Posts Tagged Öcalan

PARİS’TE İSTİHBARAT SAVAŞI

Fransa önceki gün Afrika ülkesi Mali’ye girdi. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, ülkesinin Nijerya ve Senegal’le birlikte Mali güvenlik güçlerinin yanında, Konna terör gruplarına karşı operasyon başlattığını açıkladı. Hollande operasyonun “gerektiği kadar” süreceğini açıkladı.

Fransa Mali’ye girerken, Başbakan Erdoğan da Gabon, Nijer ve Senegal’i kapsayan beş günlük Afrika ziyaretini tamamlıyor ve yurda dönüyordu. 300 işadamıyla yapılan ziyarette en dikkat çeken şey ise Başbakan Erdoğan’ın, Senegal’de köle ticaretini simgeleyen heykel için “Bunu Fransa’ya geri göndermek lazım” demesiydi.

Fransa’nın Mali’ye girdiği günün öncesindeki akşam ise Paris’te 3 PKK’li öldürüldü. PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris temsilcisi Fidan Doğan ve Gençlik Hareketi üyesi Leyla Şaylemez (Söylemez), şifreyle girilebilen bir apartmandaki Kürt Enformasyon Bürosu’nda, susturuculu silah ya da silahlarla ikisi üçer, biri de dört kurşunla başlarından vurulmuştu.

Erdoğan ile Öcalan’ın ABD’nin Kürt Koridoru planı içinde müzakere yürüttüğü bir süreçte işlenen bu cinayet, tarafları karşı karşıya getirdi. AKP sözcüleri olayı “PKK içi infaz” diye nitelerken, BDP Eş Genel Başkanı Gülten Kışanak, birinci olağan şüphelinin AKP Hükümeti olduğunu söyledi. BDP’nin diğer Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a göre suikast aslında Öcalan’a yapılmıştı!

Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan ise karşılıklı suçlamaların ardından yeni bir adres gösterdi: Dost ülkeler!

Peki, kimdi bu dost ülke ya da ülkeler? ABD? Almanya? Fransa? Akdoğan isim vermiyordu…

SAKİNE CANSIZ DEĞİL FİDAN DOĞAN!

Çetiner Çetin’in haberine göre Sakine Cansız, 1. ve 4. Oslo görüşmelerine katılmıştı. Hatta MİT, Hakan Fidan’ın Almanya’da tedavi gören Celal Talabani’yi ziyareti sırasında Cansız’la, bu yeni süreç öncesinde, Kasım ve Aralık aylarında iki kez Köln’de görüşmüştü. (Yeni Şafak, 12 Ocak 2013)

Yine iddialara göre Sakine Cansız, Öcalan’ın süreçle ilgili göndereceği dört mektuptan birinin de muhatabı olacaktı.

Ancak böylesi bir suikastın, üstelik izlenen bir büroda, Fransız istihbaratının bilgisi dışında işlenmesinin mümkün olmayacağı gerçeği, Sakine Cansız’dan ziyade Fidan Doğan üstünde durulmasını gerektiriyor. Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın onu tanıdığını açıklaması oldukça anlamlı. Fidan Doğan’ın, PKK’nin Avrupa’daki en etkin “diplomatlarından” biri olduğu ve Fransa İçişleri Bakanı ile yakın ilişkisi olduğu da belirtiliyor.

Daha da ilginci, Sakine Cansız ile Leyla Şaylemez’in, Paris’e Fidan Doğan’ı alıp Almanya’ya götürmek üzere geldiği bilgisidir!

Ayrıca suikastın otopsi sonucuna göre 18:00 ile 18:30 arasında yapıldığı belirtilmekteyse de, ölenlerle telefon bağlantısının 6 saat önce, yani 12:00’de kesildiği, üstelik 11:30’da Almanya’ya bilet alındığı gibi olgular, olayı Fransa açısından sorunlu hale getirmektedir.

ABD SONRASI İÇİN MÜCADELE

Kuşkusuz bu tip istihbarat ilintili, örgüt içindeki çelişmelere dayanarak işlenen suikastlarda asıl adres sis perdesinin arkasındadır. Örneğin güçlü bir istihbarat örgütü, daha zayıf bir istihbarat örgütünün içindedir; o istihbarat örgütü içinde kendine bağlı bir klik vardır.

Bu genel doğruyu belirttikten sonra şu olgulara bakalım şimdide…

ABD’nin Asya-Pasifik merkezli bir strateji benimseyerek Kuzey Afrika’yı da kapsayan Büyük Ortadoğu’dan adım adım çekildiği bir süreçte, Türkiye ile Fransa’nın önce Libya’da, sonra da Suriye’de “birbirini dirsekleyerek” aynı cephede yer aldığını biliyoruz.

Eski bir Fransız Mandası olan Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmak isteyen Paris’le, ABD’nin Kürt Koridoru planından “Kerkük – Musul” petrolleri ile nemalanmak isteyen Ankara arasında bir çelişme olduğu da görülüyor. Özellikle Suriye muhalefetinin nasıl şekillendirileceği konularında dönem dönem bilek güreşi de yaşanmıştı.

Dolayısıyla Ankara ile Paris Ortadoğu’da çıkar çatışması içindedir. Bu çıkar çatışması, tarafları, “Öcalan’la müzakereyi” ve “PKK’ye desteği” birbirleri aleyhlerinde düğümlemeye itmektedir.

Tüm bunlar, kuşkusuz Paris’teki suikastı aydınlatmaz. Ama meseleye farklı bir bakış açısı sunar belki…

İzleri araştırmayı sürdüreceğiz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Ocak 2013

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

TÜRKEŞ-GÜLEN’İN İRAN KARŞITLIĞI

Eski Ülkücü, eski Çiller danışmanı, yeni Cemaatçi ve her daim Amerikancı olan Mümtazer Türköne’ye göre, “Öcalan’la müzakerenin” önündeki en önemli engel, İran. (Zaman, 8 Ocak 2013)

Türköne’nin gerekçesi ise İran-PKK ilişkisi. Öncelikle belirtelim; PKK’nin arkasındaki kuvvet olarak ABD yerine başka ülkeyi görenler, gözleriyle değil, görevleriyle bakanlardır!

Meselenin esasına gelecek olursak, İran’a düşmanlıkları aslında şundandır: İran devleti bölgede bir Kürt devletine izin vermeme kararlılığı ilan etti. “Öcalan’la müzakere” de, son tahlilde AKP’nin Kuzey Irak’ı himaye göreviyle ve ABD’nin Kürt Koridoru planıyla ilgilidir.

Türköne, işte bu nedenle “Öcalan’la müzakereye” itiraz edenleri İrancı diye suçlamaktadır: “İran’ın Türkiye’deki propaganda gücü o kadar yüksek ki, bazı milliyetçi gazetelerde bile doğrudan İran propagandasına rastlayabilirsiniz. MHP liderinin, İran’la PKK arasındaki bağlantıyı bilmemesi mümkün mü? Marjinal sol örgütlerin bugün, Suriye üzerinden İran politikalarını savunmaları tesadüf olabilir mi? İçeride ‘mürteci avı’na çıkan 28 Şubatçıların dışarıda İran’ın dâhil olduğu ‘Avrusya’ eksenine yönelmelerinin mutlaka bir açıklaması olmalıydı. Silivri’deki ‘Mustafa Kemal’in askerleri’nin günlük yayın organı, hâlâ İran’ın sesi olarak yayın yapıyor.”

TÜRKEŞ: GERÇEK DÜŞMANIMIZ SSCB DEĞİL, İRAN’DIR

Mümtazer Türköne, İran düşmanlığına destek bulmak niyetiyle olsa gerek, eski Başbuğ’u Alparslan Türkeş’e yaslanma gereği duymuş. Şöyle diyor: “1977 yılında rahmetli Alparslan Türkeş’ten ‘eğitimciler’ grubu olarak bir seminer dinlemiştim. Türkeş, bir tarih profesörü dikkati ve bilgisi ile Türk-İran ilişkilerini özetlemiş ve sonucu ‘Bizim gerçek düşmanımız Sovyetler Birliği değil; İran’dır’ diye bağlamıştı.” (Zaman, 8 Ocak 2013)

Aslında bu anekdot şu gerçeği doğrulamaktadır: ABD kime düşmansa, yerli işbirlikçileri de ona düşmandır. Bu düşman kimi zaman Sol’dur, SSCB’dir; kimi zaman da bağımsızlık yanlılarıdır, İran’dır!

Eski ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın “İran, günümüzün Marx’ıdır” demesi, meseleyi özetlemektedir.

NATOCULUK

Mümtazer Türköne ise bu çizginin en sadık uygulayıcı olması bakımından önemlidir. Onun sırasıyla Türkeşçilik, Çillercilik ve Fethullah Gülencilik yapabilmesi, ancak NATO bağlamında anlaşılabilir.

Bakın bu NATOTürkçülük, daha doğrusu NATO’culuk kritik önemdedir. Alparslan Türkeş’e bağlı bir komandoyu, önce “devlet için kurşun atan da, yiyen de şereflidir” noktasına, en sonunda da Fethullah Gülen müritliğine getiren NATO’culuktur.

Yol aynı yere çıkmaktadır; Türkeş, Ruzi Nazar’a bağlı olarak sola saldırırken, Fethullah Gülen de Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği kuruyordu!

İRAN İLE TÜRKİYE AYNI CEPHEDEDİR

Bölgedeki meseleler bir cepheleşme yaratmıştır. ABD ve bölgedeki aktörleri ile bölge ülkeleri birbirine karşıt konumlanmıştır. Suriye ve Irak, İran ile ittifak yapmaktadır. İran ile Türk milleti nesnel olarak aynı cephededir. AKP ise Barzani, Öcalan ve İsrail ile ABD’nin yanındadır.

Atatürk’e düşman olanların, Esad’a, Suriye’ye ve İran’a da düşman olması bundandır. Ve NATO’cuların bugün İran’a saldırıya geçmesi, Tahran’ın Kürecik Radarı’na, Patriotlara, İsrail’in güvenliğine ve Kürt Koridoru’na karşı çıkması nedeniyledir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ocak 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRT MESELESİNİN TEK ÇÖZÜMÜ

Başlıklara bakılırsa, AKP’nin Öcalan’la “yeniden Kürt Açılımı” başlatması(!) operasyonunun bir de halkla ilişkiler boyutu var. Öyle ki Cengiz Çandar bile estirilen rüzgârın şiddetinden tedirgin… Kim bilir, belki de “büyük beklenti” yaratarak, başka hesapların peşindedirler.

Öcalan’ın 21 Mart’tan önce çağrı yapacağı, Öcalan ile BDP’nin MİT’in moderatörlüğünde müzakere yaptığı, Hakan Fidan’ın 180 büyükelçiye “asıl sorun PKK’deki yabancılar” dediği, kimi yorumculara göre Erdoğan ile Öcalan’ın Kandil’e karşı ittifak içinde olduğu, hatta BDP’nin Kandil’in sesi olmayı tercih ederek muhatap olma şansını yitirdiği için MİT’in Öcalan’la görüştüğü bile yazıldı, çizildi…

Yazarken “BDP Kandil’in sesi ise Öcalan kimin sesidir” gibi en basit soruyu bile aklına getiremeyecek kadar güdümlü yazan yorumcuları geçtik fakat müzakerelerde Başbakan’ın özel temsilciliğini yapan birinin Suriyeli Kürtleri PKK’deki yabancı diye nitelemesi “Kürt’ten” ne anladığını, daha doğrusu anlamadığını ortaya koyması bakımından önemlidir!

İKİ PKK

Maksat Kürt değil de ABD’nin işleri olunca, haliyle konuyu getirip Aydınlık’a bağlıyorlar ve bizi “MİT’in PKK’ye silah bıraktıracak olmasından rahatsız olanlar” diye sunuyorlar. Hadi bu sağcı gafili geçtik de, solcu olduğunu iddia edene ne demeli? Aydınlık ve Sol gazetesinin manşetlerinden hareketle iki gazetenin “Şefik Hüsnü’nün torbasından düştüğünü” söyleyerek “ortak köken” keşfeden ve “Şefik Hüsnü bütün Kürt ayaklanmalarını İngilizlerin, emperyalizmin oyunu olarak mahkûm etmiştir” diyen bu zavallı, PKK kuyrukçuluğunun sosyalizm düşmanlığına vardığını da mı fark etmez?!

BDP sayesinde TBMM’ye giren ve varlığının dayanağı PKK olanların varacağı yer kuşkusuz PKK’yle birlikte emperyalizmin kucağı olacaktır!

Ancak anımsatalım. PKK’de “Görüşmelerde en zor durumda olan Öcalan’dır. Hükümetin ve Kürt halkının kendisinden beklentileri farklıdır.” (ANF, 4 Ocak 2012) sesleri çıkmaya başlamıştır. Şimdiden hangi PKK’ye yaslanacaklarını düşünmeye başlasınlar!

Nitekim Murat Karayılan da “Kimse gevşememeli, herhangi bir beklentiye girmemeli. Önemli olan İmralı’nın ne diyeceği değil, devletin ne yapacağıdır” diyerek merkezde kendilerinin olduğu mesajını vermiştir!

KÜRT BAHANE, MAKSAT ABD’NİN İŞLERİ

Aydınlık’ı “PKK’nin silah bırakmasından rahatsızlar” diye suçlamaya kalkanların, aynı zamanda başyazarını, “müzakere” ettikleri Öcalan’ın fikir babası ve PKK’nin iki liderinden biri diye karalamaya yeltenmesi, görevleri gereğidir.

Yoksa gayet iyi bilirler ki, Aydınlık 80’lerde Kürt yurttaşlarımıza dışkı yedirildiğini manşet yapma cesareti gösterdiğinde, köy yakmaları ve kasaplar deresi gibi konuları gündeme getirdiğinde, kart kurt diyenlere inat “Kürt” dediğinde ve bu yayınları nedeniyle en ağır cezalara çarptırıldığında, kendileri Evren-Özal rejiminin şakşakçıları arasındaydılar…

O yüzden de maksatları hiç Kürt olmamıştır, hep ABD’nin işleri gereği Kürt seviciliğine soyunmuşlardır…

Bugünkü “PKK silah bırakacak” rüzgârı da, Irak meselesi de, Suriye meselesi de ABD’nin “Kürt devleti” planı gereğidir. Bu gerçekten atlanamaz!

BATI ASYA BİRLİĞİ

Bakın Yeni Şafak’ın Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül aradaki bağı nasıl kuruyor: “Irak ve Suriye’nin parçalanmasının son aşaması Türkiye’nin parçalanmasıdır. Bu parçalanmayı önlemenin tek yolu da (Türkiye-Kuzey Irak) güç ortaklığıdır. Türkiye-Kuzey Irak bu kadar yakınlaşabiliyorsa, terör devre dışı bırakıldıktan sonra bu yakınlaşmanın çok daha kapsamlı bir ortaklığa dönüşmesi de mümkündür. Bu yüzden, İmralı görüşmelerini, bölgenin geleceğine yönelik boyutu ile de ele almakta fayda var.”

Irak’ın ve Suriye’nin parçalanması, doğru, Türkiye’yi de parçalar ama bunu önlemenin yolu Türkiye ile Kuzey Irak’ın birleşmesi değildir! Çünkü Türkiye Kuzey Irak’la birleşerek önce Irak’ı, sonra Suriye’yi bölmüş olacaktır! O zaman da ilk denkleme yine dönülür! Yani Irak’ın ve Suriye’nin parçalanması, Türkiye’yi de parçalar! Ki hedef budur!

Emperyalizmin hedefi gereği bölge ülkelerinin parçalanması bizim çözümümüz değildir! Bizim çözümümüz, emperyalizme rağmen bölge ülkelerinin Batı Asya Birliği içinde ittifak yapmasıdır.

Kürt meselesinin, hiçbir ülkenin parçalanmasını gerektirmeden Kürtler, Türkler, Araplar ve Farslar lehine tek çözümü de budur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Ocak 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRDİSTAN TÜRKİYE’Yİ BÖLER

ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin hazırladığı “Küresel Trendler 2030” raporu, senaryoları değil saptamaları ve Washington’un planlarını içeriyor. Bu nedenle raporda yer alan “Kürdistan’ın yükselişi nedeniyle önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin bölünme riski var” ifadesi bir müttefik uyarısı değil, ABD’nin stratejik hedefidir!

Nitekim bu hedef yeni de değildir; ABD çeşitli dönemlerde ama en çok da AKP iktidarı süresince bu hedefi gerçekleştirmek üzere somut adımlar atmıştır. Bu planın Türkiye’ye hangi süreçlerde dayatıldığını anımsamak, hem belirlenen stratejiyi daha iyi kavramımızı sağlar hem de mücadelenin hangi cephede sürmesi gerektiğini ortaya koyar. İnceleyelim:

ABD PLANI İLK 1965’TE GETİRDİ

ABD Kürdistan’ın kurulması ve Türkiye ile federal bir çatı altında birleştirilmesi şeklindeki tarihi projesini Ankara’nın önüne ilk olarak 1965 yılında getirdi.

Emekli Amiral Vedii Bilget’in, 24 Şubat 1987 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan yazısına göre ABD, 1965 yılında Türkiye’ye bağlanacak bir “Federe Kürt Cumhuriyeti” için dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in ağzını aramıştı. Bilget’e göre “Federe Kürt Cumhuriyeti”, Türkiye, Irak ve İran Kürtlerini kapsayacak ve Türkiye ile federal bir çatı altında bileştirilecekti.

Yine dönemim Senato Üyesi Sadi Koçaş, anılarında, “ABD’nin AP’yi ve Demirel’i 1965’te iktidara getirdiğinde, ‘Irak-İran ve Türkiye Kürtlerini Federe bir Cumhuriyet haline getirelim, bunu Türkiye’ye bağlayalım’ isteğinde bulunduğunu,” belirtiyordu. (Sadi Koçaş, Atatürk’ten 12 Mart’a Anılar, 4. Cilt)

PENTAGON’UN KÜRT SENARYOSU

ABD, bu projeyi bir kez 12 Mart’tan sonra 1974’te ve bir kez de 12 Eylül sürecinde 1986’da Türkiye’nin önüne getirdi.

7 Kasım 1986 günü Ankara’ya gelen Pentagon’un iki numarası, Savunma Bakan Yardımcısı William Taft çantasında “Pentagon’un Kürt Senaryosu”nu getirmişti. Evren ve Özal ikilisinin kabul ettiği planı, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ reddetmişti.

ABD’nin Irak’a saldırısından hemen önce, 13 Ocak 1991 tarihinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı James Baker planın güncellenmiş halini yine Ankara’ya getirdi. Yüzyıl Dergisi’nin 10 Şubat 1991 tarihli “ABD’nin Üç İsrail Planı” başlıklı kapağıyla kamuoyuna duyurduğu plana göre ABD, Körfez Savaşı’ndaki desteği karşılığında Türkiye’ye “Kürdistan’ın hamiliğini” verecekti!

Plan, Çekiç Güç’ün 17 Nisan 1991 tarihli Huzur Operasyonu ile işleme sokuldu. 36. Paralel ile Irak’ın kuzeyini uçuşa yasak ilan eden Çekiç Güç, Bağdat’tan kopardığı bu bölgede Kürdistan’ın temelini attı.

1996 yılında Türkiye plana müdahale sürecini başlattı; süreç 1998’e kadar bölge lehine işledi.

ÖCALAN’IN TÜRKİYE’YE TESLİMİ

ABD, 1999 yılında yeni bir Kürt Planı’nı devreye soktu. Pentagon tarafından Alan Makovsky başkanlığındaki bir ekibe hazırlatılan plan, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın onayı ve ABD Başkanı Bill Clinton’un parafıyla yürürlüğe girdi.

Planın esasını, Irak’ın kuzeyinde beş aşamada kurulacak bağımsız Kürt devleti ile Türkiye’de bir Kürt federe devleti oluşturulması ve bu iki yapının daha sonra birleştirilmesi oluşturuyordu.

Öcalan ülke ülke dolaştırılırken, 25 Ocak 1999’da ABD’den gelen bir heyet, “Türkiye himayesinde Kürdistan” planını Ankara’ya dayattı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Yakındoğu Dairesi Başkan Yardımcısı Elizabeth Jones, ABD’nin Kuzey Irak Koordinatörü Francis Ricciardone ve Pentagon yetkililerinin bulunduğu heyet, 12 maddelik planı Ankara’ya kabul ettirdi!

‘CASUS BELLİ’YE ERGENEKON TERTİBİ

ABD 2 yıl süren hazırlığını, Haziran 2001’de Kürdistan’ı resmen ilan ederek taçlandırmak istedi.

Ancak Türk devleti ön aldı ve Mayıs’ta “Kürt devletini casus belli (savaş nedeni) saydığını” ilan etti. Türk Ordusu, sonraki aylarda, ABD müdahalesinden önce Irak’ın kuzeyine girme planı hazırladı.

2001 mali krizi, Ecevit Hükümeti’nin düşürülmeye çalışılması ve ABD’nin Türk Ordusu’na Ergenekon tertibi işte bu süreçte başladı.

Bahçeli destekli 3 Kasım 2002 seçimleri ve sandıktan AKP’yi çıkarma(!) hamlesiyle başlayan Atlantik süreci ise geride kalan tahribatlarla ve “açılımlarla” dolu 10 yılı yarattı.

Artık hamle sırası Türkiye’de…

Not: Bu konudaki ayrıntıları Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Büyük Kürdistan” isimli kitabımdan okuyabilirsiniz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Aralık 2012

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

AÇLIK GREVİ BİLANÇOSU

PKK’nin açlık grevi, Abdullah Öcalan’ın devreye sokulmasıyla sonuçlandı. İdam tartışmalı, açlık grevli bu sürecin Öcalan’ın merkeze alınarak sonuçlandırılması, kuşkusuz planlı bir hedefti.

Karşıt görüntülü AKP ile PKK’nin “Çözümün tek adresi Öcalan’dır” sonucunda birleştirilmesi önümüzdeki sürece işaret ediyor. “Diyarbakır’ı merkez” yapmaya soyunanların, “idam” ve “açlık grevi” gibi insani meseleleri hedeflerine ulaşabilmek için nasıl da kullandığını somut bir şekilde gördüğümüz bu sürecin bir bilançosunu çıkaralım bugün:

AKP, PKK’NİN ŞARTLARINI KABUL ETTİ

PKK’nin açlık grevinde üç şartı vardı: Öcalan’ın avukatlarıyla yeniden görüşmesi, KCK davasında Kürtçe savunma yapılabilmesi ve anadilde eğitim!

AKP Hükümeti, bu şartlardan ikisini kabul etti. Hem mahkemede Kürtçe savunma yapabilmenin yasal olarak önünü açtı hem de Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesini kabul etti.

Nitekim Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülüp görüştürülmeyeceği sorusuna, bunun önümüzdeki süreçte görüleceğini belirterek “evet” yanıtını vermiş oldu!

Aynı zamanda Serpil Çevikcan’dan öğreniyoruz ki, Adalet Bakanlığı daha ileri gidiyor ve Öcalan’ın şartlarını düzeltmek için özel bir çalışma yapıyormuş! (Milliyet, 19 Kasım 2012)

Geriye bir tek anadilde eğitim kaldı! Ama AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in “anadilde eğitim tartışılabilir, konuşulabilir” demesine bakılırsa, hükümet bu şartı da kabul edebilir!

KESİNTİSİZ AKP-PKK MÜZAKERELERİ

Serpil Çevikcan’ın taraflardan aldığı şu bilgi önemli: “Hem hükümet çevrelerinden hem de BDP kanadından gelen bilgiler, müzakerelerin Öcalan üzerinden açıkça yeniden başlatıldığını gösteriyor.” (Milliyet, 19 Kasım 2012)

Nitekim Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in “bu süreçte Öcalan’la görüşüldü mü” sorusuna verdiği yanıt müzakerelerin başladığını ortaya koyuyor: “Devletin istihbarat birimleri, güvenlik güçlerimizin ve terörle mücadelede sürdürülen politikaların gereği, ihtiyaç duyulduğu zaman ve zeminde bu görüşmeler yapılır demiştik geçmişte. İhtiyaç duyulan zeminde bunlar yapılmıştır, bundan sonra da yapılacaktır.”

‘ÖCALAN GÜÇLENDİ’

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “Öcalan’ın rolü netleşti ve güçlendi” diyor ve ekliyor: “Öcalan bir sözüyle açlık grevlerini durdurabiliyorsa, savaşı da durdurabilir.”

İşte açlık grevi ile idam tartışması sarmalı arasında yapılmak istenen de buydu. AKP Hükümeti de Öcalan’a “açlık grevini bitirin” mesajı için fırsat yaratarak, onun yeni müzakere süreci öncesinde “çözümün adresi” olduğunu kamuoyuna ilan ediyordu!

AYDIN İFLASI

“Açlık grevinde tek bir can yitirilirse” diye başlayan cümleler kuran “aydınlar”, bu duyarlılığı açlık grevi süresi içinde şehit düşen askerler için göstermedi!

Öcalan’ın “açlık grevi bitirilsin” mesajını verdiği gün, “Şemdinli’de şehit düşen 5 asker” sıradan bir haber değeri olabildi ancak!

“Kürtleri kazanmak” ile “Türkleri kaybetmemek” arasında denge kuramayan bir aydının aydınlığı artık sorgulanmalıdır!

PROTOKOLLER MASADA

Peki, bundan sonra ne olacak? Yanıtı “Öcalan’ın rolü tarihidir” diyen Aysel Tuğluk veriyor: “Masada protokoller var.”

Evet, Öcalan’ın hazırladığı protokoller masadadır ve anlaşıldığına göre imzalanmayı beklemektedir! Bu, Tuğluk’un sözlerinin dışında, Öcalan’a verdirilen Suriye mesajından da anlaşılıyor.

Öcalan “açlık grevini bitirin” talimatı verdiği el yazısının sonunda Suriye Kürtlerine sesleniyor ve “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez” diyor. Peki, ne öneriyor Öcalan? Tıpkı Türkiye’deki gibi Suriye’de de “demokratik özerklik” istiyor!

Böylece “Kürt koridoru” meselesine Öcalan da fiilen girmiş oluyor ve AKP ile PKK, “Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açma” operasyonunda işbirliğini yükseltiyor!

Aynı saatlerde Mehmet Ağar’ın ajanslara düşen şu sözleri ise oynanan trajedinin birinci perdesinin tamamlandığını haber veriyordu: “Bölünmenin önündeki en büyük engel AKP’dir.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Kasım 2012

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN BAŞKAN, ÖCALAN BAŞBAKAN

AKP Kongresi’ni özetlemek gerekirse, “TSK hapiste, Barzani konuk, Öcalan muhatap, basın yasaklı” diyebiliriz… Konuk Barzani konuşurken AKP’lilere “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganı attırılması, bu özeti tamamlıyor.

AKP’nin Barzani’yle gurur duyması normaldir ve yerindedir. Zira Erdoğan da, Öcalan da, Barzani de aynı cephededir. Her üçü de ABD’nin BOP’unda “Diyarbakır’ı bir merkez” yapmakla görevlidirler.

ECEVİT DEĞİL, ERDOĞAN ANLADI

Erdoğan’ın “tarihi” denilen konuşmasında sık sık Turgut Özal’a gönderme yapması, “devamıyız” demesi de bu görevi gereğidir. Nitekim Erdoğan-Özalan-Barzani üçlüsü, ABD’nin Özal’a verdiği “Federasyon” görevi için vardırlar…

Bülent Ecevit “ABD bize Öcalan’ı niye verdi, anlamadım” demiştir ama Erdoğan anlamıştır!

ÖZAL, BARZANİ’YLE FEDERASYON KURACAKTI

“Özal’ın Kürdü” olarak isimlendirilen ve Özal’ın federasyon görevi için o dönem Iraklı Kürt liderlerle görüşen Nurettin Yılmaz, yıllar sonra çıkardığı “Yakın Tarihin Tanığıyım” adlı kitabında ve Neşe Düzel’e verdiği röportajda açıkça belirtmişti: “Özal, Barzani ve Talabani ile federasyon kuracaktı.” (Taraf, 24 Kasım 2008)

İşte bugün de Erdoğan, Barzani’yle federasyon kurmak istiyor. Hem de Öcalan’ı dâhil ederek!

Öcalan’ın da sürece doğrudan dâhil edildiğini salt Erdoğan’ın onu muhatap ilan etmesinden anlamıyoruz elbette… Perde arkasında yürüyen “özerklik” çalışmasından biliyoruz…

BDP’Yİ AŞAN AKP MODELİ

Bildiğiniz gibi “demokratik özerklik” bir kavram olarak Öcalan tarafından gündeme getirildi ve Oslo’da AKP-PKK müzakerelerinde masaya kondu. Ardından BDP tarafından 14 Temmuz 2011’de ilan edildi.

Ancak BDP’nin ilanı yeterli değildi… Yeni CHP tarafından “yerel yönetimler özerklik şartındaki çekinceler kaldırılmalı” diye kamuoyu imal edilmeli, ardından da AKP TBMM’ye getirmeliydi…

Nitekim AKP bu konuda ciddi bir çalışma da sürdürüyordu. AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu artık bu çalışmanın müjdesini vermektedir.

Ensarioğlu Başbakan Erdoğan’ın emriyle “Yerel yönetimleri güçlendirme” tasarısı üzerinde tam bir yıldır çalıştıklarını, tasarıyı TBMM açıldığında gündeme getireceklerini söylüyor. (Taraf, 1 Ekim 2012)

Peki, Erdoğan’ın emrini verdiği çalışma nasıl bir şeymiş? Ensarioğlu hiç çekinmeden söylüyor: “BDP’nin özerklik modelini de aşan ciddi bir reform hazırladık.”

BDP’nin özerklik modelini de aşan bir AKP modeli, kuşkusuz Kuzey Irak’ın himayesini ve federasyonu işaret ediyordur!

AMERİKAN PADİŞAHLIĞI SİSTEMİ

Peki, Barzanistan’ın himaye edileceği şartlarda Öcalan’ın durumu ne olacak? Yanıt yine AKP’li Ensarioğlu’ndan…

“PKK silahla başımıza gelmesin” diyen AKP milletvekili, “PKK seçime girsin, seçildikten sonra gelsin” diyor!

Bu durumda artık federasyonun bir parçasına Barzani, bir parçasına da Öcalan hükmeder… Erdoğan ise ancak böyle bir modelde padişah olur. Tabii hepsinin üstünde bir ABD başkanı olduğu müddetçe!

ACİL GÖREV: MİLLİ MERKEZ

ABD “Türk-Kürt Federasyonu” projesini ilk kez 1965’te Ankara’nın önüne getirdi. Ardından 1974’te ve 1986’da… Washington 1991 ve 2003’te de bizzat Irak’a saldırarak projesini ilerletti. Ergenekon tertibiyle de bu sürecin önündeki engelleri yıkmaya çalıştı…

Şimdi yeni bir aşamaya soyunuyorlar!

İşte “milli merkez” bu yüzden yakıcı bir ihtiyaç haline gelmiştir. Milli merkezde yer almayanlar ve örgütsüz kalmaya devam edenler, tarihte bu yıkım sürecinin gizli özneleri olarak yer alacaklardır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Ekim 2012

, , , ,

Yorum bırakın

2. AÇILIM PAKETİNDEN CHP ÇIKTI

Hüseyin Aygün’ün kendisini kaçıran PKK’liler için kullandığı ifadeler siyasette bir mutabakat tablosu oluşturdu. O tabloda AKP, BDP, Y-CHP ve liberaller var…

AKP milletvekili Galip Ensarioğlu “Aygün’ün barış olsun, kimse ölmesin, dağdakiler insin şeklindeki mesajlarına elbette katılıyoruz” derken, Y-CHP Milletvekili Rıza Türmen daha da ileri gidiyor ve “Dağdakileri terörist olarak görmezsek, o zaman savaşı aşarız” diyordu…

Ahmet Altan’ın “Dağdakiler de bizim çocuğumuz” diyerek katıldığı koronun en dikkat çeken solisti ise istihbarat birimleriydi… Yandaş basına servis ettikleri telsiz “konuşmaları” ibretlikti!

Tamam, “o nasıl bir telsiz ki, Tunceli – Kuzey Irak arasında irtibat kurabiliyor” sorununa girmeyeceğiz ama Bahoz Erdal’ın, Aygün’ü kaçıran PKK’lilere fırçasını kâğıda döken görevliyi tebrik etmeden geçemeyeceğiz. Uzun zamandır kasap olarak sergilemeye çalıştıkları Bahoz Erdal’ı bu kez milletvekili kaçırılmasına itiraz eden, güvenliğinin alınmasını ve derhal serbest bırakılmasını isteyen duyarlı biri olarak resmettiler.

GENÇ PKK’LİLER RAHATSIZ

Hüseyin Aygün’ü kaçıran genç PKK’lilerin dağda bulunmaktan nasıl rahatsız olduğu, demeçlerle, köşe yazılarıyla ballandıra ballandıra anlatılıyor. Neredeyse “haydi onları kurtarmaya gidelim” diyecekler!

Peki, nereden çıktı bu dağdakilere duyulan aşk? Onları terörist olarak değil de insan olarak gördüklerini ilan edenlerin aynı gün hümanist felsefe sahibi olduğuna mı inanacağız?

Gelin birkaç ay geriye gidelim ve bu kampanyanın izlerine bakalım:

‘DİYALOG SÜRECİ YENİDEN BAŞLADI’

AKP’nin 6 maddelik 2. Açılım paketi, 27 Şubat’ta Yeni Şafak’tan duyuruldu: “1. Öcalan kenarda tutulup, sürece sonra eklenecek. 2. İsrail’in arka kapı diplomasi merkezi olan Oslo – Norveç değiştirilecek. 3. Barzani sürece dâhil edilecek. 4.  Türkiye, “Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”na koyduğu şerhi kaldıracak. 5. Anadilde eğitim, seçmeli ders olacak. 6. Af.”

Ardından Nisan ayında müzakereler yeniden başlatıldı. Yeni Şafak’ın Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, 28 Nisan günü “Diyalog süreci yeniden başladı” diyor ve Açılım Koordinatörü Beşir Atalay’ın “çok yoğun görüşmeler oluyor” sözlerini müjdeliyordu…

Müzakerelerin sürdüğünü, son olarak ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone duyurdu…

HAZİRAN TRAFİĞİ            

Müzakerelerin başladığı günlerde sırasıyla hem Barzani, hem de BDP heyeti Washington’a gitti.

Ardından 2. Açılım’ın haziran trafiği başladı: Barrack Obama ile Tayyip Erdoğan, Mesud Barzani ile Kemal Burkay, Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu, , Leyla Zana ile Tayyip Erdoğan…

Tüm bu trafik yönetilirken, AKP Açılım’ın içini dolduracak hazırlıklar da yapıyordu…

Bu hazırlıklardan biri, tam da bugün Hüseyin Aygün’ün kaçırılması üzerinden başlayan “dağdakileri şirin gösterme” kampanyası içindi…

GENÇ PKK’LİLERE YENİ KİMLİK

“Dağdan kurtarılacaklara yeni kimlik” şeklindeki bu hazırlık, 27 Temmuz günü Bugün gazetesi üzerinden servis edildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü dağdakilerin aileleriyle irtibat kuracak, etkin pişmanlık yasasından yararlanmalarını sağlayacaktı… Devlet bu süreçte maddi, manevi her türlü desteği verecekti. İsteyenin yeni kimliği bile olacaktı! Dağdakiler bu yeni kimlikleri ile sosyal hayata daha kolay adapte olacaktı.

Bugün gazetesi, çalışmaların Adana ve Mersin’de başlatıldığını da duyuruyordu…

ŞEMDİNLİ BULUŞMASI                             

Asıl amacın PKK’yi dağdan indirmek olmadığı, Büyük Kürdistan projesine uygun olarak Kuzey Irak’ın Türkiye’ye genişletilmeye çalışıldığı ortada… Uludere’den Şemdinli’ye uzanan süreç iyi incelenmeli…

Bitirirken belirtelim: 1. Açılım, Habur rezaleti sonrasında oluşan milli tepki nedeniyle hız kaybetmişti… Bakalım 2. Açılım, önceki gün sahnelenen ve Habur’dan daha beter olan PKK-BDP buluşması sonrasında nasıl seyredecek?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi

19 Ağustos 2012

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

HÜSEYİN AYGÜN NEDEN KAÇIRILDI?

Son bir yıla dikkat ediniz: PKK sırasıyla, askeri, işçiyi, sağlık memurunu, polisi, muhtarı, kaymakam adayını, belediye başkanını ve son olarak da bir milletvekilini kaçırdı!

Hükümet, kaçırma olaylarını örgütün “propaganda ve gündem belirleme” stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriyor. Hatta Başbakan Erdoğan, bu konularda yazan gazetecileri patronlarına şikâyet ediyor!

Ancak bu kaçırma olaylarının nasıl bir “propaganda” olduğunu aslında AKP Hükümeti daha iyi biliyor. Zira kaçırılan AKP’li muhtar ve oğlu kaçırılan AKP’li belediye başkanı, daha sonra BDP’ye geçti!

SİVİL PKK’LİLER?!

Peki, Hüseyin Aygün neden kaçırıldı?

Önce olayda bir iddia ve iki tuhaflık olduğunu belirtelim:

İddia şu: Aslında PKK’nin hedefi Hüseyin Aygün değil, Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Sevim Kılıçdaroğlu’ydu…

Tuhaflıklara gelince…

İki PKK’linin, araçsız, yolu kesmeden milletvekilinin arabasını durdurması normal mi? Zira milletvekili de silahlı! Durmak yerine gaza basmak neden tercih edilmedi acaba?

Öte yandan Milletvekili Hüseyin Aygün’ün arabadan inmek istememesi, Türkçe “seni götüreceğiz” diyen PKK’lilere Zazaca yanıt vermesi, ancak PKK’liler “biz o dili bilmiyoruz” deyince Türkçe konuşmak zorunda kalması ve “arabadan inmeyeceğim, kaçırılma olaylarını doğru bulmuyorum” demesi anlamlıdır.

İkinci tuhaflık ise iki PKK’linin sivil kıyafetli olmasıdır!

ERDOĞAN NE DEDİĞİNİN FARKINDA MI?

Ancak bir üçüncü tuhaflıktan daha bahsetmeliyiz: Başbakan Erdoğan’ın olayla ilgili ilk açıklaması şöyle: “Bölücü terör örgütünün neler yapmak istediğini ortaya koyması açısından önemli. Bunlar beklediğimiz şeyler.”

Başbakan Erdoğan, Foça’daki PKK saldırısı sonrasında da “terör yayılıyor” demişti!

Erdoğan’ın Şemdinli haberleri yapan gazetecileri PKK’nin propagandasını yapmakla suçlaması ile bu sözleri arasındaki çelişkiyi nasıl açıklamalı?

2012 TÜRKİYESİ…

Her şey bir yana, 2012 yılı Türkiye’sine dünyadan bakıldığında şöyle bir tablo ortaya çıkıyor:

Türkiye Uludere’de kendi vatandaşlarını bombalayan, Suriye’de uçağı düşen, askeri, polisi, belediye başkanı ve hatta milletvekili kaçırılan bir ülke…

Türkiye, komşusu İran’a karşı NATO radarı kuran, komşusu Suriye’ye karşı ayaklananları besleyen ve destekleyen, komşusu Irak’ta arananları İstanbul’da misafir eden, komşusu Irak’a kazan kaldıran kukla bir yapıyı himaye etmeye soyunan bir ülke…

Türkiye, bir savaşta bile esir edilemeyecek oranda generalini zindana atan, PKK’yle mücadele eden en seçkin subaylarına terörist muamelesi yapan, Öcalan’ı sorgulayan, Kardak’a Türk bayrağı diken komutanlarını hücrelere atan bir ülke…

Türkiye tecavüzcü ve oto hırsızlarının suçlamalarıyla; Türkiye, PKK itirafçıları, DHKP-C ve MLKP yöneticilerinin suçlamalarıyla askerlerini mahkûm eden bir ülke!

ABD’NİN SINIR SİLME HAMLESİ

Türkiye bu tabloyu hak etmiyor elbette!

Ancak bu tabloyu yaratanlara sesini yükseltmeyenler, kuşkusuz bu tablonun gizli sahibidirler!

ABD “müttefikliğinde” ama ABD planına uygun olarak adım adım parçalanmaya götürüldüğümüz çok açık ortada!

Tüm bu tuzaklar neden kuruldu? Tüm bu dış politika facialarını neden yaşıyoruz?

Düşmanın stratejik piyonu bile artık açıkça ilan ediyor; PKK’li Bahoz Erdal aynen söylüyor: “Artık sınırların meşruiyeti kalmadı!”

PKK’nin inisiyatifi ele aldığı, TBMM’nin acz içinde bulunduğu bu fotoğraf, ABD’nin hedefiydi.

İşte CHP Milletvekili Hüseyin Aygün, bu tablonun pekişmesi ve “sınır silme hamlesinin” uluslararası boyuta taşınması için kaçırıldı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Ağustos 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRT ÖZERKLİĞİNE EVET, PKK ÖZERKLİĞİNE HAYIR

Suriye’nin kuzeyindeki kimi yerleşim bölgelerinde yönetim değişikliği yaşanması, Ankara’da saatlerce süren pek çok toplantıya neden oldu. O toplantılardan, Ankara’nın 5 maddelik yeni yol haritası çıktı.

Hürriyet’ten Zeynep Gürcanlı’nın haberine göre “Ankara Suriye’deki Kürt bölgesinde bir şeyler oldu diye Esad’ı yıkma hedefinden vazgeçmeyecekmiş” elbette!

Ankara’da, tam da “Esad’ı yıkma hedefi nedeniyle bu olumsuz gelişmelerin yaşandığını” fark edecek tek bir yetkili makam sahibi kalmadı mı? Kalmadığı anlaşılıyor. Zira yol haritasının diğer maddeleri de yukarıdaki madde gibi baş aşağı duruyor. İşte o yol haritası:

Ankara’nın meselesi “özerklik değil, genel istikrarmış”; istikrar dedikleri rejimin yıkılması elbette. Ankara “federasyon mu, yoksa özerk yapılar mı” gibi konuların “istikrar kurulduktan” sonra, yani rejim yıkıldıktan sonra kararlaştırılmasını istiyormuş!

Ama Ankara’nın yine de bir kırmızıçizgisi varmış. Neymiş o? Özerklik olabilirmiş ama PKK’nin özerk bölge kurmasına izin vermezlermiş! Örneğin Dışişleri Bakanlığı bu konuda çok netmiş!

BARZANİ’Yİ DEĞİL, ÖCALAN’I BÜTÜTTÜLER

Tek başına bu çapsız yol haritası bile, 10 yıllık bir karşı-devrimci iktidarın “köklü bir tarihe ve geleneğe sahip bir devleti” nasıl içi boş hale getirebileceğini ispatlamaktadır.

Bir devlet hiç mi Irak örneğinden ders almaz?! Bir devlet hiç mi tehdit sıralaması yapamaz?! Bir devlet hiç mi stratejik çıkarlarını belirleyemez?! Bir devlet hiç mi doğru cephede konumlanamaz?!

Irak’ın bölünmesinin Türkiye’nin bölünmesini olduğunu göremeyen bir devlet, illaki Suriye’nin bölünmesinin de Türkiye’nin bölünmesi olduğunu göremez ve kendi elleriyle kendini böler.

Irak’ta “Öcalan’a hayır ama Barzani’ye evet” şeklinde kurulan denklemin Barzani’yi büyüttüğünü ama Öcalan’ı daha da büyüttüğünü göremiyor mu bu devlet?

Suriye’de “PKK özerkliğine hayır ama Kürt özerkliğine evet” şeklindeki bir taktiğin PKK’yi bitireceğini mi sanıyorlar? Kürt özerk yapılarının sayısı artıkça, Tanzanya Kürtlerinin mi bu yapılara hâkim olacağını düşünüyorlar?

ESAD UYARMIŞTI

Rusya Türkiye’yi bu konuda birçok kez uyardı; Esad’ı indirmeye, Suriye rejimini yıkmaya çalışmanın ortaya çıkaracağı sonuçları Ankara’ya anlattı…

AKP’nin yıkmaya çalıştığı Beşar Esad da uyardı Türkiye’yi… Esad, Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda PKK konusuna değindi ve  “kendi başım beladayken sizi koruyamam, benim sorunum size yansıyacak” dedi. Esad, “bölgede bağımsız bir Kürt devleti kurulması başka devletlerin de kurulmasını tetikler” diye uyardı.

Ancak Türk devleti ABD’nin “Esad yıkılmalı” görevine o kadar şartlandı ki, uyarıyı dinlemedi bile… Beşar Esad’ın son on yılda yakalayıp Türkiye’ye teslim ettiği PKK’li sayısını toplasalar, oradan bile uyarının ciddiyetini anlarlardı…

TÜRKİYE’YE ÖZERKLİKTE DE ANLAŞTILAR!

Önce Irak’ta özerkliği kabul ettiler, şimdi de “Suriye’de özerkliğe evet” diyorlar… Atlantik planına öyle bağlılar ki, o özerklikler yetmiyor, Türkiye’yi de özerkliğe hazırlıyorlar.

Başbakan Tayyip Erdoğan ve ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu, özerklikte yarışıyorlar. Erdoğan’ın partisi özerk bölge planlaması yapıyor, Kılıçdaroğlu “benim projemi uygulamış olacaklar” diyor!

Irak’ta özerklik PKK’yi büyüttü, Suriye’de özerklik PKK’yi devlet yapar, Türkiye’de özerklik ise Büyük Kürdistan’ı yani ikinci İsrail’i yaratır!

TÜRK MİLLETİNİN PLANI

Bu gerçek ortadadır ve ABD’nin bölge planına ve AKP’nin Suriye yol haritasına karşı Türk milletinin iki maddelik gelecek planı vardır:

1. Madde: Türk milleti AKP’yi yıkmalıdır.

2. Madde: Türk devleti, Suriye devleti ile yani Beşar Esad ile ittifak kurmalıdır.

Diğer maddeler zaten bellidir…

Aksi halde bölge Türk-Kürt-Arap-Fars kavgasına ve yangınına döner!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Temmuz 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRDİSTAN NASIL HİMAYE EDİLİR?

Türkiye, Bağdat’ı devre dışı bırakarak, Kuzey Irak’tan doğrudan petrol alımına başladı. (Zaman, 7 Temmuz 2012) Geçen hafta bölgeye giden tankerler, dolum yapıp Türkiye’ye, Mersin rafinerisine döndü…

Bu durum bölge açısından kritik bir sürecin başladığına işaret ediyor: Türkiye himayesinde Kürdistan’a…

Bu süreç nereye gider? Bağdat-Ankara ilişkileri kopar mı? PKK bu sürecin neresinde? Sorulara yanıt vermeden önce bazı olguları anımsayalım:

ANKARA-ERBİL ANLAŞTI

1. Başbakan Erdoğan’a yakın Çalık Holding, Silopi’den Yumurtalık’a uzanan 640 km’lik boru hattı yapmak için Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nden izin istedi. Talep, Resmi Gazete’de yayımlandı. Peki, Silopi’ye petrol nereden gelecek?

2. Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin başbakanı Neçirvan Barzani Türkiye’ye geldi ve 17 Mayıs’ta Başbakan Erdoğan’la “Kuzey Irak-Türkiye boru hattı anlaşması” yaptı.

3. Başbakan Erdoğan 20 Haziran’da Brezilya’ya giderken, uçakta bulunan gazete genel yayın yönetmenlerine “Bağdat yönetiminin Kuzey Irak’taki yönetime işlenmiş petrol ürünü vermeyi azalttığını söyleyerek, Türkiye’nin buna seyirci kalamayacağını” belirtti. Erdoğan, boru hattı kurulana dek uygulanacak yöntemi şu sözlerle tarif etti: “Oradan ham petrol alıp Türkiye’de işleyeceğiz. Ardından Kuzey Irak’a geri göndereceğiz.”

DİYARBAKIR MERKEZ

Açık ki, Ankara’nın Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le bu tip bir ilişkiye girmesi Irak’ı bölecektir. AKP, Erbil’i Bağdat’tan koparıp, Diyarbakır’la birleştirmenin peşindedir. Nitekim Mesud Barzani, son üç ay içerisinde birkaç kez, “sonbaharda Kürdistan’a bağımsızlık” işareti verdi.

Peki, bağımsızlığını ilan edecek Kürdistan’ı Bağdat’a ve bölgeye karşı kim koruyacak, kim himaye edecek? AKP hükümetinin yönettiği Türkiye!

Böylece ABD’nin 1965’te ilk kez Türkiye’ye getirdiği plan, Erdoğan’la bir üst aşamaya çıkarılacak. 1991 ve 2003’te bu temel hedefi için Irak’a saldıran ABD, Irak’tan koparılacak Kürdistan’ın büyütülmesini, Türkiye’nin himayesinde Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılmasını istemektedir. Bu yapının Türkiye’den toprak koparıp “Büyük Kürdistan” haline gelmesi, bir diğer aşamadır.

Erdoğan’ın daha 2004 yılı başında “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde bir merkez yapacağız” demesi, işte bu görevinin gereğidir.

ERDOĞAN-ÖCALAN-BARZANİ İTTİFAKI

ABD AKP’den 2. Açılım’ı istiyor. AKP PKK’yle yeniden müzakere süreci başlatıyor, Ankara Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le anlaşıyor, Erbil “sonbaharda bağımsızlık” işareti veriyor. PKK lideri Murat Karayılan, “Kuzey Irak’la birleşiriz” diyor.

Yani Erdoğan, Öcalan ve Barzani Kürdistan ittifakında buluşuyor! Yani Türkiye’nin başbakanı bölgedeki bölme görevlileriyle birlikte hareket ediyor!

Oysa Türkiye’nin Başbakanı, ABD’nin Öcalan ve Barzani piyonlarına karşı, Maliki, Esad ve Ahmedinejad’la birlikte hareket etmeliydi. Çünkü Irak, Suriye, Türkiye ve İran’ın toprak bütünlüğünün ve siyasal birliğinin garantisi dört ülkenin ittifakıdır.

ORTADOĞU’DA AMERİKAN VARLIĞI ÇÖKTÜ

Ankara’nın, Tahran-Bağdat-Şam’la ittifak yerine Erbil-Kamışlı-Diyarbakır ekseni kurması, Washington’un 50 yıllık planıdır.

Peki, ABD’nin bu planı gerçekleştirecek gücü kaldı mı? Bölgedeki tüm kuvvetler için sorulması gereken soru budur ve her kuvvet bu sorunun yanıtına göre konumlanmalıdır.

Yanıtı bu kez Zbigniew Brzezinski’den verelim. Amerikan devlet aygıtının politika yapıcılarından Brzezinski, Mısır’ın El Ahram gazetesine “Amerikan nüfuzunun çöktüğüne şüphe yoktur ancak kimse Ortadoğu’da Amerikan varlığının çöküşüne sevinmesin” diyor…

Biz Türk, Kürt, Arap ve Fars halkları adına seviniyoruz ve Amerikan varlığının ardından, taşeronlarının da birer birer çökeceğini biliyoruz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Temmuz 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın