Posts Tagged Hakan Fidan

HAZİRAN AYAKLANMASI AKP-PKK’Yİ BÖLDÜ

25 gündür aralıksız süren Haziran Ayaklanması Türkiye’yi bölme projesinin aktörlerini böldü: 1. AKP’yi böldü. 2. PKK’yi böldü. 3. Açılım’ı böldü ve AKP ile PKK’nin arasına girdi.

1. AKP’Yİ BÖLDÜ

a. Cemaat, Gezi eylemleri adım adım Tayyip Erdoğan’ın izlediği “şiddet” politikasını eleştirdi. Erdoğan ise Türkçe Olimpiyatları’na katılarak, Gülen’e “bu süreçte kavga etmeyelim” mesajı verdi.

b. TSK karşıtlığı nedeniyle AKP’ye destek veren liberal, piyasacı kesimler, “yetmez ama evetçiler” ve AB sürecinin destekçileri, son birkaç aydır işaretleri beliren ayrılıklarını, Haziran ayaklanması ile netleştirdiler. Hemen hepsi AKP’nin tramvayından indi.

c. Abdullah Gül, Haziran ayaklanmasını fırsat bilerek ön plana çıktı ve polis şiddetini eleştirdi. Gül, Erdoğan Kuzey Afrika’dayken devlet adına “mesaj alındı” dedi; Erdoğan’ın yanıtı ise özetle “alınacak mesaj yok” şeklindeydi. Gül, bu süreçte Rize, Artvin, Ardahan “seçim” gezisine çıkarak, her gün medya önünde olmaya çabaladı.

d. Erdoğan’a vekâlet eden Arınç’ın Gezi eylemleriyle ilgili kimi “olumlu” mesajları Erdoğan’ı kızdırdı. Erdoğan’ın kapalı kapılar ardında “altının oyulmaya çalışıldığından” şikâyet etmesi ve ardından yaptığı konuşmalarda “partisine nifak sokulmaya” çalışıldığından şikâyet etmesi ve hatta son olarak “içimizdeki hainler” vurgusu yapması durumu göstermesi bakımından önemliydi.

Gerçi yalanlandıysa da, bu süreçte Erdoğan’ın kendisine yönelik ağır sözleri nedeniyle Arınç’ın istifa ettiği fakat Gül’ün ısrarıyla vazgeçtiği de iddia edildi.

Bu süreçte Ertuğrul Günay’ın polis şiddetine tepkisi, Erdal Kalkan’ın “Yeter! Söz gençliğin” çıkışı, İbrahim Yiğit’in “iç savaş uyarısı” yapması partideki kırılmalara işaret ediyordu.

Şamil Tayyar ile Kutalmış Türkeş’in tuvalette kavga etmesi ise partinin içine düştüğü gerilimi yansıtıyordu.

e. AKP’yi destekleyen en önemli örgütlerden Mazlum-Der Haziran ayaklanmasına bakış nedeniyle bölündü. Eski milletvekili olan Dernek Başkanı Ahmet Faruk Ünsal’ın bir kısım dernek yöneticisi ve üyesiyle birlikte imzaladığı Gezi Parkı bildirisi, Yönetim Kurulu’nu böldü.

2. PKK-BDP-DTK’Yİ BÖLDÜ

a. Haziran ayaklanmasının ilk günlerinde dozer önüne yatan BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in girişimi şahsiydi. Nitekim bu köşede daha önce de belirttiğimiz gibi BDP’liler durumu “Sırrı’nın kendi eylemi” diye niteliyordu.

Zaten sonrasında BDP hiç yoktu ve hatta BDP grup başkanvekili İdris Baluken, “BDP olarak hiçbir sebep ve durumda biz bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağız” diyerek partisinin pozisyonunu özetliyordu. Öyle ki Bülent Arınç BDP’ye şöyle sesleniyordu: “BDP’nin olayın ilk anından itibaren takındığı tavrı takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz.”

Ancak BDP’nin örgütsel tavrına rağmen, Taksim’e gelen ve eylemlere destek veren BDP’liler vardı.

b. İlerleyen günlerde BDP heyeti İmralı’ya gitti ve Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” talimatını getirdi. Ardından BDP Taksim’e çıkmaya ve Apo posteri açmaya başladı. Erdoğan’ın “can simidi” gibi sarıldığı bu görüntüler üzerinden her gün “ulusalcılarla bölücüler yan yana” propagandası yapması, Öcalan’ın talimatının gerçek sahibine işaret ediyordu: Hakan Fidan!

Amaç, Apo posterleri açarak halkın Taksim’e sahip çıkmasının engellenmesiydi. Nitekim BDP İstanbul’da eylemlere katılıyor, İzmir’de katılmaya çabalıyor fakat Diyarbakır’da eylem yapmıyordu! Fakat Fidan’ın hedefinin tutmadığını önemle belirtelim!

c. Haziran ayaklanması Sırrı Süreyya Önder’i DTK ile de karşı karşıya getirdi. Önder Nuçe TV’de açık açık DTK’yi suçladı: “Türkiye yanıyor, dünyanın en büyük isyanlarından biri… DTK tek cümleyle destek açıklaması yapmadı.”

DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, Önder’in sözleri karşısında “Ben ve Aysel Tuğluk Gezi hakkında kişisel açıklamalarda bulunduk” yanıtı verdi.

3. AÇILIM’I BÖLDÜ

a. Halk hareketi ile sallanan Erdoğan, rüzgar karşısında durabilmek için söylem değiştirdi. Kendisinin “İmralı”, kurmaylarının da “barış elçisi” diye isimlendirdiği Öcalan, ansızın bölücü başı ve terörist başı oldu. BDP, Erdoğan’ın asıl niyetini bilse de, tabanda rahatsızlık yarattığı için Erdoğan’ın bu sözlerine tepki göstermek zorunda kaldı.

b. BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş olmak üzere pek çok yetkili, bu süreçte hükümetin Açılım konusunda ev ödevlerini yapmadığını vurgulamaya başladı. Sürecin kesintiye uğradığı hem Ankara’da, hem de Diyarbakır’da fazlasıyla dile getirildi.

c. Daha ilginci şu iki haberdi: PKK, TSK’nin çekildiği bir askeri üsse yerleşmiş ve küçük çaplı bir çatışma yaşanmıştı. PKK, komutanları taşıyan bir helikoptere ateş açmıştı.

d. AKP ve PKK’nin akil adamları da bu süreçte bölündü. Polis şiddetine itiraz edenler olduğu gibi Açılımın tavsadığından şikâyet edenler de vardı. Örneğin Baskın OranErdoğan barış sürecini buruşturup attı” diyordu artık.

Erdoğan’ı Türk bayrağına sarılmaya mecbur eden sürecin farkında olan deneyimli isim Ahmet Türk ise bu tür açıklamalara itiraz etti ve “bu hükümetle barış olmaz” sözlerini şu aşamada gerçekçi bulmadığını söyledi.

Hatta Türk, daha da ileri giderek Erdoğan’ın yardımcısı gibi konuştu ve Gezi eylemlerinde demokrasi talebi olduğu gibi hükümeti yıpratmak isteyen ve çözüm sürecine karşı olan bir senaryonun da devrede olduğunu savundu.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Haziran 2013

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ÖCALAN NEDEN DİYARBAKIR’DA YOK, TAKSİM’DE VAR?

Başbakan Erdoğan Kazlıçeşme mitinginde dikkat çeken bir hatırlatma yaptı: “Utanmadan şunu söylüyorlar. ‘Arap baharını gördük, şimdi de Türkiye baharına hazır olun’ diyorlar. Dışarıdaki bazı kendini bilmezler, içeride de onların uzantısı olan bazı kendilerini bilmezler. Türkiye’de Türk baharı 3 Kasım 2002’de oldu ama onlar bunun farkında değil.”

Gezi eylemleri bir “Türk baharı” değildir, dolayısıyla “Arap Baharı’nın” Türk olanı hiç değildir! Peki, 3 Kasım 2002 bir Türk baharı mıdır? 3 Kasım 2002 Soros’un ilk turuncu darbesidir!

Soros 2002’de Türkiye, 2003’te Gürcistan’da, 2004’te Ukrayna’da ve 2005’te de Kırgızistan’da darbe yaptı ve iktidara Amerikancıları getirdi!

2011’de Tunus ve Mısır’da olanlar ise bu dört Soros darbesinden tamamen farklıydı. Tunus ve Mısır’da zaten Amerikancı liderler iktidardı.

TAKSİM AKP’YE BAYRAK DİKTİ

Erdoğan’ın Kazlıçeşme mitingi sadece bu nedenle değil, Erdoğan’ın başlattığı kampanya nedeniyle de ilginçti. Aslında Erdoğan’ın yalnızlaştığını resmeden bu konuşma, şu çağrıyla bitti: “Türk bayraklarınızı sakın katlayıp koymayın. Balkonlarınıza asmanızı istiyorum. Bu bir bayrak kampanyasıdır. Bunlarla birilerine cevabı çok iyi şekilde vereceksiniz. İstanbul’un her yerinde bunu göreceğim.”

O birileri kim? Taksim eylemcileri ve Türkiye’nin dört bir tarafında “Her yer Taksim, her yer direniş” diyerek Gezi’ye sahip çıkanlardır.

Peki, eylemcilerin ellerindeki bayrak ne? Türk Bayrağı!

Peki, Erdoğan’ın “tencere, tava aynı hava” diyerek aklınca küçümsediği eylemcilerin balkonunda ne asılı? Türk bayrağı!

Peki, AKP hükümetinin yasakladığı 23 Nisanlarda, 19 Mayıslarda, 29 Ekimlerde Atatürk’e koşanların, Cumhuriyet diye haykıranlrın ellerinde ne var? Türk bayrağı!

Peki, bu eylemlere katılanlar en çok neye kızıyor? Erdoğan’ın Türk’ü anayasadan çıkarma girişimine, “Türk milliyetçiliğini ayaklarımın altına aldım”  demesine, Atatürk’ün Türk gençliğine hitabesine karşı çıkmasına, Türk’ü Türkiye yapmaya çalışmasına…

Bakın en somutunu anımsatalım. Daha geçenlerde cümlesinde “Türk bayrağı” geçen BDP milletvekiline ne diye kızmıştı AKP milletvekili Mehmet Metiner: “Türk bayrağı değil, Türkiye bayrağı diyeceksin!”

Peki, tüm bu gerçekler ortadayken, Başbakan Erdoğan neden Türk bayrağını anımsadı, neden kitlesinden Türk bayrağı asmasını istedi?

TOMA’lar neden Tük bayrağı astıysa, Erdoğan da o nedenle Türk bayrağı asıyor! Hem kitleden korunmak için, hem de kitleyi dağıtmak için!

Bu çarpıcı tablo Gezi eylemlerinin bir büyük başarısı daha olarak tarihe kaydolmuştur!

TAKSİM’DE AKP-PKK ORTAKLIĞI

Erdoğan’ın bayrak sevgisinin ilk yönünü, yani “kitleden korunma” amaçlı taşınmasını, beyaz bayrak sallaması olarak da yorumlayabiliriz. Ancak daha kurnaz kullanımı ise “dağıtmak” amaçlı kullanımındadır.

Bakın bu duruma işaret eden ve Erdoğan’ın son birkaç gündür sık sık tekrarladığı şu cümle çok şey anlatmaktadır: “Bölücü başı, yanında Atatürk resmi, yanında Türk bayrağı. Ulusalcılara sesleniyorum. Türk Bayrağı ve Atatürk’ü nasıl yan yana getirdiniz?”

Acaba Erdoğan Öcalan adına mı, yoksa Atatürk adına mı rahatsız? Üzerinde durmayacağız, zira Atatürk’le ilgili sözleri arşivlerdedir ve Öcalan’la açılım ortaklığı yürürlüktedir!

Ancak Öcalan’ın neden PKK’ye “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” talimatı verdiği ve neden BDP ile PKK’nin Taksim’e gelerek Apo posterleri açtığı artık daha da netleşmiştir.

Erdoğan’ın “Bölücü başı ve Atatürk’ü nasıl yan yana getirdiniz” sorusunun muhatabı kendisidir! Erdoğan Hakan Fidan’a, Fidan da Öcalan’a iletmiş, AKP Taksim’i Apo posterleriyle bölmeyi denemişti. Ancak başaramamışlardı!

Bu ilişki nedeniyle, geçen haftaki bir yazımızın başlığında “Erdoğan’ın grev kırıcısı Öcalan” ifadesini kullanmış ve somut kanıtlarımızı aktarmıştık. Diyarbakır’dan dönen Rafet Ballı’nın verdiği bir bilgi, bu ilişkiye yeni bir kanıt oldu: Meğer PKK ve BDP Diyarbakır’daki direniş eylemine katılmamış!

Diyarbakır’da eylem yapmayan PKK ve BDP, neden Taksim’de eylem yaptı? Diyarbakır’daki sol grupların Taksim’e destek eylemine gidip Apo posteri açmayanlar, neden Taksim’de açtı?

AKP tabanı, Türkiye’nin geleceği adına bu soruyu yöneticilerine sormalı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Haziran 2013

 

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN GREV KIRICISI ÖCALAN

İktidarı iki haftadır halk hareketi ile sallanan Tayyip Erdoğan, sahaya PKK kartını sürdü! Kartın maça ası Öcalan da BDP’ye talimatı verdi: “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın!”

Peki, Taksim nasıl ulusalcılara bırakılmayacak? BDP Taksim’e gidecek, Öcalan posterleri asacak, Kürdistan sloganları atacak…

Sonra? Sonra halk, PKK ile yan yana olmamak adına yavaş yavaş alandan çekilecek! Hesap bu…

Tutar mı, göreceğiz!

Erdoğan, günlerdir biber gazıyla yapamadığını şimdi Öcalan posterleriyle deneyecek. Başarabilecek mi, göreceğiz!

HALK DÜŞMANLIĞINDA ORTAKLIK

Erdoğan ile Öcalan’ı Taksim’i dağıtma ortaklığında buluşturan süreci anımsamalıyız. BDP’nin iki hafta boyunca izlediği çizgi, Erdoğan’ın Hakan Fidan’a, Fidan’ın Öcalan’a talimatı nedeniyle üç farklı aşama geçirdi:

1. Aşama: Sırrı Süreyya Önder’in dozerin önüne yatarak Taksim gezi parkı eylemine motivasyon sağlamasını BDP’nin genel tutumundan ayırmalıyız.

Nitekim konuştuğum bazı BDP’liler, “Sırrı’nın kendi eylemi” değerlendirmesi yaptılar.

2. Aşama: Eylemin dalgalarının 31 Mayıs ve 1 Haziran günleri tüm Türkiye’ye yayılması üzerine, BDP Genel Merkezi Taksim’le arasına kalın bir çizgi çekme ihtiyacı duydu.

BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken şu açıklamasıyla o kalın çizgiyi ilan etti: “Statükoyu güçlendirecek sloganlar ve imgeler bu protestoların başat özneleri konumuna gelmiştir. BDP olarak hiçbir sebep ve durumda biz bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağımızı ifade etmek istiyoruz.”

BDP’nin bu tavır ilanı, AKP’den takdir gördü. Başbakan vekili Bülent Arınç kameralar karşısında şöyle sesleniyordu: “BDP’nin olayın ilk anından itibaren takındığı tavrı takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz.

AKP: GAZLA OLMADI, ÖCALAN’LA DAĞITALIM

3. Aşama: AKP’nin meydanlarda olmadığı için teşekkür ettiği BDP-PKK, Başbakan Erdoğan’ın Kuzey Afrika’dan Türkiye’ye döneceği gece Taksim’e çıkma kararı aldı!

Sonrasında İmralı’ya giden ve Öcalan’dan talimat alan BDP heyetinin açıklamaları, neden Taksim’e çıktıklarını açıklıyordu. Öcalan şöyle demişti: “Direnişi anlamlı buluyor ve selamlıyorum. Ebetteki bu duruş yeni bir siyasal kırılma yaratmıştır. Ancak hiç kimse ulusalcı, milliyetçi, darbeci çevrelere de kendini kullandırmamalı. Bu hareketin onların denetimine girmesine Türkiyeli demokrat, devrimci, yurtsever ve ilerici çevreler izin vermemelidir.

Mesaj netti: PKK sahaya girecek ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen, Türk bayraklarıyla günlerdir alanlardan “Hükümeti istifaya” çağıran yüzbinlerden Taksim’i alacaktı!

PKK Taksim’de sürekli Öcalan posterleri asacak ve halkı taciz edecek, yıldıracaktı! Diğer yandan Erdoğan’ın medyası propaganda yapacak, “Ağaç bahane, bunlar bölücü”, “Erdoğan’a karşı olanlar, bölücülerle yan yana” diyecek…

Halk da PKK ile yan yana olmamak adına adım adım alandan çekilecek.

4-5 gün boyunca bu taktik uygulanacak!

Ya sonrası?

TAKSİM’İ PKK’YE BIRAKMAYIN!

1. aşama sonrasında sahadan çekilen ve İmralı heyetinden atılarak cezalandırılan Sırrı Süreyya Önder, terbiye edilmiş olarak yeniden sahaya gönderilecek, altına kürsü, eline mikrofon verilecek! Önder de kitleye “tamam, başardık, kazandık, şölenimizi yaptık, hadi evlere dağılalım” diyecek özetle!

Böylece iki haftadır Türkiye çapında milyonların dile getirdiği “Hükümet istifa” talebi, eritilmiş olacak!

Hesap tutar mı? Tutmamalı!

PKK’nin halkın Taksim’i özgürleştiren eylemini çalmasına izin verilmemeli! Meydan, 300 BDP’liye teslim olmamalı!

“Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” diyen Öcalan’a verilecek en iyi yanıt, Taksim’i PKK’ye bırakmamaktır!

PKK’ye Taksim’i bırakmayan kuvvet, bu halk hareketine önderlik eder ve kısa vadede zaten başarı kazanmış olan bu hareketi, orta vadede de başarıya götürür!

Mesele bu işi kimin üstleneceğidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Haziran 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

‘MİT İÇİNDEKİ AYDINLIKÇILAR’ YALANI

Başbakan Erdoğan Reyhanlı saldırısının iki hafta öncesinden başlayarak hemen her gün İşçi Partisi’ni ve Aydınlıkçıları hedef aldı.

Reyhanlı saldırısından sonra ise İşçi Partisi’ni ve Aydınlıkçıları hedef alma nöbetini bu kez Cemaat devraldı ve kalemşorları “MİT içindeki Aydınlıkçılar” yalanı üzerinden saldırıya başladı.

Birbirleriyle çarpışan AKP ile Cemaat’in İşçi Partisi ve Aydınlık düşmanlığında kesişmesi önemli. Bugün bu kesişmeyi inceleyeceğiz:

EMRE USLU DUR!

1. Her gün ya köşesinden ya twitter üzerinden “MİT içindeki Aydınlıkçılar” diyerek “özel bir çalışma” yürüten Polis-Yazar Emre Uslu, operasyonun yeni bir aşamasına geçmiş ve dün köşesinden soruyor: “Erdoğan ve Hakan Fidan MİT içinde Aydınlıkçı ekibe nasıl izin veriyor?” (Taraf, 29 Mayıs 2013).

Uslu, Hakan Fidan adına şu yanıtı veriyor: “MİT’e geldi, kontrol altına alamadı, başarısız oldu, algısı yaratmamak için bu ekibi karşısına almak istemiyor. Hatta beraber çalışıyor, çünkü karşısına aldığında dayanacağı başka bir ekip neredeyse yok gibi.”

Uslu, sorusuna Başbakan Erdoğan açısından da yanıt veriyor: “Hakan Fidan ve Erdoğan, içine düştükleri Cemaat fobisi nedeniyle kendilerini bunlara yaslanmaya mecbur hissediyorlar…

Soru uydurma olunca, haliyle yanıtı da uydurma oluyor! Zekâ gerektirmez, bir parça vicdan taşıyan biri bile, üst düzey yöneticileri MİT şemalarıyla hapiste olanların, MİT içinde ekibi olmayacağını, olamayacağını bilir!

2. “MİT içindeki Aydınlıkçı kanat”, Uslu’nun iddiasına göre Erdoğan’ın ABD gezisinden önce medyaya şu haberi servis etmiş: El-Nusra’nın kontrolündeki üç araç Türkiye’deki ABD hedeflerini vuracak.

Uslu’ya göre “MİT içindeki Aydınlıkçı kanat” bu istihbarat notuyla hem Erdoğan’ı Obama karşısında zor durumda bırakmış hem de dünyada “Esad giderse Suriye El Nusra gibi terör örgütlerine kalır” algısı yaratmış!

Yukarıdaki değilse bile burası zekâ gerektiriyor. Zira Esad giderse Suriye’nin kimlere kalacağının anlaşılması için o tip bir istihbarat notuna gerek yok. Batı basını aylardır El Nusra’ya dikkat çekiyor zaten. İkincisi Erdoğan’ın Obama karşısında zor durumda kalıp kalmaması kendi pozisyonuyla ilgilidir. İstihbarat notları, üstelik CIA’yı aşarak, BOP eş başkanlığıyla bağıtlanmış ilişkileri torpilleyemez!

AKP İLE CEMAAT’İN ORTAK DÜŞMANI

Peki, ABD’deki bölünmenin bir yansıması olarak içeride çarpışan AKP ile Cemaat neden İşçi Partisi ve Aydınlık düşmanlığında ortak?

1. Çünkü İşçi Partisi ve Aydınlık anti-emperyalist; AKP ile Cemaat ise emperyalizmin farklı kesimlerinin Türkiye’deki temsilcileridir.

2. Tam bir yıldır birbirilerine karşı operasyon yürüten bu iki kuvvet, kendilerini zorda bırakan hamleler karşısında, rakibine “ortak düşmanı” hatırlatma mecburiyeti duyuyor. Her iki taraftan da “biz tepişirsek, onlar kazanır” mesajının zaman zaman yükselmesi bu nedenledir.

3. Erdoğan, ABD’nin dayattığı sistem değişikliğini ülkeye kabul ettirmek için CHP ve MHP’yi de “ikna etmek” zorunda olduğunu görüyor. Bu iki kuvveti buna mecbur etmek için de, psikolojik savaş yöntemlerine başvuruyor. İki partiye de “İşçi Partisi’nin kuyruğundasınız” diye yüklenerek, karşısındaki fiili cepheyi bölmeye çalışıyor.

4. Aynı yöntemi AKP’nin baskısı altında olan Cemaat de uyguluyor. Emre Uslu, “Hakan Fidan ve Erdoğan, içine düştükleri Cemaat fobisi nedeniyle kendilerini bunlara (Aydınlıkçılara) yaslanmaya mecbur hissediyorlar.” diyerek aslında AKP’ye “bize yaslan” mesajı vermiş oluyor.

GÜVENLİKLE İLGİLİ KURUMLARI UYARIYORUZ

Reyhanlı saldırısı nedeniyle MİT’in Emniyeti, Emniyet’in de MİT’i suçlaması, AKP ile Cemaat’in çarpışmasının bir yansıması olarak tarafların Reyhanlı’nın sorumluluğunu birbirine yıkma gayretidir.

Ancak her iki kesimin de Aydınlık düşmanlığına yönel(til)mesi, bir CIA marifetidir. Buradan hem AKP’yi hem de Cemaati, ama onlardan daha çok ülke güvenliğiyle ilgili tüm kurumları uyarıyoruz: Jandarma istihbarat raporu, dört adet bombalı araçtan söz ediyor. Bu istihbarat doğruysa, halen ülke içinde dolaşan iki bombalı araç var demektir. “MİT içindeki Aydınlıkçılar” hedef şaşırtması, bu araçların herhangi bir kentimizde patlatılmasını kolaylaştırıyor!

BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN BAĞIMSIZ KURUM

Bugün İşçi Partisi ve Aydınlıkçıları hedef alanlar bilmeliler ki, CIA patentli istihbarat yalanlarıyla, tam 45 yıldır Doğu Perinçek önderliğinde ABD’ye karşı Türkiye’nin çıkarlarını savunan Aydınlıkçıları karalayamazlar.

Ne 40 yıl önceki Ziverbey işkenceleri ne de 40 yıl sonraki Ergenekon tertipleri Aydınlıkçıları emperyalizme ve Gladyo’ya karşı mücadeleden alıkoyamamıştır. Tersine bu saldırılar, Aydınlıkçıların haklılığının kanıtı olmuştur, mücadelelerini büyütmüştür.

“Vatan, Namus, Emek” diyen Aydınlıkçılar CIA’nın hem MİT’teki, hem Emniyet’teki kliklerini dün olduğu gibi bugün de temizleyecek ve “bağımsız Türkiye için milli ve bağımsız kurum” hedefini sürdürecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Mayıs 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

F-AK KAVGASI

HSYK’nin, 1923 hâkim ve savcıyı kapsayan kararnamesi Emniyet ve Yargı’da Cemaat ve AKP çarpışmasının tüm hızıyla sürdüğünü gösterdi. F tipi görevlilerin AKP’ye yönelik hamleleri, anlaşılan tüm engellemelere rağmen sürüyor.

Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’un haberine göre Ankara Cumhuriyet Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş’in tenzili rütbe ile Antalya Başsavcılığı’na atanmasının nedeni de yeni bir F-AK kavgası. Uludağ, Kuriş’in Başbakan Tayyip Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında Ankara’da yürüttüğü yeni bir Oslo soruşturması nedeniyle Antalya’ya sürüldüğünü yazıyor.

Onca gürültü patırtıya rağmen Cemaat’in hâlâ Oslo üzerinden AKP’yi sıkıştırmaya çalışması, kuşkusuz hem “paylaşılamayanın” büyüklüğüne hem de ABD’nin her iki oyuncusunu birbirine çarpıştırarak hizaya getirdiğine işaret ediyor.

15 aydır süren bu çarpışmanın kritik dönemeçlerini hatırlayalım:

FİDAN’DAN SONRA SIRA ERDOĞAN’DA

1. Başbakan’ın tam da ameliyatla bir süre ortalardan kaybolduğu süreçte, 7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan KCK davası kapsamında ifadeye çağrıldı. Erdoğan’ın özel temsilcisi olarak Oslo’da PKK ile masaya oturan Fidan’ı soruşturmak, kuşkusuz Başbakan’ı soruşturmak demekti.

Fidan ve ifadeye çağrılan diğer MİT’çiler, AKP kalkan oluşturacak bir yasa hazırlayana kadar MİT binasından çıkmadı. Böylece AKP, ilk F tipi soruşturmayı savuşturmuş oldu.

Başbakan Erdoğan operasyonun arkasındaki gücü “paralel devlet” diye tanımladı ve “Hakan Fidan’dan sonra bana geleceklerdi” dedi.

2. Soruşturmayı başlatan Savcı Sadrettin Sarıkaya görevden alındı, yerine özel yetkili savcı Adem Özcan atandı.

3. Savcı Adem Özcan, AKP’nin çıkardığı yeni yasa gereği soruşturma için Başbakan’dan izin istedi ve 9 ay boyunca yanıt bekledi. Özcan’ın ikinci bir yazı yazacağı öğrenilince, Terörle Mücadele Savcılığı’ndan sorumlu Başsavcıvekili Oktay Erdoğan, dosyayı Özcan’dan aldı!

CEMAAT ERDOĞAN’I DİNLİYOR

4. AKP, F tipi ilk hamleyi atlattıktan sonra, şu sorunun peşine düştü: Soruşturmayı Erdoğan’ın ameliyatlı olduğu döneme getirerek AKP’nin müdahalesini engellemek isteyen Cemaat, yalnızca birkaç ismin bildiği sağlık sorununu nereden biliyordu?

MİT hemen böcek araştırması yaptı. Başbakan’ın AKP Genel Merkezi’ndeki odasında da, Meclis’teki makam odasında da, hatta evinin altında ofis olarak kullandığı bölümde de böcek bulundu.

5. Bu gelişme üzerine bir süre sonra Başbakanlık koruma polisleri baştan sona değiştirildi! Hatta yeni ekibin göreve başladığı ve eski ekibin eşyalarını toplayıp odaları boşalttığı ilk gün, yumruklaşmaya varan kavgalar oldu.

6. Ankara’da Memur Suçlarını Soruşturma Bürosu’nda görevli savcı Murat Demir, Başbakanlık’ta yaşanan koruma kavgası için soruşturma açtı. Ankara Cumhuriyet Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş, Başbakanlık Koruma Dairesi Başkanı Ramazan Bal ile dört koruma hakkında İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma izni istedi.

MİT’TEN EMNİYET’E BASKIN

7. Hürriyet’ten Tolga Şardan’ın haberine göre, böcek olayının ardından Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişleri, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi’nde inceleme yaptı. Müfettişlerin, tüm dinleme kayıtlarını da incelediği iddia edildi.

8. AKP’nin MİT’i ile Cemaat’in Emniyet İstihbaratı arasında mücadele sürerken dikkat çeken bir şey oldu. Fethullah Gülen, Gaziantep’teki terör saldırısı ile Uludere’de Mehmetçikleri taşıyan minibüsün devrilmesi nedeniyle bir mesaj yayınladı. Gülen’in taziye mesajında MİT iması vardı! (Vatan, 22 Ağustos 2012)

9. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, MİT Müsteşar Yardımcısı Muhammed Dervişoğlu hakkında haksız mal varlığı davası açtı.

ATALAY F TİPİ KALEMLERİN HEDEFİ

10. F tipi kalemler, Hakan Fidan operasyonundan bir sonuç alınamayınca, bu kez Beşir Atalay’a yöneldiler. Atalay’ın İran yanlısı olduğu, KCK tutuklamalarını engellediği yazıldı.

11. İddiaya göre Başsavcıvekili Murat Esen, göreve atandıktan sonra devraldığı dosyalardan birinin eksik olduğunu gördü. Dosya Hüseyin Görüşen’in makamında bulunan özel kasada bulundu. Dosya gizli bir Oslo soruşturmasıydı; üstelik Başbakan Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan “şüpheli” olarak yer alıyordu!

Esen, Erdoğan ve Atalay’la ilgili bölüme hızla takipsizlik kararı verdi, Fidan’la ilgili bölümü ise yetkisizlik kararıyla İstanbul’a gönderdi. İstanbul takipsizlik kararı vererek soruşturmayı kaldırdı.

Gizli Oslo soruşturmasının sahibi olduğu iddia edilen Ankara Cumhuriyet Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş de tenzili rütbe ile Antalya’ya gönderildi.

F-AK KAVGASI TÜRKİYE’YE DEĞİL, ABD’YE YARIYOR

ABD, AKP ile F tipi Cemaat’i birbirine vuruşturarak sadece iki oyuncusunu sürekli hizalamış olmuyor, aynı zamanda Türkiye’yi bölge politikalarına uyumlu olmaya mahkûm ediyor.

AKP ile Cemaat arasındaki çelişmelerden medet umanlar ve o çelişmelerin pususuna yatanlar, enerjilerini esas çözüme yani Milli Merkez’e vererek, 15 aydır süren bu F-AK kavgasından, F tipi operasyonlardan, Ergenekon tertiplerinden, CHP ile MHP’nin kasetlerle dizayn edilmesinden, İran ve Suriye’ye düşmanlıktan, Barzani ile birlikte Irak’ı bölmeye çalışmaktan, PKK ile müzakerelerden, bölünme anayasası girişimlerinden toptan kurtulmaya odaklanmalıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Mayıs 2013

, , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

İSRAİL’LE FLÖRT, PKK’YLE BALAYI

Muhafazakâr medyanın, İsrail’in Suriye’ye saldırmasını “Esad’ın işine yarıyor” diye yorumlaması kuşkusuz ülkemizdeki İslamcı hareketlerin konumu açısından utanç vericidir. “Esad’ın her İsrail saldırısından sonra avuçlarını ovuşturduğunu” iddia eden muhafazakâr medya, aslında bir tek Atlantik cephesinin çıkarlarının savunulmasını muhafaza ettiğini sergilemiş oldu.

Muhafazakâr medyanın iki günlük bu psikolojik savaş çalışmasının ardından nihayet Başbakan Erdoğan sahneye çıktı ve İsrail’in Suriye’ye saldırmasını “Esad’ın eline altın tepsi içinde sunulan koz” olarak niteledi!

Yazılanlar kuşkusuz psikolojik savaş merkezlerinin nasıl çalıştığını anlamamız bakımından bir laboratuvar hizmeti gördüyse de, esas olan bu topraklarda neden büyük bir anti-emperyalist İslamcı hareketin oluşamadığını çözümleyebilmektir.

ABD’NİN STRATEJİK AKTÖRLERİ

Bugün İsrail’in saldırıları üzerine yürütülen psikolojik savaş çalışması, dün de PKK için yapılıyordu. AKP Hükümeti PKK’nin Esad’ın kartı olduğunu iddia ederek, Suriye düşmanlığına yandaş arıyordu.

Artık bir AKP-PKK balayı yaşandığı için o argümanlar rafa kaldırılmış, yerine İsrail konmuştur. Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi, tabanlarındaki İsrail karşıtlığını Suriye karşıtı politikalarına malzeme yapmaya uğraşmaktadırlar.

Oysa tablo oldukça nettir:

1. ABD, AKP ile Suriyeli teröristleri Şam karşıtlığında askeri bölük haline getirmiştir.

2. ABD, AKP ve İsrail’i, özür üzerinden Suriye ve İran karşıtlığında birleştirmiştir.

3. ABD, AKP ve PKK’yi Kuzey Irak’ı Kuzey Suriye üzerinden Akdeniz’e bağlama ve Diyarbakır’ı BOP’ta merkez yapma projesinde yan yana getirmiştir.

4. ABD, AKP ile Barzani’yi Bağdat ve Maliki karşıtlığında birleştirmiştir.

5. ABD, “AKP-PKK-Barzani-İsrail” dörtlüsünü Büyük Ortadoğu’da Amerikan Konfederasyonu kurması için aynı cepheye sokmuştur.

6. ABD, bir Türk-Kürt-Yahudi cephesi kurarak, Arap ve Fars’ın üzerine sürmeyi hesap etmektedir.

Tüm bu operasyonların Türkiye açısından karşılığı ne peki? Birincisi AKP’yi iktidar koltuğunda tutmak, ikincisi de AKP’ye petrol ve doğal gaz verip, TSK’ye boru bekçiliği yaptırmak.

ATLANTİK CEPHESİNİN SORUNLARI

Peki, kısmen ilerlemesine rağmen bu senaryolar gerçekleşebilecek mi?

ABD açısından durum: Asya-Pasifik merkezli strateji belirleyerek Ortadoğu’daki işlerini model ortaklarına devreden Washington açmaz içinde. Çünkü model ortak sonuca gidemiyor. Ayrıca Obama yönetimi ile yeniden Ortadoğu’ya girmek isteyen kesimler arasında ciddi bir iç mücadele var. Obama Suriye’ye girmesi baskılarını önce “kimyasal silah kullanımını” kırmızı çizgi ilan ederek savuşturdu. Bu yönde haberler servis edilince bu kez kırmızı çizgiyi “sistematik kullanım” şeklinde güncelledi. BM’de Şam yönetiminin değil, Suriyeli teröristlerin kimyasal kullanıldığının saptanması, ABD’nin bu iç mücadelesinin bir yansımasıydı.

İsrail açısından durum: Bir karakol devleti olan İsrail, ABD’nin Asya-Pasifik merkezli stratejisi nedeniyle kalkanından oldu; AKP’nin varlığıyla teselli bulmaya çalışıyor. İsrail içinde kimi kuvvetler ABD’yi yenide bölgeye çekecek hesaplar içinde. Washington’un Tel Aviv’e rağmen İsrail’in Suriye’ye saldırdığını duyurması bu hesaplara dayanıyor.

PKK açısından: Öcalan’ın AKP’ye payanda olması ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a mesai arkadaşlığı yapması, örgütün yayın organlarına üstü kapalı yansıyacak düzeyde bir rahatsızlık yarattı. PKK’nin ideolojik kalemlerinin İsmail Beşikçi’ye bile savaş açabildiği bu yeni süreç kaygıyla izleniyor. Erdoğan-Öcalan projesinin Kürtleri Ortadoğu’da kurşun yapacağı gerçeği kaygıları daha da büyütüyor.

AKP açısından durum: ABD’nin model ortağı olan AKP Hükümeti, iki yıldır Esad’ı deviremediği için sıkıntılı. Zira problem sürdükçe hem sığınmacıların yarattığı sorunlar büyüyor, hem de Türkiye içinden yükselen tepkiler etkili olmaya başlıyor. 16 Mayıs’ta Washington’a gidecek olan Erdoğan, Obama’dan hem Suriye için hem de içerdeki muhalefete sert baskı uygulayabilmek için destek isteyecek.

Sonuç olarak Atlantik cephesinde sıraya dizilenler açısından işler hiç de iyi gitmiyor! Yani ABD’nin İsrail’le flört ettirdiği ve PKK’yle balayı yaşattığı AKP, sadece büyük bir utanca imza atmıyor, aynı zamanda sonunu da getiriyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Mayıs 2013

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

MİT’TEN MİT’E ÖCALAN

Mehmet Bedri Gültekin’in İmralı’dan bugüne Abdullah Öcalan’ı incelediği çok önemli çalışmasını Aydınlık şu vurguyla öne çıkarmıştı: “Dün ‘Kemalistlerle yürüyelim’ diyordu, bugün Fethullah Gülen’e selam gönderiyor.

Kuşkusuz 1999-2013 arası süreç için çok doğru ve önemli bir saptama.

Biz bu saptamayı derinleştirmek için Öcalan’ın 14 yılından ziyade 40 yılına odaklanacağız bugün…

1. MİT’İN YAN KURULUŞUNDAKİ OFİS BOY

Başbakan Erdoğan’ın “akil adamı” Avni Özgürel, 60’lı yıllarda yer aldığı derneğin kullandığı “komünizm karşıtı materyallerin” kendilerine MİT tarafından ulaştırıldığını belirtiyor. Özgürel, bu yayınları veren kuruluşlardan birinin de Refik Korkut’un Fikir Ajansı olduğunu söylüyor. Ankara’daki bu ajansa sık sık gittiğini anlatan Özgürel “bizim yaşlarda bir genç vardı” diyor:

“Ajansa gittiğimde onu hep orada görüyordum. 1966, 1967 yıllarında ajansta gördüğüm o genç, hayal meyal hafızamda kalmış. Yıllar içinde Abdullah Öcalan’ın resimlerini medyada gördüm ama insanlar yaşla birlikte değişiyor tabii. Ancak 1993’te Öcalan’la yüz yüze geldiğimizde bende bir takım çağrışımlar oldu.”

Avni Özgürel Panorama’nın Genel Yayın Yönetmeni olarak Bekaa’da görüştüğünde bunu Öcalan’a sorar. Öcalan, “Doğru hatırlıyorsun. Ama ben bunları bir müddet sonra açıklayacağım” der.

Öcalan 1966, 1967 yıllarında Ankara Tapu Kadastro Lisesi’nde okumaktadır. Gelelim Fikir Ajansı’na…

Bu ajansa ve Refik Korkut’a dair çok önemli bir bilgi şu: 27 Mayıs’ta Başbakanlık Müsteşarı Salih Korur’un kasasında çıkan örtülü ödenek hesabı kayıtlarında, Korkut’a Ağustos 1959’da 28 bin lira ödendiği yer almaktadır!

2. ÖCALAN MİT’LE ANLAŞARAK SERBEST KALDI

Abdullah Öcalan 1972 yılında MİT’le anlaştı. Gelin bu saptamayı Uğur Mumcu’nun Kürt Dosyası isimli çalışmasından okuyalım: “Yıl 1972. Günlerden 31 Mart Cuma. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapılan boykotta gözaltına alınanlar arasında Urfalı bir öğrenci vardı. Adı Abdullah, soyası Öcalan’dı. Şafak Bildirisi’ni SBF’de dağıtmak suçuyla 7 Nisan günü gözaltına alınmış ve 27 Nisan günü tutuklanmıştı. Askeri Savcı Baki Tuğ 22 öğrenci hakkında dava açtı. En ağır ceza Abdullah Öcalan ile Metin Yalçın’a istenmişti. Askeri Savcı Baki Tuğ, duruşma sırasında görüş değiştirdi, ‘Öcalan’ın Şafak bildirisi dağıtmak suçundan aklanmasını, boykota katılmak suçundan cezalandırılmasını’ istedi. Öcalan sadece boykota katılma suçundan üç ay hapis cezası aldı.”

Tuğ’a görüş değiştirten ise Öcalan’ın MİT’le anlaşmayı kabul etmesiydi!

3. KAMER ÖZKAN’IN EVİ

Abdullah Öcalan’ın PKK’yi kurma hazırlıklarını yaptığı toplantıların bir kısmı Ankara Dikmen’de Kamer Özkan’ın evinde yapılıyordu. Yıllar sonra kimi PKK’liler, Kamer Özkan’ın aslında MİT ajanı olduğunu iddia ettiler.

4. KESİRE YILDIRIM VE PİLOT NECATİ’NİN KİMLİĞİ

Abdullah Öcalan’ın 24 Mayıs 1978’de evlendiği Kesire Yıldırım’ın MİT’le bağlantılı olduğu artık biliniyor. Öcalan ve Kesire Yıldırım’ı evlendikten üç ay sonra Ankara’dan Diyarbakır’a götüren isim ise ordudan ayrılma Pilot Necati’ydi.

ÖCALAN EN BAŞA GERİ DÖNDÜ

Öcalan Suriye’ye geçtiğinde ise artık Suriye istihbarat servisi Muhaberat’ın kontrolündeydi. Bu durum 1991 yılına kadar sürdü.

ABD’nin Ortadoğu’ya geldiği 1991 yılında ise PKK, CIA’nın denetimine girmeye başladı. 1991-1999 yılları arasını örgütün iki başlı dönemi olarak değerlendirebiliriz.

ABD 1999’da Öcalan’ı Türkiye’ye (MİT’e) teslim ederek bu iki başlılığa bir son vermeyi ve örgütü tamamen kontrol etmeyi hedefledi. Ecevit’in “neden bize verdiler, anlamadık” dediği buydu. Fakat Türk Ordusu araya girdi ve Öcalan’ın MİT’e verilmesini engelledi. TSK, 1999-2004 yılları arasında Öcalan’ı denetimine alarak terörü en aşağı seviyeye indirdi.

Ancak Washington’un Türk Ordusu’na tertipleri sırasında bu beş yıllık sürece darbe vurulmuş oldu. İmralı’daki Öcalan adım adım TSK’den MİT’e devredildi. Önce Emre Taner’in sonra Hakan Fidan’ın kontrol ettiği Öcalan ise ABD’nin AKP hükümetine uygulattığı bölge politikalarında kullanılmaya başlandı.

Sonuç olarak Öcalan 1966 yılında başladığı yere geri döndü. MİT’ten MİT’e süren bu 48 yıllık operasyon ise binlerce ölüme, silaha harcanan milyarlarca dolara ve Türkiye’nin Türk-Kürt diye ayrışmasına neden oldu.

Böylece MİT’i yönlendiren CIA, ABD’nin Türkiye’nin önüne ilk defa 1965’te getirdiği “Federe Kürt Cumhuriyeti” planını adım adım uygulatmış oldu!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Nisan 2013

, , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

BÜYÜK KÜRDİSTAN, KÜÇÜK TÜRKİYE

İmralı sızıntısı konusunda PKK Gülen cemaatini, cemaat de PKK’yi suçladı günlerce. Ancak BDP’nin “İmralı sızıntısına” ilişkin açıklaması hem adres değişikliğine neden oldu, hem de barındırdığı dikkat çeken şifrelerle yeni adres ihtimalleri ortaya çıkardı.

Şöyle ki, BDP, sızıntıda doğrudan Dicle Haber Ajansı’ndan bir ismi sorumlu tuttu. Peki, bu ajansın “Kürt” siyasi kimliğinin dışında nasıl bir özelliği var?

KCK iddianamesine göre Dicle Haber Ajansı’nı MİT kurdu! Hakan Fidan ve diğer üst düzey MİT yöneticileri de 7 Şubat 2012’de başta bu iddia nedeniyle sorgulanmak istenmişti.

ÖCALAN’IN PKK’YE MEKTUBU

Kuşkusuz sızdırılan tutanağın özelliklerinden biri de, “Öcalan Erdoğan’a teslim mi oldu” diye sorgulayan ve AKP’den gelen “anlaşmaya” dair açıklamalara tepki gösteren PKK tabanına “önderlik dimdik duruyor” mesaj kaygısı gütmesiydi…

Gerçekten de PKK içinde sürece dair ciddi itirazlar olduğu anlaşılıyor. Nitekim Öcalan’ın Kandil ve Avrupa’ya yazdığı 20 sayfalık mektup da bu itirazları yanıtlamaya dönüktür bir bakıma…

Fırat Haber Ajansı’nda çıkan Cahit Mervan imzalı bir yorum-haberde Öcalan’ın mektubundan kimi kesitler var. Özetleyelim:

1. “Ateşkes iki taraflı olacak: PKK 21 Mart’ta Öcalan’ın çağrısıyla ateşkes ilan edecek. Devlet bu ateşkese uyacak, aksi takdirde PKK ateşkesi geçersiz sayacak.”

2. “Öcalan’ın özgür hareket etmesi için koşullar yaratılacak: Bu olmadan süreç ilerlemeyecek. AKP’nin oyalama, zamana yayma çalışmaları, Kürt tarafınca anında bloke edilecek ve süreç deşifre edilerek, kesintiye uğratılacak.”

3. “Sadece idari tedbirlerle bu iş yürümez: Dolayısıyla Meclis devreye girecek. Yasal ve demokratik reformları hayata geçirecek. Anayasa değişikliği, Avrupa yerel yönetimler özerklik şartı, seçim yasası, barajın düşürülmesi, Köye dönüş için çalışmalar başlatılacak. PKK ve KCK dâhil olmak üzere Kürt hareketinin bütün aktör ve yöneticilerinin özgür siyaset yapmaları önündeki engeller kaldırıldıkça ve bu konuda güven verici yasal düzenlemeler yapıldıkça PKK aşamalı olarak ikinci adımı atacak.”

4. “Yasal düzenlemeler olunca, sınır dışına çıkılacak: Yukarıda belirtilen adımlar atıldığı takdirde PKK Türkiye’den çekilecek. Bu çıkış aynı zamanda yeni bir Kürt-Türk ittifakının temelini oluşturacak. Kürdistan parçaları arasındaki ilişkiler özgürleşecek. Bir anlamda Kürdistan’la birlikte ‘misak-i milli’ güncelleşecek.”

5. “PKK silah bırakmayacak: Varlık ve özgürlük güvence altına alınmadan silahlar bırakılmayacak. Kürtler her şart ve koşulda bu güvence sağlanmadan öz savunma güçlerini koruyacaklar.”

KÜRDİSTAN’LA MİSAKI MİLLİ GÜNCELLEMESİ!

Peki, Öcalan’ın mektubunun bu içeriği ne anlama geliyor?

Öcalan’ın aldıkları ile Erdoğan’ın verdikleri aynı hedefin birbirini tamamlayan yanlarıdır. Alınanlarla verilenlerin toplamı, barış maskesi altında Türk milli devletini yıkmak ve yerine Türk-Kürt federasyonu kurmak demektir.

“Kürdistan’la ‘misakı milli’ güncellenecek” iddiası, Türk-Kürt federasyonuna işaret etmektedir. Bu federasyonun sonraki aşaması ise Büyük Kürdistan ile Küçük Türkiye’dir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Mart 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

İŞTE ASIL DARBECİ KAFASI

Başbakan Erdoğan, Öcalan ile BDP heyeti arasındaki görüşmeye dair notların yayımlanmasına köpürdü ve Yıldırım Demirören ile Derya Sazak üzerinden medyayı tehdit etti: “Bu haberi yapamazsınız! Batsın gazeteciliğiniz!”

Öncelikle belirtelim: 12 Eylül’ün “Şu, şu haberler yapılacak” diyen generalleri ile günümüzün “bu haberi yapamazsın” diyen Başbakan Erdoğan’ı zihin kardeşidir!

Gelelim Erdoğan’ın neden itiraz ettiğine…

ANCAK SUÇLULAR KORKAR!

BDP heyetinin Öcalan’la görüşmesi kötü bir şeyse, iktidar neden hukuku hiçe sayarak böyle bir görüşmeye olanak yarattı? Bu görüşme MİT-Öcalan görüşmesinin bir parçası olduğuna göre iktidar, Öcalan’la görüşmekten utanıyor mu?

Utanacakları bir şey yapmıyorlarsa, tersine AKP hükümeti çıkıp görüşmeyi de görüşmenin içeriğini de çatır çatır savunmalı.

Ancak savunmak ne kelime, korkuyorlar! Çünkü yaptıklarının suç olduğunu biliyorlar!

Erdoğan özel temsilcisi Hakan Fidan aracılığıyla Öcalan’la görüşmesini “ben değil, devlet görüşüyor” diye kamufle edemiyor artık. Erdoğangörüşüyoruz ama masaya oturmuyoruz” diyerek pazarlık yaptığını gizleyemiyor artık.

“Bu haberi yapamazsınız” demesi şundan: Çünkü o haberde, yani o notlarda, Öcalan aslında Erdoğan’la vardığı mutabakatın “bir bölümünü” dikte ediyor örgütüne. Erdoğan mutabakatın “kamuoyu hazırlanmadan” deşifre edilmesinden rahatsız!

Çünkü biliyor ki, mutabakat hazmettire hazmettire, alıştıramadan ortaya çıkarsa, milletin ayaklarının altında kalacak!

“Baldıran zehri içtim” demesi ondan…

HANİ DEMOKRATTINIZ?

Medyada “İmralı zabıtlarından” en rahatsız olanlar AK medya ile Gülen cemaati. AK medya rahatsız çünkü “Barışsever” diye pazarlamaya kalktıkları Öcalan portresi, hesaplarını tersyüz etti. Gülen cemaati rahatsız, çünkü “boşaltmak zorunda kaldıkları yere Öcalan’ın talip olduğunu” gördüler.

Merkez medyada “İmralı zabıtlarından” en mustarip olan isim ise Nagehan Alçı! Zira Nagehan Alçı daha iki hafta önce transfer olduğu yeni gazetesinin bu haberini savunmak ile Başbakan Erdoğan’la ters düşmemek arasında kaldı.

Nitekim son yazısında bu sıkışmışlık vardı. Önce yazısının başında Milliyet’in yaptığının habercilik olduğunu savunarak üzerindeki “yeni işyeri” baskısını atmış, ardından da Sol’dan Sağ’a dönen ağabeylerine nal toplatırcasına Erdoğan’a desteğe geçmiş!

Öyle ki, barış sürecine ve Erdoğan’a destek çıkmayanları ahlaksızlıkla hatta daha çok insanın ölümüne yol açmakla suçlamış! (Milliyet, 3 Mart 2013) Neredeyse Erdoğan’a destek vermeyen meslektaşlarını Duran Kalkan’la, Fehman Hüseyin’le bir tutacak!

Hani demokrattınız? Demokrasiden, aynı şeyi düşünmeyen meslektaşınıza iktidarın kanatları altında posta koymayı mı anlıyorsunuz?

Açık söyleyelim: Bu kafa Bushgil kafasıdır!

MUTABAKAT’A DESTEK BÖLGESEL SAVAŞA DESTEKTİR!

2003’ü hatırlayın… O zaman da Bush’un “Irak’a özgürlük götürmesine” destek vermeyenleri Saddam’ın “zulmüne” ortak olmakla ve daha çok insanın ölmesine yol açmakla suçluyorlardı!

Sonuç ortada: 1 milyon Iraklı Müslüman katledildi!

Bush’un Irak’ı işgal planının adı Irak’a özgürlük götürmekti; Erdoğan’ın Öcalan’la Kürt Koridoru mutabakatı ise “Barış” oldu!

Biri CIA’nın perdesidir, diğer de MİT’in…

Onlarca nedeni bir yana bıraksak bile, zabıtlarda yer alan Öcalan’ın “çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum; Suriye var, İran var” sözleri, “Barış’ı değil, Savaş’ı getireceklerini” tek başına kanıtlar!

Barış adı altında Kürtleri Ortadoğu’da ateşe sürüyorlar! Barış adı altında Türkiye Cumhuriyeti’nin rejimini yıkıyorlar! Barış adı altında Türk-Kürt federasyonu inşa ediyorlar! Barış adı altında komşularının topraklarına göz dikiyorlar! Barış adı altında Türk ve Kürt’ü, bölgede Fars ve Arap’la karşı karşıya getiriyorlar! Barış adı altında Savaş tezgahlıyorlar!

Asıl bu gerçeğe rağmen susanlar ve çıkarları için Erdoğan’a destek verenler ahlaksızdır ve daha çok insanın ölümüne yol açacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Mart 2013

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

6 MADDELİ AKP-PKK MUTABAKATI

Başbakan Erdoğan’ın “görüşüyoruz ama masaya oturmuyoruz” diyerek, AK medyanın “barış ve çözüm” diyerek, medyanın akil adam ilan ettiği isimlerin de “sorunun bir şekilde bitmesi”  diyerek Türkiye’yi içine soktukları süreç barış değil savaş sürecidir!

Her üç ifade de savaşı perdeleme argümanlarıdır.

AKP’NİN 4 DÜĞMELİ DELİ GÖMLEĞİ

AKP’nin hiç taviz vermeden şu dört aşamalı “barış planını” PKK’ye dayattığı işlenmektedir: 1. PKK önce çatışmasızlık ilan edecek. 2. Ardından PKK sınır dışına çekilecek. 3. PKK silahlı mücadeleyi bıraktığını ilan edecek. 4. PKK silahları tamamen bırakacak.

Bu dört madde, AKP’nin Türk milletine giydirmek istediği 4 düğmeli deli gömleğidir. Hükümet kamuoyunu müzakereye ikna etmek ve “asıl planı” hayata geçirmek için yılbaşından beri bu “4 düğmeli deli gömleğini” vitrinde sergilemektedir. AK medya her gün bu deli gömleğinin reklamını yapmaktadır.

Oysa PKK’nin üst düzey yöneticileri bırakın silah bırakmayı, gerçekte sınırları bile terk etmeyeceklerini ilan etmektedirler.

MASADAKİ ASIL PLAN

Başbakan Erdoğan’ın “görüşüyoruz ama masaya oturmuyoruz” diyerek perdelediği ve masada olan “asıl plan” ise şudur:

1. KCK tutukluları kamuoyunu rahatsız etmeyecek şekilde parça parça serbest bırakılacak. Kaldı ki bu sözün daha Oslo sürecinde PKK’ye verildiği görülüyor. Oslo’da Hakan Fidan’ın karşısında masada oturan Zübeyir Aydar, “görüşmelerde KCK operasyonlarının gündeme geldiğini, kendilerine ‘bu hükümetin tavrı değildir, bazı savcıların kendi başlarına yaptıklarıdır, kısa sürede bırakılacaklardır’ dendiği” belirtiyor.

KCK tutuklularının serbest bırakıldığı koşullarda PKK fiili çatışmasızlık sağlayarak AKP hükümetinin kamuoyu nezdinde elini güçlendirecek.

Toplumda “barış” havası estirilmesi için, örgütün elinde rehin tutulan 16 kişi adım adım ve PKK’ye resmiyet ve itibar kazandıracak şekilde teslim edilecek.

Bu süreçte medyada “barış” ve bunun ekonomiye olumlu etkisi işlenecek.

2. PKK’nin alt örgütlerine siyaset yapma alanı açılacak. Bunun için hem seçim yasalarında kimi düzenlemelere gidilecek hem de Kürt siyasetçilerine açılmış davalar adım adım düşürülecek.

Bu aşamada Avrupa’da olan yönetici düzeyindeki kimi Kürt siyasetçiler Türkiye’ye getirilecek ve “kardeşlik rüzgârları” estirilecek.

3. Anadil meselesi çözülecek. İki dilli eğitim modeli hayata geçirilecek.

4. Adım adım “demokratik özerkliğe” gidecek bir yerel yönetimler reformunda mutabakat sağlanacak. “Bölge belediyeler birliği merkezi” türünden yapılarla Diyarbakır’a merkez olma özelliği sağlanacak.

5. Vatandaşlık formülüyle ve AKP-BDP mutabakatıyla Anayasa süreci tamamlanacak. Başkanlık modeli ile demokratik özerklik arasındaki bağa dayalı bir konsensüs sağlanacak.

6. Tüm bu aşamaların gerçekleşmesinin karşılığı olarak Öcalan’a özgürlük verilecek. Çünkü kamuoyu, ancak “barış” geldiğinde Öcalan’ın özgürlüğüne evet diyebilecektir. Bu aşamaya kadar MİT’in yönlendireceği bir kampanyayla Öcalan adım adım “teröristlikten”, “barışı getiren adama” dönüştürülecek. Medyada Öcalan’ın İmralı’daki günlerinden aşama aşama “insanlık portreleri” çıkarılacak. Kuş ve çiçek sevgisi türünden objeler kullanılacak.

BARIŞ DEĞİL SAVAŞ!

Başta belirttik: Bu bir barış değil savaş planıdır. Çünkü hedef, Kürt meselesi üzerinden sınırların değiştirilmesi ve haritaların yeniden çizilmesidir.

Sonuçlarına bakarak artık daha da net gözükmektedir ki, ABD “Kürt sorunu” yaratmak üzere Irak’a 1991’de ve bu sorunu bölgeselleştirmek üzere 2003’te saldırmıştır. 2011’den itibaren Suriye’de aranan “demokrasi” de bölgeselleşmiş Kürt meselesini Akdeniz’e açma harekâtıdır. 2009’da Türkiye’de başlatılan “Kürt harekâtı” ise aslında PKK’yi bölgede iktidar yapma hamlesidir. 2013’te başlatılan “İran Kürtleri uyanıyor” kampanyası ise Tahran’ın direnişini kırma operasyonudur.

Ancak ne İran, ne Irak ne Suriye ne de Türk milleti “haritaların yeniden çizilmesine” teslim olmayacaktır!

O nedenle AKP’nin estirdiği barış rüzgârı, aslında bir bölgesel savaş çıkarma adımıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Şubat 2013

, , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın