Posts Tagged Öcalan
PARİS’TE İSTİHBARAT SAVAŞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/01/2013
Fransa önceki gün Afrika ülkesi Mali’ye girdi. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, ülkesinin Nijerya ve Senegal’le birlikte Mali güvenlik güçlerinin yanında, Konna terör gruplarına karşı operasyon başlattığını açıkladı. Hollande operasyonun “gerektiği kadar” süreceğini açıkladı.
Fransa Mali’ye girerken, Başbakan Erdoğan da Gabon, Nijer ve Senegal’i kapsayan beş günlük Afrika ziyaretini tamamlıyor ve yurda dönüyordu. 300 işadamıyla yapılan ziyarette en dikkat çeken şey ise Başbakan Erdoğan’ın, Senegal’de köle ticaretini simgeleyen heykel için “Bunu Fransa’ya geri göndermek lazım” demesiydi.
Fransa’nın Mali’ye girdiği günün öncesindeki akşam ise Paris’te 3 PKK’li öldürüldü. PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris temsilcisi Fidan Doğan ve Gençlik Hareketi üyesi Leyla Şaylemez (Söylemez), şifreyle girilebilen bir apartmandaki Kürt Enformasyon Bürosu’nda, susturuculu silah ya da silahlarla ikisi üçer, biri de dört kurşunla başlarından vurulmuştu.
Erdoğan ile Öcalan’ın ABD’nin Kürt Koridoru planı içinde müzakere yürüttüğü bir süreçte işlenen bu cinayet, tarafları karşı karşıya getirdi. AKP sözcüleri olayı “PKK içi infaz” diye nitelerken, BDP Eş Genel Başkanı Gülten Kışanak, birinci olağan şüphelinin AKP Hükümeti olduğunu söyledi. BDP’nin diğer Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a göre suikast aslında Öcalan’a yapılmıştı!
Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan ise karşılıklı suçlamaların ardından yeni bir adres gösterdi: Dost ülkeler!
Peki, kimdi bu dost ülke ya da ülkeler? ABD? Almanya? Fransa? Akdoğan isim vermiyordu…
SAKİNE CANSIZ DEĞİL FİDAN DOĞAN!
Çetiner Çetin’in haberine göre Sakine Cansız, 1. ve 4. Oslo görüşmelerine katılmıştı. Hatta MİT, Hakan Fidan’ın Almanya’da tedavi gören Celal Talabani’yi ziyareti sırasında Cansız’la, bu yeni süreç öncesinde, Kasım ve Aralık aylarında iki kez Köln’de görüşmüştü. (Yeni Şafak, 12 Ocak 2013)
Yine iddialara göre Sakine Cansız, Öcalan’ın süreçle ilgili göndereceği dört mektuptan birinin de muhatabı olacaktı.
Ancak böylesi bir suikastın, üstelik izlenen bir büroda, Fransız istihbaratının bilgisi dışında işlenmesinin mümkün olmayacağı gerçeği, Sakine Cansız’dan ziyade Fidan Doğan üstünde durulmasını gerektiriyor. Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın onu tanıdığını açıklaması oldukça anlamlı. Fidan Doğan’ın, PKK’nin Avrupa’daki en etkin “diplomatlarından” biri olduğu ve Fransa İçişleri Bakanı ile yakın ilişkisi olduğu da belirtiliyor.
Daha da ilginci, Sakine Cansız ile Leyla Şaylemez’in, Paris’e Fidan Doğan’ı alıp Almanya’ya götürmek üzere geldiği bilgisidir!
Ayrıca suikastın otopsi sonucuna göre 18:00 ile 18:30 arasında yapıldığı belirtilmekteyse de, ölenlerle telefon bağlantısının 6 saat önce, yani 12:00’de kesildiği, üstelik 11:30’da Almanya’ya bilet alındığı gibi olgular, olayı Fransa açısından sorunlu hale getirmektedir.
ABD SONRASI İÇİN MÜCADELE
Kuşkusuz bu tip istihbarat ilintili, örgüt içindeki çelişmelere dayanarak işlenen suikastlarda asıl adres sis perdesinin arkasındadır. Örneğin güçlü bir istihbarat örgütü, daha zayıf bir istihbarat örgütünün içindedir; o istihbarat örgütü içinde kendine bağlı bir klik vardır.
Bu genel doğruyu belirttikten sonra şu olgulara bakalım şimdide…
ABD’nin Asya-Pasifik merkezli bir strateji benimseyerek Kuzey Afrika’yı da kapsayan Büyük Ortadoğu’dan adım adım çekildiği bir süreçte, Türkiye ile Fransa’nın önce Libya’da, sonra da Suriye’de “birbirini dirsekleyerek” aynı cephede yer aldığını biliyoruz.
Eski bir Fransız Mandası olan Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmak isteyen Paris’le, ABD’nin Kürt Koridoru planından “Kerkük – Musul” petrolleri ile nemalanmak isteyen Ankara arasında bir çelişme olduğu da görülüyor. Özellikle Suriye muhalefetinin nasıl şekillendirileceği konularında dönem dönem bilek güreşi de yaşanmıştı.
Dolayısıyla Ankara ile Paris Ortadoğu’da çıkar çatışması içindedir. Bu çıkar çatışması, tarafları, “Öcalan’la müzakereyi” ve “PKK’ye desteği” birbirleri aleyhlerinde düğümlemeye itmektedir.
Tüm bunlar, kuşkusuz Paris’teki suikastı aydınlatmaz. Ama meseleye farklı bir bakış açısı sunar belki…
İzleri araştırmayı sürdüreceğiz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Ocak 2013
TÜRKEŞ-GÜLEN’İN İRAN KARŞITLIĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/01/2013
Eski Ülkücü, eski Çiller danışmanı, yeni Cemaatçi ve her daim Amerikancı olan Mümtazer Türköne’ye göre, “Öcalan’la müzakerenin” önündeki en önemli engel, İran. (Zaman, 8 Ocak 2013)
Türköne’nin gerekçesi ise İran-PKK ilişkisi. Öncelikle belirtelim; PKK’nin arkasındaki kuvvet olarak ABD yerine başka ülkeyi görenler, gözleriyle değil, görevleriyle bakanlardır!
Meselenin esasına gelecek olursak, İran’a düşmanlıkları aslında şundandır: İran devleti bölgede bir Kürt devletine izin vermeme kararlılığı ilan etti. “Öcalan’la müzakere” de, son tahlilde AKP’nin Kuzey Irak’ı himaye göreviyle ve ABD’nin Kürt Koridoru planıyla ilgilidir.
Türköne, işte bu nedenle “Öcalan’la müzakereye” itiraz edenleri İrancı diye suçlamaktadır: “İran’ın Türkiye’deki propaganda gücü o kadar yüksek ki, bazı milliyetçi gazetelerde bile doğrudan İran propagandasına rastlayabilirsiniz. MHP liderinin, İran’la PKK arasındaki bağlantıyı bilmemesi mümkün mü? Marjinal sol örgütlerin bugün, Suriye üzerinden İran politikalarını savunmaları tesadüf olabilir mi? İçeride ‘mürteci avı’na çıkan 28 Şubatçıların dışarıda İran’ın dâhil olduğu ‘Avrusya’ eksenine yönelmelerinin mutlaka bir açıklaması olmalıydı. Silivri’deki ‘Mustafa Kemal’in askerleri’nin günlük yayın organı, hâlâ İran’ın sesi olarak yayın yapıyor.”
TÜRKEŞ: GERÇEK DÜŞMANIMIZ SSCB DEĞİL, İRAN’DIR
Mümtazer Türköne, İran düşmanlığına destek bulmak niyetiyle olsa gerek, eski Başbuğ’u Alparslan Türkeş’e yaslanma gereği duymuş. Şöyle diyor: “1977 yılında rahmetli Alparslan Türkeş’ten ‘eğitimciler’ grubu olarak bir seminer dinlemiştim. Türkeş, bir tarih profesörü dikkati ve bilgisi ile Türk-İran ilişkilerini özetlemiş ve sonucu ‘Bizim gerçek düşmanımız Sovyetler Birliği değil; İran’dır’ diye bağlamıştı.” (Zaman, 8 Ocak 2013)
Aslında bu anekdot şu gerçeği doğrulamaktadır: ABD kime düşmansa, yerli işbirlikçileri de ona düşmandır. Bu düşman kimi zaman Sol’dur, SSCB’dir; kimi zaman da bağımsızlık yanlılarıdır, İran’dır!
Eski ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın “İran, günümüzün Marx’ıdır” demesi, meseleyi özetlemektedir.
NATOCULUK
Mümtazer Türköne ise bu çizginin en sadık uygulayıcı olması bakımından önemlidir. Onun sırasıyla Türkeşçilik, Çillercilik ve Fethullah Gülencilik yapabilmesi, ancak NATO bağlamında anlaşılabilir.
Bakın bu NATOTürkçülük, daha doğrusu NATO’culuk kritik önemdedir. Alparslan Türkeş’e bağlı bir komandoyu, önce “devlet için kurşun atan da, yiyen de şereflidir” noktasına, en sonunda da Fethullah Gülen müritliğine getiren NATO’culuktur.
Yol aynı yere çıkmaktadır; Türkeş, Ruzi Nazar’a bağlı olarak sola saldırırken, Fethullah Gülen de Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği kuruyordu!
İRAN İLE TÜRKİYE AYNI CEPHEDEDİR
Bölgedeki meseleler bir cepheleşme yaratmıştır. ABD ve bölgedeki aktörleri ile bölge ülkeleri birbirine karşıt konumlanmıştır. Suriye ve Irak, İran ile ittifak yapmaktadır. İran ile Türk milleti nesnel olarak aynı cephededir. AKP ise Barzani, Öcalan ve İsrail ile ABD’nin yanındadır.
Atatürk’e düşman olanların, Esad’a, Suriye’ye ve İran’a da düşman olması bundandır. Ve NATO’cuların bugün İran’a saldırıya geçmesi, Tahran’ın Kürecik Radarı’na, Patriotlara, İsrail’in güvenliğine ve Kürt Koridoru’na karşı çıkması nedeniyledir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ocak 2012
KÜRT MESELESİNİN TEK ÇÖZÜMÜ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/01/2013
Başlıklara bakılırsa, AKP’nin Öcalan’la “yeniden Kürt Açılımı” başlatması(!) operasyonunun bir de halkla ilişkiler boyutu var. Öyle ki Cengiz Çandar bile estirilen rüzgârın şiddetinden tedirgin… Kim bilir, belki de “büyük beklenti” yaratarak, başka hesapların peşindedirler.
Öcalan’ın 21 Mart’tan önce çağrı yapacağı, Öcalan ile BDP’nin MİT’in moderatörlüğünde müzakere yaptığı, Hakan Fidan’ın 180 büyükelçiye “asıl sorun PKK’deki yabancılar” dediği, kimi yorumculara göre Erdoğan ile Öcalan’ın Kandil’e karşı ittifak içinde olduğu, hatta BDP’nin Kandil’in sesi olmayı tercih ederek muhatap olma şansını yitirdiği için MİT’in Öcalan’la görüştüğü bile yazıldı, çizildi…
Yazarken “BDP Kandil’in sesi ise Öcalan kimin sesidir” gibi en basit soruyu bile aklına getiremeyecek kadar güdümlü yazan yorumcuları geçtik fakat müzakerelerde Başbakan’ın özel temsilciliğini yapan birinin Suriyeli Kürtleri PKK’deki yabancı diye nitelemesi “Kürt’ten” ne anladığını, daha doğrusu anlamadığını ortaya koyması bakımından önemlidir!
İKİ PKK
Maksat Kürt değil de ABD’nin işleri olunca, haliyle konuyu getirip Aydınlık’a bağlıyorlar ve bizi “MİT’in PKK’ye silah bıraktıracak olmasından rahatsız olanlar” diye sunuyorlar. Hadi bu sağcı gafili geçtik de, solcu olduğunu iddia edene ne demeli? Aydınlık ve Sol gazetesinin manşetlerinden hareketle iki gazetenin “Şefik Hüsnü’nün torbasından düştüğünü” söyleyerek “ortak köken” keşfeden ve “Şefik Hüsnü bütün Kürt ayaklanmalarını İngilizlerin, emperyalizmin oyunu olarak mahkûm etmiştir” diyen bu zavallı, PKK kuyrukçuluğunun sosyalizm düşmanlığına vardığını da mı fark etmez?!
BDP sayesinde TBMM’ye giren ve varlığının dayanağı PKK olanların varacağı yer kuşkusuz PKK’yle birlikte emperyalizmin kucağı olacaktır!
Ancak anımsatalım. PKK’de “Görüşmelerde en zor durumda olan Öcalan’dır. Hükümetin ve Kürt halkının kendisinden beklentileri farklıdır.” (ANF, 4 Ocak 2012) sesleri çıkmaya başlamıştır. Şimdiden hangi PKK’ye yaslanacaklarını düşünmeye başlasınlar!
Nitekim Murat Karayılan da “Kimse gevşememeli, herhangi bir beklentiye girmemeli. Önemli olan İmralı’nın ne diyeceği değil, devletin ne yapacağıdır” diyerek merkezde kendilerinin olduğu mesajını vermiştir!
KÜRT BAHANE, MAKSAT ABD’NİN İŞLERİ
Aydınlık’ı “PKK’nin silah bırakmasından rahatsızlar” diye suçlamaya kalkanların, aynı zamanda başyazarını, “müzakere” ettikleri Öcalan’ın fikir babası ve PKK’nin iki liderinden biri diye karalamaya yeltenmesi, görevleri gereğidir.
Yoksa gayet iyi bilirler ki, Aydınlık 80’lerde Kürt yurttaşlarımıza dışkı yedirildiğini manşet yapma cesareti gösterdiğinde, köy yakmaları ve kasaplar deresi gibi konuları gündeme getirdiğinde, kart kurt diyenlere inat “Kürt” dediğinde ve bu yayınları nedeniyle en ağır cezalara çarptırıldığında, kendileri Evren-Özal rejiminin şakşakçıları arasındaydılar…
O yüzden de maksatları hiç Kürt olmamıştır, hep ABD’nin işleri gereği Kürt seviciliğine soyunmuşlardır…
Bugünkü “PKK silah bırakacak” rüzgârı da, Irak meselesi de, Suriye meselesi de ABD’nin “Kürt devleti” planı gereğidir. Bu gerçekten atlanamaz!
BATI ASYA BİRLİĞİ
Bakın Yeni Şafak’ın Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül aradaki bağı nasıl kuruyor: “Irak ve Suriye’nin parçalanmasının son aşaması Türkiye’nin parçalanmasıdır. Bu parçalanmayı önlemenin tek yolu da (Türkiye-Kuzey Irak) güç ortaklığıdır. Türkiye-Kuzey Irak bu kadar yakınlaşabiliyorsa, terör devre dışı bırakıldıktan sonra bu yakınlaşmanın çok daha kapsamlı bir ortaklığa dönüşmesi de mümkündür. Bu yüzden, İmralı görüşmelerini, bölgenin geleceğine yönelik boyutu ile de ele almakta fayda var.”
Irak’ın ve Suriye’nin parçalanması, doğru, Türkiye’yi de parçalar ama bunu önlemenin yolu Türkiye ile Kuzey Irak’ın birleşmesi değildir! Çünkü Türkiye Kuzey Irak’la birleşerek önce Irak’ı, sonra Suriye’yi bölmüş olacaktır! O zaman da ilk denkleme yine dönülür! Yani Irak’ın ve Suriye’nin parçalanması, Türkiye’yi de parçalar! Ki hedef budur!
Emperyalizmin hedefi gereği bölge ülkelerinin parçalanması bizim çözümümüz değildir! Bizim çözümümüz, emperyalizme rağmen bölge ülkelerinin Batı Asya Birliği içinde ittifak yapmasıdır.
Kürt meselesinin, hiçbir ülkenin parçalanmasını gerektirmeden Kürtler, Türkler, Araplar ve Farslar lehine tek çözümü de budur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Ocak 2012
KÜRDİSTAN TÜRKİYE’Yİ BÖLER
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/12/2012
ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin hazırladığı “Küresel Trendler 2030” raporu, senaryoları değil saptamaları ve Washington’un planlarını içeriyor. Bu nedenle raporda yer alan “Kürdistan’ın yükselişi nedeniyle önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin bölünme riski var” ifadesi bir müttefik uyarısı değil, ABD’nin stratejik hedefidir!
Nitekim bu hedef yeni de değildir; ABD çeşitli dönemlerde ama en çok da AKP iktidarı süresince bu hedefi gerçekleştirmek üzere somut adımlar atmıştır. Bu planın Türkiye’ye hangi süreçlerde dayatıldığını anımsamak, hem belirlenen stratejiyi daha iyi kavramımızı sağlar hem de mücadelenin hangi cephede sürmesi gerektiğini ortaya koyar. İnceleyelim:
ABD PLANI İLK 1965’TE GETİRDİ
ABD Kürdistan’ın kurulması ve Türkiye ile federal bir çatı altında birleştirilmesi şeklindeki tarihi projesini Ankara’nın önüne ilk olarak 1965 yılında getirdi.
Emekli Amiral Vedii Bilget’in, 24 Şubat 1987 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan yazısına göre ABD, 1965 yılında Türkiye’ye bağlanacak bir “Federe Kürt Cumhuriyeti” için dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in ağzını aramıştı. Bilget’e göre “Federe Kürt Cumhuriyeti”, Türkiye, Irak ve İran Kürtlerini kapsayacak ve Türkiye ile federal bir çatı altında bileştirilecekti.
Yine dönemim Senato Üyesi Sadi Koçaş, anılarında, “ABD’nin AP’yi ve Demirel’i 1965’te iktidara getirdiğinde, ‘Irak-İran ve Türkiye Kürtlerini Federe bir Cumhuriyet haline getirelim, bunu Türkiye’ye bağlayalım’ isteğinde bulunduğunu,” belirtiyordu. (Sadi Koçaş, Atatürk’ten 12 Mart’a Anılar, 4. Cilt)
PENTAGON’UN KÜRT SENARYOSU
ABD, bu projeyi bir kez 12 Mart’tan sonra 1974’te ve bir kez de 12 Eylül sürecinde 1986’da Türkiye’nin önüne getirdi.
7 Kasım 1986 günü Ankara’ya gelen Pentagon’un iki numarası, Savunma Bakan Yardımcısı William Taft çantasında “Pentagon’un Kürt Senaryosu”nu getirmişti. Evren ve Özal ikilisinin kabul ettiği planı, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ reddetmişti.
ABD’nin Irak’a saldırısından hemen önce, 13 Ocak 1991 tarihinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı James Baker planın güncellenmiş halini yine Ankara’ya getirdi. Yüzyıl Dergisi’nin 10 Şubat 1991 tarihli “ABD’nin Üç İsrail Planı” başlıklı kapağıyla kamuoyuna duyurduğu plana göre ABD, Körfez Savaşı’ndaki desteği karşılığında Türkiye’ye “Kürdistan’ın hamiliğini” verecekti!
Plan, Çekiç Güç’ün 17 Nisan 1991 tarihli Huzur Operasyonu ile işleme sokuldu. 36. Paralel ile Irak’ın kuzeyini uçuşa yasak ilan eden Çekiç Güç, Bağdat’tan kopardığı bu bölgede Kürdistan’ın temelini attı.
1996 yılında Türkiye plana müdahale sürecini başlattı; süreç 1998’e kadar bölge lehine işledi.
ÖCALAN’IN TÜRKİYE’YE TESLİMİ
ABD, 1999 yılında yeni bir Kürt Planı’nı devreye soktu. Pentagon tarafından Alan Makovsky başkanlığındaki bir ekibe hazırlatılan plan, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın onayı ve ABD Başkanı Bill Clinton’un parafıyla yürürlüğe girdi.
Planın esasını, Irak’ın kuzeyinde beş aşamada kurulacak bağımsız Kürt devleti ile Türkiye’de bir Kürt federe devleti oluşturulması ve bu iki yapının daha sonra birleştirilmesi oluşturuyordu.
Öcalan ülke ülke dolaştırılırken, 25 Ocak 1999’da ABD’den gelen bir heyet, “Türkiye himayesinde Kürdistan” planını Ankara’ya dayattı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Yakındoğu Dairesi Başkan Yardımcısı Elizabeth Jones, ABD’nin Kuzey Irak Koordinatörü Francis Ricciardone ve Pentagon yetkililerinin bulunduğu heyet, 12 maddelik planı Ankara’ya kabul ettirdi!
‘CASUS BELLİ’YE ERGENEKON TERTİBİ
ABD 2 yıl süren hazırlığını, Haziran 2001’de Kürdistan’ı resmen ilan ederek taçlandırmak istedi.
Ancak Türk devleti ön aldı ve Mayıs’ta “Kürt devletini casus belli (savaş nedeni) saydığını” ilan etti. Türk Ordusu, sonraki aylarda, ABD müdahalesinden önce Irak’ın kuzeyine girme planı hazırladı.
2001 mali krizi, Ecevit Hükümeti’nin düşürülmeye çalışılması ve ABD’nin Türk Ordusu’na Ergenekon tertibi işte bu süreçte başladı.
Bahçeli destekli 3 Kasım 2002 seçimleri ve sandıktan AKP’yi çıkarma(!) hamlesiyle başlayan Atlantik süreci ise geride kalan tahribatlarla ve “açılımlarla” dolu 10 yılı yarattı.
Artık hamle sırası Türkiye’de…
Not: Bu konudaki ayrıntıları Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Büyük Kürdistan” isimli kitabımdan okuyabilirsiniz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Aralık 2012
AÇLIK GREVİ BİLANÇOSU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/11/2012
PKK’nin açlık grevi, Abdullah Öcalan’ın devreye sokulmasıyla sonuçlandı. İdam tartışmalı, açlık grevli bu sürecin Öcalan’ın merkeze alınarak sonuçlandırılması, kuşkusuz planlı bir hedefti.
Karşıt görüntülü AKP ile PKK’nin “Çözümün tek adresi Öcalan’dır” sonucunda birleştirilmesi önümüzdeki sürece işaret ediyor. “Diyarbakır’ı merkez” yapmaya soyunanların, “idam” ve “açlık grevi” gibi insani meseleleri hedeflerine ulaşabilmek için nasıl da kullandığını somut bir şekilde gördüğümüz bu sürecin bir bilançosunu çıkaralım bugün:
AKP, PKK’NİN ŞARTLARINI KABUL ETTİ
PKK’nin açlık grevinde üç şartı vardı: Öcalan’ın avukatlarıyla yeniden görüşmesi, KCK davasında Kürtçe savunma yapılabilmesi ve anadilde eğitim!
AKP Hükümeti, bu şartlardan ikisini kabul etti. Hem mahkemede Kürtçe savunma yapabilmenin yasal olarak önünü açtı hem de Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesini kabul etti.
Nitekim Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülüp görüştürülmeyeceği sorusuna, bunun önümüzdeki süreçte görüleceğini belirterek “evet” yanıtını vermiş oldu!
Aynı zamanda Serpil Çevikcan’dan öğreniyoruz ki, Adalet Bakanlığı daha ileri gidiyor ve Öcalan’ın şartlarını düzeltmek için özel bir çalışma yapıyormuş! (Milliyet, 19 Kasım 2012)
Geriye bir tek anadilde eğitim kaldı! Ama AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in “anadilde eğitim tartışılabilir, konuşulabilir” demesine bakılırsa, hükümet bu şartı da kabul edebilir!
KESİNTİSİZ AKP-PKK MÜZAKERELERİ
Serpil Çevikcan’ın taraflardan aldığı şu bilgi önemli: “Hem hükümet çevrelerinden hem de BDP kanadından gelen bilgiler, müzakerelerin Öcalan üzerinden açıkça yeniden başlatıldığını gösteriyor.” (Milliyet, 19 Kasım 2012)
Nitekim Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in “bu süreçte Öcalan’la görüşüldü mü” sorusuna verdiği yanıt müzakerelerin başladığını ortaya koyuyor: “Devletin istihbarat birimleri, güvenlik güçlerimizin ve terörle mücadelede sürdürülen politikaların gereği, ihtiyaç duyulduğu zaman ve zeminde bu görüşmeler yapılır demiştik geçmişte. İhtiyaç duyulan zeminde bunlar yapılmıştır, bundan sonra da yapılacaktır.”
‘ÖCALAN GÜÇLENDİ’
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “Öcalan’ın rolü netleşti ve güçlendi” diyor ve ekliyor: “Öcalan bir sözüyle açlık grevlerini durdurabiliyorsa, savaşı da durdurabilir.”
İşte açlık grevi ile idam tartışması sarmalı arasında yapılmak istenen de buydu. AKP Hükümeti de Öcalan’a “açlık grevini bitirin” mesajı için fırsat yaratarak, onun yeni müzakere süreci öncesinde “çözümün adresi” olduğunu kamuoyuna ilan ediyordu!
AYDIN İFLASI
“Açlık grevinde tek bir can yitirilirse” diye başlayan cümleler kuran “aydınlar”, bu duyarlılığı açlık grevi süresi içinde şehit düşen askerler için göstermedi!
Öcalan’ın “açlık grevi bitirilsin” mesajını verdiği gün, “Şemdinli’de şehit düşen 5 asker” sıradan bir haber değeri olabildi ancak!
“Kürtleri kazanmak” ile “Türkleri kaybetmemek” arasında denge kuramayan bir aydının aydınlığı artık sorgulanmalıdır!
PROTOKOLLER MASADA
Peki, bundan sonra ne olacak? Yanıtı “Öcalan’ın rolü tarihidir” diyen Aysel Tuğluk veriyor: “Masada protokoller var.”
Evet, Öcalan’ın hazırladığı protokoller masadadır ve anlaşıldığına göre imzalanmayı beklemektedir! Bu, Tuğluk’un sözlerinin dışında, Öcalan’a verdirilen Suriye mesajından da anlaşılıyor.
Öcalan “açlık grevini bitirin” talimatı verdiği el yazısının sonunda Suriye Kürtlerine sesleniyor ve “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez” diyor. Peki, ne öneriyor Öcalan? Tıpkı Türkiye’deki gibi Suriye’de de “demokratik özerklik” istiyor!
Böylece “Kürt koridoru” meselesine Öcalan da fiilen girmiş oluyor ve AKP ile PKK, “Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açma” operasyonunda işbirliğini yükseltiyor!
Aynı saatlerde Mehmet Ağar’ın ajanslara düşen şu sözleri ise oynanan trajedinin birinci perdesinin tamamlandığını haber veriyordu: “Bölünmenin önündeki en büyük engel AKP’dir.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Kasım 2012