Posts Tagged Erdoğan

‘MİT İÇİNDEKİ AYDINLIKÇILAR’ YALANI

Başbakan Erdoğan Reyhanlı saldırısının iki hafta öncesinden başlayarak hemen her gün İşçi Partisi’ni ve Aydınlıkçıları hedef aldı.

Reyhanlı saldırısından sonra ise İşçi Partisi’ni ve Aydınlıkçıları hedef alma nöbetini bu kez Cemaat devraldı ve kalemşorları “MİT içindeki Aydınlıkçılar” yalanı üzerinden saldırıya başladı.

Birbirleriyle çarpışan AKP ile Cemaat’in İşçi Partisi ve Aydınlık düşmanlığında kesişmesi önemli. Bugün bu kesişmeyi inceleyeceğiz:

EMRE USLU DUR!

1. Her gün ya köşesinden ya twitter üzerinden “MİT içindeki Aydınlıkçılar” diyerek “özel bir çalışma” yürüten Polis-Yazar Emre Uslu, operasyonun yeni bir aşamasına geçmiş ve dün köşesinden soruyor: “Erdoğan ve Hakan Fidan MİT içinde Aydınlıkçı ekibe nasıl izin veriyor?” (Taraf, 29 Mayıs 2013).

Uslu, Hakan Fidan adına şu yanıtı veriyor: “MİT’e geldi, kontrol altına alamadı, başarısız oldu, algısı yaratmamak için bu ekibi karşısına almak istemiyor. Hatta beraber çalışıyor, çünkü karşısına aldığında dayanacağı başka bir ekip neredeyse yok gibi.”

Uslu, sorusuna Başbakan Erdoğan açısından da yanıt veriyor: “Hakan Fidan ve Erdoğan, içine düştükleri Cemaat fobisi nedeniyle kendilerini bunlara yaslanmaya mecbur hissediyorlar…”

Soru uydurma olunca, haliyle yanıtı da uydurma oluyor! Zekâ gerektirmez, bir parça vicdan taşıyan biri bile, üst düzey yöneticileri MİT şemalarıyla hapiste olanların, MİT içinde ekibi olmayacağını, olamayacağını bilir!

2. “MİT içindeki Aydınlıkçı kanat”, Uslu’nun iddiasına göre Erdoğan’ın ABD gezisinden önce medyaya şu haberi servis etmiş: El-Nusra’nın kontrolündeki üç araç Türkiye’deki ABD hedeflerini vuracak.

Uslu’ya göre “MİT içindeki Aydınlıkçı kanat” bu istihbarat notuyla hem Erdoğan’ı Obama karşısında zor durumda bırakmış hem de dünyada “Esad giderse Suriye El Nusra gibi terör örgütlerine kalır” algısı yaratmış!

Yukarıdaki değilse bile burası zekâ gerektiriyor. Zira Esad giderse Suriye’nin kimlere kalacağının anlaşılması için o tip bir istihbarat notuna gerek yok. Batı basını aylardır El Nusra’ya dikkat çekiyor zaten. İkincisi Erdoğan’ın Obama karşısında zor durumda kalıp kalmaması kendi pozisyonuyla ilgilidir. İstihbarat notları, üstelik CIA’yı aşarak, BOP eş başkanlığıyla bağıtlanmış ilişkileri torpilleyemez!

AKP İLE CEMAAT’İN ORTAK DÜŞMANI

Peki, ABD’deki bölünmenin bir yansıması olarak içeride çarpışan AKP ile Cemaat neden İşçi Partisi ve Aydınlık düşmanlığında ortak?

1. Çünkü İşçi Partisi ve Aydınlık anti-emperyalist; AKP ile Cemaat ise emperyalizmin farklı kesimlerinin Türkiye’deki temsilcileridir.

2. Tam bir yıldır birbirilerine karşı operasyon yürüten bu iki kuvvet, kendilerini zorda bırakan hamleler karşısında, rakibine “ortak düşmanı” hatırlatma mecburiyeti duyuyor. Her iki taraftan da “biz tepişirsek, onlar kazanır” mesajının zaman zaman yükselmesi bu nedenledir.

3. Erdoğan, ABD’nin dayattığı sistem değişikliğini ülkeye kabul ettirmek için CHP ve MHP’yi de “ikna etmek” zorunda olduğunu görüyor. Bu iki kuvveti buna mecbur etmek için de, psikolojik savaş yöntemlerine başvuruyor. İki partiye de “İşçi Partisi’nin kuyruğundasınız” diye yüklenerek, karşısındaki fiili cepheyi bölmeye çalışıyor.

4. Aynı yöntemi AKP’nin baskısı altında olan Cemaat de uyguluyor. Emre Uslu, “Hakan Fidan ve Erdoğan, içine düştükleri Cemaat fobisi nedeniyle kendilerini bunlara (Aydınlıkçılara) yaslanmaya mecbur hissediyorlar.” diyerek aslında AKP’ye “bize yaslan” mesajı vermiş oluyor.

GÜVENLİKLE İLGİLİ KURUMLARI UYARIYORUZ

Reyhanlı saldırısı nedeniyle MİT’in Emniyeti, Emniyet’in de MİT’i suçlaması, AKP ile Cemaat’in çarpışmasının bir yansıması olarak tarafların Reyhanlı’nın sorumluluğunu birbirine yıkma gayretidir.

Ancak her iki kesimin de Aydınlık düşmanlığına yönel(til)mesi, bir CIA marifetidir. Buradan hem AKP’yi hem de Cemaati, ama onlardan daha çok ülke güvenliğiyle ilgili tüm kurumları uyarıyoruz: Jandarma istihbarat raporu, dört adet bombalı araçtan söz ediyor. Bu istihbarat doğruysa, halen ülke içinde dolaşan iki bombalı araç var demektir. “MİT içindeki Aydınlıkçılar” hedef şaşırtması, bu araçların herhangi bir kentimizde patlatılmasını kolaylaştırıyor!

BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN BAĞIMSIZ KURUM

Bugün İşçi Partisi ve Aydınlıkçıları hedef alanlar bilmeliler ki, CIA patentli istihbarat yalanlarıyla, tam 45 yıldır Doğu Perinçek önderliğinde ABD’ye karşı Türkiye’nin çıkarlarını savunan Aydınlıkçıları karalayamazlar.

Ne 40 yıl önceki Ziverbey işkenceleri ne de 40 yıl sonraki Ergenekon tertipleri Aydınlıkçıları emperyalizme ve Gladyo’ya karşı mücadeleden alıkoyamamıştır. Tersine bu saldırılar, Aydınlıkçıların haklılığının kanıtı olmuştur, mücadelelerini büyütmüştür.

“Vatan, Namus, Emek” diyen Aydınlıkçılar CIA’nın hem MİT’teki, hem Emniyet’teki kliklerini dün olduğu gibi bugün de temizleyecek ve “bağımsız Türkiye için milli ve bağımsız kurum” hedefini sürdürecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Mayıs 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN ESAD’A NEDEN DÜŞMAN?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, politik başarısızlığın da etkisiyle olsa gerek, bu aralar sık sık Beşar Esad’ı zamanında ne kadar uyardığını, işlerin buralara gelmemesi için neler yaptığını anlatıyor. Ancak Beşar Esad, Erdoğan ve Davutoğlu yerine annesini dinlemiş! Yani demokrasiyi değil, katliamı seçmiş!

Böylesi dayanaksız suçlamaların hiç sorgulanmadan manşetlere taşınması, kuşkusuz basının düşürüldüğü durumla ilgilidir. Oysa Davutoğlu’nun iddiaları, aslında daha 10 gün önce çürütülmüştü! Hem de bizzat Başbakan Erdoğan tarafından…

ERDOĞAN’IN ESAD’A DAYATTIĞI BEŞ KONU

16 Mayıs’ta ABD Başkanı Barrack Obama’yla görüşen Başbakan Erdoğan, ortak basın toplantısında şöyle diyordu: “Biz İsrail-Suriye için de adımlar attık. 5 bölümde sürmüştü. Temenni ederim ki adımlar meyve verir, kararlı bir şekilde sürdüreceğiz.”

İşte meselenin esası buradadır: “Kardeş” Esad’ın nasıl “düşman” Esad’a dönüştüğünün sırrı işte bu cümlede gizlidir.

Peki, neydi o beş konu? Erdoğan Esad’dan ne istemişti?

1. Golan Tepeleri’nden vazgeç!

2. İran’la (ve Hizbullah’la) stratejik ortaklığı bitir!

3. İki devletli çözümü kabul et!

4. Ortadoğu Serbest Bölgesi’ne dâhil ol!

5. Rejimi törpüle!

ABD’NİN ESAD’A TEKLİFİ

Gelin şimdi de bu beş konuyu yerimiz yettiğince açalım:

1. İsrail’in 1967’de işgal ettiği Golan Tepeleri, 45 yıldır Ortadoğu sorununun merkezinde bulunmaktadır. İşte Erdoğan Hükümeti Esad’dan, Golan Tepeleri’nden vazgeçmesini talep etti. Kuşkusuz talebin sahibi ABD ve İsrail’di.

2. ABD’nin Ortadoğu planlarının karşısında fiili direniş sergileyen İran’ın hizaya sokulması, öncelikle ittifaklarının bozulmasından geçiyordu. Erdoğan’a, Şam-Tahran eksenini bozma görevi verildi. Esad’ın İran’la stratejik ortaklığı bozması demek, İsrail’e karşı Hizbullah’ı desteklemekten de vazgeçmesi demekti.

Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah, 3 Eylül 2012’de, Lübnan’ın Meyadin televizyonuna çıkarak Atlantik’in Esad’a yaptığı bu teklifi deşifre etti. Nasrallah’ın belirttiğine göre ABD Esad’a, “İsrail’e karşı tutumunu sona erdirmesi, İran ve Hizbullah’la ilişkisini kesmesi” karşılığında, Suriye krizini bitirmeyi teklif etmişti!

ESAD’A MK BASKISI

3. Erdoğan ABD adına Esad’dan, iki devletli çözümü kabul etmesini istedi. Şam’ın bu teklifi kabul etmesi, aynı zamanda Hamas’a ev sahipliği yapmaktan vazgeçmesi demekti. Erdoğan bu nedenle o süreçte Halid Meşal’e el uzattı, onu Türkiye’de ağırladı.

Nitekim Hamas, Esad’ı yıkma düğmesine basıldıktan sonra fazla direnemedi ve Şam’dan Katar’a taşındı. (Ancak durum şimdi yeniden değişiyor ve Hamas’ın içinde bir kanat, Meşal’in çizgisini kabul etmiyor.)

4. Erdoğan ABD tarafından Ortadoğu Serbest Bölgesi kurmakla da görevlendirildi. Türkiye, Suriye, Ürdün, Lübnan ve İsrail bir Serbest Bölge oluşturacaktı. Bu plan, ABD’nin Ürdün-Filistin Federasyonu’nu hayata geçirmesinin yoluydu. Ancak Esad bu plana direndi ve İsrail dışarıda bırakılarak, 10 Haziran 2010’da dört ülke arasında Ortadoğu Birliği kuruldu.

5. Erdoğan Esad’dan reform istedi. AKP’nin reformdan anladığı, Esad’ın Baas’ı etkisizleştirmesi ve iktidara Müslüman Kardeşler (MK) örgütünü dâhil etmesiydi.

Suriye’nin Ankara Büyükelçisi Nidal Kabalan’ın verdiği bilgiye göre Esad 2009’da Türkiye’ye geldiğinde, Erdoğan, Gazi Mısırlı’yı Esad’la tanıştırmış ve ondan arkadaşının faaliyetlerine yardımcı olmasını istemişti! Kimdi Gazi Mısırlı? Erdoğan’ın yakın arkadaşıydı, MK’nin Türkiye’deki lideriydi, MÜSİAD Yüksek İstişare Heyeti üyesiydi.

Esad Erdoğan’ın teklifini geçiştirdi. Erdoğan, teklifini Suriye’de ayaklanma başladıktan sonra da yineledi. Esad’a kabinenin dörtte birine MK üyelerini almasını istedi, karşılığında da ayaklanmanın bastırılmasında Şam’a yardımcı olma sözü verdi.

REDDETTİ, DÜŞMAN OLDU!

Başlıktaki sorunun yanıtına gelirsek…

Esad, Erdoğan’ın Beyaz Saray bahçesinde “beş bölümde sürmüştü” dediği bu talepleri doğal olarak reddetti. Haliyle de Erdoğan’ın düşmanı oldu! Zaten zoraki dosttu…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Mayıs 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

ARINÇ’TA EMİNE ERDOĞAN’IN KASETİ Mİ VAR?

Başlıktaki soruyu Ergenekon davasında dinlenen 31 gizli tanıktan birinin iddiası nedeniyle sorduk. Madem Ergenekon’un hâkimleri ciddiye alıp da bunları dinliyor, bugünlük biz de kulak verelim…

27 Temmuz 2012 günü dinlenen Yıldız kod isimli gizli tanık anlatıyor: “Papa Türkiye’ye geldiği gün, Bülent Arınç Emine Hanım ile Ergün Poyraz’ı buluşturmuş, Emine Hanım demiş ki, ‘Niçin bizle uğraşıyorsun, biz sana ne yaptık’ demiş… Pardon Bülent Arınç buluşturmamış, Bülent Arınç’ta bu kaset varmış… Bülent Arınç’ın bildiği isimler çekmişler, bu benim mantığım. Tayyip’i yıkacağını, bu kasetle Tayyip’i yıkacağını…”

İşin ilginç yanı, gizli tanık Yıldız, sözlerinin devamında tertibi de aslında ifşa ediyor: “Bakın duyduğumu ben yazdırdım. Polis sadece isim söyledi, Bülent Arınç, Emine Erdoğan dedi… Çünkü biliyorlar.”

Hâkim “Emniyet nasıl biliyor?” diye soruyor. Yıldız’ın yanıtı: “O Türk polisinin gücü işte.”

Tek başına bu sözler bile Ergenekon tertibini, tertipte Emniyet içindeki F Tipi yapının rolünü ortaya koymaya yetiyor!

GİZLİ TANIK TERÖRÜ

Bu çarpıcı sözleri, Ergenekon davasının kıdemli sanıklarından Hikmet Çiçek’in son kitabından alıntıladım. Yılların usta gazetecisi Hikmet Çiçek, Ergenekon davasında dinlenen 31 gizli tanığı kitaplaştırdı. Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Ergenekon Tertibinde Gizli Tanıklar” isimli bu kitap, biz gazeteciler için bir hazine!

Cinayet, uyuşturucu kaçakçılığı, gasp, tecavüz, adam yaralama, adam kaçırma, dolandırıcılık, fuhuş hükümlüsü gibi “saygın” mesleklere sahip bu gizli tanıklar içinde PKK, Dev-Sol ve Hizbullah itirafçıları da var.

Hikmet Çiçek bu gizli tanıkların anlattıklarını yazarken, aslında tam bir gizli tanık terörüyle karşı karşıya bulunduğumuzu da sergilemiş oluyor.

MİT: ERDOĞAN’IN HESAPLARINI CIA’YA ARINÇ VERDİ

Son olarak Fethullah Gülen’le görüşen Bülent Arınç’la ilgili bu iddia önemli.

Zira Cemaati “devlet içinde devlet” olarak nitelendiren Tayyip Erdoğan da biliyor ki, kendisini dinleme olanağına sahip tek yapı Fethullah Gülen’in Emniyet’in TEM ve İstihbarat birimlerine yerleşmiş çocuklarıdır. Nitekim dinlendiği ortaya çıkınca ilk iş olarak polis korumalarının tamamını değiştirdi.

Bülent Arınç’ın adı bu tip işlere ilk kez karışmıyor tabii… Örneğin Ergenekon sanığı olarak Silivri’de yatarken şüpheli bir şekilde ölen MİT’in üst düzey yöneticisi Kâşif Kozinoğlu, Tayyip Erdoğan’ın gizli hesap bilgilerini CIA’ya Arınç’ın verdiğini iddia etmişti!

DENİZ YILDIRIM: ERDOĞAN’I KİM DİNLEYEBİLİR?

Bülent Arınç faslını burada kapatıyor ve bu kez Hikmet Çiçek’in koğuş arkadaşı Deniz Yıldırım’a kulak veriyoruz. Erdoğan’ın kasetlerini haberleştirdiği için Ergenekon’da yargılanan Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım, önceki gün son savunmasını yaptı.

Yıldırım, Çiçek’in kitaplaştırdığı 31 gizli tanığın ifadeleri dışında, dinlenen tüm tanıkların, yani 157 kişinin ifadelerini de incelemişti. 10 bin sayfayı aşkın ifadelerden çıkardığı sonuçları son savunmasında özetledi. Biz sadece 157 tanığın da varlığı iddia edilen Ergenekon örgütüne dair tek bir somut şey söyleyemediğini, en fazla “görmedim, bilmiyorum, sadece duydum” diyebildiklerini köşemize alalım.

Yıldırım savunmasının ikinci bölümünde üç önemli saptamayı dile getirdi:

1. Deniz Yıldırım, savcının mütalaasında da görüldüğü gibi, sadece 4 konuşmayı yayımladığı için yargılanıyordu.

2. Ancak Yıldırım’ın yayımladığı 4 konuşma da, basın savcılarının açtığı davalar nedeniyle yargılanmıştı fakat tamamı beraat etmişti. Suç bulunmamış, tersine gerekçeli kararda da belirtildiği gibi kamu yararı bulunmuştu!

3. Üstelik mahkemede tanık olarak dinlenen Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu,  Yıldırım’ım yayımladığı görüşmelerin Aydınlık gibi diğer gazetelere de gönderildiğini açıklamıştı. Üstelik Vatan ve Haber Türk, bunları kısmen haberleştirmişti.

Savcıların iddialarını tek tek çürüten Deniz Yıldırım savunmasının sonunda haklı olarak mahkeme heyetine soruyordu: “Erdoğan’ı kim dinleyebilir?”

Yanıtı da yine kendisi veriyordu: “Başbakan Erdoğan’ı ben dinlemedim, dinleyemem de… Erdoğan’ı sadece en yakınındakiler dinleyebilir!”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Mayıs 2013

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN RUS RULETİNİ KAYBETTİ

Başbakan Erdoğan’ın “bir emri, bir tavsiyesi var mı, öğren” diyerek yardımcısı Bülent Arınç’ı Fethullah Gülen’e göndermesi, sıkışan hükümetine bir nefes aldırmak içindi… Zira Erdoğan dış politikada Suriye nedeniyle, iç politikada da yeni anayasa çıkmazı ve başkanlık sistemi umutsuzluğu nedeniyle zor günler geçiriyor.

Fethullah Gülen’in Bülent Arınç’a söylediği “dış politikada daha dikkatli olun” emri, işte bu çaresizliğe işaret etmektedir. Öylesine çaresiz ve zordadırlar ki, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Fethullah Gülen’in “bir partinin dar kalıpları içinde görülemeyeceğini” belirterek, “bizden daha iyi görebiliyor, daha iyi değerlendirebiliyor” diyebilmektedir!

ERDOĞAN BU KEZ STRATEJİK YENİLGİ ALDI

Bu tablo bir “Cumhuriyet” hükümeti için utanç tablosudur. Başbakan bir cemaat liderinden emir istemekte, yardımcısı da “ o bizden daha iyi görüyor” diyerek “dış politika tavsiyesi” almaktadır!

Bu durumda sormalıyız: Erdoğan başbakansa Gülen ne? Gülen cemaat lideriyse Erdoğan’ın konumu ne?

Tablonun Cumhuriyet Türkiye’sini ilgilendiren yanı ise şudur: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Fethullah Gülen’den emir alamaz, Fethullah Gülen’den emir alan ise artık başbakanlık yapamaz!

Nitekim yapamamaya başlamıştır!

Türkiye tarihinin en acı saldırısının üzerinden ancak 20 gün geçtikten sonra Reyhanlı’ya gidebilecek olan Erdoğan, bir yönetim krizi içindedir.

Çünkü o da görmektedir ki, stratejik bir yenilgi almıştır ve Reyhanlı saldırısı artık bir dönüm noktasıdır. Üç sandık taktiğine sarılması bu nedenledir.

BÖLGENİN ZAFERİ, AKP’NİN HEZİMETİ

Ancak bu taktik de işe yaramayacaktır, çünkü Atlantik ile Asya-Pasifik’in 25 aydır Suriye’de yaptığı sert çarpışma, artık bölge lehine çözümlenme sürecine girmiştir. İşte son işaretler:

1. ABD istihbarat raporlarına göre Suriye Ordusu adım adım kaybettiği mevzileri almaktadır.

2. Der Spiegel’in yazdığına göre Alman istihbarat örgütü BND, Suriye Ordusu’nun muhaliflerin kontrolüne geçen bölgelere yeniden hâkim olduğunu ve muhaliflerin çökmekte olduğunu saptıyor. BND Başkanı Gerhard Schindler’e göre Suriye’deki şartlar dramatik bir şekilde yönetim lehine değişiyor.

3. İlki 160 ülkeyle toplanan “Suriye (muhaliflerinin) dostları grubu”, önceki gün Ürdün’ün başkenti Amman’da ancak 11 ülkeyle toplanabildi. Amerika’nın Sesi’nin bildirdiğine göre ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Amman’da bu son 10 ülkeyi de Cenevre-2 sürecine destek vermeye çağırdı.

Kerry, Ürdün Dışişleri Bakanı Naser Judeh ile ortak basın toplantısında “Cenevre-2 sürecinin alternatifi, Suriye’de durumun daha da kötüye gitmesi olur. Böyle bir seçenek ABD tarafından kabul edilemez” dedi. Tablonun ne denli bölge lehine değiştiğinin en somut işareti ise Kerry’nin basın toplantısında Beşar Esad’ı “Suriye krizinin barışçıl yollardan çözümüne” çağırması oldu!

4. Rusya, Cenevre-2 konferansı öncesinde Suriye’ye hem deniz savunma füzesi Yakhont hem de gelişmiş S-300 füzeleri vererek, masaya güçlü elle oturma avantajı yakaladı.

5. Beşar Esad, İsrail’in saldırılarına, Golan’ı Hizbullah ve Filistin gruplarına açarak yanıt verdi. Bu kararın ardından Jerusalem Post’a konuşan bir İsrail savunma yetkilisinin “Esad’ın gücünü hafife almışız” açıklaması yapması, İsrail’in manevrası ve Suriye’ye aktif müdahale istemeyen kesimlerin mesajı olarak yorumlandı.

ABD TEK KURŞUNU ÇIKARDI!

Oysa AKP hükümeti soruna o kadar müdahil oldu ki, durumu geçiştirecek bir manevra alanı bile yok!

O nedenle de Suriye’deki bu sert çarpışmanın en büyük kaybedeni AKP Hükümeti olmuştur.

Çünkü Erdoğan, Esad’ı yenmek için Putin’le Rus ruleti oynamaya kalkmıştır. Ancak Obama Erdoğan’ı “kırmızı odada” sertçe uyarmış ve ABD, bölgesel çıkarları gereği Erdoğan’ın eline verdiği tabancadaki tek kurşunu, kendisini vurmaması için çıkarmıştır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Mayıs 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’YE DÜŞMANLIK CEPHESİ BÖLÜNDÜ

ABD’nin Suriye’yi bölme ve Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyiyle birleştirme projesi Asya cephesinin direnişini aşamadı. ABD’nin liderlik ettiği cephe üç cephede birden bölündü: Suriye’ye düşmanlık cephesi hem ABD içinde, hem Ortadoğu’da, hem de Türkiye’de bölündü. İnceleyelim:

1. ABD’DE BÖLÜNME

ABD, Suriye’ye müdahale edilmesini isteyen kesimle, istemeyen kesim arasında bölünmüş durumda.

Irak ve Afganistan’dan sonra Suriye’de cephe açmanın ülkenin intiharı olduğunu düşünen Obama yönetimi, Suriye sahnesindeki Asya’yla savaşını iki yıldır Türkiye üzerinden yürütüyordu. Ancak buradan da bir sonuç çıkmadı.

Çaresiz Obama yönetimi artık Rusya ile uzlaşı arıyor.

2. ORTADOĞU’DA BÖLÜNME

2.1. ABD, Suriye’ye baskıyı, oluşturduğu Türkiye-Suudi Arabistan-Katar cephesi üzerinden sürdürüyordu. Her üç ülkenin de farklı görevleri vardı. Birinin parası, diğerinin sınırı ve askeri, öbürünün Sünni liderliği vs.

Ancak gelinen süreçte bu cephe içerinde bir yarılma oluştu. Bölemeyenler bölünmeye başladı.

İngiliz Guardian’ın başyazısındaki saptamalar önemli: “Müslüman Kardeşler’in Suriye’de kontrolü ele geçirmesine izin vermeyeceklerini söyleyen S. Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün ile Mısır ve Tunus’taki Müslüman Kardeşler’in hâkimiyetindeki rejimleri destekleyen Türkiye ve Katar arasındaki çatlak büyüyor.”

2.2. Suriye meselesi, Irak’ın kuzeyindeki yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması meselesi olduğu için, ABD’nin sahaya sürdüğü diğer önemli aktörler de Kürt örgütleri oldu: PKK, KDP ve İran’la da iyi ilişkileri olan KYB.

Suriye’deki uzantıları Erbil Anlaşması ile aynı çatı altına toplanan bu örgütler, son günlerde sıcak çatışmalara girmeye başladı. Örneğin PKK’nin Suriye kolu olan PYD, Suriye KDP’sinin 75 üyesini tutukladı. Barzani derhal serbest bırakılmalarını istedi ancak PYD bırakmadı. Bunun üzerine Barzani, Irak-Suriye sınırını kapattı.

Bu sorun çözülemezse, PKK’lilerin Türkiye’den Kuzey Irak’a, oradan da Suriye’ye savaşa gidecek olmaları olumsuz etkilenecektir.

Öte yandan KYB’nin 214 PKK’linin kendilerine katıldığını açıklaması, Kürt örgütleri arasında ciddi bir mücadelenin başladığına işaret ediyor.

3.. TÜRKİYE’DE BÖLÜNME

3.1. Türkiye, Suriye’ye düşmanlık yapan AKP ile bu düşmanlığa karşı çıkan İşçi Partisi, CHP ve MHP arasında bölünmüş durumda.

Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi, her türlü iktidar olanağına rağmen kamuoyunu Suriye karşıtlığına ikna edemedi. Halkı, İşçi Partisi’nin merkezinde olduğu “Suriye’yle dostluk cephesi” kazandı.

3.2. ABD’nin Türkiye’deki temsilcileri olan AKP ile Cemaat de, ABD’deki bölünmeye paralel olarak ayrışıyor. Hem Suriye konusu, hem de “çözüm süreci” konusu AKP ile Cemaat arasındaki çarpışmanın iki önemli sahasıdır.

Fethullah Gülen AKP-PKK ortaklığına karşı çıkıyor ve şu sözleriyle Cemaat’inden sürece mesafe koymasını istiyordu: “Hükümet tam hazırlıklı değil. PKK tek bir yapı olmaktan çıktı, o nedenle alternatif planlar gerekir ki, onu görmüyorum. PKK her an farklı bir tavır gösterebilir.”

Gülen’in bu tutumunun kaynağı, ABD’deki bölünme ve bunun yansıması olarak AKP’nin “Güneydoğu’nun Barzanileştirimesi ve Kuzey Irak’ın Fethullahlaştırılması” yerine yola Öcalan ve PKK ile devam etme kararı almasıdır.

AKP’nin PKK’yle ortaklığının başlıca nedenlerinden biri de Suriye’dir; Suriye’nin kuzeyidir.

AKP ile Cemaat arasındaki çarpışmanın sürüp sürmeyeceği, Erdoğan’ın Washington ziyareti sırasında netleşti. Yalçın Doğan’dan öğrendiğimize göre Fethullah Gülen Erdoğan’ın temsilcilerine şu ağır yanıtı verdi: “28 Şubat’ta askerlere, ‘okulları alın, size vereyim’ demiştim. Şimdi de size ‘dershaneleri alın’ diyorum. ” (Hürriyet, 21 Mayıs 2013).

Bu yanıt, kılıçların kınına konulmayacağını gösteriyor!

ERDOĞAN KUŞATILDI

Sonuç olarak Suriye’ye düşmanlık cephesi kabaca şu şekilde ikiye bölünmüş durumda: “ABD (Neo-Con), İsrail-1, AKP, PKK” bir tarafta, “ABD (Obama), İsrail-2, Cemaat, KDP” diğer tarafta…

Ancak tüm unsurların oynak olduğunu, yer değiştirebileceğini ve kendi içlerinde de bölünmeye gebe olduğunu vurgulamalıyız. Özellikle AKP ve PKK bölünmeye en müsait olan iki yapıdır.

Üstelik Washington’dan eli boş ve çaresiz dönen Erdoğan’ın iki büyük sıkıntısı var:

1. İşçi Partisi merkezli muhalefetin ağır baskısı altında.

2. Köşeye sıkıştırmaya çalıştığı Cemaat’in kendisini kuşatan hamleleriyle boğuşuyor. Erdoğan’ın destekçisi Demirören’le ilgili 25 yıllık bir haberin gündeme getirilmesi, casusluk davasına bürokratlarının adının karıştırılması, Reyhanlı saldırısı üzerinden MİT ve Emniyet’in çarpışması gibi olaylar, Erdoğan’ı sıkıştırıyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Mayıs 2013

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN KAYBETTİ, TÜRKİYE KAZANDI

Türkiye’ye dönüş yolu üzerinde Atlantik Okyanusu’nun karanlığını izleyen Başbakan Erdoğan, yola çıkmadan hemen önce Cenevre II süreci ile ilgili yaptığı “ipe un sermek” yorumunu düşünüyordu büyük ihtimalle…

Bu “saptamasından” iki gün sonra girdiği Beyaz Saray’dan, “Cenevre II konusunda görüşüm değişti” diyerek çıkmak zorunda kalmış olmasını hazmedemiyor, için için Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na kızıyor olmalıydı…

ESAD KAZANDI, ERDOĞAN KAYBETTİ

Davutoğlu’nun “Esad’a 6 ay süre biçen” stratejik derinliğine düşmesine mi yanmalıydı, yoksa bu siyasi mücadelenin çıtasını “Ya Esad, ya Erdoğan” mertebesine çekmiş olmasına mı?

İki yılı geride bırakan mücadele hem içeride hem dışarıda artık böyle algılanıyordu: Erdoğan varsa, Esad gider ya da Esad kalırsa Erdoğan gider!

Kim gidecekti?

Hürriyet’e konuşan Uluslararası Kriz Grubu’nun Türkiye Proje Direktörü Hugh Pope, tabloyu net özetlemişti: ABD sırtını sıvazlıyor fakat Erdoğan artık yalnız! (Hürriyet, 20 Mayıs 2013).

Pope aslında hem ABD’nin hem de Erdoğan’ın çaresizliğini resmediyordu…

Erdoğan için daha kötüsü ise bu karanlık tablo içinde kendisine el uzatan yegâne kuvvetin İsrail oluşuydu… Çünkü biliyordu ki, İsrail’in kendisini kurtaracak eli, tabanı tarafından kırılacaktır!

Erdoğan artık durumun farkındaydı ve biliyordu ki, kaderi ABD’nin kaderi gibiydi: Washington yola devam etse de yenilecek, geri adım atsa da yenilecek! Artık mesele hangi sonucun daha “az maliyetli” olduğuydu…

ERDOĞAN’IN YAPACAĞI 9 İŞ

Ancak her şeye rağmen Erdoğan’ı “şerefli bir yenilgiye” taşıyacak yol vardı:

1. Öncelikle Cenevre II sürecini sulandırmayacak; İran’ın katılımına engel çıkarmayacak ve “Esad’sız çözümü” önkoşul yapmayacak!

2. Beyaz Saray’da ilk kez “terörist” demek zorunda kaldığı Suriyeli muhaliflerle ilişkisini hızla kesecek. Balkanlardan, Kafkaslardan, Suudi Arabistan’dan, Libya’dan ve Afganistan’dan gelen Cihadistleri geldikleri yere geri gönderecek.

3. Türkiye’ye zorunlu gelen Suriye halkıyla bu teröristleri kesin çizgilerle ayıracak ve gereğini yapacak.

4. Sınırı ÖSO-PKK-El Kaide üçlüsüne fiilen bırakan anlayışı terk ederek, Türkiye’nin sınırlarını yeniden güvenli hale getirecek.

5. 910 kilometrelik Suriye sınırının yeni kışkırtıcı eylemlere sahne olmaması için Türk Ordusu’na kesin talimat verecek ve tam yetkiyle görevlendirecek.

6. Reyhanlı saldırısına zemin hazırlayan siyasi çizgiyi terk ettiğini fiilen gösterecek ve saldırıya dâhil olanları Türk adaletinin önüne getirecek.

7. MİT’e, Şam’la temasın adım adım sağlanabilmesi için El Muhaberat’la görüşme emri verecek. İstihbarat örgütlerinin teması, kısa bir süre içinde diplomatik teması getirecektir.

8. Ahmet Davutoğlu’nu görevden alacak. Yerine getireceği kişiye vereceği ilk talimat, “Türk Dışişleri Bakanlığı’nı eski iç organizasyonuna döndür” ve “bölge merkezli dış politika uygula” olacak!

9. Ankara’nın Moskova ve Tahran’la üçlü bir müzakere mekanizması kurmasını sağlayacak. Üç ülke önce Suriye’de sonra da Irak’ta barışı sağlayarak, bölge istikrarının dayanağı olduğunu gösterecek.

ERDOĞAN KAYBETTİ, BÖLGE KAZANDI

Gerisi ulusal çıkarlar bağlamında adım adım gelecektir:

Türkiye Washington’dan değil Ankara’dan yönetilecektir.

Türk Ordusu’na yapılan tertip sona erecek, Ergenekon davası düşecek ve Silivri boşalacaktır.

Türksüz yeni anayasa girişimi tümden iptal edilecek ve başkanlık sistemi tartışması bitirilecektir.

Türkiye’yi bölünmeye götüren Açılım süreçleri kesilecek ve Türk milletinin en büyük iki parçası olan Türkmen ve Kürt milliyeti arasına konulan ayrılık hançeri toprağa gömülecektir. Milliyetlere bölme çabası, milletleşme sürecinin hızlandırılmasıyla tarihe gömülecek ve barış gelecektir.

Komşularla barışacak ve komşularda barışa destek verecek Türkiye, yurduna da barış getirecektir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mayıs 2013 

, , , ,

Yorum bırakın

AKP-PKK ORTAKLIĞI: MUHAFAZAKÂR BÖLÜCÜLÜK

Obama’nın Erdoğan’a “çözüm süreci” ve “yeni anayasa” konusunda güçlü destek verdiğini genel açıklamalarından biliyoruz ancak “tam olarak” ne dediğini bilmiyoruz! Zira ne Türkiye’nin Washington Büyükelçisi, ne de Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, Beyaz Saray’daki 3+3 toplantısına sokulmadı. Böylece görüşme notları Türk devletinin arşivine girememiş oldu.

AKP’nin 11 yılda “gelenekselleştirdiği” bu durum nedeniyle artık ikili anlaşmalar devletle devlet arasında değil, iktidar partisiyle devlet arasında imzalanmış oluyor. Haliyle hizmet akdinin ötesine geçememiş oluyor.

Abdullah Gül’ün Colin Powell’la imzaladığını söylediği “2 sayfalık 9 maddelik” sözleşme türü anlaşmanın içeriği nasıl bir süre sonraya ortaya çıktıysa, bir gün Obama ile Erdoğan’ın 16 Mayıs 2013 tarihli anlaşması da ortaya çıkacaktır!

Gerçi Obama’nın Erdoğan’ı neye zorladığının işaretleri açık seçik ortadadır:

DİYARBAKIR YILDIZ VE MERKEZ

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Diyarbakır’da düzenlenen “Demokratik Kurtuluş ve Yaşam” panelinde bakın ne diyor: “Kürdistan gerçeği 21. Yüzyılın gerçeğidir. Ve Ortadoğu’nun parlayan yıldızıdır.” (ANF, 18 Mayıs 2013)

Eminim çoğunuza tanıdık gelmiştir bu sözler:

Tarih 16 Şubat 2004. Başbakan Erdoğan, kısa bir süre önce ABD Başkanı Bush’la görüşmüş ve yeni yol haritasını kamuoyuna benimsetmek üzere Kanal D ekranlarına çıkmış. Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında bakın ne diyor Başbakan Erdoğan: “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi var ya, işte o proje içerisinde Diyarbakır bir yıldız, bir merkez olabilir.”

Bu sözler, Washington’un Ankara’ya dayattığı stratejinin özetiydi.

Nitekim Erdoğan o stratejiye uygun olarak 2005’te Diyarbakır Açılımı’nı, 2009’da Kürt Açılımı’nı, 2013’te de Öcalan Açılımı’nı başlattı. Türkiye’nin bölünmesi anlamına gelen bu açılımların mevzi kazanabilmesi için de direnecek potansiyel kuvvetlerin Ergenekon tertibiyle etkisiz hale getirilmesi gerekiyordu.

Kaldı ki pek çok AKP yetkilisi de, açılımla Ergenekon davası arasında doğrudan ilişki olduğunu saklamıyor!

OBAMA’NIN FEDERASYON ANAYASASI İSTEĞİ

Yeni Anayasa, Kürt Açılımı’nın sonuçlarından biri olacaktır ve Obama o nedenle Yeni Anayasa için bastırmaktadır.

Yeni Anayasa, Türk-Kürt federasyonunun anlaşması olacaktır o nedenle parlamenter sistem yerine federasyona özgü başkanlık sistemi için bastırılıyor, o nedenle anayasadan Türk’ün çıkarılmasına uğraşılıyor!

Burada da AKP ile PKK – BDP arasında yoğun bir işbölümü vardır. Anımsayalım: BDP’li Hüsamettin Zenderlioğlu TBMM Çözüm Komisyonu’nda konuşuyor: “Bana dendi ki, ‘sen Türk bayrağı düşmanısın’, ben de dedim ki, ‘ben bayrağı yanımda taşıyorum, eğer öyle olsaydı atar, yanımda taşımazdım’.”

Normalde Türkiye’yi yöneten iktidar partisinin bir milletvekili bu sözler karşısında o milletvekilini kutlar, Türk Bayrağı’nı sahiplenmesi noktasında onu cesaretlendirirdi.

Ama o da ne? AKP’li Çözüm Komisyonu üyesi Mehmet Metiner, BDP milletvekiline sözleri nedeniyle kızıyor ve şöyle diyor: “Ne Türk bayrağı, Türkiye bayrağı! Her şeyi Türkleştiriyorsunuz!”

O komisyondan nasıl bir “çözüm” çıkacağını varın siz düşünün artık!

AKP’nin BDP’yi “her şeyi Türkleştirmekle” suçladığı bir siyaset dünyası, ibretliktir, trajiktir, sanaldır ve gayrimeşrudur!

AKP İLE PKK’NİN İŞBÖLÜMÜ

Erdoğan ile Öcalan ya da AKP ile PKK işbölümünü anlamak bakımından bir örnek daha vererek bitirelim bugünkü yazımızı:

AKP’nin sık sık medyada çarpıcı çıkışlarıyla yer alan ateşli milletvekili Mehmet Metiner bildiğiniz gibi Kürt etnisiteli bir Türk’tür. Nitekim AKP’den önce HADEP’in Genel Başkan Yardımcısı’ydı.

BDP’nin en ateşli milletvekillerinden Altan Tan ise iktidar partisinin selefi olan Refah Partisi’ndeydi.

Hatta bir ara ikisi birden Refah’ta, ikisi birden HADEP’te ve aynı anda biri Tayyip Erdoğan’ın biri de Melih Gökçek’in yanındaydı!

Netice itibariyle, Öcalan’ın “İslam ortak çatısı” mesajı verdiği şu günlerde, Metiner ve Tan’ın şahsında “muhafazakâr bölücülük” hem AKP’de, hem BDP’de hayat bulmaktadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Mayıs 2013

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

OBAMA-ERDOĞAN ZİRVESİNİ ÖCALAN KAZANDI

Erdoğan’ın 400 kişilik Amerika çıkarmasından eli boş döndüğü artık herkesin malumu. İlk gün estirilen fırtına dindikçe, AKP hükümetinin Suriye konusunda bir mevzi kazanmadığı görülmeye başlandı.

Özetlersek, uçuşa yasak bölge, güvenli alan oluşturma, muhaliflere silah yardımı ve NATO’dan güçlü destek içeren dört taleple masaya oturan Erdoğan ve ekibi, masadan reddettikleri Cenevre sürecini kabullenerek, Obama’dan ABD’nin Suriye’ye kesinlikle askeri müdahalede bulunmayacağı gerçeğini öğrenerek ve ABD’nin elinde sihirli bir formül bulunmadığını anlayarak kalktılar.

Dahası Erdoğan’ın durumu kurtarmak üzere ortaya attığı “kimyasal silah kullanıldı” hamlesi de Obama tarafından “bizim incelemelerimiz sürüyor” denilerek boşa çıkarıldı.

Kuşkusuz bu sonuç, ABD’nin mecburiyeti nedeniyledir. Ortak basın toplantısında da görüldüğü gibi, Obama’nın başı ABD hâkim sınıfları arasındaki çarpışmasının siyasi yansımalarıyla derttedir!

Obama’yı Suriye’ye müdahaleden alıkoyan, Irak’ta Maliki’yi gönülsüz desteklemeye iten ve İran’a Ortadoğu’da manevra alanı kazandıran “hareketsizliği”, ülkesinin siyasi ve ekonomik inişinin doğal bir sonucudur.

Moskova’nın askeri şemsiyesi Washington’u frenlerken, Esad’ı, Maliki’yi ve Ahmedinejad’ı korumaktadır!

OBAMA PKK’Yİ TERÖR LİSTESİNDEN ÇIKARDI!

Şimdi ABD bu çıkmazdan bir çıkar yol bulmaya çalışacaktır. Obama’nın Erdoğan’la ortak basın toplantısında pek dikkat çekmeyen bir nitelemesi, Washington’un hangi “çıkara” yöneleceğine işaret etmektedir.

Obama basın toplantısında Erdoğan’ın “çözüm sürecine” desteğini ifade ederken, satır arasında “PKK şiddeti” ifadesini kullandı! Ancak hem basın toplantısını canlı veren kanallar hem de ertesi gün gazeteler, o cümleyi Türkçeleştirirken “PKK terörü” diye ifade ettiler.

Oysa Beyaz Saray’ın tamamını yayımladığı ortak basın toplantısı metninde de görüleceği üzere, Obama “PKK terörü” değil, “PKK violence” yani “PKK şiddeti” demişti!

Kuşkusuz bu bir dil sürçmesi değil fakat Obama’nın bilinçli tercihidir. Zira “terörü”, “şiddet” kelimesiyle değiştirmek, çok şek ifade ediyor. PKK’nin tam da “Batı bizi terör listesinden çıkarsın” diye açıklamalar yaptığı bir süreçte Obama’nın “terör” yerine “şiddet” kelimesini tercih etmesi, hem örgüte bir “meşruiyet” kazandırmıştır, hem de örgütün BM nezdinde soyunacağı kimi girişimlere başarı şansı doğurmuştur.

ABD PKK’Yİ SAHAYA SÜRDÜ

Gelelim başta belirttiğimiz “ABD bu çıkmazdan bir çıkar yol bulmaya çalışacaktır” cümlemize… İşte PKK’nin terör listesinden çıkarılması, aranılan bu yol açısından değer kazanacaktır.

Çünkü terörist olmayan bir PKK, El Kaide ve El Nusra’nın Batı tarafından onay bulmadığı Suriye’de, Şam karşıtı silahlı muhalefetin bel kemiğini oluşturacaktır. Tam bu noktada hem Öcalan’ın “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin.” sözlerinin, hem de Aysel Tuğluk’un “En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı” sözlerinin önemini anımsamalıyız.

PKK’yi Suriye muhalefetinin merkezine oturtacak ABD, bir taşla birkaç kuş vuracaktır:

1. Irak’a 1991 ve 2003’te saldırdığında PKK’yi olağanüstü büyüten ABD, Suriye üzerinden örgütü 3. kez büyütecektir.

2. Suriye’ye sürülen PKK, Barzani’nin yerine Büyük Kürdistan’ın asıl aktörü konumuna terfi edecektir.

3. Öcalan’ın PKK’ye verdiği “Suriye’de özerklik arayın” talimatı hayat bulacaktır.

4. Suriye’nin kuzeyi, PKK’nin denetimine girecektir. (Ancak Esad kaybederse!)

5. Türk devleti, sınır dışına gidişine göz yumduğu örgütün Suriye’de büyümesine dolaylı destek vermiş olacaktır.

6. Türk Ordusu, AKP eliyle daha da büyümesine yol verilen PKK’yle bu kez 910 km’lik sınır hattında karşı karşıya gelecektir.

7. Önüne Kuzey Irak petrol havucu konulan Türkiye, “Kürtlerle büyümek” söylemi altında PKK üzerinden küçültülecektir!

8. Hepsinden önemlisi, başkasının dış politikasıyla bölgede efelenen AKP hükümeti, şimdi geniş Asya cephesiyle karşı karşıya kalmıştır, hem de tek başına!

Peki, buradan dönüş yok mu? Elbette var! Aydınlık’ın sayfaları çözümle dolu fakat zaman daralıyor…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Mayıs 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ESAD’IN ERDOĞAN’DAN 10 FARKI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başbakan Erdoğan’ı Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a benzetmesi, Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grubu’nda kriz çıkardı. AP Sosyalist Grup Başkanı Hannes Swoboda toplantıyı terk etti ve Kılıçdaroğlu’yla yapacağı baş başa görüşmeyi iptal etti.

Swoboda twitter üzerinden “CHP liderinin, benim davetlim  olarak, Türkiye Başbakanı Erdoğan’ı Esad’la kıyaslamasını kabul edemem. Bu kabul edilemez.” mesajı yayımladı. (Hürriyet, 16 Mayıs 2013).

ESAD ABD’NİN HEDEFİ, ERDOĞAN İSE ASKERİ

İki gündür herkes Kemal Kılıdaroğlu’na yükleniyor. Ağzına mikrofon uzatılan, “Kılıçdaroğlu nasıl olur da Başbakanımızı bir diktatörle aynı kefeye koyar” diye köpürüyor.

Biz de Kılıçdaroğlu’nun benzetmesini yanlış buluyor ve Erdoğan ile Esad’ın aynı kefeye konulamayacağını düşünüyoruz. İşte nedenlerimizde bazıları:

1. Esad vatanını savunuyor. Erdoğan ise başkasının vatanının (ABD) çıkarı için komşusunun vatanına göz dikiyor!

2. Esad halkını terörden ve emperyalist baskılardan koruyor. Erdoğan ise Suriye’de terör estiren gruplara açık destek veriyor.

3. Esad ABD’nin hedefi, Erdoğan ise ABD’nin askeri.

4. Esad, ülkesini NATO saldırısından korumaya çabalıyor. Erdoğan ise NATO’yu Suriye’ye müdahaleye çağırıyor.

5. Esad bölgenin çıkarlarını, Erdoğan ise ABD’nin bölge çıkarlarını savunuyor.

6. Esad bölgede barış istiyor, Erdoğan ise savaş.

7. Esad bölge ülkeleriyle aynı cephede, Erdoğan ise Atlantik cephesinde ve bölge ülkelerine karşı siperde.

8. Esad mazlumlar dünyasında, Erdoğan ise zalimler dünyasında konumlanıyor.

9. Esad İsrail’e karşı, Erdoğan ise dost. Esad, İsrail’e karşı topraklarını savunuyor, Erdoğan ise Kürecik Radarı ile İsrail’e kalkan oluyor. İsrail Esad’a bomba atıyor, Erdoğan’a “cesaret madalyası” takıyor.

10. Esad, ABD’nin komşusu Irak’a saldırmasına karşı çıktı, Erdoğan destekledi. Esad Batı’nın İran’ı hedef almasına karşı duruyor, Erdoğan Batı’nın İran düşmanlığına ortak oluyor.

ÜLKESİNİ ŞİKÂYETTE, LİDER ERDOĞAN’DIR!

Ülkesinin başbakanını yabancılara şikâyet ettiği için Kılıçdaroğlu’na kızan Sabah’ın başyazarı Mehmet Barlas dün köşesinden şöyle sesleniyor: “Yine de şükredelim. Ya dün Beyaz Saray’da Obama ile Başbakan Erdoğan yerine ana muhalefet lideri olarak Kılıçdaroğlu görüşseydi. Mesela Türkiye’deki rejimin Suriye’deki Esad rejiminden daha baskıcı olduğunu söyleyip, Obama’ya ‘Artık bir şeyler yapmalısınız’ deseydi.”

Erdoğan’ın iktidar olduğu 10 yıl boyunca ülkesinin yetkililerini, özellikle Türk subaylarını ABD’ye kaç kez şikâyet ettiğini anlatmaya, kuşkusuz bu köşe yetmez.

Ama özellikle birini vurgulayalım: Ergenekon Operasyonu’nun dalga dalga büyütülmesi ve Türk subaylarının esir edilmesi kararı, Erdoğan’ın 5 Kasım 2007 tarihinde Bush’u ziyaretinde alındı. Bunu Erdoğan ve Gül’ün kader arkadaşı Fehmi Koru’dan öğreniyoruz. (Kanal 7, 28 Ocak 2008 ve Yeni Şafak, 1 Şubat 2008).

EMPERYAL SOL: SOSYAL DEMOKRASİ

Bu meselenin umarız bir yararı olur ve CHP, Batı Sol’unun yani sosyal demokrasinin ne olduğunu görmüş olur. Atatürk’ün 6 Ok’u yerine Batı’nın sosyal demokrasisine sarılan CHP, umarız o tür bir Sol’un ezen-ezilen çelişmesinde nerede yer aldığını bu olaydan hareketle kavramış olur.

Yüz yıl önce büyük paylaşım savaşına (1. Dünya Savaşı) imza atan sosyal demokrat hükümetlerin yönettiği Avrupa ülkeleri, geleneğini sürdürüyor. Yugoslavya’nın parçalanmasında, Irak’ın işgalinde sosyal demokrasinin emperyalizme açık desteği vardı.

Bugün de Avrupa sosyal demokratları, Libya’yı, Suriye’yi ve İran’ı hedef almayı sürdürüyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Mayıs 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN BOP’ÇU, GÜLEN PASİFİKÇİ

Fethullah Gülen Cemaati’nin sözcüsü Hüseyin Gülerce, Reyhanlı saldırısının bir BOP tuzağı olduğunu yazdı dün! Hatta hızını alamayan Gülerce ABD’nin Irak’ı işgal ettiğini anımsatarak Ortadoğu’yu bölmek istediğini, sınırları yeniden çizmek istediğini, mezhep çatışması yaratmak istediğini de yazdı!

Hayır, Cemaatin geçmişte Irak işgalini nasıl alkışladığını anımsatmayacağız. Ya da Erdoğan’ın, Gülerce’nin bu yazısından sonra Salı grup konuşmasında “sol işaret parmağıyla Kılıçdaroğlu’nu, sağ işaret parmağıyla Bahçeli’yi yönlendiren Perinçek, başparmağıyla da cemaati yönlendiriyor” deme ihtimalini de hesaplamayacağız.

Sadece bölünmenin bu düzeye çıkmasının asıl nedenini inceleyeceğiz:

ABD’DE KIRAN KIRANA ÇARPIŞMA

Ufuk Ötesi’nde sık sık işaret ettiğimiz gibi ABD’deki bölünme kıran kırana çarpışmalara sahne oluyor. Son yazımızdan bu yana bile taraflar birkaç yeni cephede daha çarpışmaya başladı:

1. ABD’deki yarılma kuşkusuz hâkim sınıflar içindeki çelişmenin sonucudur ama şu andaki somut yansıması Beyaz Saray ile Kongre’nin karşı karşıya olması şeklindedir.

Bunu neden belirttik? Şundan: Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Barrack Obama dışında, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Joan Boehner ile bir araya gelecek.

Peki, bunun önemi ne? Bildiğiniz gibi Asya-Pasifik merkezli bir stratejiyle ABD’yi düzlüğe çıkaracağını varsayan Obama yönetimi, Suriye konusunu Türkiye’nin çözmesini bekliyor. Ancak ABD’nin geleceğini Ortadoğu’da görenler ise Suriye’ye doğrudan müdahale için bastırıyor.

Müdahaleciler bu nedenle Kongre’ye “Suriye’de İstikrarın Sağlanması-2013” isimli bir yasa tasarısı sundular. Tasarı ABD’nin Suriye’de uçuşa yasaklı bölge ilan etmesine ve muhaliflere ağır silah verilmesine izin veriyor. Tasarıyı hazırlayanlar, ABD’nin Rusya’yla uzlaşarak yapmayı planladığı Uluslararası Suriye Konferansı’na da ateş püskürüyor!

2. ABD Kongresi, geçen hafta Bingazi Saldırısı’nı yeniden gündeme getirdi. Cumhuriyetçiler,  Kongre’de dinlenen ABD’nin Libya’daki eski Misyon Şefi Yardımcısı Gregory Hicks’in açıklamaları üzerinden sadece Obama yönetimini değil, Hillary Clinton’un 2016 başkanlık adaylığını da hedef aldılar!

3. ABD Adalet Bakanlığı’nın, AP’ye haber sızdıran yetkilileri yakalamak için ajansın tüm çalışanlarını dinlemeye aldığı ortaya çıktı. Hürriyet’ten Tolga Tanış’ın bildirdiğine göre skandal şöyle gelişti: AP Yemen’de hâlâ süren bir CIA operasyonunu deşifre etti. Beyaz Saray haberin yayımlanmamasını istedi ancak AP dinlemedi. İş büyüdü.  Hatta FBI, şimdiki CIA Direktörü John Brennan dâhil birçok kişiyi olay nedeniyle sorguladı.

4. Hâkim sınıflar arasındaki yarılma Pentagon’a da yansıdı. Örneğin NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı Oramiral James Stavridis’in istifa ettiği haberi servis edildi medyaya. Ancak Stavridis görevinin başındaydı! Ne olmuştu gerçekte peki? Bu durum acaba Stavridis’in Obama’nın aksine Suriye’ye müdahale yanlısı olmasıyla ilgili miydi?

ERDOĞAN-GÜLEN ÇARPIŞMASI

ABD içindeki bu yarılma, haliyle Türkiye’deki temsilcilerine de yansıyor. Üstelik Obama’nın göreve geldiği 2009’un başından beri!

AKP ve Cemaat, Kürt Açılımı’nda da, Suriye konusunda da uyumlu değil.

Kuşkusuz bu iki konu başlığındaki çelişmenin ana dayanaklarından biri Erdoğan’ın “Kuzey Irak’ın Fethullahlaştırılması ve Güneydoğu’nun Barzanileştirilmesi” yerine, yola Abdullah Öcalan ile devam etme kararıdır. AKP’ye ortak yapılan PKK’nin Cemaati hedef alması ve Cemaatin de “çözüm sürecine” mesafe koyması bu nedenledir. Ancak bu ayrışmanın kaynağı da ABD’deki yarılmadır.

Bu yarılma, kimi AKP yetkililerinin “Washington önce Kuzey Irak’la ilişki kurmuyoruz diye kızıyordu, şimdiyse ilişkimizden rahatsız” diye yakınmasını da açıklıyor. Zira Obama’nın Ankara-Erbil yakınlaşmasından değil, bu yakınlaşma nedeniyle Maliki’nin İran’ın yanına itilmesinden rahatsız olduğunu anlamıyorlar.

AKP İLE CEMAAT’İN İSTİHBARAT SAVAŞLARI

AKP-MİT cephesiyle Cemaat-Emniyet İstihbarat cephesinin çarpışması, “Başbakanlığa böcek” olayından sonra, şimdi de Reyhanlı saldırısına yansıdı.

Erdoğan, Reyhanlı saldırısı sonrası açıkça Emniyet’i suçladı ve MİT’in istihbaratının doğru fakat Emniyet’in uygulamasının eksik olduğunu açıkladı. Başbakanlık Teftik Kurulu’nu harekete geçirdi.

Cemaat ise kalemşorlarının “MİT Muhaberat’ın oyununa geldi” yazılarıyla bu saldırıya yanıt veriyor. Emre Uslu’nun MİT’i açıkça hedef alan dünkü yazısında “Aydınlıkçılar MİT’i de kontrol ediyor” diye yazması ise cemaatin çapsız bir yalana sarılacak kadar sıkıştığını gösteriyor.

ABD YARILDI, F-AK KOALİSYONU BÖLÜNDÜ

Sonuç olarak ABD yarılınca, Türkiye şube temsilcileri de bölündü.

ABD’deki yarılma Türkiye’ye fiilen şöyle yansıyor: Erdoğan ABD’nin BOP’çu, Ortadoğucu kesimlerinin Türkiye şubesi olmayı sürdürüyor, Gülen Cemaati ise yeni stratejiye uygun olarak Pasifikçiliği seçiyor ve BOP eleştirisine soyunuyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Mayıs 2013

, , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın