Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

PKK SİLAH BIRAKIR MI?

Hürriyet’ten Okan Konuralp, Başbakan Erdoğan’ın varlığını açıkladığı Öcalan’la görüşmelerin sonuncusunun 24 Aralık 2012’de gerçekleştiğini yazdı. (Hürriyet, 31 Aralık 2012)

Konuralp’i bilgilendirenlere göre MİT yöneticileri ile Öcalan’ın 4 saatlik pazarlığında devlet “PKK’nin silah bırakmasını” istemiş, Öcalan da karşılığında şu talebi masaya sürmüş: “Örgütle doğrudan temas kurmam sağlanmalı, infaz koşullarım iyileştirilmeli. Bu durumda silah bıraktırmaya paralel olarak PKK’nin ve Kürt halkının PKK’yi destekleyen kesiminin ‘çözüme’ psikolojik ve siyasal olarak ikna olması kolaylaşır.”

Hürriyet’in haber kaynağı oldukça iddialı… Pazarlık bu kez bir takvime endekslenmiş ve taraflar, “2013 yılının ilk aylarında kamuoyunun karşısına sorunun çözümüne ilişkin bir bildirimle çıkılmasını” kararlaştırmış.

Bu kez süreçten o denli eminler ki, örneğin Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan da Erdoğan’ın Urfa’da PKK’ye “silahları bırakın” çağrısı yapmasından sonra şu müjdeyi şimdi açıklama gereği görüyor: “Açlık grevleri sürecinde görüştüğümde ağabeyim, 1-2 ay içinde sorunun çözümü konusunda bazı adımların atılabileceğini söylemişti.” (Hürriyet, 31 Aralık 2012)

AKP: DİYALOG BİZİ NEREYE GÖTÜRÜR, BİLMİYORUZ

10 yıldır iktidarda olan bir partinin Öcalan’ı ikna ederek PKK’ye silah bıraktıracağını sanması ya çapsızlıktır ya da başka hesaplar vardır. AKP’nin konuyla ilgili uzmanlarının açıklamalarına bakılırsa, her iki seçenek de yan yana ilerliyor…

Örneğin Başbakan Erdoğan’ın danışmanı da olan AKP milletvekili Yalçın Akdoğan, NTV’de konuyla ilgili soruları yanıtlarken şöyle diyor: “Bu diyalog bizi nereye götürür, bilmiyoruz…” (NTV, 31 Aralık 2012)

Meseleye en hâkim olduğu söylenen Yalçın Akdoğan’ın NTV’deki söyleşisinden önce Star’daki köşesinde yazdığı şu satırlar daha da aydınlatıcıdır: “BDP, PKK’den daha şahin.” (Star, 29 Aralık 2012)

Yakında silahların masumiyeti üzerine teori bile yapabileceğinin işaretini veren Akdoğan, zaten bir süredir PKK ile BDP’yi ayrıştırmak amaçlı olsa gerek, PKK’ye daha yakın duruyordu. Son yazısındaki şu ifadeler de o bakışın eseri: “AK Parti, BDP’nin emir eri değildir. Siz bozacaksınız hükümet yapacak, siz yıkacaksınız hükümet tamir edecek, siz sabote edeceksiniz hükümet çözmek için uğraşacak… Hükümet sizin partinizin ve örgütünüzün kölesi mi?”

TARAFLARI MASAYA SOPA OTURTTU

Normalde “ikna yöntemiyle” PKK’ye silah bıraktıramayacağını en iyi AKP’nin biliyor olması gerek. Zira PKK’yle masaya örgütün silahlı gücü nedeniyle oturmak zorunda kaldıklarını biliyorlar.

AKP’ye oy veren yurttaşlarımızın şu soruyu sorması yararlıdır: “PKK silahlı olmasa, terör estirmese, hiç AKP PKK’yi muhatap alır mı?”

Sorunun yanıtı kesindir ve PKK de şundan emindir: “Silaha dayanan gücümüz olmasa, AKP bizi muhatap almaz.”

AKP ile PKK’yi aynı masaya oturtan silahtır, sopadır! Esas olarak da Obama’nın beyzbol sopasıdır!

PKK’DE BÖLÜNME OLASILIĞI

“Madem durum bu, taraflar neyin peşinde” diye soruyor olabilirsiniz. Anlayabildiğimiz kadarıyla Öcalan İmralı’dan kurtulmanın ve eve çıkmanın, Erdoğan da başkanlık öncesi ayağına dolanacak konuları “geçiştirmenin” peşinde…

Ancak artık mesele çok boyutludur ve inisiyatif ABD yerine bölge kuvvetlerindedir. Irak ve Suriye’deki Kürt eksenli gelişmeler ve İran’ın ABD’nin “Kürt Koridoruna” karşı sert mücadelesi tüm aktörleri etkilemektedir.

ABD’nin gerilemesi kuşkusuz merkezkaç kuvvetine bağlı olarak PKK’yi de etkileyecektir. ABD’nin bölgedeki askeri varlığına bağlı olarak sıçramalı büyüyen PKK için şartlar tersine dönmüştür; Washington’un geri çekilmesi ve bölge ülkelerinin inisiyatif kazanması, PKK’ye zemin kaybettirmektedir.

Bu doğal olarak örgütte “emperyalizm” eksenli kırılmaları tetikleyecektir.

Zira kartlar güçlü eli sever!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Ocak 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

OK YAYDAN FIRLAYACAK

2012’nin nasıl geçtiği, 2013’ün nasıl geçeceğine işaret ediyor. 2012’de yay gerilmişti, 2013’te ok yaydan fırlayacak!

2012, Atlantik kampının AKP’nin önüne koyduğu görevleri başaramaması ile Türk milletinin bu görevlerin karşısına dikilmesi olarak da özetlenebilir.

Elbette ABD Kürecik Radarı kurarak, Patriot bataryaları yerleştirerek önemli mevziler elde etmiştir ancak Suriye, Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi gibi görevlerin, daha doğrusu muharebelerin en önemlilerini kazanamamıştır!

1 Mayıs’ta emekçilerin geçmiş yıllara nazaran birlik sergilemesi, 19 Mayıs’ta 240 bin gencin Atatürk’ün verdiği görev için ayağa kalkması, 16 Eylül’de Hataylıların Suriye ile kardeşlik istemesi, öncülerin 29 Ekim’de Ulus’ta geniş kitlelerle birleşmesi, 10 Kasım’da Tandoğan’da “Cumhuriyetin yeniden inşası” kararlılığı sergilenmesi, 13 Aralık’ta Silivri’nin kuşatılması, 18 Aralık’ta ODTÜ eylemi üzerinden üniversitelerin silkelenmesi, 23 Aralık’ta Menemen’de Kubilay ruhunun yeniden ortaya çıkması, yine 23 Aralık’ta sanatçıların tarihi misyonları için atılım yapması ve yıl boyunca Türkiye’nin dört bir tarafında yapılan Milli Anayasa Forumları, yayın gerildiğinin göstergeleriydi.

Kuşkusuz tüm bu eylemler Suriye, Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi’nin neden gerçekleşmediğini de açıklıyordu ancak daha önemlisi okun yaydan fırlayacağını ortaya koyuyordu.

İŞÇİ PARTİSİ’NİN BÜYÜME YILI

2012, aynı zamanda tüm bu eylemlerin merkezinde yer alan bir kuvvetin de büyüme yılı oldu.

İşçi Partisi’nin TBMM’deki dört partiden hemen sonra 5. sıraya yükselmesi, onun artık çözümün adresi olduğunu gösteriyordu. Anketler sadece belgelemişti, zira İşçi Partisi 1 Mayıs, 19 Mayıs, 16 Eylül, 29 Ekim, 10 Kasım, 13 Aralık ve 23 Aralık’taki atılımların tümünde yer alan tek kuvvet olarak yerini zaten göstermişti.

Nitekim son 6 ayda Türkiye’nin dört bir tarafında İşçi Partisi’ne toplu katılımlar yaşanması, bu gerçeğin yansımasıdır.

Bu nedenle 2013, İşçi Partisi’nin kitleselleşmesi ve Milli Merkez’in odağı olma yılıdır.

Kuşkusuz AKP de bu gerçeğin farkındadır. Bülent Arınç’ın ODTÜ’de Başbakan Erdoğan’ın protesto edilmesi karşısında “ama Perinçek’i alkışlarlardı” demesi anlamlıdır. Doğu Perinçek’in yıl boyu Ergenekon savunması nedeniyle aldığı cezalar da işte o korku nedeniyledir.

Ancak son beş yıl, mücadele edecek kuvvetler için şu dersle doludur: İşçi Partisi’nin tarihi misyonunu gerçekleştirme azmi, Doğu Perinçek’in Silivri zindanında esir edilmesiyle de kırılamamıştır, tersine daha da bilenmiştir!

ATATÜRK’TE BİRLEŞMEK

Türkiye açısından korku dağları yıkılmıştır ve çeşitli kesimler ayağa kalkmaktadır.

İşçi Partili, CHP’li, DSP’li, MHP’li gençlerin TGB’de birleşebilmeleri, sanatçıların “sanat sanat için midir, yoksa toplum için midir” sorusuna kesin yanıtı anlamına da gelen atılımı ve Sanatçılar Girişimi altında birleşerek ve halkla kucaklaşarak “reddediyoruz” demesi ve ODTÜ eylemlerinden sonra akademisyenlerin Türkiye çapında seslerini yükselterek, “itiraz” etmesi, başka kesimlere de yansıyacaktır.

Gençlik hareketi ile Cumhuriyetçi hareketin birleştiği ve aydınlarla buluştuğu bu sürecin başarısı, emekçi hareketiyle iç içe geçmesine bağlıdır. Burada İşçi Partisi anahtar olacaktır.

Mustafa Kemal’in askerleri” olma iradesinin beyan edildiği 2012 mücadeleleri, tüm kesimlerin bir tek “Atatürk’te birleşebileceğini” göstermiştir. Bu gerçek Kürt yurttaşlarımız için de “birlik içinde yaşamanın” adresidir.

1920’de Atatürk ile Diyap Ağa’nın birliği emperyalizme karşı zaferi ve Cumhuriyeti getirmişti, 2013’te kurulacak benzer ittifaklar, emperyalizmi bir daha yenmeyi ve Cumhuriyeti yeniden kurmayı sağlayacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ocak 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

ÇİN’İN ORTADOĞU POLİTİKASI

BİLGESAM heyetinin Çin ziyaretiyle ilgili raporunu dün incelemeye başlamıştık. Bugün Çin’in Ortadoğu politikasını ve tek tek ülkelerle ilişkisinin ne boyutta olduğunu inceleyeceğiz.

BİLGESAM heyetine bu konuda bilgi veren isim ise aynı zamanda Çin’in Medeniyetler İttifakı’ndaki temsilcisi olan Prof. Dr. Pan Guang.

SURİYE KRİZİ TİCARETİ VURDU

Porf. Pan ülkesinin Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerinin genel olarak çok iyi olduğunu ancak son gelişmelerin Çin’in bölge ülkeleriyle yürüttüğü ticareti olumsuz etkilediğini belirtiyor. Prof. Pan, bölgedeki istikrarsızlığın riskleri, dolayısıyla ulaşım ve sigorta maliyetlerini artırdığına dikkat çekiyor. Örneğin sigorta şirketleri şu anda Suriye’ye gönderilecek malları sigorta etmiyor ve Çin bu nedenle Ortadoğu ile ticaretini Dubai merkezli yürütmek zorunda kalıyor.

Tek tek Ortadoğu ülkeleri ile Çin’in ilişkisine göz atacak olursak:

LİBYA

Pekin, Libya’daki kriz başlayınca bu ülkede çalışan 36 bin Çinli işçiyi tahliye etmiş. Libya şimdi bu işçilerin yeniden gönderilmesini talep ediyor ancak Pekin’in önceliği Libya’da kalan parasını kurtarmak.

IRAK

Prof. Pan Guang, Çin’in Irak’la, özelikle de kuzeydeki Bölgesel Kürt Yönetimi ile ilişkilerinin çok iyi olduğunu belirtiyor. Prof. Pan, Cumhurbaşkanı Talabani ile bir sorunlarının olmadığını vurguluyor.

İRAN

Prof. Pan Guang Pekin’in İran konusunda üç ilke doğrultusunda hareket etiğini belirtiyor:

Çin’in birinci ilkesi, İran’ın nükleer silah sahibi olmaması… Pekin bunu kabul edemeyeceğini ilan etti.

Çin’in ikinci ilkesi, İran’a karşı her türlü askeri harekâta karşı olması… Pekin bu ilke doğrultusunda İran nükleer krizinin askeri seçenekle çözülemeyeceğini savunuyor. Prof. Pan, İran’ın nükleer tesislerini imha etmeye dönük bir askeri harekâtın tüm Ortadoğu’yu çatışmaya sürükleyeceğine dikkat çekiyor ve böylesi bir saldırının İran’daki reform çabalarına zarar vereceğini belirtiyor.

Çin’in üçüncü ilkesi ise bu ülkedeki menfaatlerinin korunması… Prof. Guang ülkenin İran’da yatırımları bulunduğunu, İran’dan petrol ithal ettiğini, finansal ilişkiler yürüttüğünü belirtiyor ve bu nedenle ABD’nin tek taraflı yaptırımlarına destek vermediklerini ancak BM yaptırımlarına uyduklarını söylüyor.

SURİYE

Prof. Pan Guang, Suriye konusunda Pekin’in yaklaşımının Moskova’dan farklı olduğunu, çünkü Rusya’nın bu ülkede askeri üssü bulunduğunu ve iki ülke arasında silah satış anlaşmaları olduğunu belirtiyor. Pan, Çin’in böyle bir ilişkisi olmadığını ancak Suriye’ye yabancı askeri müdahaleye karşı olduklarını söylüyor.

Muhalefetle bir sorunları olmadığını, Esad yönetimi ile de iyi ilişkileri bulunduğunu ve bu iktidarı Suriye’nin merkezi yönetimi olarak tanımaya devam edeceklerini kaydeden Pan, ülkesinin Annan ve İbrahimi planlarına destek verdiğini belirtiyor.

Pekin, Suriye krizinin geldiği bu aşamada her şeyden önce ateşkesi gerekli görüyor.

FİLİSTİN-İSRAİL

Çin Filistin’in kendi devleti olmasını savunuyor ve bu nedenle Filistin’in BM üyeliğini destekliyor. Pan Guang bununla birlikte Pekin açısından İsrail’in güvenliğinin önemli olduğunu ve Hamas’ın roket saldırılarını durdurması gerektiğini savunuyor.

Çin iki tarafı da müzakerelere ve anlaşmaya teşvik ediyor. Prof. Pan Guang ihtilafın çözümünde ABD ve AB’nin de gayret göstermesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Aralık 2012

, , ,

Yorum bırakın

ÇİNLİ PROFESÖRÜN TÜRK AMİRALE 2 SORUSU

Emekli Oramiral Salim Dervişoğlu başkanlığındaki 7 kişilik BİLGESAM heyeti, Çin ziyaretiyle ilgili raporunu yayımladı. Oldukça önemli verilerin yer aldığı bu raporu Aydınlık okurları için inceleyeceğiz.

Raporda yer aldığına göre BİLGESAM heyetinin programının ilk gününde Prof. Dr. Pan Guang başkanlığındaki Çinli akademisyenlerle toplantı vardı.

Prof. Pan Türkiye’yi iyi bilen bir isim. Şanghay Sosyal Bilimler Akademisi öğretim üyesi olan Prof. Pan, aynı zamanda Çin’in Medeniyetler İttifakı nezdindeki temsilcisi. İttifakın Türkiye’deki toplantılarına katılan Prof. Pan, önemli isimlerle temaslarda bulunmuş.

Prof. Pan Guang, hem Çin’in genel Ortadoğu politikası hakkında, hem de tek tek Ortadoğu ülkeleriyle ilişkileri hakkında BİLGESAM heyetine kapsamlı bilgiler vermiş. Çin’in Ortadoğu politikasını anlamamızı sağlayacak bu verileri, sizlerle yarın paylaşacağız. Bugün Prof. Dr. Pan Guang’ın ülkemizi ilgilendiren çok kritik 2 sorusuna mercek tutacağız.

ABD, TÜRKİYE’NİN SURİYE’YE MÜDAHALESİNİ İSTİYOR

Prof. Pan’ın dikkat çeken ilk sorusu Türkiye’nin Suriye’ye müdahale olasılığıyla ilgili.

Prof. Pan, yakın zaman önce ABD’de bulunduğunu, temas ettiği bazı kişilerin ABD’nin Suriye’ye askeri müdahalede bulunmayacağını, bunu Türkiye’nin yapması gerektiğini düşündüklerini nakletmiş ve böyle bir şeyin olup olmayacağını sormuş.

Prof. Pan’ın sorusuna yanıt veren emekli Oramiral Salim Dervişoğlu, Türkiye’nin komşusundaki bu krizden şüphesiz çok rahatsız olduğunu ancak gerek halkın çoğunluğunun gerekse hükümetin böyle bir hareket tarzını uygun görmediğini belirtmiş.

ABD’nin Suriye’ye bizzat saldırmayacağı ve bunu Türkiye’den beklediği bilgisi, Aydınlık okurları açısından yeni olmasa da, Çin-ABD temaslarında bile gündeme gelmiş olması anlamlı.

ÇİN’İN BÖLGEDE KÜRT İTTİFAKI UYARISI

Prof. Pan’ın ikinci sorusu çok daha önemli. Pan Guang ileride Suriye muhalefeti içindeki Kürtlerin kuzey Irak’taki Kürtlerle ittifak halinde Türkiye’ye karşı bir harekete girişmesi durumunda Türkiye’nin nasıl hareket edeceğini sormuş.

Emekli Oramiral Salim Dervişoğlu, böyle bir senaryonun gerçekçi ve muhtemel olmadığını, çünkü Türkiye’nin kuzey Irak’la ilişkilerinin gayet iyi olduğunu ve Kürt kökenli Suriyelilerin de hem nüfus bakımından az hem de ülkede dağınık biçimde yerleşik olduğunu savunmuş. Dervişoğlu, Suriye Kürtleri içinde PKK’ye sempati duyan ve PYD mensubu olan azınlık bir gruba karşılık çoğunluğun Türkiye’ye yakın olduğunu ve PKK’ye soğuk baktığını belirtmiş, bu nedenle böyle bir senaryoyu olası görmediğini vurgulamış.

Soru ve yanıta bakılırsa Çinli Prof. Dr. Pan Guang, konuya emekli Oramiral Salim Dervişoğlu’na nazaran daha “Türkiye’nin güvenliği” merkezli bakıyor.

Bir kere Dervişoğlu’nun PYD’nin Suriye Kürtleri içindeki ağırlığına dair verdiği bilgi gerçeği yansıtmamaktadır.

İkincisi Ankara-Erbil ilişkilerinin bugün iyi olmasına göre genellemede bulunmak gerçekçi değildir zira bu iyi hal sadece son iki seneye ve AKP’nin ABD adına yürüttüğü Kürt Açılımı’na endekslidir.

Üçüncüsü Irak Kürtleri ile Suriye Kürtlerinin birlikte hareket etmeyeceğini düşünmek, sadece temennidir! Barzani’nin Temmuz’da Suriye Kürtlerini Kürt Yüksek Konseyi’nde birleştirmesi, KDP’ye bağlı Suriye Kürt partileri ile PYD arasında Erbil mutabakatı kurması, Suriyeli Kürtlere Irak’ın kuzeyinde askeri eğitim vermesi gibi somut olgular ortadayken Salim Dervişoğlu’nun Prof. Pan’ın dikkat çektiği tehlikeyi olası görmemesi “yığınakta hata”dır.

Yarın Çin’in Ortadoğu politikalarını ele alacağız…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Aralık 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

İYİ Kİ DARBEYE TEŞEBBÜS ETMEMİŞLER

Anımsarsınız, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Ergenekon tertibiyle tutuklanan generaller için “iyi ki bunların zamanında savaşa girmemişiz” demişti. Biz de önceki günkü Ergenekon duruşması sırasında benzer bir düşünceyi geçirdik zihnimizden: “İyi ki bu generaller darbe yapmaya teşebbüs etmemiş, zira rezil olurlardı.”

Neden böyle düşündüğümüzü açıklayalım.

Bildiğiniz gibi Silahlı Ergenekon Terör Örgütü iddiasıyla açılan davada beş yıl geride kaldı ancak bırakın terörü, ne örgüt bulabildiler ne de silah?!

Durum böyle olunca haliyle davaya silah yerleştirmeye karar verdiler. Şöyle ki, 2006 yılındaki bir davayı, üstelik neticelenmişken, Ergenekon davasıyla birleştirdiler. Akıllarınca, bu davada yargılanan dört kişi üzerinden Ergenekon Örgütü’ndeki silahı bulmuş olacaklar!?

ERGENEKON’A İKİ SİLAH BULUNDU!

Hâkimin okuduğu(!) ek iddianameye göre bu dört kişi Ergenekon örgütüne silah temin etmekle suçlanıyor. İddianameyi dinledik; 1. kişi 2. kişiye “silah var mı” diye sormuş, o da “ben de yok ama 3. kişide vardır” demiş. 3. kişi de “ben de yok ama size bulurum” deyip aramaya başlamış. Birkaç kişiyi silsileyle atladıktan sonra 4. kişiden silah bulunmuş.

Yapılan pazarlıklar neticesinde iki adet tabanca 5 bin 400 liraya alınmış! İşte Silahlı Ergenekon Terör Örgütü’nün silahları!

Bu arada sanıklar savunma için kürsüye çağrıldıklarında yaşlarını da öğrenmiş olduk. En büyüğü 1980 doğumlu. Olay olduğunda, yani 2006 yılında en büyüğü 26 yaşındaydı.

Haliyle şunu düşündük. 100 yıl önceki olayların bile müsebbibi ilan edilen, içinde Genelkurmay Başkanı’nın, Genelkurmay 2. Başkanı’nın, Jandarma Genel Komutanı’nın, 1. Ordu Komutanı’nın, sayısız madalyalı özel kuvvet subaylarının, Öcalan’ı sorgulayan Albay’ın, PKK’ye aman vermeyen binbaşıların, yüzbaşıların, özel harekatçı polis şeflerinin yer aldığı bu örgüt silah bulamamış da, 2006 yılında bu dört gence mi silah temin etmek için başvurulmuş?!

Dilerseniz İnönü’nün tabiriyle “hadi canım sende” deyin, dilerseniz internet fenomeni olan belediye emekçisinin tabiriyle “oğlum bak git” deyin!

KEYFİ MUHAKEME KANUNU

Yukarıda ünlemle bırakmıştık, yeniden vurgulayalım: Ek iddianameyi hâkim okudu! Haliyle “iddia makamı olan savcı ne yaptı peki” diye soruyorsunuzdur. O da, reddi hâkim talebinde bulunan avukatların dilekçesi için mütalaa verdi!

“İddianameyi neden hâkim okuyor” itirazına verilen yanıt ise şöyleydi: “CMK’de hâkim okuyamaz diye bir madde yok.” Pekala bir avukat da okuyabilir demek ki, nasılsa “avukat okuyamaz” diye bir ifade de yok!

Verilen ilk arada durumu İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal’a sordum. “CMK değil, KMK uygulanıyor” dedi ve KMK’nin ne olduğunu açıkladı: “Keyfi muhakeme kanunu.” Bir avukatın “İngilizcede C harfi K okunur” demesi duruma hem ironik hem de trajik bir anlam kattı.

SİLİVRİ NOTLARI

Gelelim sanıklardan notlara… Deniz Yıldırım ve Mehmet Perinçek, artık Hikmet Çiçek’i Galatasaraylı kabul etmiyormuş çünkü Çiçek’te hafiften Aziz Yıldırım hayranlığı başlamış. Çiçek hayranlığını bizzat teyit etti.

Daha önce Babalar ve Kızları’nı yazmıştık biliyorsunuz, hani Veli Küçük’ü kızı Zeynep Küçük’ün, Dursun Çiçek’i kızı İrem Çiçek’in savunuyor oluşunu… Şimdi bir de Baba ve Oğlu var. Erkan Önsel’in oğlu stajını bitirmiş, ruhsatını almış ve o gün ilk defa avukat olarak duruşmada yer alıyordu. Erkan ağabeyin haklı gururu gözlerinden okunuyordu.

Mustafa Balbay Ankara’daki evinin ODTÜ’nin 100.yıl girişinin yanında olduğunu belirtti ve ekledi: “O nedenle ben de ODTÜ’lüyüm, hepimiz ODTÜ’lüyüz.”

Bitirirken belirtelim; iki de birbirine zıt şey dikkatimizi çekti. Biri çok sanıklı bu davanın o gün duruşmada bulunan tek müdahil avukatının uzun uzun Sözcü okuması… Diğeri de Şükran Soner’in Çağlayan’da Odatv davasını izleyip, öğleden sonra da koştura koştura Silivri’deki davaya yetişmesi… Şükran ablanın bu zahmetli yolculukları belediye otobüsüyle yaptığını da belirtelim ki, Silivri’ye bir türlü gelemeyen büyük köşelerin küçük yazarları bir parça utansın!

HOŞGELDİN SONER YALÇIN

Hukuk skandalları içinde bir de güzel haber vardı aynı gün. Soner Yalçın nihayet tahliye oldu. Böylece Odatv davasında tutuklu Odatv’ci kalmadı!

Kalan iki tutuklu sanık olan Yalçın Küçük ve Hanifi Avcı için artık durum daha da abes. Küçük, yöneticisi olduğu iddia edilen Ergenekon davasında tutuksuz ama üyesi olmakla suçlandığı Odatv davasında tutuklu!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Aralık 2012

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

AMERİKAN İSLAMCILARI

ABD’nin İran’ı “günümüzün Marks’ı” diye, İran’ın da Tayyip Erdoğan ve AKP’yi “Amerikan İslamcısı” diye nitelemesi çok önemli iki saptamadır.

Birinci saptama, kendisini “İslam Cumhuriyeti” olarak tanımlayan bir ülkenin ne denli anti-emperyalist olabileceğini, ikinci saptama ise İslamcıların, bölgede emperyalizmin en önemli aracı da olabileceğini ortaya koymaktadır.

İslamcı akımların emperyalizmle ilişkisinin bu kadar birbirine zıt olabilmesi ve emperyalist ABD’nin Müslüman Irak’ı, Afganistan’ı, Libya’yı işgal etmesine, Suriye’ye savaş açmasına İslamcıların neden sessiz kaldığı hatta bir bölümünün açık destek verdiği ayrıca incelenmelidir.

Biz bugün Başbakan Erdoğan’ın neden Amerikan İslamcısı ilan edildiği üzerinde duracağız.

ERDOĞAN – MÜSLÜMAN KARDEŞLER İLİŞKİSİ

Gerçi sorumuzun yanıtı ortadadır. Erdoğan’ın neredeyse tüm politikaları ABD yararınadır ve Washington adınadır. Ama Tahran’dan AKP’ye yöneltilen geçmişteki itirazlarla birleştirilince, meselenin bir de Erdoğan – Müslüman Kardeşler MK ilişkisi olduğu görülmektedir.

Ufuk Ötesi okurları anımsayacaklardır. Biz de 1 Ekim 2011 tarihli “Erdoğan’ın savaş çıkartacak teklifi” başlıklı yazımızda bu ilişkiye değinmiştik. Okumayanlar için kısaca anımsatalım. Erdoğan Beşar Esad’a, kabinenin dörtte birine MK üyelerini almasını istemişti, karşılığında da ayaklanmanın bastırılmasında Şam’a yardımcı olma sözü vermişti.

Çünkü MK örgütünün Türkiye’deki lideri Gazi Mısırlı, Erdoğan’ın arkadaşıydı ve MÜSİAD Yüksek İstişare Heyeti üyesiydi. MK’nin ikinci önemli adamı Cemalettin Kerim de hem MÜSİAD üyesiydi hem de Mazlum-Der ile İHH’nin faaliyet sponsoruydu.

Suriye’nin Ankara Büyükelçisi Nidal Kabalan’ın verdiği bilgiye göre, Suriye Cumhurbaşkanı 2009’da İstanbul’a geldiğinde Erdoğan Gazi Mısırlı’yı Esad’la tanıştırmış ve ondan arkadaşının faaliyetlerine yardımcı olmasını istemişti!

Erdoğan-MK ilişkisi geçmişe dayanıyor. Örneğin İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri raporunda ve DGM hazırlık soruşturması raporunda, MK’nin Ürdün sorumlusu Mohammed Ashmawey ile Mısır sorumlusu Hasan Huvaydi’nin bir otelde gizlice Tayyip Erdoğan’la görüştüğü bilgisi var.

Daha da geriye gidersek tabi, Erdoğan’ın 70’li yıllarda MK’nin kolu olan Dünya Müslüman Gençlik Birliği WAMY üyesi olduğu bilgisiyle karşılaşıyoruz. Örneğin 90’larda MK’nin sözcüsü olan Kemal Helbavi, Erdoğan, Rabbani ve Enver İbrahim gibi isimlerle burada tanıştığını söylüyor ve “Hepimiz işe WAMY’de başladık” diyor!

Jöntürk isimli internet sitesinde yayımlanan şu tablo, yazdıklarımızdan daha fazlasını içermesi bakımından önemlidir:

 

SAİD RAMAZAN CIA’YE ELEMAN KAYDEDİLDİ!

MK’nin Mısır’da “Özgürlük ve Adalet Partisi” ismiyle iktidar olması, ABD’nin bir halk hareketi karşısında “Mübarek’i verip, rejimi kurtarma” stratejisinin sonucudur. ABD, çok eskiye dayanan MK çalışmasıyla bu örgütün bir kanadını “Amerikan İslamcısı” yapmayı başarmıştır.

Jöntürk internet sitesi bu konuda da dikkat çekici bir bilgi sunuyor. 1928 yılında Hasan El Benna tarafından kurulan örgütün 1950’lerde Benna’nın damadı Said Ramazan aracılığıyla en azından bir kanadının CIA güdümüne sokulduğu anlaşılıyor.

Said Ramazan MK’yi etkinleştirmek ve Kahire’ye karşı kalkan bulmak için 1953 yılında Washington’a gidiyor ve ABD Başkanı Dwight Eisenhower ile görüşüyor.

 

Sağ başta elinde kâğıt olan Said Ramazan, emperyalizmin desteğini aradığı 4 yılın sonunda, 1957 yılında CIA ajanı Robert Dreher tarafından “şirket”e eleman olarak kaydediliyor!

Nitekim Washington o yıllarda Sol ve Arap Milliyetçiliğine karşı İslamcı akımları kullanmayı planlıyor.

ABD Türkiye’de de Fethullah Gülen gibi isimlere Komünizmle Mücadele Dernekleri kurdurarak ve kimi İslamcı kesimleri Kanlı Pazarlarda kullanarak Sol’la ve Kemalizm’le mücadele etmiştir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Aralık 2012

, , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

BÖCEK SAVAŞLARI

Başbakan Erdoğan’ın bir yıl önce bulunan böcekleri ansızın konu edinerek “dinlendiğini” ilan etmesi AKP-Cemaat savaşında yeni bir aşamaya işaret ediyor. Bu tür “böcek savaşlarını” doğru okuyabilmek ve analiz edebilmek, öncelikle tüm olguları masaya yatırmaktan geçiyor. İşte -yerimiz yettiği ölçüde- bu savaşta yaşananlar:

1. Fethullah Gülen, İsrail’le Mavi Marmara krizi sonrasında “İsrail’in onayı olmadan hareket edilmesini otoriteye başkaldırı” olarak niteledi ve İHH üzerinden AKP’yi eleştirdi

2. İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, 1 Ağustos 2010’da “İran destekçisi bir adam Türkiye MOSSAD’ının başına atandı. Onların elinde önemli miktarda sırrımız var” diyerek Hakan Fidan’ı hedef aldı.

3. Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi olarak PKK ile masaya oturan Hakan Fidan’ın Oslo’daki görüşme ses kaydı internete düştü. Hem MİT hem de PKK, görüşmeyi sızdırmadığını açıkladı!

4. AKP, 12 Haziran 2011 seçimlerinden hemen önce Ergenekon soruşturmasının savcısı Zekeriya Öz ile polisi Ali Fuat Yılmazer’i görevden aldı. Zaman karara sert tepki gösterdi. (AKP bilahare Tufan Ergüder’i de, Hakkâri Emniyet Müdürü yaparak sürgüne gönderdi!)

5. Seçimlerden hemen sonra cemaatin sözcüsü Hüseyin GülerceErdoğan’ın ustalık döneminde iki sınavı olduğunu söyledi. Biri bakanlar kurulunun oluşturulması, diğeri de YAŞ süreciydi.

6. Erdoğan’ın İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı terörle mücadeleden sorumlu başbakan yardımcısı ve ikinci adam yapması, cemaatin tepkisini çekti. Emre Uslu ve Mehmet Baransu gibi yazarlar, hemen her konuda Atalay’ı hedef aldılar, istifasını istediler! İkiliye göre Atalay, Ergenekon soruşturmasını sekteye uğratıyordu!

7. Zaman gazetesi bu süreçte Usta’yı açıkça hedef almaya başladı. Ali Ünal, “Ustalık dönemi ile ilgili üç endişe” başlıklı yazısında Erdoğan’ı “kendini beğenmişlikle” suçladı, böyle giderse hezimete uğrayacağını ima etti. Ardından Zaman yazarı Bülent Korucu da yine Erdoğan’ı hedef alan yazılar kaleme aldı.

8. Zaman gazetesi 23 Kasım 2011 günü Fethullah Gülen’in Sızıntı’daki bir yazısını yayımladı. 2005 tarihli yazıdaki “kibirli hasta” mesajı yerine ulaştı!

9. Şamil Tayyar’ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yazdığı mektupla ortaya çıkan şike yasası kavgasında, cemaat Gül’den yana tavır aldı.

10. Fethullah Gülen, Erdoğan’ın hamleleri karşısında cemaate “Bir kere daha kefeni yırtıp, bir kere daha yeniden gömlek giyin” mesajı verdi.

11. Uludere’de 34 yurttaşımızın bombalanması olayında Cemaat yazarları istihbaratın kaynağının MİT olduğunu yazarak, kurumu hedef alan bir yayın çizgisi izledi.

12. Cemaat, 7 Şubat 2011’de, Oslo görüşmesi ve KCK davası üzerinden Hakan Fidan ile üst düzey MİT yöneticilerini sorgulamaya çalıştı. Erdoğan’ın ameliyat dönemine denk getirilen bu operasyon, karşı operasyonla ve çıkarılan bir yasayla durduruldu.

13. Erdoğan, bu operasyonun ameliyat sürecine denk getirilmesinden şüphelenerek MİT’e ev, araç ve ofislerinde böcek arattı. Erdoğan’ın bugün olduğunu açıkladığı böcekler işte o aramada bulundu.

14. Erdoğan, Başbakanlık korumalarının tümünü birden değiştirdi. Yeni korumalar ile eşyalarını toplayan eski korumalar arasında silah çekmeye kadar varan gerilim yaşandı!

15. Cemaat yazarları bir kez deBaşkanlık Sistemi üzerinden Erdoğan’ı hedef aldılar. Bu dönemde İhsan Dağı gibi yazarların, Erdoğan’ın sık sık referans aldığı Necip Fazıl’ın 12 Eylülcülüğüne gönderme yapması anlamlıydı.

16. Erdoğan Eylül 2012’de dershaneleri kapatma kararı aldı. Dershaneler, Cemaatin en önemli siyasal ve ekonomik faaliyet alanıydı. KPSS başta olmak üzere tüm sınavlarda kopya skandallarının ortaya çıkması, hatta son iki dönemde polis okulu sınav sorularının cemaate verilmemesi de bu savaşın parçasıydı.

17. Cemaat yazarları, dershanelerini kapatma kararı alan Erdoğan’ı “28 Şubat generallerine” benzeten yazılarla hedef aldı. Kimi cemaat yazarları da 4+4+4 sistemi tartışmaları üzerinden karşı atağa geçip, AKP’nin okulları olarak değerlendirilen İmam Hatip’lerin kapatılmasını savundu.

18. Taraf, bertaraf oldu!

19. Cemaat yazarları son günlerde sık sık Erdoğan’ın “tiranlaştığına” vurgu yapan eleştirilerde bulunuyorlar; AKP’nin İslamcılık ile demokrasi sentezinden totalitarizme yakın bir post-otoriterliğin çıktığını savunuyorlar.

ÇÜRÜMENİN GÖSTERGESİ

Böcek savaşları kuşkusuz stratejik piyonluğun sonucudur. ABD’deki iç çarpışmadan ve ABD ile İsrail arasındaki kimi çelişmelerden kaynaklanan bu böcek savaşları, bir yandan çürümenin ve karanlığın göstergesidir fakat diğer yandan da aydınlık yarınların işaretidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Aralık 2012

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK: ERGENEKON’DA YARGILANAN TSK YENİLDİ

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile PKK yöneticisi Duran Kalkan’ı bir ortaklıkta buluşturan ne olabilir?

Hayır, birinin dağda olması, diğerinin de “ben de dağa çıkardım” demesi değil. Zira Arınç, Başbakan Erdoğan’ın ayarından sonra “düz ovada siyasete devam” kararı aldı.

Peki, o zaman bu iki isim hangi konuda ortaklar, hangi söylemde mutabıklar?

TÜRK SUBAYI KARŞITLIĞI

Anımsayacaksınızdır. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Ergenekon davasında yargılanan subaylar için şöyle demişti: “Allah’a çok şükrediyorum ki Türkiye bunların zamanında bir savaşa falan girmemiş, yoksa bunların savaşacak halleri yok.

Arınç sonrasında Sakarya’da yaptığı bir konuşmada da generallere seslenmiş ve “Türkiye’de AK Parti iktidarı var. Meydan okuyoruz.” demişti.

Mevlithan ve hafızlar, bizim manevi komutanlarımızdır” diyen Arınç, geçen yıllar içinde her vesileyle Türk subayı karşıtlığını sergilemişti.

Bülent Arınç’ın şahsında cisimleşen bu TSK karşıtlığı, AKP’nin en önemli politikasıydı. Öyle ki AKP MKYK üyesi Yasin Aktay,  “Türk devleti ile PKK’nin savaştığını, tarafsız olan AKP’nin ise bu savaşı durdurmaya soyunduğunu” belirtiyordu.

PKK’NİN ERGENEKON DAVASI YORUMU

Kendisini TSK ile PKK’ye eşit uzaklıkta konumlayanın, nesnel olarak hangi cephede yer aldığı kuşkusuz ortadadır. İşte o nesnel ortaklık nedeniyle, AKP ve PKK Ergenekon davasında Türk Ordusu’nun tam karşısında birlikte konumlanmışlardır.

Bakınız PKK’nin üst düzey yöneticisi Duran Kalkan ne söylüyor: “Türk ordusu savaşta aslında yenilmiş durumda. Bunu darbe ve Ergenekon davalarında yargılanan generallerin, subayların durumunda görüyoruz.

AKP SAVCI, PKK TANIK, TSK SANIK

Ergenekon davasındaki bu ortaklığı sadece Bülent Arınç ile Duran Kalkan’ın birbirini besleyen açıklamalarına bakarak saptamıyoruz elbette…

Başka?

1. TSK’nin sanık yapıldığı bu davada PKK tanıktır, AKP savcıdır!

2. Yargılanan subaylarla ilgili suçlamalarda, “teröristle mücadelesi” vardır!

3. Öcalan’ı sorgulayan Albay Atilla Uğur başta olmak üzere, bu davada yargılananlar PKK ile mücadelede en kritik görev üstlenenlerdir.

4. Nitekim Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi sıfatıyla Oslo’da PKK yöneticileriyle görüşen Hakan Fidan, muhataplarından bölgede şikâyetçi oldukları kamu görevlilerinin isimlerini istemiştir. Ne için? Kuşkusuz çeşitli yöntemlerle tasfiye etmek için.

5. Genelkurmay Başkanı’nı “terör örgütü lideri” diye suçlayanlar, doğal olarak PKK’yi aklamaktadırlar!

6. PKK, Balyoz davası sonuçları için “daha çok ceza verilmeliydi” diyerek “iddia makamında” olduğunu göstermiştir.

ATATÜRK YERİNE İŞGAL TERCİH EDENLER

Peki, iktidarda olan bir hükümet ordusuna nasıl bu kadar karşıt olabilir? Nasıl ordusunun düşmanı olan bir terörist örgütle aynı frekansta buluşabilir? Bu nasıl bir psikolojidir?

Yanıtı, yıllar önce Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında “Mustafa Kemal yerine İngiliz işgalini tercih ederdik” diyen o genç kızın sözlerinde!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Aralık 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD’NİN ‘KÜRT KORİDORU’ HAMLELERİ

Cengiz Çandar’ın, “Meğer AKP’nin 2010’daki Irak politikası, aslında ABD’nin politikasıymış” demesi, kuşkusuz bir keşif ve bilinçlerde sıçrama değil fakat ABD içi hesaplaşma ile ABD-İsrail çelişmesinin neticesidir. Yoksa AKP’nin taşeronluğunu en iyi Çandar, üstelik yerinden bilmektedir. Nitekim AKP’nin Suriye’de de ABD taşeronluğu yaptığını bir vesileyle dile getirmişti daha önce.

Bu girişi bölgedeki tüm çarpışmaların “Kürt Koridoru” eksenli olduğunu belirtmek için yaptık. Suriye konusu da, Irak konusu da, Bağdat ile Erbil’in mücadelesi de, Ankara ile Bağdat’ın karşı karşıya gelmesi de, AKP’nin Kürt hamiliğine soyunması da, Türk topraklarına Patriot yerleştirilmesi de doğrudan ABD’nin “Kürt Koridoru” planıyla ilgilidir.

Çünkü ABD’nin bu bölgedeki 60 yıllık ama esas olarak son 20 yıllık ana hedefinin, ikinci bir İsrail işlevi taşıyacak ve kopardığı topraklarla bölge ülkelerini parçalayacak bir “Kukla Devlet” olduğunu Washington’un resmi belgelerine dayanarak biliyoruz.

ABD bu stratejisi gereği, kartı olan Kürt aktörlerini sürekli büyütmeye yönelik taktikler uyguluyor. ABD 1991’den beri PKK, Barzani ve Talabani’yi büyütüyor; hem de toplamda bu sıralamayla…

ABD’nin son dönemdeki kimi taktik hamlelerinin de, “Kürt Koridoru” atağı için PKK’yi büyütmek ve örgüte alan açmak hedefli olduğu anlaşılıyor. İnceleyelim:

NEDEN SUK YERİNE SUKO?

1. ABD, Türkiye merkezli Suriye Ulusal Konseyi SUK’un yeterli olmadığını belirterek, Katar merkezli Suriye Ulusal Koalisyonu SUKO’yu kurdu bildiğiniz gibi geçen ay.

PYD lideri Salih Müslim, Radikal’den Fehim Taştekin’e, ABD’nin SUK yerine neden SUKO’yu inşa ettiğini açıklıyor: “SUK, SUKO olunca, Türkiye’nin kontrolünden çıkmış oldu. Şimdi bizi dâhil etme konusunda daha esnekler.

2.  El Nusra cephesi, Suriye’nin kuzeyinde son dönemde PYD’ye karşı ciddi saldırılar yaptı. PYD ve PKK, El Nusra’nın Türkiye’nin (hatta TSK’nin) kontrolünde olduğunu, Ankara’nın El Nusra’yı üstlerine sürdüğünü iddia etti.

Yanıt Ankara yerine Washington’dan geldi. ABD, El Nusra cephesini “terör örgütleri listesine” dâhil etti!

PATRİOTLAR ‘KÜRT KORİDORU’ İÇİN

3. Patriotların Adana, Maraş ve Antep’e konuşlandırılacağı ilan edildi. Suriye’den gelecek füzelere karşı olduğu söylenen Patriotların sınırdan 100 km geriye yerleştirilmesi, asıl niyetin başka olduğunu ortaya koydu. Zira Patriotların füzelere karşı menzili 20 km.

Türk Atlantik Konseyi’nin Antalya’da düzenlediği Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’nda Zeynep Gürcanlı’nın sorularını yanıtlayan emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’un saptaması, Patriotların ana hedefini anlamamız bakımından önemli: “Patriotlar, Türkiye halkı için değil, Türkiye’deki tesisleri korumak için yerleştiriliyor. Aksi halde, bölge halkına da gaz maskesi dağıtılırdı.”

Demek ABD ve NATO Patriotlarla Adana’daki İncirlik Üssü’nü, Diyarbakır’daki Pirinçlik Üssü’nü ve Malatya’daki Kürecik Radarı’nı korumayı planlıyor. (Bu arada, 1997’de kapatılan Pirinçlik Üssü’nün geçen yıl yeniden faaliyete açılmasının “Kürt Koridoru” ile ilgili olduğunu belirtelim.)

Son olarak Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da, Patriotların Suriye için değil, İran için yerleştirileceğini söyledi.

Hepsi birleştirildiğinde korunacak ana hedefin “Kürt Koridoru”, bu hedefi besleyen alt hedefin de İsrail’in güvenliği olduğu anlaşılıyor! Kaldı ki, Irak’ın kuzeyinin Barzanistan’a dönüşmesinde Çekiç Güç ve İncirlik Üssü’nin nasıl bir rol oynadığına dair önemli bir deneyime sahibiz.

DERİN PATRİOT

Bir de işin “Derin Patriot” kısmı var elbette. Dün kısmen değinmiştik. ABD Patirotlarla ve İzmir’i kara karargâhı yapma kararıyla NATO’ya faaliyet alanı yaratıyor ve Türkiye’yi bu faaliyetin merkezi haline getiriyor. Böylece Türkiye NATO üzerinden bir daha Atlantik’e çıpalanıyor!

Patriot konusu gündeme ilk geldiğinde Erdoğan’ın haberinin olmadığını fakat sonra savunmaya mecbur kaldığını yazmıştık. Son olarak bir NATO görevlisinin “Patriotları Türkiye istemedi, biz önerdik” demesi, “Derin Patriot” konusuna noktayı koyuyor!

5. AKP’nin Öcalan Açılımı başlatması ve Erdoğan’ın açılımın ayrıntılarını netleştirmek üzere Washington’a gidecek olması da “Kürt Koridoru” ile doğrudan ilgilidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Aralık 2012

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ORTAK ASYA STRATEJİSİ

Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’nin “Türkiye’nin AB’den soğutulmamasını” istemesi çok önemli.

Her ne kadar AKP çevreleri bu sözden hareketle “muhteşem on yıl” edebiyatına soyunacak da olsa, Westerwelle’nin sözleri hem Türkiye’nin Batı kampında nasıl tutulduğunu göstermesi hem de Türkiye’nin zorunlu olarak Asya kampına yöneleceği önümüzdeki sürece işaret etmesi bakımından önemlidir.

Zorunlu derken, yönetenlerin iradesine ve tercihine rağmen olacağını kastediyoruz. Nitekim Türkiye, en batıcı iktidarın 10 yıllık yönetiminde bile bu sürecin işaretlerini vermiştir.

Türkiye’nin Batı’yla ticareti azalırken, Doğu’yla ticaretinin arttığı bu sürecin özellikle son 6 aya yansıyan şu üç gelişmesi çok önemlidir:

1. Erdoğan, latife perdesi altında, “AB’de ne işiniz var” diyen Putin’e, “Bizi Şangay İşbirliği Örgütü’ne dâhil edin, biz de AB’yi gözden çıkaralım” dedi.

Nitekim ABD’nin “model ortağı” olan Türkiye, Putin ile Erdoğan’ınbu “şakalaşmasından” hemen sonra, Haziran 2012’de ŞİÖ’nün “diyalog ortağı” oldu!

2. Erdoğan geçen ay Endonezya’da katıldığı Demokrasi Forumu’nda “21. Yüzyıl, Asya yüzyılı olacak” dedi.

3. Takvim gazetesinden Yahya Bostan’ın haberine göre Putin’in 3 Aralık’taki Türkiye ziyareti sırasında “Ortak Asya Stratejisi” belirleme kararı alındı. Putin ve Erdoğan bu hedefle ortak çalışma grubu kurulmasını kararlaştırdı.

TÜRK ORDUSU’NUN ÖNEMİ

1946 sonrasında NATO ile Batı kampına dâhil edilen Türkiye, 28 Şubat sürecinde Avrasyacı eğilimler göstermişti…

O dönemde ABD’yi, Türkiye’nin, Rusya ve Çin’le imzaladığı çok önemli anlaşmalardan ziyade, “Türk Ordusu’nun hizadan çıkması” endişelendiriyordu. Zira ABD-Türkiye ilişkileri Pentagon-TSK üzerinden esir alınmış ve Gladyo ile biçimlendirilmişti.

ABD o dönemde Avrasya’ya kaymaması için Türkiye’yi AB aday üyeliği ile teslim aldı. Ancak bu yeterli değildi. AKP iktidarı altında AB uyum şartları üzerinden Türk Ordusu’nun hizaya sokulması gerekiyordu. İşte Ergenekon tertipleri Batı’nın Türk Ordusu’nu hizaya sokma uğraşıydı.

Nitekim bu alanda başarı sağlandıkça, AB aday üyeliği konusu anlamını yitirdi.

AB ÜYELİĞİ VE NATO PATRİOTLARI

Ancak Haziran’da ŞİÖ diyalog ortaklığı, Kasım’da “Asyalı yüzyıl” vurguları ve Aralık başında Rusya ile “Orta Asya Stratejisi” belirlemeye soyunma, ABD ve AB’yi yeniden harekete geçirdi.

AB Dışişleri Bakanları, birliğin genişlemesiyle ilgili yeni bir plan onayladılar geçen hafta. Plana Türkiye’yle ilgili bir paragraf da eklediler. Böylece bir AB belgesinde son 5 yıldır ilk defa Türkiye için “AB üyeliğine aday ülke” formülü kullanılmış oldu! AB Bakanı Egemen Bağış bu gelişmeyi “olumlu bir husus” diyerek sevinçle karşıladı.

İşte Almanya Dışişleri Bakanı Westerwelle’nin “Türkiye’nin AB’den soğutulmamasını” istemesi, onaylanan bu yeni planla birlikte anlamlıdır ve Türkiye’nin AKP’ye rağmen Doğu’ya kaymasıyla ilgilidir!

ABD ise AB oltası yetersiz kalır diye, bir de NATO Patriot’ları ile Ankara’yı çıpalamaktadır!

BATI, TÜRK-RUS BİRLİĞİNDEN RAHATSIZ

Rus uzman Stanislav Tarasov da “AB neden uzunca bir süre sonra bir belgesine Türkiye’yle ilgili ‘aday üye’ paragrafı ekledi” sorusuna benzer yanıtı veriyor.

Takvim’in “Putin ve Erdoğan,‘Ortak Asya Stratejisi’ belirlenmesi için çalışma grubu kurulmasını kararlaştırdılar” haberine dikkat çeken Tarasov, iki ülkenin dış politika programına “stratejik ortaklık seviyesine çıkış ve Avrasya’daki entegrasyon süreçlerinin aktive edilmesini” dahil ettiklerini belirtiyor.

Tarasaov, Brüksel’in bu gelişmeyi istemediğini vurguluyor ve Türkiye’ye aday üyelik konusunda yeniden bir söz verilmesini Moskova-Ankara yakınlaşmasına bağlıyor.

NOT: Dijital yayıncılık tartışmasına nokta koyuyorum. Zira “kâğıt ölüyor” tezimi, örneğin kâğıda basılı ve dijital kitap satışları makasının daralmasını bile incelemeden, “dijital yayın yapan Ulusal Kanal’dan, niye kâğıda basılı Aydınlık’a geçtin” ya da “TÜYAP’ta niye kâğıda basılı kitap imzalıyorsun” düzleminden yanıtlamaya kalkan yayıncı ve yazarlarla tartışmanın yararsız olduğunu düşünüyorum. Hem böylece yarın “madem sosyalizmi savunuyorsun, niye kapitalist Türkiye’de yaşıyorsun” demelerine de engel olmuş olurum. Yarar getirmeyecek bu tartışmayı sonlandırırken, Seyit ağabeye mesajımı buradan ileteyim: “Ağabey gönderdiğin iki e-postayı da açmadım. Lütfen ‘kâğıt mektup’ yolla.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Aralık 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın