Posts Tagged PKK

LİCE OLAYININ PERDE ARKASI

Önce şu iki gerçeği saptayalım: Birincisi; ortada bir ölümüz ve 10 yaralımız varsa, hiç tartışmasız kolluk kuvvetlerinin müdahale tarzında büyük bir yanlışlık vardır. Olay bu yönüyle hızla soruşturulmalıdır. İkincisi; karakolun ek inşaatına yönelik bir süredir devam eden bu tepkilerin bu noktaya gelmeden neden çözülemediği, tekrarından sakınmak için masaya yatırılmalıdır.

Ancak meselenin esas yönü siyasi yönüdür ve o noktayı aydınlatmak hem kışkırtmayı açığa çıkarır hem de kışkırtanların halklar nezdinde yaratmak istediği tabloyu bozar. Siyasi boyut için yapacağımız incelemedeki parametreler ise şunlardır: ABD, AKP, PKK, Cemaat, Halk, Haziran Ayaklanması, Kemalist örgütler…

 ‘HÜKÜMET İSTİFA’DAN ‘ÇÖZÜM’E

27 Mayıs’ta başlayan eylemler 1 Haziran’da halk hareketine dönüştüğü anda ABD şu stratejiyi benimsedi: “Halk hareketinin önüne geçemeyiz ama anti-Amerikancı olmasını engelleyelim.” Washington’un 15 günde 17 “sıcak” mesaj yayınlamasının sebebi bu stratejidir.

AKP Taksim’i polis şiddetiyle zapt edince ABD ikinci bir stratejiye, “Hükümet istifa” hedefli halk hareketinin yatağını değiştirmeye yöneldi. Halk hareketinin “hükümet istifa” noktasından adım adım “çözüm” hedefine yöneltilmesine uğraştı. Böylece hükümet bir süre sonra yıkılsa bile, çok önemli “bölünme” kazanımları elde edecekti. O nedenle şu hızlı trafiği yaşadık:

1. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone AKP Genel Merkezi’nde Erdoğan’ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan’la görüştü ve ardından “çözüm” için Doğu ve Güneydoğu’ya tur düzenledi.

2. Aynı günlerde 30 AKP milletvekili de “çözüm” ziyaretleri gerçekleştirdi.

3. TÜSİAD Cizre’de “çözümün ekonomisi” toplantısı yaptı.

4. Obama Erdoğan’ı arayıp Gezi’yi ve Açılım’ı konuştu.

5. BDP heyeti İmralı’ya gitti ve Öcalan’ın “2. Aşamaya geçtik” mesajıyla döndü.

6. Fethullah Gülen “anadilde eğitime” destek açıklaması yaptı.

7. Erdoğan Akil Adamlar’la buluştu ve raporlarını aldı.

8. BDP “alanlara, meydanlara, parklara” inme kararı aldı ve “hükümet adım at” kampanyası başlattı.

PKK: DOĞU’DA OTORİTE BENİM!

Lice’de halkın karakola yürümesi ve jandarmanın ateş açması işte bu gelişmelerin yaşandığı düzlemde oldu.

İki konuyu daha hatırlatmak, daha nesnel bir inceleme için şarttır:

1. Lice olayından birkaç gün önce PKK Cizre’de “Asayiş Teşkilatı” kurdu. PKK’nin servis ettiği görüntü ve fotoğraflara göre tek tip üniformalı Asayiş Teşkilatı önce yetkililerden diploma alıyor, sonra da kameralar eşliğinde göreve çıkıyor: Yolda araçları durduruyor, kimlik ve ehliyet soruyor…

Öcalan’ın talimatıyla oluşturulması hedeflenen “öz savunma gücü” tam da budur. PKK’nin ilan ettiği “demokratik özerkliğin” dayanacağı kuvvet de budur! Özetle dağ gerillası şehre inmiş ve asayiş teşkilatı olmuş da diyebiliriz!

2. Gelelim Lice’deki karakol meselesine… Şu bilgiler önemli: Diyarbakır’daki 15 karakolun 9’u “çözüm” süreci nedeniyle kapatıldı, 6’sında ise yenileme ve ek bina yapma çalışmaları sürüyor. Ancak karakolların geçiş yapan PKK’lileri bile görmezden geldiği son altı ayın şartlarına rağmen, örgüt kalanların da kapatılması için ısrar etmiştir.

Hatta son olarak bu talep “Akil Adamların” da talebi haline getirilmiştir!

Zaten var olan bir karakola ek bina yapılmasını protesto etmenin mantığını karakola yürüyen köylülerimiz değil ama onları kışkırtan Akil Adamlar ve PKK-BDP mutlaka açıklamalıdır.

Bu verilerden hareket edildiğinde ortaya çıkan çıplak gerçek, PKK’nin “Lice’ye karakol yaptırtmam. Cizre’de otorite benim.” diyerek egemenlik alanı oluşturmaya çalıştığıdır. PKK’nin Açılım ortağı AKP’ye “batıda sen, doğuda ben otoriteyim” mesajı verdiği anlaşılmaktadır!

Bu gerçeğin üzerinden atlayarak ve meseleye salt adli, idari, kolluk baskısı gibi kavramlar üzerinden bakarak, gerçeğin sadece bir bölümünü görmüş ve eksik çözümleme yapmış oluruz.

AKP VE PKK LİCE YORUMUNDA ORTAK

İktidarın Lice olayından sonraki tavrı da oldukça öğreticidir. AKP sözcüsü Hüseyin Çelik Lice’yi “çözüm istemeyen ulusalcıların işi” diyerek suçladı. PKK yöneticilerinden Beritan Dersim de, tıpkı AKP gibi, saldırının çözüm sürecine vurulan bir darbe olduğunu söyledi!

Öte yandan olayın yaşandığı akşam AKP’li bakanların twitter’da “diren çözüm” diye başlık açarak mesajlar yayınlamaları da oldukça çarpıcı ve öğreticidir.

Sonuç olarak hem AKP’nin hem de PKK’nin “ortak” açıklamaları, ABD’nin halk hareketini “hükümet istifa” noktasından “çözüme” taşıma gayretiyle uyumludur!

PKK ve BDP’nin önce “hükümet adım at” kampanyasını başlatması ardından da aynı akşam Lice olayından sonra “devlet halkı katletti” diyerek tabanını, liberal kesimleri, örgütsüz kitleyi parklarda “diren barış” hedefine yöneltmesi, AKP’nin “diren çözüm” çabalarıyla uyumludur!

Çok açıktır: Lice olayı, ABD-AKP-Cemaat-PKK dörtlüsünün Haziran Ayaklanması’nı Açılım’la boğma girişiminin devamıdır!

PKK’NİN GEZİ POLİTİKASI  

PKK ve BDP’nin Gezi konusundaki tutumlarını anımsamak da Lice olayını çözümlenenin bir başka yoludur.

Hem PKK hem de BDP en başından itibaren Taksim’de gelişen halk hareketine karşı çıktı. Zira halk “hükümet istifa” diye bağırıyordu, oysa PKK ve BDP hükümetle masaya oturmuştu.

Zaten BDP grup başkanvekili İdris Baluken de Taksim’de ulusalcılarla yan yana olamayacaklarını ilan etmişti. Başbakan vekili Bülent Arınç bu açıklama nedeniyle BDP’ye teşekkür etmişti.

Peki ya Sırrı Süreyya Önder? BDP’lilere göre Önder, kişisel olarak eylemlere katılıyordu. Hatta ilerleyen günlerde Sırrı Süreyya Önder, Gezi eylemlerine mesafe koyan, hükümeti yıpratamayacaklarını açıklayan Ahmet Türk’le de tartışmıştı.

Tüm bu süreçte yaşanan kırılma ise Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” mesajıydı. O ana kadar “Gezi çözüme karşı” saptaması yapan Öcalan, Hakan Fidan’ın talebi üzerine BDP’yi Taksim’e girmeye çağırmıştı. Böylece Apo posterleri açılacak ve hem kitle alandan soğutulacak hem de Erdoğan’a kürsülerde bunu diline dolama fırsatı sağlanacaktı!

Taksim’de alanlara çıkan PKK-BDP’nin Diyarbakır’da Gezi’ye destek eylemine katılmaması aslında tezgahı tüm çıplaklığıyla açıklamaktadır.

“Gezi çözüme karşı” noktasından “Gezi’ye çözümü dayatma”, “çözümle Gezi’yi bölme”, “çözümle Gezi’yi asıl hedefinden uzaklaştırma” siyasetinin asıl sahibi kuşkusuz PKK ve BDP değil, ABD’dir.

AKP-PKK ORTAKLIĞI BARIŞ GETİRMEZ

Son olarak bir noktaya daha değinmeliyiz:

Pek çok olay gibi Lice olayı da göstermiştir ki, ABD, AKP ve PKK ile Kürt sorunu gerçek anlamda çözülmez ve gerçek barış gelmez! Çünkü ABD’nin çözümü halklar yararına değil, kendi çıkarına uygundur ve bölgenin yeniden dizayn edilmesini, sınırların yeniden çizilmesini hedeflemektedir!

Dolayısıyla halk hareketinin “hükümet istifa” hedefine sarılmak, artık dünden daha acildir ve önemlidir! Halk hareketi, Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle, yani sistemin ayrıştırarak denetlemeye çalıştığı tüm bileşenleriyle geleceğine sahip çıkmalıdır, çıkmaktadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Haziran 2013

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK DEĞİL, AKP ÇEKİLİYOR

3 aydır “PKK çekildi, çekiliyor” haberlerini okuyoruz… Hükümete yakın yayın organları önce “yarısı çekildi”, sonra da “çok azı kaldı, bitti bitiyor” haberleriyle toplumu uyuttu…

Ancak Akil Adamlarla final toplantısı yapan Başbakan Erdoğan, net rakamları açıklamak zorunda kaldı: PKK’nin henüz yüzde 15’i çekilmişti!

Türk devleti kaç PKK’linin çekildiğini bu netlikte sayabildiğine göre, “neden PKK’yle mücadele etmediği” kuvvetle muhtemel bir gün hükümetin önüne gelecektir ama konumuz olmadığı için üstünde durmuyoruz ve bir başka açıklamaya geçiyoruz:

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Erdoğan’ın “sadece yüzde 15’i çekildi” demesi üzerine “ama yüzde 80’i de çekilmek üzere harekete geçti” diyerek ortaya yeni bir rakam attı. Oysa “çekilmek üzere harekete geçtiği” iddia edilen PKK’liler Cizre’de Asayiş Teşkilatı kuruyor, ilk 100 “personele” şehir merkezinde düzenlenen törenle diploması veriliyordu!

Doğrusu hem AKP’nin hem de PKK’nin rakam yarıştırmasından fazlasıyla sıkıldık… O rakamlar yerine hayatın içinden, somut, yakıcı ve siyasal tabloyu özetleyen başka rakamları arşivlerden çıkardık ve inceledik. Buyurun:

AKP, BELEDİYE BAŞKANLARINA SAHİP ÇIKMADI

1. PKK’nin geçen yıl kaçırdığı ve 52 gün sonra serbest bıraktığı AKP Gürpınar İlçe Başkanı Hayrullah Tanış, önceki gün partisinden istifa etti. Tanış, ticaret ile siyaset arasında tercih yaptığını ve ticareti seçtiğini açıkladı.

Kuşkusuz neyle ne arasında tercih yapmak zorunda kaldığı ortadadır ve bunun ayıbı partisinindir!

2. Diyarbakır’ın AKP’li Hazro İlçe Belediye Başkanı Fetullah Mehmetoğlu, 21 Haziran 2011’de partisinden istifa etti.

Neden? Çünkü PKK, 25 Mayıs’ta AKP’li Belediye Başkanı’nın oğlunu kaçırmıştı! Nitekim PKK, Fetullah Mehmetoğlu istifa ettikten hemen sonra oğlu Fuat Mehmetoğlu’nu serbest bıraktı!

İlginç olan Belediye Başkanı Fethullah Mehmetoğlu’nun, AKP Hazro İlçe 2. Başkanı olan oğlu Fuat Mehmetoğlu’nun kaçırılmasından sonra yaptığı basın toplantısında “kendisine kimsenin sahip çıkmadığını” belirtmesiydi.

PKK, CAMİ’DEN AKP’Lİ KAÇIRDI

3. PKK, AKP Bingöl Yönetim Kurulu Üyesi Abdullah Tuz’u, 7 Ağustos 2011 akşamı teravih namazından hemen sonra Ferez Köyü Camisi’nden kaçırdı.

Bu arada her gün “Gezi eylemcileri Cami’ye ayakkabıyla girdi, içki içti” diyen Erdoğan’ın Cami’ye silahla giren ve üyesini kaçıran PKK’lilere karşı kükrememesini AKP tabanının değerlendirmesine sunuyoruz.

4. PKK 14 Mayıs 2012’de Diyarbakır’ın AKP’li Kulp İlçe Başkanı Veysel Çelik’i kaçırdı. Çelik 30 Haziran 2012’de serbest bırakıldı ve ilk sözleri şu oldu: “Ben AKP ilçe başkanı olarak kaçırıldım. Bundan sonra siyasetle işim olmayacak. Partimden ayrılacağım.”

PKK, AKP’DEN BDP’YE TRANSFER YAPTI

5. PKK, 23 Temmuz 2012’de AKP Hakkâri Merkez İlçe Yönetim Kurulu Üyesi olan Elmacık Köyü Muhtarı Mehmet Çakır’ı kaçırdı. 30 Temmuz’da serbest bıraktı.

Ya sonra? AKP’li Çakır 4 Ağustos’ta BDP’ye üye oldu! Böylece Açılım tarihine çarpıcı bir muhtar transferi öyküsü yazılmış oldu!

AKP’nin yönettiği devletin ne duruma düştüğünün belgesi ise Çakır’a üyelik rozeti takan BDP Hakkâri İl Başkan Yardımcısı Rahmi Kurt’un törende dile getirdiği “Partimiz BDP’nin kapısı herkese açıktır” sözleriydi!

6. PKK, 21 Ağustos 2012’de eski AKP Sur İlçe Başkanı Hamit Çelikkanat’ı kaçırdı ve 27 Eylül 2012’de serbest bıraktı.

Çelik, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır şubesinde düzenlediği basın toplantısında partisinden istifa ettiğini açıkladı!

AKP-PKK’NİN DEĞİL MİLLETİN EGEMENLİĞİ İÇİN

Uzatmayalım, daha pek çok örnek var bu şekilde…

Halk hareketi ile mücadele eden fakat PKK ile müzakere eden AKP’nin yarattığı tablo böyledir. Ve PKK, değil çekilmek, artık dağ gerillası yerine şehir asayiş timleri, öz savunma güçleri kurarak otorite kurmaya çalışmaktadır. PKK yerine AKP bölgeden çekilmektedir!

Dolayısıyla halk hareketinin hedefi, ABD-AKP-Cemaat-PKK dörtlüsünün Gezi’yi Açılım’la boğma girişimine karşı durmak ve AKP-PKK’nin “otoritesine” karşı kendi egemenliğini yeniden kurmak olmalıdır!

Egemenlik ise ancak örgütle olur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Haziran 2013

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ÖCALAN NEDEN DİYARBAKIR’DA YOK, TAKSİM’DE VAR?

Başbakan Erdoğan Kazlıçeşme mitinginde dikkat çeken bir hatırlatma yaptı: “Utanmadan şunu söylüyorlar. ‘Arap baharını gördük, şimdi de Türkiye baharına hazır olun’ diyorlar. Dışarıdaki bazı kendini bilmezler, içeride de onların uzantısı olan bazı kendilerini bilmezler. Türkiye’de Türk baharı 3 Kasım 2002’de oldu ama onlar bunun farkında değil.”

Gezi eylemleri bir “Türk baharı” değildir, dolayısıyla “Arap Baharı’nın” Türk olanı hiç değildir! Peki, 3 Kasım 2002 bir Türk baharı mıdır? 3 Kasım 2002 Soros’un ilk turuncu darbesidir!

Soros 2002’de Türkiye, 2003’te Gürcistan’da, 2004’te Ukrayna’da ve 2005’te de Kırgızistan’da darbe yaptı ve iktidara Amerikancıları getirdi!

2011’de Tunus ve Mısır’da olanlar ise bu dört Soros darbesinden tamamen farklıydı. Tunus ve Mısır’da zaten Amerikancı liderler iktidardı.

TAKSİM AKP’YE BAYRAK DİKTİ

Erdoğan’ın Kazlıçeşme mitingi sadece bu nedenle değil, Erdoğan’ın başlattığı kampanya nedeniyle de ilginçti. Aslında Erdoğan’ın yalnızlaştığını resmeden bu konuşma, şu çağrıyla bitti: “Türk bayraklarınızı sakın katlayıp koymayın. Balkonlarınıza asmanızı istiyorum. Bu bir bayrak kampanyasıdır. Bunlarla birilerine cevabı çok iyi şekilde vereceksiniz. İstanbul’un her yerinde bunu göreceğim.”

O birileri kim? Taksim eylemcileri ve Türkiye’nin dört bir tarafında “Her yer Taksim, her yer direniş” diyerek Gezi’ye sahip çıkanlardır.

Peki, eylemcilerin ellerindeki bayrak ne? Türk Bayrağı!

Peki, Erdoğan’ın “tencere, tava aynı hava” diyerek aklınca küçümsediği eylemcilerin balkonunda ne asılı? Türk bayrağı!

Peki, AKP hükümetinin yasakladığı 23 Nisanlarda, 19 Mayıslarda, 29 Ekimlerde Atatürk’e koşanların, Cumhuriyet diye haykıranlrın ellerinde ne var? Türk bayrağı!

Peki, bu eylemlere katılanlar en çok neye kızıyor? Erdoğan’ın Türk’ü anayasadan çıkarma girişimine, “Türk milliyetçiliğini ayaklarımın altına aldım”  demesine, Atatürk’ün Türk gençliğine hitabesine karşı çıkmasına, Türk’ü Türkiye yapmaya çalışmasına…

Bakın en somutunu anımsatalım. Daha geçenlerde cümlesinde “Türk bayrağı” geçen BDP milletvekiline ne diye kızmıştı AKP milletvekili Mehmet Metiner: “Türk bayrağı değil, Türkiye bayrağı diyeceksin!”

Peki, tüm bu gerçekler ortadayken, Başbakan Erdoğan neden Türk bayrağını anımsadı, neden kitlesinden Türk bayrağı asmasını istedi?

TOMA’lar neden Tük bayrağı astıysa, Erdoğan da o nedenle Türk bayrağı asıyor! Hem kitleden korunmak için, hem de kitleyi dağıtmak için!

Bu çarpıcı tablo Gezi eylemlerinin bir büyük başarısı daha olarak tarihe kaydolmuştur!

TAKSİM’DE AKP-PKK ORTAKLIĞI

Erdoğan’ın bayrak sevgisinin ilk yönünü, yani “kitleden korunma” amaçlı taşınmasını, beyaz bayrak sallaması olarak da yorumlayabiliriz. Ancak daha kurnaz kullanımı ise “dağıtmak” amaçlı kullanımındadır.

Bakın bu duruma işaret eden ve Erdoğan’ın son birkaç gündür sık sık tekrarladığı şu cümle çok şey anlatmaktadır: “Bölücü başı, yanında Atatürk resmi, yanında Türk bayrağı. Ulusalcılara sesleniyorum. Türk Bayrağı ve Atatürk’ü nasıl yan yana getirdiniz?”

Acaba Erdoğan Öcalan adına mı, yoksa Atatürk adına mı rahatsız? Üzerinde durmayacağız, zira Atatürk’le ilgili sözleri arşivlerdedir ve Öcalan’la açılım ortaklığı yürürlüktedir!

Ancak Öcalan’ın neden PKK’ye “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” talimatı verdiği ve neden BDP ile PKK’nin Taksim’e gelerek Apo posterleri açtığı artık daha da netleşmiştir.

Erdoğan’ın “Bölücü başı ve Atatürk’ü nasıl yan yana getirdiniz” sorusunun muhatabı kendisidir! Erdoğan Hakan Fidan’a, Fidan da Öcalan’a iletmiş, AKP Taksim’i Apo posterleriyle bölmeyi denemişti. Ancak başaramamışlardı!

Bu ilişki nedeniyle, geçen haftaki bir yazımızın başlığında “Erdoğan’ın grev kırıcısı Öcalan” ifadesini kullanmış ve somut kanıtlarımızı aktarmıştık. Diyarbakır’dan dönen Rafet Ballı’nın verdiği bir bilgi, bu ilişkiye yeni bir kanıt oldu: Meğer PKK ve BDP Diyarbakır’daki direniş eylemine katılmamış!

Diyarbakır’da eylem yapmayan PKK ve BDP, neden Taksim’de eylem yaptı? Diyarbakır’daki sol grupların Taksim’e destek eylemine gidip Apo posteri açmayanlar, neden Taksim’de açtı?

AKP tabanı, Türkiye’nin geleceği adına bu soruyu yöneticilerine sormalı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Haziran 2013

 

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN GREV KIRICISI ÖCALAN

İktidarı iki haftadır halk hareketi ile sallanan Tayyip Erdoğan, sahaya PKK kartını sürdü! Kartın maça ası Öcalan da BDP’ye talimatı verdi: “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın!”

Peki, Taksim nasıl ulusalcılara bırakılmayacak? BDP Taksim’e gidecek, Öcalan posterleri asacak, Kürdistan sloganları atacak…

Sonra? Sonra halk, PKK ile yan yana olmamak adına yavaş yavaş alandan çekilecek! Hesap bu…

Tutar mı, göreceğiz!

Erdoğan, günlerdir biber gazıyla yapamadığını şimdi Öcalan posterleriyle deneyecek. Başarabilecek mi, göreceğiz!

HALK DÜŞMANLIĞINDA ORTAKLIK

Erdoğan ile Öcalan’ı Taksim’i dağıtma ortaklığında buluşturan süreci anımsamalıyız. BDP’nin iki hafta boyunca izlediği çizgi, Erdoğan’ın Hakan Fidan’a, Fidan’ın Öcalan’a talimatı nedeniyle üç farklı aşama geçirdi:

1. Aşama: Sırrı Süreyya Önder’in dozerin önüne yatarak Taksim gezi parkı eylemine motivasyon sağlamasını BDP’nin genel tutumundan ayırmalıyız.

Nitekim konuştuğum bazı BDP’liler, “Sırrı’nın kendi eylemi” değerlendirmesi yaptılar.

2. Aşama: Eylemin dalgalarının 31 Mayıs ve 1 Haziran günleri tüm Türkiye’ye yayılması üzerine, BDP Genel Merkezi Taksim’le arasına kalın bir çizgi çekme ihtiyacı duydu.

BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken şu açıklamasıyla o kalın çizgiyi ilan etti: “Statükoyu güçlendirecek sloganlar ve imgeler bu protestoların başat özneleri konumuna gelmiştir. BDP olarak hiçbir sebep ve durumda biz bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağımızı ifade etmek istiyoruz.”

BDP’nin bu tavır ilanı, AKP’den takdir gördü. Başbakan vekili Bülent Arınç kameralar karşısında şöyle sesleniyordu: “BDP’nin olayın ilk anından itibaren takındığı tavrı takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz.

AKP: GAZLA OLMADI, ÖCALAN’LA DAĞITALIM

3. Aşama: AKP’nin meydanlarda olmadığı için teşekkür ettiği BDP-PKK, Başbakan Erdoğan’ın Kuzey Afrika’dan Türkiye’ye döneceği gece Taksim’e çıkma kararı aldı!

Sonrasında İmralı’ya giden ve Öcalan’dan talimat alan BDP heyetinin açıklamaları, neden Taksim’e çıktıklarını açıklıyordu. Öcalan şöyle demişti: “Direnişi anlamlı buluyor ve selamlıyorum. Ebetteki bu duruş yeni bir siyasal kırılma yaratmıştır. Ancak hiç kimse ulusalcı, milliyetçi, darbeci çevrelere de kendini kullandırmamalı. Bu hareketin onların denetimine girmesine Türkiyeli demokrat, devrimci, yurtsever ve ilerici çevreler izin vermemelidir.

Mesaj netti: PKK sahaya girecek ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen, Türk bayraklarıyla günlerdir alanlardan “Hükümeti istifaya” çağıran yüzbinlerden Taksim’i alacaktı!

PKK Taksim’de sürekli Öcalan posterleri asacak ve halkı taciz edecek, yıldıracaktı! Diğer yandan Erdoğan’ın medyası propaganda yapacak, “Ağaç bahane, bunlar bölücü”, “Erdoğan’a karşı olanlar, bölücülerle yan yana” diyecek…

Halk da PKK ile yan yana olmamak adına adım adım alandan çekilecek.

4-5 gün boyunca bu taktik uygulanacak!

Ya sonrası?

TAKSİM’İ PKK’YE BIRAKMAYIN!

1. aşama sonrasında sahadan çekilen ve İmralı heyetinden atılarak cezalandırılan Sırrı Süreyya Önder, terbiye edilmiş olarak yeniden sahaya gönderilecek, altına kürsü, eline mikrofon verilecek! Önder de kitleye “tamam, başardık, kazandık, şölenimizi yaptık, hadi evlere dağılalım” diyecek özetle!

Böylece iki haftadır Türkiye çapında milyonların dile getirdiği “Hükümet istifa” talebi, eritilmiş olacak!

Hesap tutar mı? Tutmamalı!

PKK’nin halkın Taksim’i özgürleştiren eylemini çalmasına izin verilmemeli! Meydan, 300 BDP’liye teslim olmamalı!

“Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” diyen Öcalan’a verilecek en iyi yanıt, Taksim’i PKK’ye bırakmamaktır!

PKK’ye Taksim’i bırakmayan kuvvet, bu halk hareketine önderlik eder ve kısa vadede zaten başarı kazanmış olan bu hareketi, orta vadede de başarıya götürür!

Mesele bu işi kimin üstleneceğidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Haziran 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

AKP-PKK ORTAKLIĞI: MUHAFAZAKÂR BÖLÜCÜLÜK

Obama’nın Erdoğan’a “çözüm süreci” ve “yeni anayasa” konusunda güçlü destek verdiğini genel açıklamalarından biliyoruz ancak “tam olarak” ne dediğini bilmiyoruz! Zira ne Türkiye’nin Washington Büyükelçisi, ne de Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, Beyaz Saray’daki 3+3 toplantısına sokulmadı. Böylece görüşme notları Türk devletinin arşivine girememiş oldu.

AKP’nin 11 yılda “gelenekselleştirdiği” bu durum nedeniyle artık ikili anlaşmalar devletle devlet arasında değil, iktidar partisiyle devlet arasında imzalanmış oluyor. Haliyle hizmet akdinin ötesine geçememiş oluyor.

Abdullah Gül’ün Colin Powell’la imzaladığını söylediği “2 sayfalık 9 maddelik” sözleşme türü anlaşmanın içeriği nasıl bir süre sonraya ortaya çıktıysa, bir gün Obama ile Erdoğan’ın 16 Mayıs 2013 tarihli anlaşması da ortaya çıkacaktır!

Gerçi Obama’nın Erdoğan’ı neye zorladığının işaretleri açık seçik ortadadır:

DİYARBAKIR YILDIZ VE MERKEZ

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Diyarbakır’da düzenlenen “Demokratik Kurtuluş ve Yaşam” panelinde bakın ne diyor: “Kürdistan gerçeği 21. Yüzyılın gerçeğidir. Ve Ortadoğu’nun parlayan yıldızıdır.” (ANF, 18 Mayıs 2013)

Eminim çoğunuza tanıdık gelmiştir bu sözler:

Tarih 16 Şubat 2004. Başbakan Erdoğan, kısa bir süre önce ABD Başkanı Bush’la görüşmüş ve yeni yol haritasını kamuoyuna benimsetmek üzere Kanal D ekranlarına çıkmış. Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında bakın ne diyor Başbakan Erdoğan: “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi var ya, işte o proje içerisinde Diyarbakır bir yıldız, bir merkez olabilir.”

Bu sözler, Washington’un Ankara’ya dayattığı stratejinin özetiydi.

Nitekim Erdoğan o stratejiye uygun olarak 2005’te Diyarbakır Açılımı’nı, 2009’da Kürt Açılımı’nı, 2013’te de Öcalan Açılımı’nı başlattı. Türkiye’nin bölünmesi anlamına gelen bu açılımların mevzi kazanabilmesi için de direnecek potansiyel kuvvetlerin Ergenekon tertibiyle etkisiz hale getirilmesi gerekiyordu.

Kaldı ki pek çok AKP yetkilisi de, açılımla Ergenekon davası arasında doğrudan ilişki olduğunu saklamıyor!

OBAMA’NIN FEDERASYON ANAYASASI İSTEĞİ

Yeni Anayasa, Kürt Açılımı’nın sonuçlarından biri olacaktır ve Obama o nedenle Yeni Anayasa için bastırmaktadır.

Yeni Anayasa, Türk-Kürt federasyonunun anlaşması olacaktır o nedenle parlamenter sistem yerine federasyona özgü başkanlık sistemi için bastırılıyor, o nedenle anayasadan Türk’ün çıkarılmasına uğraşılıyor!

Burada da AKP ile PKK – BDP arasında yoğun bir işbölümü vardır. Anımsayalım: BDP’li Hüsamettin Zenderlioğlu TBMM Çözüm Komisyonu’nda konuşuyor: “Bana dendi ki, ‘sen Türk bayrağı düşmanısın’, ben de dedim ki, ‘ben bayrağı yanımda taşıyorum, eğer öyle olsaydı atar, yanımda taşımazdım’.”

Normalde Türkiye’yi yöneten iktidar partisinin bir milletvekili bu sözler karşısında o milletvekilini kutlar, Türk Bayrağı’nı sahiplenmesi noktasında onu cesaretlendirirdi.

Ama o da ne? AKP’li Çözüm Komisyonu üyesi Mehmet Metiner, BDP milletvekiline sözleri nedeniyle kızıyor ve şöyle diyor: “Ne Türk bayrağı, Türkiye bayrağı! Her şeyi Türkleştiriyorsunuz!

O komisyondan nasıl bir “çözüm” çıkacağını varın siz düşünün artık!

AKP’nin BDP’yi “her şeyi Türkleştirmekle” suçladığı bir siyaset dünyası, ibretliktir, trajiktir, sanaldır ve gayrimeşrudur!

AKP İLE PKK’NİN İŞBÖLÜMÜ

Erdoğan ile Öcalan ya da AKP ile PKK işbölümünü anlamak bakımından bir örnek daha vererek bitirelim bugünkü yazımızı:

AKP’nin sık sık medyada çarpıcı çıkışlarıyla yer alan ateşli milletvekili Mehmet Metiner bildiğiniz gibi Kürt etnisiteli bir Türk’tür. Nitekim AKP’den önce HADEP’in Genel Başkan Yardımcısı’ydı.

BDP’nin en ateşli milletvekillerinden Altan Tan ise iktidar partisinin selefi olan Refah Partisi’ndeydi.

Hatta bir ara ikisi birden Refah’ta, ikisi birden HADEP’te ve aynı anda biri Tayyip Erdoğan’ın biri de Melih Gökçek’in yanındaydı!

Netice itibariyle, Öcalan’ın “İslam ortak çatısı” mesajı verdiği şu günlerde, Metiner ve Tan’ın şahsında “muhafazakâr bölücülük” hem AKP’de, hem BDP’de hayat bulmaktadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Mayıs 2013

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

OBAMA-ERDOĞAN ZİRVESİNİ ÖCALAN KAZANDI

Erdoğan’ın 400 kişilik Amerika çıkarmasından eli boş döndüğü artık herkesin malumu. İlk gün estirilen fırtına dindikçe, AKP hükümetinin Suriye konusunda bir mevzi kazanmadığı görülmeye başlandı.

Özetlersek, uçuşa yasak bölge, güvenli alan oluşturma, muhaliflere silah yardımı ve NATO’dan güçlü destek içeren dört taleple masaya oturan Erdoğan ve ekibi, masadan reddettikleri Cenevre sürecini kabullenerek, Obama’dan ABD’nin Suriye’ye kesinlikle askeri müdahalede bulunmayacağı gerçeğini öğrenerek ve ABD’nin elinde sihirli bir formül bulunmadığını anlayarak kalktılar.

Dahası Erdoğan’ın durumu kurtarmak üzere ortaya attığı “kimyasal silah kullanıldı” hamlesi de Obama tarafından “bizim incelemelerimiz sürüyor” denilerek boşa çıkarıldı.

Kuşkusuz bu sonuç, ABD’nin mecburiyeti nedeniyledir. Ortak basın toplantısında da görüldüğü gibi, Obama’nın başı ABD hâkim sınıfları arasındaki çarpışmasının siyasi yansımalarıyla derttedir!

Obama’yı Suriye’ye müdahaleden alıkoyan, Irak’ta Maliki’yi gönülsüz desteklemeye iten ve İran’a Ortadoğu’da manevra alanı kazandıran “hareketsizliği”, ülkesinin siyasi ve ekonomik inişinin doğal bir sonucudur.

Moskova’nın askeri şemsiyesi Washington’u frenlerken, Esad’ı, Maliki’yi ve Ahmedinejad’ı korumaktadır!

OBAMA PKK’Yİ TERÖR LİSTESİNDEN ÇIKARDI!

Şimdi ABD bu çıkmazdan bir çıkar yol bulmaya çalışacaktır. Obama’nın Erdoğan’la ortak basın toplantısında pek dikkat çekmeyen bir nitelemesi, Washington’un hangi “çıkara” yöneleceğine işaret etmektedir.

Obama basın toplantısında Erdoğan’ın “çözüm sürecine” desteğini ifade ederken, satır arasında “PKK şiddeti” ifadesini kullandı! Ancak hem basın toplantısını canlı veren kanallar hem de ertesi gün gazeteler, o cümleyi Türkçeleştirirken “PKK terörü” diye ifade ettiler.

Oysa Beyaz Saray’ın tamamını yayımladığı ortak basın toplantısı metninde de görüleceği üzere, Obama “PKK terörü” değil, “PKK violence” yani “PKK şiddeti” demişti!

Kuşkusuz bu bir dil sürçmesi değil fakat Obama’nın bilinçli tercihidir. Zira “terörü”, “şiddet” kelimesiyle değiştirmek, çok şek ifade ediyor. PKK’nin tam da “Batı bizi terör listesinden çıkarsın” diye açıklamalar yaptığı bir süreçte Obama’nın “terör” yerine “şiddet” kelimesini tercih etmesi, hem örgüte bir “meşruiyet” kazandırmıştır, hem de örgütün BM nezdinde soyunacağı kimi girişimlere başarı şansı doğurmuştur.

ABD PKK’Yİ SAHAYA SÜRDÜ

Gelelim başta belirttiğimiz “ABD bu çıkmazdan bir çıkar yol bulmaya çalışacaktır” cümlemize… İşte PKK’nin terör listesinden çıkarılması, aranılan bu yol açısından değer kazanacaktır.

Çünkü terörist olmayan bir PKK, El Kaide ve El Nusra’nın Batı tarafından onay bulmadığı Suriye’de, Şam karşıtı silahlı muhalefetin bel kemiğini oluşturacaktır. Tam bu noktada hem Öcalan’ın “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin.” sözlerinin, hem de Aysel Tuğluk’un “En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı” sözlerinin önemini anımsamalıyız.

PKK’yi Suriye muhalefetinin merkezine oturtacak ABD, bir taşla birkaç kuş vuracaktır:

1. Irak’a 1991 ve 2003’te saldırdığında PKK’yi olağanüstü büyüten ABD, Suriye üzerinden örgütü 3. kez büyütecektir.

2. Suriye’ye sürülen PKK, Barzani’nin yerine Büyük Kürdistan’ın asıl aktörü konumuna terfi edecektir.

3. Öcalan’ın PKK’ye verdiği “Suriye’de özerklik arayın” talimatı hayat bulacaktır.

4. Suriye’nin kuzeyi, PKK’nin denetimine girecektir. (Ancak Esad kaybederse!)

5. Türk devleti, sınır dışına gidişine göz yumduğu örgütün Suriye’de büyümesine dolaylı destek vermiş olacaktır.

6. Türk Ordusu, AKP eliyle daha da büyümesine yol verilen PKK’yle bu kez 910 km’lik sınır hattında karşı karşıya gelecektir.

7. Önüne Kuzey Irak petrol havucu konulan Türkiye, “Kürtlerle büyümek” söylemi altında PKK üzerinden küçültülecektir!

8. Hepsinden önemlisi, başkasının dış politikasıyla bölgede efelenen AKP hükümeti, şimdi geniş Asya cephesiyle karşı karşıya kalmıştır, hem de tek başına!

Peki, buradan dönüş yok mu? Elbette var! Aydınlık’ın sayfaları çözümle dolu fakat zaman daralıyor…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Mayıs 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK, 3. SIÇRAMALI BÜYÜME DÖNEMİNE GİRDİ

Irak’ın Türkiye’den “çekilen” PKK’yi kabul etmemesini “Irak’tan ‘ret’ komedisi” başlığıyla birinci sayfadan tiye alan Haber Türk, ilk bakışta haklıymış gibi görünebilir. Tabii Fatih Altaylı değil de, bir başkası hazırladıysa birinci sayfayı…

Zira konuyu derinlemesine bilmeyen biri için Bağdat’ın çıkışı kuşkusuz komiktir; çünkü PKK’nin karargâhı Irak’tadır, PKK Irak’tan Türkiye’ye girerek saldırı düzenlemektedir, PKK TSK’nin operasyonları sırasında Irak’a kaçmaktadır…

Ama 2002 öncesini bilen biri için asıl komiklik, Irak’ın bugünkü çıkışını komik bulmaktır!

BAĞDAT’IN BÖLGE İSTİKRARI VURGUSU  

2002 öncesini anlatacağız ama gelin önce en önemli kısmı çoğu gazetede yer almayan Irak Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına bir göz atalım. Açıklamanın dört vurgusu var:

1. Kürt sorununun çözümünü istiyoruz.

2. Fakat güvenlik ve egemenlik gereği PKK’nin Irak topraklarına girmesini kabul etmiyoruz.

3. PKK’nin Irak’a girmesi, bölge ülkelerinin de güvenlik ve istikrarını tehlikeye sokar.

4. Tutumumuzun dayanağı anayasamız ve uluslararası hukuk ilkeleridir.

PKK’Yİ ABD BÜYÜTTÜ

Gelelim Irak’ın çıkışının neden komik olmadığına:

1. PKK’nin Irak’ın kuzeyinde yuvalanmasının sorumlusu Bağdat değil, Washington’dur.

2. PKK, tarihinde iki kez sıçramalı büyüdü. İkisi de ABD’nin bölgeye geldiği dönemdir. ABD 1991’de Irak’a saldırdı, PKK büyüdü. ABD 2003’te Irak’a saldırdı, PKK yine büyüdü! (ABD’nin PKK’ye yardımlarını saptayan Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis şehit edildi!)

3. Irak’ın kuzeyinin PKK için korunaklı bölge olmasının nedeni, ABD’nin 1992’de 36. paralele bir çizgi çekmesi ve Bağdat’a bu çizginin yukarısına çıkmasını yasaklamasıdır.

Bu yasak, karargâhı Silopi’de, kuvveti İncirlik’te olan Çekiç Güç tarafından uygulanmıştır. Yani Türk hükümetleri, AKP dâhil, PKK’nin Irak’ın kuzeyinde yuvalanmasına dolaylı destek vermiştir! (Erdoğan zaman zaman Çekiç Güç’ü kendilerinin kaldırdığını söyleyerek, övünmektedir. Doğrusu şudur: ABD 20 Mart 2003’te Irak’a saldıracağı ve uzun yıllar bu ülkede asker bulunduracağı için artık Çekiç Güç’e ihtiyaç duymamıştır!)

Türk Ordusu da, maalesef, 36. paralel yasağının kendisine Bağdat’ın izni olmadan Irak’ın kuzeyine girip çıkma serbestliği sağlayacağını umarak, direnmemiştir! Bunun bir kurmaylık hatası olduğunu, ilk E. 2. Ordu Komutanı Em. Org. Necati Özgen, 15 Eylül 2005 tarihinde Ulusal Kanal ekranlarından açıklamıştır. Sonrasında pek çok üst düzey komutan bu hataya dikkat çekmiştir.

TSK-SADDAM İŞBİRLİĞİYLE PKK’YE DARBE

4. Nitekim Türk Ordusu, sonrasında ABD’ye rağmen Irak’ın kuzeyine girmek zorunda kalmış ve örneğin 1995 tarihli Çelik Harekâtı’yla CIA’nın peşmergelerini dağıtmıştır. Bu yıllar içinde Türk Ordusu Saddam Hüseyin’le anlaşmış, TSK kuzeyden, Irak Ordusu güneyden ABD’nin kukla devletini sıkıştırmıştır!

5. Saddam Hüseyin’in ABD’ye yenilmesiyle birlikte, Türk Ordusu’nun Irak’ın kuzeyine ve PKK’ye müdahale edemeyeceği yeni bir sürece girilmiştir. ABD, bizzat AKP hükümeti üzerinden TSK’nin elini konulu bağlamıştır. ABD ile AKP arasında yapılan anlaşmalar ortadadır: ABD ve AKP önce Irak’ın kuzeyinde TSK birliklerinin çıkarılmasını sağlamış, sonra da TSK’nin Irak’ın kuzeyine müdahale etmemesini sağlayacak imzalar atmışlardır.

Türk Ordusu’nun 2008’de ABD ve AKP’ye rağmen başlattığı, Pentagon’un “hemen çıkın” diye uyardığı, AKP’nin Genelkurmay’a “bitirin” baskısı uyguladığı sınır ötesi harekât hâlâ belleklerdedir.

ABD BÖLDÜ, MALİKİ BİRLEŞTİRİYOR

Tüm bunları yok sayarak Irak Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasını komik bulmak, operasyonel değilse, mizahın ta kendisidir.

Kuşkusuz mizah olmayıp operasyonel olan yorumlar da vardır. Örneğin Yeni Şafak’a “PKK Irak’ta, Maliki panikte” manşeti atan Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, doğrusunu bal gibi bildiği halde, köşesinden şu yalanı yazabilmektedir: “Açıklama ciddiye alınır mı? Irak’ın istikrarı diye bir şey söz konusu mu? Kürtlerle zaten ayrışmış, Sünnilerle savaş halinde olan, ülkeyi neredeyse üç parçaya bölen Bağdat yönetimi Irak için asıl istikrarsızlık kaynağı değil mi?” (Yeni Şafak, 10 Mayıs 2013)

Bağdat’ın değil fakat Washington’un Irak’ı üçe böldüğünü en iyi bilenlerden biridir Karagül. Okurları, onun bu yöndeki eski yazılarını internetten bulabilirler. Karagül’ün konumu gereği artık yazamayacağı yeni gerçeği de biz buradan yazalım: ABD Irak’ı üçe böldü, Maliki şimdi yeniden birleştiriyor!

TÜRKİYE’Yİ BÜYÜTMEK, KOMŞULARI KÜÇÜLTMEKTİR!

Tablo ortadadır: AKP, PKK, Barzani ve İsrail Atlantik cephesinde sıralanmıştır. ABD bu dört kuvvete dayanarak Ortadoğu haritasını yeniden çizmek istiyor. Gerek AKP gerekse PKK sözcülerinin artık sakınmadan söyledikleri “Türkiye’nin Kürtlerle büyümesi” tezi, Büyük Kürdistan demektir, komşularımızın bölünmesi demektir. Türkiye’ye verilen kuzey Irak petrol ve doğal gazı rüşvetinin karşılığı, Türk Ordusu’nun bölünmeye direnecek Irak, Suriye ve İran’a sürülmesidir!

Ve bitirirken ekleyelim: ABD’nin Irak’a saldırdığı 1991 ve 2003 sürecinde PKK’nin iki kez sıçramalı büyüdüğünü belirtmiştik yukarıda. Şimdi AKP eliyle PKK, üçüncü sıçramalı büyüme dönemine girmiştir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Mayıs 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

GENÇ PKK’LİLER RAHATSIZ

Siirt ve Mardin il Emniyet Müdürlüğü, ortak bir operasyon yaparak 3 genci, “PKK’nin dağ kadrosuna katılmak üzereyken” yakalamış! Adıyaman24.com’um haberine göre polis ikisi 21, biri 15 yaşındaki üç genci sorguladıktan sonra ailelerine teslim edecekmiş!

Haberin neresinden tutsanız elinizde kalır… En iyisi AKP’nin “çekilme başlıyor” müjdesine tezat oluşturan bu haberi yandaş kalemlerin yorumuna havale etmek.

‘ÖCALAN YANINDAKİ MAHKÛMLARDAN RAHATSIZ’

Yalnız bu tip tuhaf haberler gittikçe artıyor. Örneğin birini Başbakan Erdoğan patlattı: “Öcalan’ın yanına adam da verdik. Kendi istediği isimler olmasına rağmen, yanındakilerden rahatsız, gitmelerini istiyor.” (Hürriyet, 18 Nisan 2013)

Öcalan’ın rahatsız olduğu isimlere bakın: Öcalan’ın tecrit koşullarının kaldırılması için 2005’te ölüm orucuna yatan Şeyhmuz Poyraz. Öcalan yakalandığında kendini yakmaya kalkan Bayram Kaymaz. Tuzla Tren İstasyonu’nu patlatan Cumali Karasu. Bingöl’de güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada yakalanan Hasbi Aydemir ve TİKKO üyesi Hakkı Alkan.

Öcalan, kendisi için ölüme yatan, kendisi için bedenini yakmaya kalkan, kendisi için ölüme koşan bu isimlerden neden rahatsız?

ÖCALAN MİT’LE NE GÖRÜŞÜYOR?

Belki de yanıtı şu haberdedir: “MİT ile Öcalan arasındaki müzakereler diğer mahkûmlarca duyulma ve ortam dinlemesine karşı, kullanılmayan üç koğuşun ortak alanı avluda yürütülüyor.” (Vatan, 15 Şubat 2013)

Öcalan “yoldaşlarının” duymasından çekineceği neler konuşuyor olabilir MİT’le?

Zira Başbakan Erdoğan’a göre “pazarlık yok”, BDP’ye göre “barış konuşuluyor”, ABD ve AB’ye göre “çözüm” geliyor… O zaman bu gizem ne?

MİT ÖCALAN’A GÜVENCE VERDİ

Öcalan’ın MİT’le bu yakın mesaisinin Kürtler arasında bir “rahatsızlık” yarattığını biliyoruz.

Örneğin kardeş Mehmet Öcalan’ın ağabeyinin ağzından yaptığı “MİT samimi” açıklaması, büyük tepki çekmişti. (Hürriyet, 5 Nisan 2013)

Ancak buna rağmen Öcalan, MİT’le yakın mesaisinin önemine vurgu yapmayı sürdürüyor. Örneğin Kandil’e yazdığı son mektupta da şöyle diyor: “MİT güvence verdi.” (Milliyet, 20 Nisan 2013)

Tüm bu olgulara bakılırsa Başbakan Erdoğan gerçeği tersyüz ediyor olmalı. Yani Öcalan yanındaki mahkûmlardan değil, olsa olsa mahkûmlar Öcalan’dan rahatsızdır!

KAMER ÖZKAN GERÇEĞİ

6 Nisan tarihli “MİT’ten MİT’e Öcalan” başlıklı makalemizde, PKK’nin kuruluş hazırlığı olan bazı toplantılarını, daha sonra “MİT ajanı” diye suçladıkları Kamer Özkan’ın evinde yaptıklarını yazmıştık. Toplantıları doğrulayan ama Kamer Özkan’ın “MİT ajanı” olmadığını, PKK’lilerin bu iddiasının yalan olduğunu belirten önemli bir bilgi notu ulaştı elimize. Hiç yorumsuz takdirinize sunuyoruz:

Kamer Özkan 12 Mart döneminde (1971) Aydınlıkçı oldu.1972 yılındaki bölünmede İbrahim Kaypakkaya ile birlikte ayrıldı. TİKKO içinde yer aldı. 1972 yılından PKK tarafından öldürüldüğü 1993 yılına kadar Tunceli’de dağda kaldı.

“1975 yılında ‘Apocular’ olarak ortaya çıkan grubun ilk beş kişilik çekirdek kadrosunun içindeydi. Ama çok geçmeden 1975 veya 1976 yılında, grubun devrimci olmadığını görerek ayrıldı. Sonraki yıllarda çoğunluğunu Tuncelilerin oluşturduğu ‘Tekoşin’ adlı örgütün kurucuları arasında oldu. PKK ile aralarında zaman zaman silahlı çatışmalar yaşandı. Bir seferinde Kamer Özkan kendisini pusuya düşüren PKK’lılardan birini öldürerek kurtuldu.

Kamer Özkan 1980 sonrasında da PKK ile birkaç silahlı çatışma daha yaşadı. 1991 ya da 1992’de gene kendisine kurulan bir pusudan yaralı olarak kurtuldu.

“Son olarak 1993 yılında Tunceli Merkez Gömemiş ve Erdoğdu köyleri arasındaki bölgede kalabalık bir PKK’lı grup tarafından pusuya düşürüldü ve öldürüldü.

Kamer Özkan halkına bağlı, yiğit bir devrimciydi. 21 yıl boyunca neredeyse yalnız başına dağda barınabilmesinin açıklaması da budur.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Nisan 2013

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK’Yİ KSK YAPMA SÜRECİ

Öcalan Kandil’e gönderilmek üzere mektup yazıyor ve Adalet Bakanlığı’na veriyor. Adalet Bakanlığı mektubu MİT’e teslim ediyor, MİT de BDP’ye…

Sonra BDP heyeti mektubu alıp Kandil’e götürüyor. Kandil’deki PKK üst yönetimi “biz Öcalan’a cevabi mektubumuzu hazırlarken, siz Kuzey Irak’ta iki-üç gün oyalanın” diyor. BDP heyeti Erbil’de bekliyor. Sonra yine buluşuyorlar ve mektup aynı güzergâh izlenerek Öcalan’a ulaştırılıyor.

Bu tablo son iki ayda tam dört kez gerçekleşti. Şimdi beşinci mektubun da yola çıktığını öğreniyoruz.

Ancak “Cumhuriyet” savcılarının bir bölümü Ömer Hayyamları yargıladıkları için çok meşgul olduklarından, bir bölümü de Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in “suçsa, ben işliyorum” diyerek kendilerini açıkça tehdit ettiğinden, bu yasa dışı mektuplaşma faaliyetini bir türlü göremiyorlar!

Öyle ki, yanlışlıkla görmemek için, sinemadan siyasete oradan da kargo sektörüne transfer olan S. S. Önder’in mektup taşıma maceralarını ballandıra ballandıra anlatan gazeteleri bile okumuyorlar!

S. S. ÖNDER’İN ÇANTASI

Ancak haksızlık etmemeliyiz. S. S. Önder bu sürecin sadece postacısı değil, aynı zamanda psikolojik savaş danışmanıdır. Nasıl mı?

Örneğin BDP heyeti ile Öcalan’ın görüşmesine dair açıklamalar Fethullah Gülen ve cemaatini mi incitti? S. S. Önder hızır gibi yetişir: “Ben söylemeyi unuttum; Öcalan’ın Fethullah Gülen hoca efendiye çok selamı vardı…”

Örneğin Öcalan’ın nevruz mesajındaki İslamcı çıkışı tabanda rahatsızlık mı yarattı? S. S. Önder hızır gibi yetişir ve Öcalan’ın “çözüm ve barış sürecini Mahirlere ve Denizlere adadığını” açıklar!

S. S. Önder’in çantasından şimdi ne çıkacak, merakla bekliyoruz…

ÖCALAN’IN YOLHARİTASI

S. S. Önder’le birlikte İmralı’ya Öcalan’ı ziyarete giden BDP milletvekili Pervin Buldan sahneye çıkmış bu kez ve Öcalan’ın mesajlarını aktarıyor: “CHP Meclis’te kurulan komisyona milletvekili vermezse, biter!”

Mesajı bu sertlikte vermelerine gerek var mıydı, bilemiyoruz. Zira Kemal Kılıçdaroğlu zaten o komisyonun fikir babası olmakla övünüyor günlerdir. Partisindeki ulusalcıları yatıştırdıktan sonra, illa ki o komisyona milletvekili verecektir. Umarız bu kez bizi şaşırtır!

Peki, başka ne mesajı varmış Öcalan’ın? Pervin Buldan, Öcalan’ın yol haritasının üç aşamalı olduğunu belirtmiş.

Duyunca sevindik, zira iki aydır hep bu üç aşamalı yol haritasından söz edilir ama bir türlü üçüncü aşamada ne olduğu açıklanmaz. “Bu kez açıkladılar herhalde” diyerek Buldan’ın açıklamalarını yayımlayan Özgür Gündem’i okumaya koyulduk:

Öcalan’ın süreçle ilgili beklentileri var. Birinci aşama, ikinci aşama ve üçüncü aşama diye nitelendirdiği bir yol haritasından bahsediyor. Birinci aşamada komisyonların kurulması, hem akil insanlar komisyonu hem de Meclis bünyesinde kurulacak olan komisyon ve bir de geri çekilme var.”

İkinci aşamada bazı yasal ve anayasal değişikliklerin yapılması var. Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması ve TCK’de bazı değişikliklerin yapılması gerekiyor, bunlar önemli. Seçim Yasası dediğimiz, barajın indirilmesi, hazine yardımı gibi, yol temizliği dediğimiz bütün meseleler ikinci aşamada gündeme gelecek olan ve konuşulacak olan meseleler. Bunlar daha çok geri çekilme süreci tamamlandıktan sonra konuşulabilecek konular.” (Özgür Gündem, 17 Nisan 2013)

Peki ya üçüncü aşama? Üçüncü aşama yine yok!

ÖCALAN’IN KAYIP 3. AŞAMASI

Bir türlü açıklanamadığına göre, herhalde zurnanın zırt dediği yer bu aşama olsa gerek!

Tamam da, ne peki?

Olasılıkları değerlendirmek üzere Öcalan’ın geçmiş açıklamalarına ve özellikle 2009’da hazırladığı yol haritasına bakıyorum. İşte kuvvetle muhtemel üçüncü aşama: “Yurtdışındaki PKK’lilerin yurda dönmesi ve bir bölümünün demokratik özerk bölgenin öz savunma gücü yapılması!

Yani, PKK’nin Kürdistan Silahlı Kuvvetleri (KSK) yapılması!

Herhalde Kandil bu nedenle direniyordur ve şöyle düşünüyordur: “Madem gelip KSK olacağız, niye şimdi sınırdan çıkalım ki?”

Öcalan artık altıncı mektubunda daha vurgulu yazar: “Kaç kere diyelim: Önce Suriye, sonra da İran görevi var!”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Nisan 2013

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK’Yİ ARTIK ERDOĞAN YÖNETİYOR

Son bir aydır ısrarla yazıyoruz: AKP-PKK “barışının” sahibi ABD’dir. “Barışın” nedeni ABD ve İsrail’in Ortadoğu çıkarlarıdır. İsrail’den gelen “özür”, “barışa” bölgesel cephe yaratmak içindir. “Barışın” taktik hedefi önce Suriye, sonra da İran’dır. “Barışın” stratejik hedefi Türkiye’dir; Türkiye’nin küçültülüp, Büyük Kürdistan’ın kurulmasıdır.

Yani “Amerikan barışı” aslında bölgeye açılan savaştır. Gerisi laftır, hikâyedir!

Dolayısıyla ortada bir Türk-Kürt barışı ya da kardeşlik projesi yoktur. Ne vardır? Türk ve Kürt’ü Ortadoğu’da ateşe sürmek, Arap ve Fars’a düşman yapmak vardır.

Yazdıklarımıza inanmayanlar, Amerikan barışının sözcülerinden Aysel Tuğluk’un üç gündür Radikal’de yazdıklarını okusunlar.

PKK’YE SURİYE VE İRAN GÖREVİ

Aysel Tuğluk açıkça söylüyor: “Bölge üzerine politika yapan ve bölge gücü olan hiç kimse silahtan arınmış bir PKK seçeneğine hazır değil.”

Tuğluk üstelik basında yazılanların da yalan olduğunu belirtiyor: “Dolayısıyla silahsızlanma meselesi zannedildiğinin aksine İmralı’daki tartışmaların merkezinde değil, böyle bir talep de yok.” (Radikal, 10 Nisan 2013)

Peki, Erdoğan ile Öcalan PKK’nin silahsızlanmasını konuşmuyorsa, neyi konuşuyor? Onu da ertesi gün yazmış Tuğluk: “PKK’nin ne olacağına dair soruya verilecek cevap konusunda açık yürekli olmak gerekiyor. En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı; Avrupa’da kurumsal vs. PKK, Türkiye’de de çeşitli biçimlerde olacak. Ancak Öcalan’ın yeni dönem kurgusunda PKK’nin silahlı güçlerini Türkiye siyasal sahasının dışına geri dönüşsüz biçimde çıkarmak var.” (Radikal, 11 Nisan 2013)

Ne diyordu Öcalan İmralı zabıtlarında: “Çekildiğimiz alanda gerillayı daha da büyüteceğiz. Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin.” (Milliyet, 28 Şubat 2013)

Yani anlayacağınız ABD asıl şimdi silahlandırıyor PKK’yi; Suriye’ye ve İran’a saldırması için büyütüyor, Erdoğan’ın denetimine veriyor! (PKK bu nedenle bölünmeye gebedir.)

ERDOĞAN PKK’Yİ SURİYE ÜZERİNE SÜRDÜ

Nitekim PKK’yi silahlandırma ve bölgeye sürme operasyonu aslında çoktan başlatılmıştı. “PKK’nin Esad’ın kartı olduğunda” ısrar edenler, umarız birincisi PYD’nin Suriye güvenlik güçlerine saldırıya geçmesini ve ikincisi de Erdoğan’ın Kırgızistan’dan söylediği şu cümleyi doğru okurlar: “Türkiye’den Suriyeli olan PKK’lilerin bir kısmı Suriye’deki gelişmeler arttıkça geçmişlerdi.” (Hürriyet, 11 Nisan 2013)

Erdoğan çok açıkça PKK’nin, kendisine verilen “Esad’ı yıkma” görevinin bir parçası olduğunu söylemiş oluyor.

Yani artık PKK’yi ABD adına Erdoğan yönetiyor!

TSK’YE İSRAİL SİGORTASI

Kuşkusuz ABD, PKK’nin askeri varlığına dayanarak bölgeyi dizayn edemez! ABD’nin bölge planlarının olmazsa olmaz şartı asıl TSK’nin kullanılmasıdır! ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, bu nedenle Erdoğan ve Davutoğlu’na “Ergenekon ve Balyoz’da kantarın topuzu kaçıyor, Türk Ordusu bize lazım” mesajı vermiştir. (Savaş Süzal, Yeni Çağ, 9 Nisan 2013)

TSK’yi bölgeye sürmeden planlarını gerçekleştiremeyeceğini bilen ABD, anlaşılan Ergenekon tertipleriyle karargâhına diz çöktürülen Ordu’nun kıvama geldiğini ve yeni 1 Mart tezkere sürprizleriyle karşılaşmayacağını düşünmektedir.

Ancak bunun en önemli sigortalarından biri, Türk ve İsrail ordularına “ilişki” sağlamaktır.

İşte ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel de bu ilişkiyi sağlamak üzere Türkiye’ye geliyor: “Hagel’in ziyareti sırasında Türkiye ve İsrail arasındaki askeri işbirliğinin güçlendirilmesi, savunma antlaşmalarının imzalanması ve beraber tatbikat yapması konuşulacak. Suriye’deki iç savaşın da gündemde olması bekleniyor.” (Milliyet.com.tr, 13 Nisan 2013)

PLANI 8 NİSAN BOZAR!

Peki, tablo bu denli karanlık mı? Bu plan yıkılamaz mı?

8 Nisan’dan bakınca ben aydınlık görüyorum… 8 Nisan’da barikatı yıkan millet, Türk’üyle, Kürt’üyle bu planı da er geç yıkacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Nisan 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın