Posts Tagged PKK

ABD, PKK’NİN ÖNÜNÜ AÇIYOR

Türk devletinin Suriye’de PYD’ye karşı El Nusra’yı kullandığı, artık bir PKK iddiası olmaktan çıkmış ve “iyi kulak” Cengiz Çandar gibilerce de telaffuz edilmeye başlamıştır.

Beşar Esad’ı devirme göreviyle Eylül 2011’de kurulan Sünni İslamcı El Nusra’nın, PYD’ye karşı operasyonlarının ardından ABD tarafından terör örgütleri listesine alınması, sis perdesi arkasında kalmış kimi konuları da berraklaştırdı.

Ki o konuların başında Esad-PKK/PYD ilişkisi gelmektedir.

ESAD’IN AKILLI HAMLESİ

Meseleye “merkezin zayıflaması” ve “güç boşluğu” gibi ana etkenleri soyutlayarak salt “PYD’nin,  ‘kolayca’ Suriye’nin kuzeyine yerleşmesi” üzerinden bakarsanız, haliyle ortaya “PYD, Esad’ın kartıdır” gibi bir sonuç çıkar.

Oysa PYD’nin Suriye’nin kuzeyindeki kimi alanlarda otorite olması, öncelikle merkezin zayıflaması, ardından bu nedenle kuzeyde ortaya çıkan güç boşluğu ve son olarak da Esad’ın “topu AKP’nin kucağına bırakması” nedeniyleydi.

Esad, birkaç cephede savaşmaktansa, cephelerden birinin sıkıntısını AKP’nin omuzlarına bıraktı; ABD’nin stratejik kartı PYD’yi, ABD’nin müttefiki Ankara’yla karşı karşıya bırakmış oldu. Neticede Esad, öncelikle Suriye’nin çıkarlarını düşünüyor…

ABD’NİN İKİ HEDEFİ

ABD’nin El Nusra’yı terör örgütü listesine almakta iki hedefi var:

1. ABD, Suriye sorunun esası olan “Kürt Koridoru” konusunda, PYD’nin önünü açmakta, PYD karşısında engel yaratan konuları ayıklamaktadır.

Washington’un ana stratejisi, Basra’dan Akdeniz’e bir Kürt Koridoru inşa etmektir; Irak’ın kuzeyini, Suriye’nin kuzeyi üzerinden Akdeniz’e bağlamaktır.

İki Kürt bölgesi arasında kalan Türkmen ağırlıklı alanın son dönemde Nuri El Maliki ile Mesud Barzani arasında soruna dönüşmesi ve Ahmet Davutoğlu’nun Kerkük düğümünde ABD ve Barzani’nin çıkarlarına uygun hamleler yapması, ana stratejiye bağlılıktandır.

Keza Davutoğlu’nun son günlerde PYD’ye sıcak mesajlar vermesi, yol haritası sunması, “federal Suriye” çekinceleri olmadığını ilan etmesi de bu ilişki nedeniyledir.

PYD de karşılık olarak “Suriye’de 3. yol” taktiğini bir kenara bırakmayı ve SUKO’ya katılmayı kabul etmiştir.

‘ÖZEL SAVAŞ’ ARAYIŞI

2. ABD’nin El Nusra’yı terör örgütü listesine almasının taktik nedeni ise “özel savaş” arayışıdır!

Bilindik yöntem şudur: Suriye’de bir örgüt terör örgütüyse, ABD bu örgüte karşı mücadele etmelidir!

Mücadele kuşkusuz konvansiyonel araçlarla değil, “özel savaş” yöntemleriyle olacaktır.

HİZBULLAH DERSİ ALINMAMIŞ!

Bitirirken, Türk Devleti’nin PYD’ye karşı El Nusra’yı kullanması konusuna da değinelim.

Komşularının toprak bütünlüğü ve siyasal birliği konusunda net bir tutumu olmayan, daha doğrusu AKP hükümetinden ötürü “tek” bir tutumu olamayan Türk Devleti’nin, sorunlara karşı mücadelede değil stratejik bir program, taktik bir yöntem bile yaratamaması normaldir.

Geçmişte PKK’ye karşı Hizbullah’ın kullanılması türünden alışkanlıkların devam ettiği ancak başarısızlıktan bir ders alınmadığı ortada…

Yanlış cephede, doğru hamle yapılmaz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Aralık 2012

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

OBAMA’DAN SOPA, PKK’DEN HAVUÇ

Dün Pentagon’un havuç olarak Türkiye’nin önüne koyduklarını bugün PKK’nin koyuyor olması, birincisi örgütün ABD’nin stratejik piyonu olduğunu ortaya koyması bakımından, ikincisi de “Büyük Kürdistan’ın” stratejik bir hedef olması bakımından önemi var. Ama daha önemlisi, Türk devletinin ne hallere düşürüldüğünü göstermektedir!

AKP’nin Oslo’da masaya oturduğu üç PKK yöneticisinden biri olan Zübeyr Aydar, havucu Aslı Aydıntaşbaş’la söyleşisinde uzatıyor: “Aslında Suriye’nin Kürt bölgesi de, Musul ve Kerkük gibi Misak-ı Milli sınırları içinde. Bunları tartışmalıyız. Türkiye’nin Kürtlerle büyümesi lazım.” (Milliyet, 27 Kasım 2012)

Kuşkusuz bu havuç, Obama’nın Erdoğan’a gösterdiği “beyzbol” ve Washington Post’ta dile getirilen “Kürt Baharı” sopasıyla birlikte değerlendirilmelidir.

BARZANİSTAN, KERKÜK HAVUCUYLA İNŞA EDİLDİ

Musul ve Kerkük havucu ilk Turgut Özal’a sunulmuş ve o da bu havucu, “ABD ile hareket edersek, bir koyup üç alacağız” diyerek TSK’ye yedirmeye çalışmıştı.

Bu havuç, 1992’de ABD Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti inşa etmeye başladığında, sık sık Ankara’ya uzatıldı. Washington kimi zaman Kerkük havucuyla, kimi zaman da ekonomik kriz gibi, Gazi provokasyonu gibi, siyasal cinayetler gibi sopalarla bu kukla devleti adım adım oluşturdu.

AKP hükümetleri döneminde ise Kerkük havucuna pek gerek kalmadı. AKP, bir ABD kartı olarak Washington’un “Büyük Kürdistan” stratejik hedefine zaten uyumluydu. BOP eşbaşkanlığı tam da bu “uyum” demekti.

Örneğin son olarak Ahmet Davutoğlu, Bağdat’a cephe açmak üzere Kerkük’e gitmiş ve Araplara karşı Türkmen-Kürt ittifakı arayışına girmişti. Bu kez Kerkük’ün kendisi havuç olmaktan çıkmış, Kerkük’ten döşenecek boru hattı AKP için yeterli olmuştu.

BÜYÜK KÜRDİSTAN’IN 4 AŞAMASI

Zübeyr Aydar’ın Suriye’nin Kürt bölgesini de Musul ve Kerkük gibi Misak-ı Milli sınırları içinde sayarak AKP’ye göz kırpması, “Büyük Kürdistan” stratejik hedefi nedeniyledir.

Çünkü dört aşamalı Büyük Kürdistan hedefinin ikinci aşaması, Irak’ın kuzeyindeki yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılmasıdır. Üçüncü aşamada, bu yapının Türkiye ile birleştirilmesi var. İkinci ve üçüncü aşamalar, iç içe ve paralel ilerleyecektir.

Dördüncü aşama ise Diyarbakır merkezli Büyük Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan ermesi ve Türkiye’den kopması aşamasıdır.

ATLANTİK’İN HAYALİ SÖNÜYOR

AKP’nin, “Türkiye’nin ABD’nin kanatları altında büyüyebileceği” iddiası ABD’nin Büyük Kürdistan stratejik hedefi içindedir. AKP’nin PKK’yle müzakerelerinden tutun, savurduğu “Türkiye ya büyüyecek ya da küçülecek” tehdidine kadar her hamlesi, Washington’un planıyla uyumludur.

Ahmet Davutolu bu yüzden “Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacak” demiştir. Hakan Fidan bu yüzden “dış politika konusunda dinamik bir süreçte” olunduğunu belirterek, “Türkiyedüzen kurucu roldedir” demiştir.

Davutoğlu’nun “1911-1923 yılları arasında nereleri kaybetmişsek, 2011-2023 yılları arasında o kaybettiğimiz topraklardaki kardeşlerimizle buluşacağız.” demesi, bir Atlantik projesi söylemidir.

AKP, bölgede Türk-Kürt ittifakına dayanarak büyüyecek(!) ve Türkiye’yi genişletecektir! Bağdat’a karşı Erbil’le mutabakatı, PKK’yle müzakereleri ve Esad’a karşı “Kürt koridoru” işlevli “tampon bölge” arayışları bundandır.

Ancak, bu plan düne göre artık daha zordur. Nitekim Büyük Kürdistan hedefinin birinci aşaması olan ve Irak’ın kuzeyinde Erbil merkezli kurulan küçük Kürdistan, bugün Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin taarruzu altındadır.

Ne ABD’nin Çin-Rusya cephesini yarması mümkündür, ne de AKP-PKK-Barzani ittifakının İran-Irak-Suriye hattını aşabilmesi…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Kasım 2012

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK’NİN 4 KIRMIZI ÇİZGİSİ

Tüm gelişmeler gösteriyor ki, Abdullah Öcalan’ın hazırladığı ve üzerinde anlaşılan “ikişer sayfalık üç protokol” artık hayata geçiriliyor.

Bu protokollerde yer alan en önemli dört şart şu: 1. Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması. 2. Anadilde eğitim. 3. Kürtlerin özyönetimi. 4. Öcalan’ın tutukluluk şartları.

Bu şartlar, aynı zamanda PKK’nin AKP’ye sunduğu kırmızı çizgilerdir.

ERDOĞAN İLE ÖCALAN YÜZDE 95 ANLAŞTI

2006’dan beri süren AKP-PKK görüşmelerinde parça parça ele alınan bu şartlar üzerinde bir anlaşma olduğunu biliyoruz. Zira Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi olarak Oslo’da hükümeti temsil eden Hakan Fidan, muhatapları olan Mustafa Karasu, Sabri Ok ve Zübeyr Aydar’a “Erdoğan ile Öcalan’ın yüzde 95 anlaştığını” söylüyordu!

Ancak tıpkı Başbakan Erdoğan’ın geçen yıl New York’ta buluştuğu Celal Talabani’ye “kamuoyu hazır değil” dediği türden zorluklar yaşanıyordu. Adım adım gidilmeliydi. Başbakan Erdoğan, nasıl bir yöntem izleyeceğini 2009 yılında ABD Princeton Üniversitesi’nde verdiği bir konferansa açıklıyordu: “Hazmettire hazmettire bu süreci devam ettirmemiz lazım.

ÖCALAN’IN PROTOKOLLERİ UYGULANIYOR

Gelin bugün PKK’nin “Öcalan protokollerinde” yer alan 4 kırmızı çizgisinde nasıl ilerlendiğini inceleyelim. AKP’nin ve hatta CHP ile MHP’nin bu kırmızı çizgilerin gerçekleşmesine ne tür katkılar yaptıklarına bakalım:

1. Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması.

Protokoldeki bu şart, pratikte “Anayasa’dan Türk kimliğinin çıkarılması” şeklinde uygulanıyor.

Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda yer alan parti taslaklarına bakılırsa, bu konuda AKP, CHP ve BDP arasında bir ölçüde uzlaşma sağlanmış görünüyor.

2. Anadilde eğitim.

Kürtçe yayın yapan devlet televizyonundan sonra, Kürtçe seçmeli ders olarak Milli Eğitim müfredatına girdi.

Kürtçe savunma yapma hakkı da elde edildi. Aynı zamanda “açlık grevlerini” bitirme şartı olan bu konunun AKP kurmaylarınca “biz açlık grevleri öncesinde bu hazırlığa başlamıştık” diyerek savunulması, aslında Öcalan protokollerinin kabul edildiğinin çarpıcı bir itirafıdır.

Son olarak Kürtçenin resmi dairelerde kullanılması için hazırlıklara başlandı!

3. Kürtlerin özyönetimi.

Protokolde “Kürtlerin özyönetimi” denilen şart, BDP’nin 19-20 Haziran 2010’da Diyarbakır’da tartıştığı yerel yönetim modeli toplantısında “demokratik özerklik” olarak bildiride yer aldı ve partinin önüne görev olarak kondu. Ardından Demokratik Toplum Kongresi DTK, 14 Temmuz 2011’de Diyarbakır merkezli demokratik özerklik ilan etti!

Sırada AKP’nin katkıları vardı: Bütünşehir yasası ile “Kürt özerk bölgesinin” temelleri atıldı. Son tuğlayı da “valileri halk seçmeli” diyen Başbakan Erdoğan yerleştirdi!

OPERASYONA MGK’DE KARAR VERİLDİ

4. Öcalan’ın tutukluluk şartları.

“Açlık grevlerini bitiren adam” ilan edilen Öcalan’ın, “bir sözüyle savaşa da son verebileceğinin” topluma enjekte edilmesi, özel bir operasyondur. Operasyona “Öcalan’ın tecrit edildiği 1,5 yıldaki terör olayları ile Öcalan’la diyalogun olduğu sürecin masaya yatırıldığı” son MGK toplantısında karar verildi.

Erdoğan ile Öcalan’ın Türk siyasi hayatının en önemli iki aktörü olduğu şeklindeki yazılar, Öcalan’ı İmralı’dan çıkarma operasyonu hazırlığıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Kasım 2012

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK’YE BÖLGEDE ALAN AÇILIYOR

Başbakan Erdoğan’ın “PKK’nin silah bırakması” üzerinde durduklarını ve “liderlerinin üçüncü ülkeye gidebileceğini” açıklaması, yaz ortasına başlatılan yeni müzakere sürecinde masada nelerin olduğuna işaret ediyor.

Ancak tüm kazanımlarını silahla sağlayan, AKP’yle masada silahla pazarlık eden PKK’nin bu kartından vazgeçmesi gerçekçi değildir. Öyle ki, BDP milletvekilleri bile “silah sigortamızdır” demektedir. Hepsinden önemlisi de ABD’nin “Basra’dan Akdeniz’e açılacak Kürt koridorunda” silahlı bir PKK’ye ihtiyacı olmasıdır.

Tüm bu gerçekler ortadayken silah bırakılacağı sanılıyorsa, ya Ankara kandırılıyordur ya da ortada ciddi bir “operasyon” vardır.

AKP, PKK’NİN İKİ ŞARTINI KABUL ETTİ

Celal Talabani’nin Hasan Cemal’e söyledikleri işte bu “operasyona” işaret ediyor, anımsayalım.

Talabani, BM Genel Kurulu sırasında buluştuğu Tayyip Erdoğan’a “PKK bana geldi. Silah bırakmaya hazır olduğunu söyledi” diyor. Ancak PKK’nin iki koşulu vardır. Biri genel af, öteki de anayasadaki vatandaşlık tarifinin yeniden yapılması ve Türk sözcüğünün çıkarılması… (Milliyet, 16 Kasım 2012)

Erdoğan’ın Talabani’ye verdiği “genel af kolay değil, kamuoyu buna hazır değil” yanıtı iki gerçeğe işaret ediyor:

Birincisi, demek ki Erdoğan “Anayasa’dan Türk sözcüğünün çıkarılmasını” kabul etti. Nitekim Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndaki çalışmalar, öneriler, taslaklar bu yönde…

İkincisi de, Öcalan’ın “açlık grevlerini bitiren adam” olarak sunulması ile “genel af” için bir kamuoyu hazırlandığı gerçeği… Zaten yurt dışına çıkacak PKK yöneticisi sayısının 130 olduğu, geri kalanlar için eve dönüşü mümkün kılacak bir genel affın planlandığı, üçüncü ülkenin de Polonya ve Beyaz Rusya olduğu belirtiliyor!

Öte yandan Erdoğan’ın açıklaması ile KCK davası da düşmüş oluyor.

TÜRKİYE’Yİ SURİYE’DE BÖLME PLANI

Peki, “operasyon” ne? Operasyonu en somut olarak ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice açıklıyor Washington Post’a, hem de göstere göstere!

Rice’a göre “Suriye meselesi, Ortadoğu’nun bölünme hikâyesindeki son perdedir. Mısır ve İran güçlü bir ulusal kimliğe sahiptir. Bağımsız bir millet olma umudu besleyen Kürtlerin merkezinde yer aldığı Türkiye de güçlüdür. Türkiye bu yüzden Suriye’deki savaşa çekiliyor.

Yani ABD, Türkiye’nin Suriye’de bölüneceğini açıkça ilan etmiş oluyor. Nitekim ABD, Irak’ta da aslında Türkiye’yi bölmüştü!

Aydınlık’ta Suriye meselesinin “Irak’ın kuzeyindeki yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması” olduğunu ilk günden beri ısrarla savunmamız bundandır.

ABD’NİN KÜRT KARTI

ABD’nin Kürt Koridoru ile Türkiye’yi Suriye’de bölme planında şimdi şu hamleler sergilenmektedir.

1. Patriot’ların Türkiye’ye yerleştiriliyor. Tayyip Erdoğan’ın, bu konu iki hafta önce gündeme geldiğinde Ahmet Davutoğlu’nu yalanlaması ama bugün bizzat Patriot’ların geleceğini kendisinin açıklaması ve hatta Türk topraklarını NATO toprağı ilan etmesi, Türkiye’nin içine düşürüldüğü çaresizliği resmetmektedir.

2. Suriyeli Kürtler birleştiriliyor. AFP’nin haberine göre PYD ve diğer Kürt muhaliflerin bileşerek askeri bir güç oluşturulmasına karar verildi. Amerika’nın Sesi radyosundan Henry Ridgwell’e göre de Barzani yönetimi, Suriye’den sınırı geçip Irak’a gelen Kürtleri, yeniden askeri kamplarda eğitiyor.

3. PKK, Bağdat’a karşı Erbil’e destek vereceğini ilan etti.

4. Genel af hazırlığı ile PKK’ye “bölgede” alan açılıyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Kasım 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

KAVAKLI KAMPI HİKÂYESİ

8 Kasım tarihli Hürriyet’in manşeti “Kavaklı Baskını”ydı. Haberin spotunda “Terör örgütünün Kandil’den sonra en büyük kampı olan Kavaklı, operasyonla yerle bir edildi” deniyor.

7 KASIM: TSK GİRİLMEZ DENEN KAMPA GİRDİ

Haber bir gün önce Hürriyet’in internet sitesinde de şu başlıkla yer almıştı: “TSK girilmez denen kampa girdi.” 7 Kasım akşamı yandaş televizyonlar da aşağı yukarı aynı ifadeyi kullanarak bu haberi verdi.

Haber, kuskusuz bir servis haberdi. Servis edilmesi de normaldi, zira güvenlik kuvvetleri başarılı bir operasyon yapmış ve gazetecilerin izlemesi mümkün olmayan bu operasyon, kamuoyuna ulaştırılmak üzere gazete ve televizyonlara görüntülü ve yazılı olarak gönderilmişti!

Buraya kadarı normal, ancak…

Normal olmayanı, yerle bir edildiği belirtilen bu kampın, her ay düzenli olarak yerle bir edilmesiydi!

En iyisi, ne demek istediğimizi anlatabilmek için size arşivleri açalım:

12 EKİM: KAVAKLI KAMPI HARİTADAN SİLİNDİ

Tarih 12 Ekim 2012. Yine Kavaklı Kampı yerle bir edilmiş. İnternet arşivlerinden kolayca ulaşabileceğiniz 12 Ekim tarihli yayınlarda haber “PKK’nın Kavaklı Kampı yok edildi”, “Kavaklı Kampı haritadan silindi” başlıklarıyla yer almış.

Hatta TRT Haber, “İşte PKK’nın yerle bir olan Kavaklı Kampı” “Girilmez denilen Kabaklı Kampı yerle bir edildi” başlıklarını, 7 Kasım tarihli Hürriyet’ten önce kullanmış!

Demek ki, 25 gün önce 12 Ekim’de yerle bir edilen Kavaklı Kampı, 7 Kasım’da yeniden yerle bir edilecekti!

11 EYLÜL: KAVAKLI KAMPI YERLE BİR EDİLDİ

Bu kadar olsa, üzerinde durmaz ve bu köşeyi, Kavaklı Kampı haberleriyle işgal etmezdik. Ama Kavaklı Kampı’nın 11 Eylül’de de yerle bir edildiğini söylersem, herhalde sizler de şaşıracaksınız!

Evet, Kavaklı Kampı, 11 Eylül’de de yerle bir edilmiş! Gazeteler o zaman da şu ortak başlığı kullanmış: “Kavaklı kampı yerle bir edildi: 25 terörist öldü.”

Hatta A Haber ve Samanyolu, “Bahoz Erdal da Kavaklı Kampı bölgesindeydi” demiş. Milliyet ve birkaç gazete daha, bu ikiliyi izlemiş ve ertesi günlerdeki yayınlarında “Bahoz Erdal çembere alındı” başlığı kullanmış.

Anlaşılan Bahoz Erdal o gün çemberi yarmış, zira önceki gün TBMM kulislerinde Bahoz’un yine kıstırıldığı ve öldürüldüğü iddiası konuşuluyordu!

KANDİL YERİNE HAKKÂRİ

Daha da gerilere gidip canınızı sıkmayayım, merak eden internet arama motoruna “Kavaklı Kampı” yazarak bu hikâyeyi Ağustos ve Temmuz ayları için de sürdürebilir.

Bizi ilgilendirmesi gereken bu kampın neden periyodik olarak yerle bir edildiğidir?!

Yanıtın izlerini Bugün gazetesinin Ankara temsilcisi olan Adem Yavuz Arslan’ın 12 Ekim tarihli “Demek ki isteyince oluyormuş” başlıklı makalesinde görüyoruz: “PKK’nın meşhur Kavaklı Kampı artık yok. Çünkü Polis Özel Harekât ile Jandarma Özel Harekât timleri sıfır kayıpla ‘ulaşılamaz’ denilen bu kampı imha etti. 500 PKK’lı şu anda kampı çevreleyen dağlarda ablukada. (…) Yani Kavaklı bir nevi içerideki Kandil’di. (…) Ancak gelin görün ki hapisteki darbe sanığı arkadaşlarını kurtarmak için envai çeşit senaryo üreten, hatta istifa edip giden komuta kademesi bu kampı imha etmek için hiçbir şey yapmadı.”

TSK’yi hedef alan Arslan’ın “içerideki Kandil” benzetmesi önemli, zira Başbakan Erdoğan bu benzetmeyi, sınır ötesi operasyon baskısı karşısında “önce içerideki Kandil” diyerek geçiştirmeye çalıştığında kullanmıştı!

Bu benzetme, Taraf’tan Emre Uslu’nun 19 Ekim tarihli “Kavaklı Kampı” başlıklı yazısındaki şu cümleyle birleşince daha da anlamlı oluyor: “PKK ile mücadelede Kuzey Irak’ın asıl hedef olmadığını ilk hedefin Hakkâri’de bulunan ve PKK’nın KCK yapılanmasını kurduğu Hakkâri ve Şırnak çevresindeki kampların temizleneceğini yazmıştım.”

İktidar, Kuzey Irak’taki Kandil yerine, düzenli olarak içerideki Kandil varsaydığı, Hakkâri sınırı içindeki bu kampı “yerle bir ediyor”, “haritadan siliyor”!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Kasım 2012

, , , ,

Yorum bırakın

SURİYE DÜŞMANLIĞI KİME YARIYOR?

AKP’nin Suriye karşıtlığından kim yararlanıyor? Türk Ordusu’nun “angajman kuralları” kime yarıyor? Suriye ordusunu kendi sınırından 10 km uzakta tutmaya zorlamak kime alan açıyor?

Bu soruların yanıtları dün önemliydi, bugünden sonra daha da önemli olacak. Zira Türk Ordusu’na Suriye’yi işgal ettiremeyen ABD, Türkiye-Suriye sınırında karışıklık çıkartma faaliyetlerine daha da yüklenecektir. Çünkü bu hat üzerinden bir koridorun Akdeniz’e açılması, ABD’nin asıl meselesidir!

SURİYE’DE KÜRT ORDUSU

PKK’ye yakın Fırat Haber Ajansı önceki gün dikkat çeken bir bildiriyi haberleştirdi. Bildiri, PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin oluşturduğu “Kürdistan Halk Tugayları Ordusu” hakkındaydı…

PYD, bir ordu kurma ihtiyacını “Bir yandan BAAS rejimi, diğer yandan da Arap muhalefetinin inkârcı zihniyeti ile yaşanan güvenlik sorunlarına” bağlıyor. Kuşkusuz PYD bu ifadeyle, Şam ile AKP destekli muhalefet arasındaki mücadeleden yararlanmakta olduğunu ortaya koyuyor.

PYD, Kürt nüfusun yoğun olduğu yerlerde “bağımsızlık ve özerklik yolunda askeri güvenliğin bizzat ‘Kürdistan Halk Tugayları Ordusu’ ile sağlanacağını” belirtiyor ve bu hamleyi “devletleşmek yolunda atılan büyük bir adım” olarak değerlendiriyor!

ÖCALAN’IN SURİYE KÜRTLERİNE MESAJI

PYD’yi tam da bu zamanda böylesi bir hamleye götüren neydi? Yanıtı Financial Times’dan öğreniyoruz.

Gazeteye göre PYD bu hamleyi, Abdullah Öcalan’ın isteği üzerine yaptı. Üstelik bu konuda Öcalan’dan yazılı bir talimat da aldı!

Evet, yanlış okumadınız. Başbakan Erdoğan’ın Öcalan’ı muhatap ilan ettiği saatlerde, meğer AKP aynı zamanda Öcalan ile PYD arasında bir de postacılık yapıyormuş!

PYD gençlik kolu toplantısında okunan ve Financial Times muhabiri Loveday Morris tarafından yayımlanan Öcalan’ın mesajı şöyle: “Esad’ın safında olmayın, muhalefetin safında olmayın, Suriye’de üçüncü güç olun. Kürt bölgelerini koruyacak 15 bin asker hazırlayın. Eğer bu stratejiyi izlemezseniz, ezilirsiniz. Her genç Kürt bu güce yazılmaya ve anayurtlarını korumaya hazırlanmalı.”

Financial Times’da “Suriyeli Kütler Esad’dan sonraki hayata hazırlanıyor” başlığıyla yayımlanan haberde Kürtlerin petrol zengini kuzeyde karakollar, belediyeler, mahkemeler kurduğu ve bu yapıları özerk bir yönetimin temeli olarak gördükleri belirtiliyor.

20 yıllık Irak sürecine ne kadar da benziyor…

Bu haberlerin benzerini defalarca okuduk; şu fakla, Suriye yerine Irak, Esad yerine de Saddam vardı o haberlerde…

Bugünkü Esad karşıtlığı, dün de Saddam karşıtlığı olarak vardı. Ve o karşıtlık yanı başımızda ülkemizi tehdit eden bir kukla devlete dönüştü. Üstelik o yapı, PKK’nin daha da güçlenmesine yarayan bir yuvadır artık.

SURİYE KARŞITLIĞI PKK’YE YARAR!

Başlarken sorduğumuz soruları şimdi yanıtlarıyla yeniden yazalım: AKP’nin Suriye karşıtlığından PKK yararlanıyor! Türk Ordusu’nun “angajman kuralları” PKK’ye yarıyor! Suriye ordusunu kendi sınırından 10 km uzakta tutmaya zorlamak PKK’ye alan açıyor!

Öcalan’ın AKP’nin izniyle PYD’ye mesaj ulaştırması, PYD’nin bu mesaj üzerine Suriye’nin kuzeyinde 15 bin kişilik bir ordu kurmaya soyunması, iktidarın Türkiye ve bölge için bir güvenlik sorunu haline geldiğini ortaya koyuyor.

Bu tablo PKK’yle mücadelenin, AKP’yle mücadeleden geçtiğini gösteriyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Ekim 2012

, ,

Yorum bırakın

ABD’NİN ESAD’A TEKLİFİ

Başbakan Erdoğan CNN’e ABD’nin Suriye konusunda neden “inisiyatifi olmadığını” açıklamış: “Belki de bu seçimler nedeniyledir, belki ABD’deki seçim öncesi ortamından dolayıdır. İnisiyatif eksikliğinin kökeninde bu olabilir. Hiç kimse bize bunun sebepleriyle ilgili bir şey söylemedi, zaten açıklama yapmak zorunda da değiller.”

Ama Erdoğan her halükarda ABD’ye “minnettar olduklarını” bir kez daha vurgulamış!

Anlaşılan Başbakan Erdoğan, ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey’in birkaç gün önce basına yansıyan Obama’nın Suriye politikasına yönelik eleştirilerini hiç okumamış! Okusaydı, kuvvet meselesinin seçimlerden daha öncelikli olduğunu anlardı.

İRAN KARŞITI ESAD, EN DEMOKRATTIR!

Erdoğan için değil ama Türkiye’nin bataklığa girmesinden endişe eden AKP’liler için aktaralım. Hizbullah’ın lideri Seyyid Hasan Nasrallah, önceki gün Lübnan’ın Meyadin televizyonuna konuştu ve ABD’nin Esad’a teklifini açıkladı.

Nasrallah’ın belirttiğine göre ABD Esad’a, “İsrail’e karşı tutumunu sona erdirmesi, İran ve Hizbullah’la ilişkisini kesmesi” karşılığında, Suriye krizini bitirmeyi teklif etmiş!

ABD’nin bu teklifini Esad’a, Suriye’de “rejim karşıtlarını” destekleyen Arap ülkelerden biri iletmiş.

Suriye rejimi, daha önce de ABD’nin böylesi bir teklifi olduğunu dolaylı ifadelerle dillendirmişti.

DAVUTOĞLU YALANLARI VE 3 GERÇEK

ABD’nin bu teklifi birkaç nedenle önemlidir, öğreticidir ve AKP tabanı bu gerçeği düşünmelidir:

1.) Bölgedeki ilişkiler incelendiğinde görülecektir ki, ABD’nin çıkarlarına hizmet eden bir liderin demokrat mı, diktatör mü olduğu Washington’u ilgilendirmemektedir. Nitekim ABD’nin bölgedeki çıkarlarının temsilcileri olan Suudi Kralı ve Katar Şeyhi, Suriye’nin devlet başkanından daha demokrat değildir.

Dolayısıyla Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu’nun Suriye politikasını tabana karşı açıklarken savunduğu “zalimin yanında olmama” ilkesi, aslında taşeronluk gerçeğini perdelemek içindir.

2.) ABD’nin Esad’e teklifi, daha önce bu köşede birkaç kez tartıştığımız bir konuya da açılık getirmiştir. CHP’nin Erdoğan’a yönelik “daha geçen yıl ilişkileriniz çok iyiydi, ne oldu da bir günde Esad’a karşı oldunuz” şeklindeki suçlamanın doğru olmadığını belirtmiştik.

Ve demiştik ki; AKP o zaman da yine ABD’nin istediğiyle, Suriye’yi İran’dan koparmak, Tahran’ı bölgede yalnızlaştırmak için Esad’a “dost eli” uzattı!

LAÇİNER’İN İNTİHARI

3.) ABD’nin Suriye’ye teklifi, AKP’nin kamuoyu yaratmak adına söylediği “İsrail Esad’ı destekliyor” yalanını da çürütüyor.

Bakınız bu yalan öyle bir noktaya geldi ki, koskoca üniversite rektörleri bile, AKP yandaşlığı için hem bilimi hem de itibarlarını riske attılar! Örneğin Çanakkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner

Uzman sıfatıyla köşe yazan, büyük teorisyen sıfatıyla her akşam bir ekranda ağırlanan Sedat Laçiner’in 3 Eylül günü Milliyet gazetesine verdiği tam sayfa röportaj, bu açıdan ibretliktir!

Sedat Laçiner pek çok köşe yazarının da iki gündür alıntı yaptığı bu röportajında İran, Irak, Suriye ve İsrail’in, birlikte PKK’yi desteklediğini savunuyor!

AKP yandaşlığı adına İsrail’i hele de İran’la aynı cepheye yerleştirmek, bir akademisyenin normal şartlar altında intiharıdır! Aslıdan bu kadar bariz olmayan bir yalanı gerçek diye yutturmaya çalışmayı salt siyasi yandaşlıkla da açıklayamayız!

Her neyse, böylesi bir yalana başvurduklarına göre, sandığımızdan daha çaresiz olmalılar…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Eylül 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

HÜSEYİN AYGÜN NEDEN KAÇIRILDI?

Son bir yıla dikkat ediniz: PKK sırasıyla, askeri, işçiyi, sağlık memurunu, polisi, muhtarı, kaymakam adayını, belediye başkanını ve son olarak da bir milletvekilini kaçırdı!

Hükümet, kaçırma olaylarını örgütün “propaganda ve gündem belirleme” stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriyor. Hatta Başbakan Erdoğan, bu konularda yazan gazetecileri patronlarına şikâyet ediyor!

Ancak bu kaçırma olaylarının nasıl bir “propaganda” olduğunu aslında AKP Hükümeti daha iyi biliyor. Zira kaçırılan AKP’li muhtar ve oğlu kaçırılan AKP’li belediye başkanı, daha sonra BDP’ye geçti!

SİVİL PKK’LİLER?!

Peki, Hüseyin Aygün neden kaçırıldı?

Önce olayda bir iddia ve iki tuhaflık olduğunu belirtelim:

İddia şu: Aslında PKK’nin hedefi Hüseyin Aygün değil, Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Sevim Kılıçdaroğlu’ydu…

Tuhaflıklara gelince…

İki PKK’linin, araçsız, yolu kesmeden milletvekilinin arabasını durdurması normal mi? Zira milletvekili de silahlı! Durmak yerine gaza basmak neden tercih edilmedi acaba?

Öte yandan Milletvekili Hüseyin Aygün’ün arabadan inmek istememesi, Türkçe “seni götüreceğiz” diyen PKK’lilere Zazaca yanıt vermesi, ancak PKK’liler “biz o dili bilmiyoruz” deyince Türkçe konuşmak zorunda kalması ve “arabadan inmeyeceğim, kaçırılma olaylarını doğru bulmuyorum” demesi anlamlıdır.

İkinci tuhaflık ise iki PKK’linin sivil kıyafetli olmasıdır!

ERDOĞAN NE DEDİĞİNİN FARKINDA MI?

Ancak bir üçüncü tuhaflıktan daha bahsetmeliyiz: Başbakan Erdoğan’ın olayla ilgili ilk açıklaması şöyle: “Bölücü terör örgütünün neler yapmak istediğini ortaya koyması açısından önemli. Bunlar beklediğimiz şeyler.”

Başbakan Erdoğan, Foça’daki PKK saldırısı sonrasında da “terör yayılıyor” demişti!

Erdoğan’ın Şemdinli haberleri yapan gazetecileri PKK’nin propagandasını yapmakla suçlaması ile bu sözleri arasındaki çelişkiyi nasıl açıklamalı?

2012 TÜRKİYESİ…

Her şey bir yana, 2012 yılı Türkiye’sine dünyadan bakıldığında şöyle bir tablo ortaya çıkıyor:

Türkiye Uludere’de kendi vatandaşlarını bombalayan, Suriye’de uçağı düşen, askeri, polisi, belediye başkanı ve hatta milletvekili kaçırılan bir ülke…

Türkiye, komşusu İran’a karşı NATO radarı kuran, komşusu Suriye’ye karşı ayaklananları besleyen ve destekleyen, komşusu Irak’ta arananları İstanbul’da misafir eden, komşusu Irak’a kazan kaldıran kukla bir yapıyı himaye etmeye soyunan bir ülke…

Türkiye, bir savaşta bile esir edilemeyecek oranda generalini zindana atan, PKK’yle mücadele eden en seçkin subaylarına terörist muamelesi yapan, Öcalan’ı sorgulayan, Kardak’a Türk bayrağı diken komutanlarını hücrelere atan bir ülke…

Türkiye tecavüzcü ve oto hırsızlarının suçlamalarıyla; Türkiye, PKK itirafçıları, DHKP-C ve MLKP yöneticilerinin suçlamalarıyla askerlerini mahkûm eden bir ülke!

ABD’NİN SINIR SİLME HAMLESİ

Türkiye bu tabloyu hak etmiyor elbette!

Ancak bu tabloyu yaratanlara sesini yükseltmeyenler, kuşkusuz bu tablonun gizli sahibidirler!

ABD “müttefikliğinde” ama ABD planına uygun olarak adım adım parçalanmaya götürüldüğümüz çok açık ortada!

Tüm bu tuzaklar neden kuruldu? Tüm bu dış politika facialarını neden yaşıyoruz?

Düşmanın stratejik piyonu bile artık açıkça ilan ediyor; PKK’li Bahoz Erdal aynen söylüyor: “Artık sınırların meşruiyeti kalmadı!

PKK’nin inisiyatifi ele aldığı, TBMM’nin acz içinde bulunduğu bu fotoğraf, ABD’nin hedefiydi.

İşte CHP Milletvekili Hüseyin Aygün, bu tablonun pekişmesi ve “sınır silme hamlesinin” uluslararası boyuta taşınması için kaçırıldı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Ağustos 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

ŞEMDİNLİ’DE ABD PARMAĞI

Askeri konularda bile Genelkurmay Başkanlığı’na söz hakkı vermeyen AKP Hükümeti, bu kez Şemdinli’de topu TSK’ye attı. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, geçen hafta perşembe günü gazetecilerin Şemdinli soruları karşısında “gerekli açıklamalar güvenlik birimlerince yapılacak” demişti. Ancak TSK hâlâ gerekli açıklamayı yapmadı!

Anlaşılan Yüksek Askeri Şura’da Kemalist subayları tasfiye etme çalışması, Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bir bölümünde 15 gündür süren “sınır silme” girişiminden daha stratejik!

MEVZİ-CEPHE SAVAŞININ ANLAMI

Elbette hükümete uygun bir TSK yapılanması için uğraşanlardan daha sorumlu askerler de vardı ve onlara sorduk, “Şemdinli’de ne oluyor” diye…

Bilgi aldığımız her iki kaynak da PKK’nin klasik gerilla taktiğinin dışına çıktığına, “mevzi-cephe savaşı” verdiğine, “alan hâkimiyeti” kurmaya çalıştığına dikkat çekti. Peki, ne anlama geliyordu bu?

Şemdinli’de, PKK’nin arkasında profesyonel bir ordu aklı ve operasyonel desteği olduğu anlamına geliyordu

Peki, hangi ülkenin aklına ve operasyonel desteğine işaret ediyor Şemdinli’deki gelişmeler? Geleceğiz, ama önce kaynağımızın saptamasını doğrulayan bir başka açıklamayı anımsatalım…

PKK YÖNTEMİ DEĞİŞTİRDİ

PKK lideri Murat Karayılan’ın basına yansıyan açıklamaları, hem Şemdinli’deki hedefi hem de yöntemi ortaya koyuyor.

Şemdinli’deki hedef: “Şimdi sınırın 35 km içerisindeki Şemdinli’nin etrafında gerilla vardır. Böylece artık sınır ötesi sınır berisi de hikâyeye dönüşmüştür.”

Şemdinli’deki yöntem: “Gerillanın 2012 yılı itibarıyla içine girmiş olduğu yeni bir mücadele tarzı ve aşaması söz konusudur. Bu yeni mücadele aşaması bir üst aşamadır. Yani gerillanın temel taktiği olan vur-kaç taktiğiyle birlikte, birçok yerde vurup orada mevzilenme, alan hâkimiyetini geliştirme biçimindeki bir taktik süreç gündemdedir. Bu çerçevede şimdi Kürdistan’da yaşanan yoğun bir savaş durumu vardır.”

SINIR SİLME ABD STRATEJİSİDİR

Peki, Şemdinli’deki bu gelişmelerin arkasında hangi devletin aklı ve desteği var? Hükümet üyelerinin iddia ettiği gibi Suriye’nin mi? Bu durumda PKK, Şam rejiminin stratejik müttefiki midir?

Güncel dalgalanmaları, Suriye’nin kuzeyindeki güç boşluğunun yarattığı durumları Şam-PKK stratejik işbirliği şeklinde değerlendirmek gerçekçi değildir. Zira PKK, hâlâ ABD’nin stratejik aracıdır.

“Sınır silme” hedefi Suriye’nin değil, ABD’nin stratejisi içindedir. Irak’ın kuzeyi, Suriye’nin kuzeyi ve Türkiye’nin güneydoğusu Şam’da değil, Washington’daki haritalarda değişmiştir!

3 AŞAMALI KÜRDİSTAN PLANI

Oslo Barış Enstitüsü kurucusu Prof. Dr. Johan Galtung’un tam da bu aşamada ortaya çıkıp “arabulucu olmaya hazırım” demesi ve Pentagon’un çekmecesindeki “3 aşamalı Kürdistan planını” sergilemesi anlamlıdır. Galtung’a göre o aşamalar şöyledir:

Birinci aşamada Kürtlerin yaşadığı dört ülkede, Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de, insan hakları konusunda iyileştirme sağlanmalı. İkinci aşamada her dört ülkede Kürtler, otonomilere kavuşturulmalı. Üçüncü aşamada ise dört otonomi bir araya getirilerek Kürdistan konfederasyonu oluşturulmalı. Türkiye ise Kürdistan Konfederalizmi oluşumunu kabul etmeli.

AKP’nin Suriye karşıtlığı ile PKK’nin Şemdinli hamlesi, işte bu plan içerisinde örtüşmektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Ağustos 2012

, , , ,

Yorum bırakın

AKP VE PKK’NİN TAMPON ORTAKLIĞI

Gelin önce şu soruların yanıtlarında netleşelim: ABD’nin Suriye’deki hedefi ne? Erdoğan, Şam rejimine neden düşman? AKP’nin “Esad bize verdiği sözü tutmadı” türünden savunmaları, bir ülkeye düşmanlığı açıklar mı?

Kuşkusuz ABD’nin Suriye hedefler listesine İsrail’in güvenliğini, enerji koridoruna hâkimiyet mücadelesini, İran’ı, Rusya’yı, Çin’i zayıflatmak gibi maddeleri koyabilirsiniz. Ancak Washington’un bu listedeki hedefleri de geçerli kılacak bir temel hedefi var. O da Suriye’yi bölmek!

ABD’NİN HEDEFİ KÜRDİSTAN

ABD’nin bölgedeki temel hedefi Büyük Kürdistan’ı inşa etmektir. ABD’nin 1991’den beri bölgede yürüttüğü politikalar ve savaşlar bu temel hedef içindi…

Büyük Kürdistan, ABD için üç temel işleve sahip olmalı: 1. İkinci bir İsrail olarak, ABD’nin bölgedeki vurucu gücü olmak. 2. ABD için Asya’ya sıçrama tahtası olmak. 3. ABD’nin bölge planlarına karşı dur diyebilecek büyüklükteki ülkelerin (Türkiye ve İran) hem küçülmesini hem de yan yana gelmemesini sağlamak. 

ABD’nin Suriye’ye abanmasının gerekçesi işte bu büyük plandır. Irak’ın kuzeyindeki yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması Washington’un ihtiyaçları için kritik öneme sahiptir.

Ekonomik çöküşün tetiklediği iç çelişmeler başta olmak üzere bazı nedenler, Pentagon’u doğrudan Suriye’ye saldırmaktan alıkoyuyor. İşte Erdoğan’a “açık Şam düşmanlığı” monte edilmesi bu nedenledir. Yani ABD’nin yapamadığını Türkiye yapacak, Pentagon yerine TSK Suriye’ye girecekti. Ancak TSK bu plana 17 aydır direniyor.

‘TSK’Yİ SURİYE’YE SOKMAK’ HEDEF DEĞİL

ABD’nin hedefi, Büyük Kürdistan için Suriye’yi bölmekse, Suriye’yi bölecek araç da TSK ise o zaman son gelişmeleri “TSK’ye tuzak” diye değerlendirmek doğru olmaz. Çünkü TSK’yi Suriye’ye sokmak hedef değil, ABD’nin hedefini gerçekleştirmek için seçtiği araçtır, yoldur.

Hedefin gerçekleşmesi için düşünülen aracı harekete geçirmenin yolu, önce hedefi gerçekleştirmek olamaz. Zira hedef gerçekleşmişse, araca gerek kalmaz.

Bu saptamayı yaparken, elbette ABD’nin Suriye hedefinin gerçekleştiğini, Suriye’nin bölünme hedefinin tamamlandığını iddia etmiyoruz. Nitekim Şam kontrolü yeniden ele almaya başladı…

Bu saptamayı, sadece “at mı yoksa araba mı önde olmalı” diye özetleyebileceğimiz soruna işaret etmek için yapıyoruz. Zira kurulan denklemin yanlışlığı, teşhisi de güçleştirir… Üstelik yanlış denklem, aynı cephedeki kuvvetlerin sanki birbirine karşıtmış gibi görünmesine; karşıt kuvvetlerin de aynı cephedeymiş gibi görünmesine yol açar.

Örneğin… Hem PKK’nin Esad’ın bir kartı olarak Suriye’nin kuzeyindeki kimi yerlerde Şam’ın izniyle “otorite” olduğunu savunmak, hem de bu gelişmenin TSK’ye tuzak olduğunu iddia etmek, birbiriyle çelişir. Çünkü Esad ile PKK’nin aynı cephede olmadığı gerçeğinden daha önemlisi, Esad’ın,  Türk Ordusu’nun ülkesine saldırması için tuzak kuracak kadar deli olmadığıdır!

Örneğin… Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ne kadar PKK karşıtı sözler söylerse söylesin; PKK ve BDP yetkilileri ne kadar “AKP bize düşman” derse desin; hiçbir “sert” cümle, hepsinin aynı cephede yani Atlantik cephesinde olduğu gerçeğini değiştirmez! Taktikler, güncel politikalar ana stratejiyi değiştirmez!

DEMİRTAŞ’IN GÖSTERDİĞİ YOL

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın Radikal’den Ezgi Başaran’a söylediği şu cümle, aslında ne demek istediğimize aracı oluyor: “Biz son bir yıldır sayısız kez Suriye’deki Kürtler üzerinde Barzani’nin değil, PKK’nin etkisi olduğunu anlatmaya çalıştık. ‘Eğer otonom özellik kazanmaya başlayan Batı Kürdistan’ı güvenli bir tampon bölge olarak görmek istiyorsanız, PKK’yle masaya oturun’ dedik. Oradaki Kürtleri kazanmanın birinci yolu bu.” (Radikal, 25 Temmuz 2012)

Demirtaş haklı! Zira PKK’nin de AKP’nin de hedefi, Suriye’nin kuzeyinde Esad’ın denetiminde olmayan bir bölge kurulması değil mi?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Temmuz 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın