama asla Ergenekoncu olamaz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Nisan 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

PKK’Yİ ARTIK ERDOĞAN YÖNETİYOR

Son bir aydır ısrarla yazıyoruz: AKP-PKK “barışının” sahibi ABD’dir. “Barışın” nedeni ABD ve İsrail’in Ortadoğu çıkarlarıdır. İsrail’den gelen “özür”, “barışa” bölgesel cephe yaratmak içindir. “Barışın” taktik hedefi önce Suriye, sonra da İran’dır. “Barışın” stratejik hedefi Türkiye’dir; Türkiye’nin küçültülüp, Büyük Kürdistan’ın kurulmasıdır.

Yani “Amerikan barışı” aslında bölgeye açılan savaştır. Gerisi laftır, hikâyedir!

Dolayısıyla ortada bir Türk-Kürt barışı ya da kardeşlik projesi yoktur. Ne vardır? Türk ve Kürt’ü Ortadoğu’da ateşe sürmek, Arap ve Fars’a düşman yapmak vardır.

Yazdıklarımıza inanmayanlar, Amerikan barışının sözcülerinden Aysel Tuğluk’un üç gündür Radikal’de yazdıklarını okusunlar.

PKK’YE SURİYE VE İRAN GÖREVİ

Aysel Tuğluk açıkça söylüyor: “Bölge üzerine politika yapan ve bölge gücü olan hiç kimse silahtan arınmış bir PKK seçeneğine hazır değil.”

Tuğluk üstelik basında yazılanların da yalan olduğunu belirtiyor: “Dolayısıyla silahsızlanma meselesi zannedildiğinin aksine İmralı’daki tartışmaların merkezinde değil, böyle bir talep de yok.” (Radikal, 10 Nisan 2013)

Peki, Erdoğan ile Öcalan PKK’nin silahsızlanmasını konuşmuyorsa, neyi konuşuyor? Onu da ertesi gün yazmış Tuğluk: “PKK’nin ne olacağına dair soruya verilecek cevap konusunda açık yürekli olmak gerekiyor. En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı; Avrupa’da kurumsal vs. PKK, Türkiye’de de çeşitli biçimlerde olacak. Ancak Öcalan’ın yeni dönem kurgusunda PKK’nin silahlı güçlerini Türkiye siyasal sahasının dışına geri dönüşsüz biçimde çıkarmak var.” (Radikal, 11 Nisan 2013)

Ne diyordu Öcalan İmralı zabıtlarında: “Çekildiğimiz alanda gerillayı daha da büyüteceğiz. Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin.” (Milliyet, 28 Şubat 2013)

Yani anlayacağınız ABD asıl şimdi silahlandırıyor PKK’yi; Suriye’ye ve İran’a saldırması için büyütüyor, Erdoğan’ın denetimine veriyor! (PKK bu nedenle bölünmeye gebedir.)

ERDOĞAN PKK’Yİ SURİYE ÜZERİNE SÜRDÜ

Nitekim PKK’yi silahlandırma ve bölgeye sürme operasyonu aslında çoktan başlatılmıştı. “PKK’nin Esad’ın kartı olduğunda” ısrar edenler, umarız birincisi PYD’nin Suriye güvenlik güçlerine saldırıya geçmesini ve ikincisi de Erdoğan’ın Kırgızistan’dan söylediği şu cümleyi doğru okurlar: “Türkiye’den Suriyeli olan PKK’lilerin bir kısmı Suriye’deki gelişmeler arttıkça geçmişlerdi.” (Hürriyet, 11 Nisan 2013)

Erdoğan çok açıkça PKK’nin, kendisine verilen “Esad’ı yıkma” görevinin bir parçası olduğunu söylemiş oluyor.

Yani artık PKK’yi ABD adına Erdoğan yönetiyor!

TSK’YE İSRAİL SİGORTASI

Kuşkusuz ABD, PKK’nin askeri varlığına dayanarak bölgeyi dizayn edemez! ABD’nin bölge planlarının olmazsa olmaz şartı asıl TSK’nin kullanılmasıdır! ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, bu nedenle Erdoğan ve Davutoğlu’na “Ergenekon ve Balyoz’da kantarın topuzu kaçıyor, Türk Ordusu bize lazım” mesajı vermiştir. (Savaş Süzal, Yeni Çağ, 9 Nisan 2013)

TSK’yi bölgeye sürmeden planlarını gerçekleştiremeyeceğini bilen ABD, anlaşılan Ergenekon tertipleriyle karargâhına diz çöktürülen Ordu’nun kıvama geldiğini ve yeni 1 Mart tezkere sürprizleriyle karşılaşmayacağını düşünmektedir.

Ancak bunun en önemli sigortalarından biri, Türk ve İsrail ordularına “ilişki” sağlamaktır.

İşte ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel de bu ilişkiyi sağlamak üzere Türkiye’ye geliyor: “Hagel’in ziyareti sırasında Türkiye ve İsrail arasındaki askeri işbirliğinin güçlendirilmesi, savunma antlaşmalarının imzalanması ve beraber tatbikat yapması konuşulacak. Suriye’deki iç savaşın da gündemde olması bekleniyor.” (Milliyet.com.tr, 13 Nisan 2013)

PLANI 8 NİSAN BOZAR!

Peki, tablo bu denli karanlık mı? Bu plan yıkılamaz mı?

8 Nisan’dan bakınca ben aydınlık görüyorum… 8 Nisan’da barikatı yıkan millet, Türk’üyle, Kürt’üyle bu planı da er geç yıkacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Nisan 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

İSVİÇRE HESAPLARI İSTİFA GEİTRDİ

Bazı siyasetçilerin İsviçre hesapları nedeniyle çalkalanan Fransa’da ilk istifa geldi.

Madiapart internet sitesinin editörü Edvy Plenel önce Bütçe Bakanı Jerome Cahuzak’ın İsviçre’de hesabı olduğunu yazdı. Bakan dört ay boyunca bu iddiayı yalanladı.

Ardından savcılık bu hesabın ortaya çıkarılması için girişim başlattı. Bütçe Bakanı Cahuzak bunun üzerine 1992 yılında açtığı 600 bin avroluk bir hesabı olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı. Ancak ortaya çıktı ki, Cahuzak 600 bin avro değil, örneğin 2009’da bu hesaba tam 15 milyon avro aktarmıştı. Fransa Bütçe Bakanı bu gerçek üzerine istifa etmek zorunda kaldı.

Edvy Plenel, şimdi de Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un İsviçre’de gizli bir hesabı olduğunu iddia etti. Fabius tıpkı Cahuzak gibi iddiayı yalanlıyor. Ancak Fransızlar Cahuzak’tan sonra kabinede ikinci bir “yalancı bakan” bulunduğundan eminler! Bakalım Fabius ne zaman istifa etmek zorunda kalacak?

ERDOĞAN’IN İSVİÇRE HESAPLARI

İsviçre’de gizli hesap konusu haliyle Türkiye’deki bir iddiayı da yeniden gündeme getirdi: Erdoğan’ın 8 hesabı.

1. Doğu Perinçek, Hayrullah Mahmut imzalı bir e-postada yer alan bu iddiayı 3 Aralık 2010’da Ergenekon davasında açıkladı: 2005 yılının ilk çeyreğinde ABD Büyükelçisi Eric Edelman, Tayyip Erdoğan ile görüşür. Edelman, Erdoğan’ın önüne, İsviçre’deki sırdaş hesabıyla ilgili dosyayı atar ve İncirlik üssü, Kıbrıs, Kuzey Irak, Afganistan ve Kürt sorunu konularında ABD’nin isteklerini yapması karşılığında, dosyayı gizli tutacaklarını söyler.

2. Daha sonra ortaya çıkan Wikileaks belgeleri iddiayı doğrular niteliktedir. Örneğin Eric Edelman 30 Aralık 2004 tarihli kriptoda şunu yazmıştı: “İki ayrı kaynaktan edindiğimiz bilgiye göre, Erdoğan’ın İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabı var.”

ABD Büyükelçisi, bu bilgiyi önce Washington’a geçmiş, yaklaşık üç ay sonra da ülkesinin çıkarlarını AKP’ye uygulatmak için Erdoğan’ın önüne getirmiştir. Gazeteci Hayrullah Mahmut da, bu bilgiye yaklaşık bir yıl sonra ulaşmış ve internette duyurmuştur.

MİT: 8 HESAPTA 800 MİLYON DOLAR

3. Konu daha sonra, Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybeden MİT’çi Kâşif Kozinoğlu’nun Aydınlık’a açıklamalarıyla de gündeme gelmişti. Kozinoğlu, Başbakan Erdoğan’ın İsviçre bankalarındaki 8 ayrı hesapta yaklaşık 800 milyon dolar parası olduğunu açıkladı. (Aydınlık, 19 Kasım 2011)

Kozinoğlu, bu bilgiyi, Alman istihbarat örgütü BND’nin de 30 milyon avro karşılığında temin ettiğini ifade etti. Almanya’nın belge ve bilgileri Eyşan Adalarındaki İsviçre Bankası müdürü üzerinden elde ettiğini belirten Kozinoğlu, Berlin’in belgeleri Erdoğan’a karşı koz olarak kullandığını vurguladı.

Kâşif Kozinoğlu, Erdoğan’ın İsviçre bankalarındaki gizli hesaplarıyla ilgili bilgileri CIA’ya da Bülent Arınç’ın verdiğini söyledi.

ZÜRİH’E HANGİ BAKAN GİTTİ?

4. Mehmet Baransu, adresine özel mesajlar veren bir yazısında şöyle diyordu: “Parantezi kapatırken, AK Partili bir ismin 2004 yılında İsviçre’ye neden gittiğini, gelirken yanında bulunan valizde kaç milyon dolar olduğunu, bu paranın Türkiye’ye neden getirildiğini de doğrusu merak ediyorum.” (Taraf, 19 Aralık 2011)

Kendisine bavulla teslim edilen belgeleri yıllardır konuşulan Baransu’nun nedense bu iddiası hiç konuşulmadı! Ancak İsviçre-Zürih’e giden bu bakanı Fatih Altaylı da biliyordu.

5. Fatih Altaylı yıllar önce Hürriyet’teki köşesinde “Bir bakan niye gizlice Zürih’e uçar?” başlıklı bir yazı kaleme almıştı: “THY’nin Ankara’dan Münih’e haftada iki gün ‘direkt’ seferi olduğu halde, halen Bakanlık koltuğunda oturan bir bakanımız geçtiğimiz nisan ayında ‘farklı’ bir yol izleyerek Münih’e gider. Bakanımız, Münih’e gitmek için 21 Nisan günü Lufthansa’nın LH 3361 sayılı seferine biner. Oradan da yine Lufthansa ile Zürih’e geçer. Zürih’te kimsenin ne olduğunu bilmediği bir ‘İşini halleder’ ve 23 Nisan günü yine aynı yolu izleyerek Münih’e, Münih’ten de Lufthansa’nın 3362 numaralı seferiyle Ankara’ya döner. Konuştuğum ilgililer, Bakan’ın Lufthansa’yı ‘gizlilik’ kaygısıyla tercih etmiş olabileceğini, Ankara’daki VIP’in kullanıldığı durumlarda THY dışındaki uçakların kayıtlarının tutulmadığını söylediler.” (Hürriyet, 7 Aralık 2004)

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Nisan 2013

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

MAHKEMEDEN KAÇAN BAŞBAKAN

8 Nisan’da başlayan Ergenekon’dan çıkma süreci AKP hükümetini titretti!

Önce Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü Bülent Arınç konuştu ve “yargı baskına uğradı” dedi. Bir diğer Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ on binleri “eşkıya”, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise “zorba” olarak niteledi.

Halkını eşkıya ve zorba diye niteleyen bir yönetim, biliyoruz ki aslında sallanıyordur!

AKP’NİN KARARTILMIŞ ANLAŞMALARI

Başbakan Erdoğan ise dünkü grup toplantısı konuşmasında Silivri’de toplanan on binleri hedef aldı. Erdoğan yargıyı göreve çağırdı ve CHP’li 41 vekille ilgili “bize düşeni yapacağız” diyerek dokunulmazlıklarını kaldırma tehdidi savurdu.

Erdoğan, CHP’li milletvekillerinin “karanlık bir örgütün” kuyruğuna takıldığını söyledi. Kuşkusuz Erdoğan’ın bu açıklamasına İşçi Partisi yetkilileri gerekli yanıtı verecektir ancak biz şu kadarını söylemeliyiz: Bir siyasi partiyi “karanlık bir örgüt” diye suçlamaya kalkacak bir hükümetin önce Bush’la, Obama’yla, Powell’la yaptığı ve kararttığı “gizli anlaşmaları” açıklaması gerekir!

ERDOĞAN’DAN HÂKİME HAKARET 

Başbakan Erdoğan’ın en çarpıcı ifadesi ise 8 Nisan için “bağımsız yargı saldırıya uğramıştır” demesiydi.

“Bağımsız yargıya” saldırı konusunda eline su dökülemeyen Erdoğan’ın “bağımsız yargı” savunmasına geçmesi, kuşkusuz en başta belirttiğimiz “titreme” nedeniyledir ve çaresizce söylenmiştir.

Gelin Erdoğan’ın “bağımsız yargıya” saldırılarından birkaçını anımsayalım:

1. Erdoğan, ilk hapis cezasını Hâkim’e hakaretten aldı. Erdoğan RP’den Beyoğlu Belediye Başkanı adayıyken 1989 yerel seçimlerini kaybetmesi üzerine sandık başkanı Eyüp 2. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi Nazmi Özcan’a hakaretten hapis yattı.

Hakaretin tanıklarından dönemin Beyoğlu Mal Müdürlüğü Memuru Ahmet Aslan olayı şöyle anlatıyor: “Seçim kurulu üyesiydim. 27 Mart 1989 günü saat 4 sıraları idi, sayım yapıyorduk. Ve bu sayım da itiraz üzerineydi. O sırada şahsen tanıdığım RP’den Tayyip Erdoğan bulunduğumuz yere geldi, seçim kurulu başkanı olan Nazmi Özcan’a hitaben ‘Şu haline bak sarhoş, şu adalete bak kimlere kalmış, seni yakacağım, seni adli tıbba sevk ettireceğim. Seni süründüreceğim’ şeklinde sözler sarf etti.”

Erdoğan’ın “yargıya saygısı” burada bitmiyor elbette. 4 gün sonra 31 Mart 1989’da savcılığa ifade vermeye giden Erdoğan, tutuklanması istemiyle Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesi’ne sevk ediliyor. Erdoğan, mahkemenin verdiği yemek arasını fırsat bilerek ve muhafızlık eden polisleri atlatarak(!) bekleme salonundan kaçıyor!

Evet, yanlış okumadınız. “Yargıya saygı” diyen Erdoğan yargıdan kaçıyor! Sonra ne oluyorsa ve kimler araya giriyorsa artık, gıyabi tutuklu olarak aranan Erdoğan, 27 Nisan 1989 günü duruşmaya geliyor ve tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’ne gönderiliyor.

Ancak Erdoğan’ın hapisliği kısa sürüyor. Yargının birden hızlanası geliyor ve bir hafta sonra 4 Mayıs 1989 günü duruşma oluyor. Ve Beyoğlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi, Erdoğan’ı 500 lira kefaletle serbest bırakıyor.

Yargılama sonunda Erdoğan 6 ay hapis ve 20 lira para cezasına çarptırılıyor. Hapis cezası 920 lira paraya cezaya çevriliyor ve tecil ediliyor.

ASIL AKP YASADIŞIDIR!

2. Erdoğan, Meclis’e girecek milletvekillerini belirlerken de yargıya çok saygılıydı. 3 Kasım 2002’de, her beş AKP’li milletvekilinden 1’i, yani 78’i dokunulmazlık zırhına kavuşmuş ve kovuşturmalardan kurtulmuştu!

3. Hâkime rüşvetten tutuklanan parti yöneticilerine, kaçak villa yapan bakanlara, meclis sıralarından kameralara yansıyan torpil belgelerine, kayıp trilyon davasına, belediyeden milletvekiline yapılan toprak peşkeşine, gazetecilere rüşvet olarak dağıtılan cep telefonlarına, hülle ile TRT’ye geçen vekil damatlarına, asfalt yolsuzluğuna, deniz feneri yolsuzluğuna değinmiyoruz bile!

4. Başbakan Erdoğan, Yargıtay Başsavcısının açtığı ve Anayasa Mahkemesi’nde görülen partisinin kapatma davası sırasında da yargıya çokça saygılıydı! Erdoğan’ın yargıya söylediklerine gazete arşivlerinden ulaşılabilir.

Ancak daha önemlisi, bu dava sonucunda Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi “yasadışı” ilan etmesiydi! Değiştirdikleri yasayla kapanmaktan kurtulmuş ancak “laiklik karşıtı odak oldukları”, “Anayasaya aykırılıkları” ve “yasadışı” oldukları belgelenmişti!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Nisan 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRDOSFER

Financial Times yazarı David Gardner’in “çözüm sürecini” işlediği analizi, “Türkosfer” ifadesi üzerinden oldukça büyük ilgi çekti. Gardner özetle “Erdoğan, Kürtlerin arzuladığı ‘pan Kürt devleti’ yerine, Irak’ın ve Suriye’nin Kürtlerini ekonomik entegrasyonla bir ‘Türk küresi’ne yani Türkosfer’e çekmeyi planladı” diyor.

Gardner’in ilgi çeken bu analizini ayaklarının üzerinde durması için önce ters çevirmeliyiz ve şu saptamaları yapmalıyız:

TÜRK-KÜRT-YAHUDİ KOALİSYONU

1. Türkiye’nin Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyiyle entegrasyonu projesi Erdoğan’ın değil, Washington’undur. Erdoğan projenin uygulayıcılarından biridir.

2. Washington 1965’den beri dayattığı bu projeyi Türkiye’yi büyütmek için değil küçültmek ve İsrail benzeri bir karakol olmaya mecbur etmek için istemektedir. Zira ABD’nin 27 Mayıs ya da 28 Şubat’taki gibi Türkiye’nin bir kez daha hizadan çıkma ihtimaline tahammülü yoktur.

3. Asya-Pasifik’e ağırlık verecek ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarları aynı zamanda birbirini de dengeleyecek Türk-Kürt-Yahudi koalisyonuyla mümkündür ancak. Böylesi bir ittifak modeli hem İran’ın bölgedeki ağırlığını dengeler hem de İsrail’in güvenliğini sağlar.

4. Bu üç saptamadan yola çıkarak hedefin dört devleti bölmek pahasına bir Kürt devleti kurmak olduğunu söyleyebiliriz. Yani Erdoğan Türkosfer’in değil, Kürdosfer’in pratisyenidir.

TÜRKOSFER’DEN KÜRDOSFER ÇIKAR

David Gardner, Türkosfer’in aslında Kürdosfer’in perdesi olduğunun farkındadır. Nitekim analizinde “Ankara’nın, Kuzey Irak’taki özerk Kürt Yönetimi ile Suriye’de PKK’nın uzantısı bir örgüt tarafından yönetilen bölge arasında ‘bir Kürt Konfederasyonu’ olasılığı ile karşı karşıya kaldığına” dikkat çekmektedir.

Gardner tıpkı “ya büyüyeceğiz, ya küçüleceğiz” ve “Musul’u alamazsak Diyarbakır’ı kaybederiz” diyen AKP kalemşorları gibi esası gizlemektedir.

Zira Musul, Diyarbakır’ı vermenin havucudur. Türkiye, önüne Musul ve Kerkük petrolleri konularak Diyarbakır’ın “bir merkez” yapılmasına “ikna” edilmektedir.

Yani Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyiyle entegrasyon yapılarak Türkosfer’in kurulduğu sanılırken, bu iki kuzeyle Türkiye’nin güneydoğusu birleşerek Kürdosfer oluşturulacaktır.

FEDERASYON ANAYASASI

Erdoğan’ın 2004’te “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Diyarbakır’ı bir merkez yapacağız” demesinden itibaren AKP’nin birinci önceliği Kürdosfer’dir.

2005’te Diyarbakır Açılımı, 2006’da Eyalet yasaları, 2007 ve 2008’de Ergenekon kovuşturmaları, 2009 ve 2010’da Kürt Açılımı, 2011’de Anayasa referandumu, 2012’de Oslo görüşmeleri ve Suriye’ye operasyon, 2013’te İmralı süreci ve Erbil’le anlaşmalar hep Kürdosfer içindi…

Bugün Akil Adamlar’dan çekilme tartışmalarına, Türksüz anayasadan başkanlık sistemine kadar sürdürülen hamleler de Kürdosfer içindir…

AKP’nin özerkliği, BDP’nin de başkanlık sistemini kabul ederek üzerinde ittifak kurdukları Yeni Anayasa taslakları artık çırılçıplak ortadadır.

AKP’nin taslağındaki Başkanlık sistemi ile BDP’nin taslağındaki “bölge başkanlığı ve bölge meclisi” önerilerinin toplamı Federasyon’dur: Türk-Kürt Federasyonu!

Ancak bu federasyon Ortadoğu’ya kan getirir, halkları birbirine boğazlatır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Nisan 2013

, , ,

Yorum bırakın

AÇILIM LAFORİZMALARI

PKK sınırdan çıkacak mı, çıkmayacak mı? Haziran’da mı çıkacak, sonbaharda mı? Silahlı mı çıkacak, silahsız mı?

Günlerdir gazeteler, televizyonlar, Salı grup konuşmaları, siyasi parti oturumları, bakanlar kurulu toplantıları, Erdoğan’ın milletvekilleriyle kapalı görüşmeleri bu soruyla meşgul.

Koca Türk devletinin tek ve en önemli gündemi bu.

Devlet açısından asıl acı olan ise şu gerçektir: Türk devleti PKK’nin önce sınırdan içeri girmesini engelleyemedi, şimdi de çıkartamıyor!

GÖMÜLECEK SİLAHLAR

Başbakan Erdoğan canlı yayında PKK militanlarına ve Kandil’deki yönetime sesleniyor: “Silahla sınır dışına çıkma olmaz. Ya mağaraya gizleyin, ya da toprağa gömün, öyle çıkın.”

Erdoğan’ın açıklaması Kandil’de tebessüm yarattı mı bilmiyoruz ancak sosyal medyada şu yoruma neden oldu: “Sonra o silahları yerinden çıkarıp ‘Ergenekon’un gömdüğü silahları bulduk’ demesinler!”

DEVLET KÖR-SAĞIR-DİLSİZ OLACAK!

Ortada Habur çadır mahkemesini de aşan bir tablo var aslında: Silahlı terörist yürüyüp sınırı aşacak, devletin güvenlik kuvvetleri de görmemek için arkasını dönecek. PKK’liler silahlarını da bir köşeye atarlarsa eğer, AKP nezdinde tam temize çıkmış olacaklar…

Habur’da da devlet soruyordu: “Neden geldiniz?”

PKK’lilerin hepsi aynı yanıtı veriyordu: “Başkan Apo’nun çağrısıyla geldik.”

Devlet “yaz kızım” diyordu: “Pişmanlık yasasından yararlanmak istediğini söylediler, serbest bırakılmalarına…”

KİM DAHA YASAL?

Abdullah Öcalan da, Murat Karayılan da çekilme için “yasa çıkarılmasını” şart koşuyorlar.

AKP’nin Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise “çekilme için yasaya gerek yok” diyor ve savcılara meydan okuyarak “suçsa ben bu suçu işliyorum” diyor.

AKP’nin yasa tanımazlığı mı, yoksa PKK’nin “ille de yasa” demesi mi daha ironik, bilemedik.

AKP’NİN RAKAM OYUNLARI

Devletin açıkladığı rakamlara göre 2011’de 332’si içeride, 790’ı dışarıda olmak üzere toplam 1122; 2012’de 698’i yurtiçinde, 860’ı yurtdışında olmak üzere toplam 1158 PKK’li öldürülmüş!

Yine devletin açıkladığı rakamlara göre sınır dışına çıkması gereken PKK’li sayısı 1500’müş. Ancak bunların 300’ü lojistik hizmeti yapanlarmış, bir kısmı eline silah almamış, bir kısmı çocuk yaştaymış… Yani sınır dışına çıkması gereken PKK’li sayısı en fazla 800 kadarmış!

İşte bütün bu kavga kıyamet 800 PKK’linin sınır dışına çıkıp çıkmayacağı üzerinden kopuyor.

Ancak 800 PKK’li sayısı, son iki yılda içeride 1030, dışarıda 1650 olmak üzere toplam 2680 öldürülen PKK’linin üçte birinden bile az. Bu durumda ya bu “çekilme” meselesi hikâye, ya da devletin açıkladığı rakamlar hikâye…

Öldürülen PKK’li sayısı açıklanırken AKP’ye büyüme rakamları hazırlayanlar, “çekilme” rakamları açıklanırken AKP’ye enflasyon rakamları hazırlayanlar devreye sokuluyor anlaşılan…

ŞEYH UÇMAZ, MÜRİT UÇURUR

Güneri Civaoğlu sağlam yerden dinlediğini belirterek anlatıyor: “İmralı’da Abdullah Öcalan’la konuşan BDP milletvekilleri, hatıra olarak Öcalan’dan imza almışlar. O milletvekilleri daha sonra Kandil’e gittiler. Orada gösterdikleri kâğıt üzerindeki hatıra Abdullah Öcalan imzasını Kandil’dekiler öpmüşler.” (Milliyet, 3 Nisan 2013)

Bu kadar da olmaz dedirten bu hikâye kuşkusuz doğrudur. Zira BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak’ın TBMM grup toplantısında söylediği şu sözler ancak şeyh-mürit ilişkisiyle açıklanabilir: “Öcalan’ın doğum günü olan 4 Nisan, Kürtlerin de doğum günüdür, hepimizin doğum günüdür.”

Artık TBMM adına İmralı’ya bir pasta gönderirler! Mumlar da AKP’den…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Nisan 2013

, , , ,

Yorum bırakın

AÇILIMDAN BEYAZ KÜRTLERE: KÜSİAD

Öcalan’ın 1999’da Türkiye’ye teslim edilmesi iki önemli gelişmeye neden oldu: Birincisi Irak Kürdistanı’nın kurulmasının önündeki Türkiye direncinin zayıflamasıydı. İkincisi de Amerikancılığın Türk devleti içerisinde yeniden kuvvet kazanmasıydı.

İşte ABD bu iki kazanımın üzerinden Erbil merkezli Kürdistan’ın kuruluşunu hızlandırdı; üstelik Türkiye’yi de işe katarak!

KÜRDİSTAN TV’DEN GÜLEN OKULLARINA

Örneğin, Kürdistan TV kuruldu. Teknik donanımı Turkish Daily News gazetesinin sahibi, Turgut Özal’ın manevi oğlu ve Tansu Çiller’in danışmanı İlnur Çevik tarafından sağlanan Kürdistan TV, Şubat 1999’da yayına başladı.

Ekim 1998’de Zaho’da Pentagon tarafından TSK’nin desteğiyle kurulan Askeri Akademi’nin çalışmaları hızlandırıldı. Akademide Pentagon’un Özel Savaş subayları ile 40 Türk Özel Kuvvetler Komutanlığı personeli çalışıyordu. Peşmerge subay, zaman zaman eğitim için Silopi’deki Tugay’a getiriliyordu. Peşmergelerin bir bölümünün maaşını da Türkiye ödüyordu. Hatta bir süre sonra peşmerge başına 60 dolar olan maaşın 100 dolara çıkarılması için Barzani Ankara’yla pazarlığa bile tutuştu.

Beyaz Saray’ın aktardığı paralarla İngilizce ve Kürtçe eğitim veren okullar kuruldu. Bağdat’taki Kürt öğretim üyeleri Erbil’deki Selahaddin Üniversitesi’ne çekildi. Türkiye’den de pek çok öğrenci, yıllar içinde burslu olarak Selahaddin Üniversitesi’nde okudu. İlerleyen yıllarda Fethullah Gülen de, ABD’nin teşvikiyle Barzani’yle anlaşıp Kürdistan’da ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim kurumları hayata geçirdi.

KİT’İ MİT KURDU

Türk Telekom’un verdiği teknik destekle Irak Kürdistanı’nın telefon haberleşme sistemi kuruldu. Savaş öncesi var olan telefon şebekesi onarılarak, haberleşme yaygın hale getirildi.

CIA’nın Kasım 1998’de temelini attığı Kürdistan İstihbarat Teşkilatı (KİT), hızla organize edildi ve geliştirildi. KDP ve KYB üyelerinden oluşturulan KİT personelinin bir bölümü İsrail’in başkenti Tel Aviv’deki CIA merkez üssünde, bir bölümü de Türkiye’de MİT bünyesinde kurslardan geçirildi.

Kürdistan’ın emniyet örgütü de yine Türk Emniyet Genel Müdürlüğü örnek alınarak oluşturuldu. Asayişi ve trafiği denetleyen birimler meydana getirildi. Askeri üniformaya benzeyen resmi üniformalar hazırlandı, resmi araçlar tahsis edildi.

Kürdistan’ın yargı sistemi de hızla oluşturuldu.

KÜSİAD, KÜRTCELL, COLA KURDA

Tüm bunlar Irak Kürdistanı’nın inşası içindi…

Şimdi Irak Kürdistan’ın Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e açılması ve Türkiye’ye doğru genişletilmesi aşamasındayız. İşte Erdoğan’ın 2005’teki Diyarbakır açılımı, 2009’daki Kürt açılımı ve 2013’deki Büyük Kürdistan açılımı bu proje içindir.

2009’daki Kürt açılımı Kürtçe TV’yi, Kürtçe kursları, Kürtçe savunma hakkını doğurdu… Ya 2013’te başlayan Büyük Kürdistan açılımı?

Wall Street Journal’dan öğreniyoruz ki, Kürt Sanayici ve İşadamları Derneği yani KÜSİAD faaliyete geçmek üzere!

Selahaddin Çölçınar 2009’da Kürt açılımı başlayınca Türk Patent Enstitüsü’ne (TPE) başvurmuş ve bu ismi tescillemiş. 2013’te Büyük Kürdistan açılımı başlayınca da 20 işadamıyla birlikte İstanbul merkezli derneği hayata geçirmek üzere Valilik ve Emniyet’e başvurmuş.

Yine Wall Street Journal’dan öğrendiğimize göre TPE Bijicell ve Kürdicell’in başvurusunu da onaylamış. Ayrıca Kürtcell ve Cola Kurda da izin bekliyormuş.

BÖLME VE PARÇALAMA AÇILIMI

Böylece Erdoğan-Öcalan ortaklığından beyaz Kürtlere KÜSİAD,  zenci Kürtlere ise tarikat mensupluğu ve İslamcılık düşmüş oldu!

Bir de Washington’un TÜSİAD ve KÜSİAD’ı buluşturduğu ortak nokta var tabii: Ortadoğu’da kurşun olmak!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Nisan 2013

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

BAŞKANLIK İÇİN EYALET SİSTEMİ

Başbakan Erdoğan “bunlar tarih bilmiyor” dedikten sonra ekliyor: “Eyalet yapısı güçlü kalkınmayı getirir. Osmanlı’da Lazistan, Kürdistan eyaletleri var. Güçlü bir Türkiye eyalet sisteminden korkmamalıdır. Siz eyalet sisteminde de üniter yapıyı muhafaza edebilirsiniz. Azınlıklar ve eyalet sistemindeki hoşgörüyü yakalamış değiliz. Coğrafi bölgeler açısından değerlendirip eyaletin adını koyabiliriz. Biz de olaya bu şekilde yaklaşabiliriz. Bu böyle olacak diye konuşmuyorum. Bu yaklaşımı güçlü bir Türkiye için konuşuyorum.” (CNN Türk, 29 Mart 2013)

Erdoğan haklı, biz bu tarihi bilmiyoruz… Biz okuduğumuz ve öğrendiğimiz tarihi anlatalım.

OSMANLI’DA 3 AYRI İDARİ SİSTEM

600 yıllık Osmanlı devletinin idari yönetimini üç evreye ayırabiliriz:

1. 1299-1362: Osmanlı devleti Sancak sistemiyle yönetiliyordu:

2. 1362-1864: 1. Murat döneminde Eyalet sistemine geçildi. Daha doğrusu sistem aslında “Beylerbeyliği” sistemiydi.

3. 1864-1922: Osmanlı devletinin dağılmasına ve eyaletlerin daha kolayca kopmasına neden olan Beylerbeyliği sisteminin yerine, daha merkeziyetçi Vilayet sistemine geçildi.

Bu arada önemle belirtelim. Erdoğan’ın “Osmanlı’da Lazistan, Kürdistan eyaletleri vardı” demesi de tam olarak doğru değildir. Çünkü Osmanlı’da Trabzon ve Diyarı-bekr Beylerbeyliği vardı.

Resmi olarak ise Bedirhan Bey’in isyanıyla 1847’de kurulan ve 20 yıl ömrü olan bir Kürdistan eyaleti vardır.

Özetleyecek olursak Osmanlı devleti Eyalet sistemi içinde dağıldı, son 60 yılda ise Vilayet sistemine geçerek çöküşü durdurmaya çalıştı.

TÜRK-KÜRT FEDERASYONU

Erdoğan’ın kendine göre bir tarih anlatması ise şu hedefi gereğidir: Başkanlıkla idare edilecek eyalet sistemli bir Türk-Kürt federasyonu!

Kuşkusuz bu hedef, hem yeni değildir, hem de doğrudan Erdoğan’a ait değildir. ABD, projesini önce Özal’a şimdi de Erdoğan’a uygulatmaktadır.

Bu gerçek arşivlerdeki şu açıklamalara da yansımıştır:

1.  Erdoğan 1993 yılında, İkinci Cumhuriyet tartışmaları kapsamında kendisine sorulan, “Bu değişim süreci içerisinde eğer, ülke içinde yaşayan bazı gruplar, insanlar, milli yapı içerisinde kalmak istemezlerse ne olacak?” sorusuna şu yanıtı veriyordu: “Onun kararını halk verecek. Bu durumda belki eyaletler sistemi benzeri bir şey olabilir.” (Metin Sever, Can Dizdar, 2. Cumhuriyet Tartışmaları, Başak Yayınları, 1993)

2. Erdoğan, belediye başkanı olduktan ay sonra İstanbul’a Şehremini sistemini yani Osmanlı belediyecilik modelini öneriyordu. (Milliyet, 23 Mayıs 1994)

AKP’NİN EYALET YASALARI

3. Erdoğan başbakanlığının birinci yılı dolduğunda da eyalet sistemini savunuyordu. Katıldığı TV programında başkanlık sisteminden bahsedince, Fatih Altaylı “bunun uygulanabilmesi için eyalet sisteminin de olması gerekmiyor mu?” diye soruyordu. Başbakan Erdoğan bunun üzerine, “Eh tabii o zaman ona uygun bir yapılanma olmalı. Başkanlık sistemi, eyalet sistemi olmadan üstü kaval, altı şişhane olur” diyordu. (Kanal D, Teke Tek, 16 Şubat 2004)

4. Öte yandan Erdoğan hükümetlerinin çıkardığı Kamu Yönetimi Temel Kanunu, Kalkınma Ajansları yasası, Bütünşehir yasası gibi pek çok yasa da fiilen eyalet sistemine aşama aşama geçme yasalarıydı.

Nitekim 81 vilayeti olan Türkiye, aynı zamanda 25 eyalete (kalkınma ajansına) bölünmüş durumdadır.

AKP’nin 25 kalkınma ajansı ile BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ilan ettiği “biz 20-25 bölgeden oluşmuş özerk yönetim bölgeleri istiyoruz” hedefi aynıdır.

Kalkınma Bakanlığı’na bağlı bu ajansların başındaki Valiler, merkezden bağımsız olarak komşu ülke eyaletleriyle, özerk bölgeleriyle anlaşma yapabilmektedir. Örneğin başında Hakkâri Valisi Muammer Türker’in bulunduğu Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı DAKA, geçmişte Kuzey Irak’ta Mesut Barzani’yle “sınır kapısı” müzakere etmişti. (Sabah, 21 Ocak 2012)

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Mart 2013

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

BAŞKANIN TÜM ADAMLARI

Öcalan’ın “çekilme” şartlarından biri de Akil Adamlar heyeti…

Ancak önerinin yeni olmadığını, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun da bu öneride mutabık kaldığını önemle vurgulamalıyım.

Öcalan bu önerisini Aralık 2007’de ortaya atmıştı: “Akil adamlar komisyonu kurulmalıdır. Bu akil adamların kimlerden oluşacağı çok önemli… Ben sadece biz seçelim, bizim seçtiğimiz insanlardan oluşsun demiyorum. Devletin de seçeceği kişilerden oluşan bir komisyon olur. Örneğin İlter Türkmen olabilir. Bu komisyona Aahtisari gibi, ki özellikle onu öneriyorum, insanlar bulunmalı. Bunlar gelip benimle de görüşürler.”

Ardından Kılıçdaroğlu, Öcalan’ın Akil Adamlarını, bir Y-CHP önerisi olarak gündeme getirdi. Hatta daha da ileri gitti ve PKK’yle MİT’in değil, Akil Adamların görüşmesi gerektiğini savundu. (Haber Türk TV, 7 Haziran 2011)

ÖCALAN’IN VE DEVLETİN AKİL ADAMI: AAHTİSARİ

Marti Aahtisari, Öcalan tarafından Akil Adam olarak önerildikten sonra AKP ve CHP tarafından Türkiye’ye davet edildi.

Aahtisari Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Ana Muhalefet lideri Kılıçdaroğlu’yla görüşerek sadece Öcalan’ın değil, devletin de Baş Akil Adamı kabulü gördü.

KANDİL’İN AKİL ADAMI: İLTER TÜRKMEN

Ardından Murat Karayılan, Cumhurbaşkanı Gül adına röportaja gelen Hasan Cemal’e Kandil’in Akil Adamı’nı açıkladı: İlter Türkmen!

MİT’i CIA’ya bağlayan General Behçet Türkmen’in oğlu İlter Türkmen, 12 Eylül rejiminin Dışişleri Bakanı yapılmıştı. Türkmen’in kimliği Türk heyetinin bir Moskova ziyaretinde de gündeme gelmişti

Yıl 1974. Yer Kremlin. Sovyetler Birliği Yüksek Prezidyum başkanı Potgorni, TBMM Başkanı Kemal Güven’e İlter Türkmen’i parmağı ile işaret ederek, “sizin bu büyükelçiniz Amerikan casusudur” diye bağırır. Heyette yer alan milletvekillerinden Necdet Evliyagil, yanında oturan Türkmen’e “Bu nasıl iş? Cevap ver” der.

Ancak Türkmen’in vereceği bir cevabı yoktur!

BDP’NİN AKİL ADAMI CHP’DE: TANRIKULU

Sonra BDP’nin Cengiz Çadar, Hasan Cemal, Sezgin Tanrıkulu gibi Akil Adam önerileri oldu.

“Gölge CIA” olan Stratfor’un TR705 kodlu istihbarat kaynağı Sezgin Tanrıkulu, bilahare Akil Adam kontenjanından CHP’ye girdi, milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı oldu.

AKP’NİN AKİL ADAMI: HİLMİ ÖZKÖK

AKP’nin en önemli Akil Adamı ise Hilmi Özkök’tü. Gerçi Özkök, Erdoğan’a bağlılığının sürekliliği nedeniyle pozisyonunu şöyle tanımlıyordu: “Akil değil makul adamım!”

Böylece Özkök, karşı devrimdeki rolü nedeniyle aslında AKP için “makul” olduğunu sergilemiş oluyordu!

İSRAİL’İN AKİL ADAMI: HİSARCIKLIOĞLU

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ismi önce İmralı sürecinin Akil Adamı olarak gündeme geldi.

Ancak İsrail’in özrü sırasında ortaya çıktı ki, 17 Mart’ta Kudüs Tahkim Merkezi’nin Eş Başkanı ilan edilen Hisarcıklıoğlu meğer Suriye’ye karşı İsrail-Türkiye cephesi kurulmasında da Tel Aviv’in Akil Adamı olarak görev almış!

AB’NİN AKİL ADAMI: BEJAN MATUR

Eski Zaman yazarı Bejan Matur ise Alman Der Spiegel’e yazdığı bir makalede PKK’ye akıl vererek, Akil Adam olduğunu göstermiş oldu.

Matur AKP’nin her an çark edebileceği uyarısı yaparak sürece, örneğin AB gibi bir garantör gücün yetkili olmasının şart olduğunu savunuyor.

ABD’NİN AKİLADAMI: EGE CANSEN

Hürriyet yazarı Ege Cansen ise “ihanet önerileri” listesinde üst sıralar için yarışacak şu öneriyi yaptı: “PKK değil, bölgedeki (Güneydoğu’daki) güvenlik güçleri geri çekilsin!” (Hürriyet, 27 Mart 2013)

Tüm okurlarını şaşırtan Cansen, bu dudak uçuklatan önerisiyle kendiliğinden Atlantik’in Akil Adamlığına terfi etti.

AKP’NİN AKİL ADAMI: YALÇIN AKDOĞAN

Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan ise bu karşı devrim sürecinin nasıl tamamlanacağını belirtiyor: “Tarihle, geçmişle hesaplaşmadan, sorgulamadan, yüzleşmeden kronik meseleler aşılamaz.” (Yeni Şafak, 27 Mart 2013)

Akdoğan’ın tarih dediği Atatürk’tür, Cumhuriyet’tir, Kurtuluş Savaşı’dır, Kemalist Devrim’dir; kökleri kazınmadan, milletin hücrelerinden sökülüp atılmadan nihayete erilmez!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Mart 2013

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

TÜRKSÜZ BARIŞ OLMAZ!

AKP ile PKK’nin ve Erdoğan ile Öcalan’ın “barış” süreci nasıl hayata geçecek diye merak edenlere haberi verelim: Batman’daki Atatürk heykelin altındaki “Ne mutlu Türküm diyene” yazısı kaldırılıp, yerine “yurtta sulh, cihanda sulh” yazılmış!

Herhalde şöyle düşünmemizi istiyorlar: ‘Türk’ çıkınca, ‘barış’ gelir!

KOMŞULARA PKK KURŞUNU

Ortada dönen “barış” palavrasına rağmen aslında Türk Mehmet ile Kürt Mehmet’in ABD ve İsrail adına cephelere sürülmek istendiğini anlatıyoruz kaç gündür. Üstelik bunu da Erdoğan ile Öcalan arasındaki mutabakata dayandırıyoruz.

Ne diyordu Öcalan örgütüne: “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var.”

Abartılı sayılar bir yana, Öcalan bu mesajıyla “yeni Ortadoğu” için PKK’nin “yeni görevini” ilan ediyordu.

Geri çekilme dedikleri işte budur!

PKK NAMLUYA NASIL SÜRÜLECEK?

Peki, “geri çekilme” nasıl olacak?

Hükümet sözcüsü Bülent Arınç’ın “geri çekilme düzenli olacak” sözlerini ciddiye almıyoruz. Hükümetin basındaki sözcüleri ise şöyle bir takvim açıklıyorlar: “1. Temmuz sonuna kadar sınır dışına çekilme. 2. Temmuz-Eylül arası yasal düzenlemelerin yapılacağı hazırlık süreci. 3. Eylül ortası 31 Aralık tarihleri arası ise silahların bırakılması ve dağdan iniş süreci.” (Yeni Şafak, 25 Mart 2013)

Ancak Hasan Cemal’e konuşan Murat Karayılan, -AKP’nin hamlelerini görebilmek için- şimdiden öteleme yaptı ve “geri çekilme sonbahara sarkabilir” dedi.

Geri çekilmeye ilişkin en somut açıklama ise AKP hükümeti yerine Barzani hükümetinden geldi. Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’nin sözcüsü Sefin Dizai, “her PKK’li kendi ülkesine çekilecek” dedi.

Yani İran vatandaşı olan PKK’li İran’a, Suriye vatandaşı olan PKK’li Suriye’ye ve Irak vatandaşı olan PKK’li Irak’a çekilecek!

Böylece Öcalan’ın, daha doğrusu Washington’un PKK’ye verdiği İran, Irak, Suriye görevleri başlamış olacak!

Yani “geri çekilme” değil, PKK’nin bölge ülkelerine sevk edilmesidir söz konusu olan.

PKK GÜNEYDOĞU’YA YERLEŞECEK!

Ayrıca şu soru da anlamlıdır: Her PKK’li, vatandaşı olduğu ülkeye gidecekse, Türkiye vatandaşı PKK’liler ne olacak?

PKK’nin 3’te 2’sinin Türkiye vatandaşı olduğu düşünülürse, sınır dışına çekilmekten ziyade Kuzey Irak’taki PKK varlığının aynı zamanda Türkiye’ye yerleşmesi mi gündeme gelmiş olacak?

Oslo süreci müzakerelerinde bu sorunun yanıtı vardı aslında. Öcalan avukatları aracılığıyla yaptığı kimi açıklamalarda da değinmişti: PKK, demokratik özerk bölgenin öz savunma gücü olacak!

GÜNEYDOĞU’YA DİNİ RESTORASYON

Başlarken “barış” süreci nasıl hayata geçecek diye sormuş ve Batman’daki “ne mutlu Türk’üm diyene” yazısının yerine “yurtta sulh, dünyada sulh” mesajının konulmasına dikkat çekmiştik.

Bitirirken de şunu soralım: Peki Öcalan’ın Nevruz konuşmasında yer alan İslamcılık, mezhep, tarikat, cemaat mesajları nasıl hayata geçecek?

Onun da yanıtı oluşmaya başladı: Diyarbakır Dicle Üniversitesi kampüsüne 4. Cami yapılmaya başlamış!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Mart 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın