Posts Tagged PKK
ŞEMDİNLİ’DE ABD PARMAĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/08/2012
Askeri konularda bile Genelkurmay Başkanlığı’na söz hakkı vermeyen AKP Hükümeti, bu kez Şemdinli’de topu TSK’ye attı. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, geçen hafta perşembe günü gazetecilerin Şemdinli soruları karşısında “gerekli açıklamalar güvenlik birimlerince yapılacak” demişti. Ancak TSK hâlâ gerekli açıklamayı yapmadı!
Anlaşılan Yüksek Askeri Şura’da Kemalist subayları tasfiye etme çalışması, Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bir bölümünde 15 gündür süren “sınır silme” girişiminden daha stratejik!
MEVZİ-CEPHE SAVAŞININ ANLAMI
Elbette hükümete uygun bir TSK yapılanması için uğraşanlardan daha sorumlu askerler de vardı ve onlara sorduk, “Şemdinli’de ne oluyor” diye…
Bilgi aldığımız her iki kaynak da PKK’nin klasik gerilla taktiğinin dışına çıktığına, “mevzi-cephe savaşı” verdiğine, “alan hâkimiyeti” kurmaya çalıştığına dikkat çekti. Peki, ne anlama geliyordu bu?
Şemdinli’de, PKK’nin arkasında profesyonel bir ordu aklı ve operasyonel desteği olduğu anlamına geliyordu…
Peki, hangi ülkenin aklına ve operasyonel desteğine işaret ediyor Şemdinli’deki gelişmeler? Geleceğiz, ama önce kaynağımızın saptamasını doğrulayan bir başka açıklamayı anımsatalım…
PKK YÖNTEMİ DEĞİŞTİRDİ
PKK lideri Murat Karayılan’ın basına yansıyan açıklamaları, hem Şemdinli’deki hedefi hem de yöntemi ortaya koyuyor.
Şemdinli’deki hedef: “Şimdi sınırın 35 km içerisindeki Şemdinli’nin etrafında gerilla vardır. Böylece artık sınır ötesi sınır berisi de hikâyeye dönüşmüştür.”
Şemdinli’deki yöntem: “Gerillanın 2012 yılı itibarıyla içine girmiş olduğu yeni bir mücadele tarzı ve aşaması söz konusudur. Bu yeni mücadele aşaması bir üst aşamadır. Yani gerillanın temel taktiği olan vur-kaç taktiğiyle birlikte, birçok yerde vurup orada mevzilenme, alan hâkimiyetini geliştirme biçimindeki bir taktik süreç gündemdedir. Bu çerçevede şimdi Kürdistan’da yaşanan yoğun bir savaş durumu vardır.”
SINIR SİLME ABD STRATEJİSİDİR
Peki, Şemdinli’deki bu gelişmelerin arkasında hangi devletin aklı ve desteği var? Hükümet üyelerinin iddia ettiği gibi Suriye’nin mi? Bu durumda PKK, Şam rejiminin stratejik müttefiki midir?
Güncel dalgalanmaları, Suriye’nin kuzeyindeki güç boşluğunun yarattığı durumları Şam-PKK stratejik işbirliği şeklinde değerlendirmek gerçekçi değildir. Zira PKK, hâlâ ABD’nin stratejik aracıdır.
“Sınır silme” hedefi Suriye’nin değil, ABD’nin stratejisi içindedir. Irak’ın kuzeyi, Suriye’nin kuzeyi ve Türkiye’nin güneydoğusu Şam’da değil, Washington’daki haritalarda değişmiştir!
3 AŞAMALI KÜRDİSTAN PLANI
Oslo Barış Enstitüsü kurucusu Prof. Dr. Johan Galtung’un tam da bu aşamada ortaya çıkıp “arabulucu olmaya hazırım” demesi ve Pentagon’un çekmecesindeki “3 aşamalı Kürdistan planını” sergilemesi anlamlıdır. Galtung’a göre o aşamalar şöyledir:
“Birinci aşamada Kürtlerin yaşadığı dört ülkede, Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de, insan hakları konusunda iyileştirme sağlanmalı. İkinci aşamada her dört ülkede Kürtler, otonomilere kavuşturulmalı. Üçüncü aşamada ise dört otonomi bir araya getirilerek Kürdistan konfederasyonu oluşturulmalı. Türkiye ise Kürdistan Konfederalizmi oluşumunu kabul etmeli.”
AKP’nin Suriye karşıtlığı ile PKK’nin Şemdinli hamlesi, işte bu plan içerisinde örtüşmektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Ağustos 2012
AKP VE PKK’NİN TAMPON ORTAKLIĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/07/2012
Gelin önce şu soruların yanıtlarında netleşelim: ABD’nin Suriye’deki hedefi ne? Erdoğan, Şam rejimine neden düşman? AKP’nin “Esad bize verdiği sözü tutmadı” türünden savunmaları, bir ülkeye düşmanlığı açıklar mı?
Kuşkusuz ABD’nin Suriye hedefler listesine İsrail’in güvenliğini, enerji koridoruna hâkimiyet mücadelesini, İran’ı, Rusya’yı, Çin’i zayıflatmak gibi maddeleri koyabilirsiniz. Ancak Washington’un bu listedeki hedefleri de geçerli kılacak bir temel hedefi var. O da Suriye’yi bölmek!
ABD’NİN HEDEFİ KÜRDİSTAN
ABD’nin bölgedeki temel hedefi Büyük Kürdistan’ı inşa etmektir. ABD’nin 1991’den beri bölgede yürüttüğü politikalar ve savaşlar bu temel hedef içindi…
Büyük Kürdistan, ABD için üç temel işleve sahip olmalı: 1. İkinci bir İsrail olarak, ABD’nin bölgedeki vurucu gücü olmak. 2. ABD için Asya’ya sıçrama tahtası olmak. 3. ABD’nin bölge planlarına karşı dur diyebilecek büyüklükteki ülkelerin (Türkiye ve İran) hem küçülmesini hem de yan yana gelmemesini sağlamak.
ABD’nin Suriye’ye abanmasının gerekçesi işte bu büyük plandır. Irak’ın kuzeyindeki yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması Washington’un ihtiyaçları için kritik öneme sahiptir.
Ekonomik çöküşün tetiklediği iç çelişmeler başta olmak üzere bazı nedenler, Pentagon’u doğrudan Suriye’ye saldırmaktan alıkoyuyor. İşte Erdoğan’a “açık Şam düşmanlığı” monte edilmesi bu nedenledir. Yani ABD’nin yapamadığını Türkiye yapacak, Pentagon yerine TSK Suriye’ye girecekti. Ancak TSK bu plana 17 aydır direniyor.
‘TSK’Yİ SURİYE’YE SOKMAK’ HEDEF DEĞİL
ABD’nin hedefi, Büyük Kürdistan için Suriye’yi bölmekse, Suriye’yi bölecek araç da TSK ise o zaman son gelişmeleri “TSK’ye tuzak” diye değerlendirmek doğru olmaz. Çünkü TSK’yi Suriye’ye sokmak hedef değil, ABD’nin hedefini gerçekleştirmek için seçtiği araçtır, yoldur.
Hedefin gerçekleşmesi için düşünülen aracı harekete geçirmenin yolu, önce hedefi gerçekleştirmek olamaz. Zira hedef gerçekleşmişse, araca gerek kalmaz.
Bu saptamayı yaparken, elbette ABD’nin Suriye hedefinin gerçekleştiğini, Suriye’nin bölünme hedefinin tamamlandığını iddia etmiyoruz. Nitekim Şam kontrolü yeniden ele almaya başladı…
Bu saptamayı, sadece “at mı yoksa araba mı önde olmalı” diye özetleyebileceğimiz soruna işaret etmek için yapıyoruz. Zira kurulan denklemin yanlışlığı, teşhisi de güçleştirir… Üstelik yanlış denklem, aynı cephedeki kuvvetlerin sanki birbirine karşıtmış gibi görünmesine; karşıt kuvvetlerin de aynı cephedeymiş gibi görünmesine yol açar.
Örneğin… Hem PKK’nin Esad’ın bir kartı olarak Suriye’nin kuzeyindeki kimi yerlerde Şam’ın izniyle “otorite” olduğunu savunmak, hem de bu gelişmenin TSK’ye tuzak olduğunu iddia etmek, birbiriyle çelişir. Çünkü Esad ile PKK’nin aynı cephede olmadığı gerçeğinden daha önemlisi, Esad’ın, Türk Ordusu’nun ülkesine saldırması için tuzak kuracak kadar deli olmadığıdır!
Örneğin… Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ne kadar PKK karşıtı sözler söylerse söylesin; PKK ve BDP yetkilileri ne kadar “AKP bize düşman” derse desin; hiçbir “sert” cümle, hepsinin aynı cephede yani Atlantik cephesinde olduğu gerçeğini değiştirmez! Taktikler, güncel politikalar ana stratejiyi değiştirmez!
DEMİRTAŞ’IN GÖSTERDİĞİ YOL
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın Radikal’den Ezgi Başaran’a söylediği şu cümle, aslında ne demek istediğimize aracı oluyor: “Biz son bir yıldır sayısız kez Suriye’deki Kürtler üzerinde Barzani’nin değil, PKK’nin etkisi olduğunu anlatmaya çalıştık. ‘Eğer otonom özellik kazanmaya başlayan Batı Kürdistan’ı güvenli bir tampon bölge olarak görmek istiyorsanız, PKK’yle masaya oturun’ dedik. Oradaki Kürtleri kazanmanın birinci yolu bu.” (Radikal, 25 Temmuz 2012)
Demirtaş haklı! Zira PKK’nin de AKP’nin de hedefi, Suriye’nin kuzeyinde Esad’ın denetiminde olmayan bir bölge kurulması değil mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Temmuz 2012
TUZAK ŞAM’DA DEĞİL, ANKARA’DA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/07/2012
Suriye’nin kuzeyindeki son gelişmeler, şu üç gerçekle birlikte incelenmelidir:
1. ABD’nin BOP içindeki nihai hedefi, bölge devletlerini zayıflatacak bir kukla devlet inşa etmektir. ABD bölgeye girdiği 1991 yılından itibaren bu hedefe yöneldi. Stratejinin yeni aşaması, Irak’ın kuzeyindeki yapıyı büyütmek; Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak ve Türkiye’ye doğru genişletmektir. Diyarbakır başkentli Büyük Kürdistan için izlenecek yol budur.
2. Bu stratejik hedef, bölgedeki tüm ABD kuvvetlerini, farklı pozisyonda bile olsalar, son tahlilde aynı cephede birleştirmektedir.
3. 2003 yılında kurulan PYD, tıpkı İran’daki PJAK gibidir, yani Suriye’deki PKK’dir. Hem PKK’nin hem de PYD’nin internet sitelerinden bu gerçeğe ulaşılabilir. PYD elbette Suriye’deki Kürtlerin çoğunluğunu temsil etmez ama mevcut Kürt örgütlerinin de en büyüğüdür. PYD ile diğer 16 Kürt partisinin 12 Temmuz’da Barzani’nin girişimiyle Erbil mutabakatına varması da bir olgudur. PYD içinde anlaşmaya itiraz edenlerin var olması, anlaşma olgusunu ortadan kaldırmaz. Bu anlaşmanın içeriği, anlaşan örgütlerin internet sitelerinde mevcuttur.
PYD’NİN YÖNETİME EL KOYMASI
18 Temmuz’da Suriye Milli Güvenlik Konseyi’ne yapılan ABD imzalı bombalı terörist saldırı, Atlantik’in “yeni bir yüklenme” girişimidir. Şam ise bu terörist saldırıya büyük bir temizlik harekâtıyla yanıt veriyor.
İşte Suriye’nin kuzeyindeki kimi Kürt kentlerinde “yönetim el değiştirdi” denilen olay bu esnada gerçekleşmiştir. PYD süren temizlik harekâtı nedeniyle kuzeyde oluşan güç boşluğundan yararlanarak, bazı Kürt kentlerindeki kamu binalarını ve dolayısıyla yönetimi ele geçirmiştir. Bu bir olgudur ancak nihai sonuç değildir, Şam yeniden egemen olacaktır.
ESAD’IN MI, ABD’NİN Mİ HAMLESİ?
Olgu, iki temel bakış açısıyla yorumlanıyor.
Bir yoruma göre bu olgu, “Esad’ın PYD hamlesidir.” AKP yandaşlarınca savunulan bu fikrin, ulusalcı kesimlerde de destekçisi var. Olguyu Esad hamlesi saymak, haliyle Esad ile PKK arasında ittifak olduğu sonucunu doğurur. AKP Hükümeti de en başında beri böyle bir ittifakın olduğunu iddia ederek, Türkiye kamuoyunu Esad’a karşı kışkırtıyordu.
Bizim de savunduğumuz ikinci görüş ise şudur: Olgu, iddia edildiği gibi Esad’ın bir taktik manevrası değildir, tersine Atlantik’in Suriye’ye baskısının eseridir. PYD’ye bu alanı Esad değil, Suriye’ye abanan AKP dâhil Atlantik kuvvetleri açmıştır.
Vatanını savunanlar, elbette hakları görerek, dayanacağı her kuvveti cepheye sürmek isterler. Şam elbette, kendisine savaş açanlara, imkânı varsa PKK gibi araçlarla yanıt vermek ister. Ancak PKK 1999’dan beri bir Suriye kartı değil, tersine ABD kartıdır. 13 yıl önceki ilişkilere dayanmak isteyenlerin PKK’de bulunması, bu temel gerçeği değiştirmez. Bu gerçek, ABD bölgede ağır bir yenilgi alana kadar sürer. Çünkü her araç, doğası gereği kuvvete meyleder.
TUZAĞA DÜŞMEMENİN YOLU
Suriye’nin kuzeyindeki bu yeni durumu Atlantik planlarına tedavül etmek isteyenler iki yol öneriyor. Bir kesim, “Türk Ordusu Suriye’ye” diyor, bir diğer kesim ise “Türkiye biran önce kendi Kürt meselesini (tabi ABD’ye göre) çözmeli” diyor. Haliyle ikisi de Atlantik patentli olduğu için aynı kapıya çıkıyor.
TSK’yi Suriye’deki Kürtlere sürmek isteyenler, ilginç ki Irak’taki Kürtlerin hamisidir! Bu gerçek çok öğreticidir. AKP yandaşlarının bu durumdan “PKK kötü ama Özgür Suriye Ordusu ÖSO iyi” sonucu çıkarmaya soyunmaları da anlamlıdır.
Bitirirken belirtelim: Olgunun kendisi doğrudan tuzak değildir ama olgunun sonuçlarından tuzak yaratılabilir. PKK, TSK’yi Suriye’ye çekmek niyetiyle şehir ele geçirmeye soyunmuyor elbette. Ama bu olgudan hareketle “TSK’yi PKK’ye karşı Suriye’ye sokmaya” çalışmak tuzaktır! PKK’yle mücadelede TSK’ye Irak’a girmeyi yasaklayanların, Suriye’ye vize vermesi tuzaktır! Ve tuzak o nedenle Suriye’de değil, Hatay’da, Ankara’da ve Washington’da kurulmuştur!
TSK’nin tuzağa düşmemesinin yolu ise basittir: Suriye’nin “siyasal birliğini ve toprak bütünlüğünü” hedef alan her uygulamadan kaçınmak!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Temmuz 2012
KÜRT SORUNUNU KİM ÇÖZER?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/07/2012
Leyla Zana’nın “Erdoğan çözer” demesinin ardından, Öcalan’ın kardeşi de AKP’yi çözüm için adres gösterdi.
Acaba ikili, Erdoğan’dan “Kürt sorununu” çözmesini mi bekliyor, yoksa Öcalan’ın İmralı’daki tutukluluk durumunu halletmesini mi? Son dönemin trafiğine bakılırsa, Atlantikçi cephe için bugünün “Kürt sorunu”, Öcalan’ın durumunu düzeltmek demektir.
ABD İLE BÖLGE KARŞI KARŞIYA
“Kürt sorunu” bugün Kürt kökenli yurttaşlarımızın gündelik sorunlarının çok ötesindedir. Bugün Kürt meselesinin iki çözümü vardır: ABD’nin çözümü ve ABD’ye karşı bölgenin çözümü.
ABD’nin çözümü; bölgede sıçrama tahtası işlevi görecek bir Kürt devletinin kurulması ve bunun diğer bölge devletlerinden parçalar kopararak büyütülmesidir. Ki bu emperyalizmin bölgedeki temel hedefidir. Bu nedenle ABD’nin çözümü, bölge için sorundur!
Bugün “Kürt sorunu”nu kimin çözebileceğini saptayabilmek, derdi Türkiye olanlar için hayati derecede önemlidir. Çünkü mesele, bütün meselelerin üstündedir. Meseleyi kimin çözebileceğini saptayabilmenin yollarından biri de, meseleyi kimlerin çözemeyeceğini saptamaktır:
AKP ÇÖZEMEZ
Kimi Kürt kesimlerin çözüm adresi gösterdiği AKP’nin, bu sorunu Türkiye yararına çözemeyeceği en kolay saptanabilecek durumdur. Zira AKP bu meselede (ve her meselede), sorunu kendi çıkarları temelinde ele alan ABD’nin safında yer almaktadır ve soruna onun çıkarları düzleminde bakmaktadır.
CHP ÇÖZEMEZ
Öcalan’ın “akil adamlar” önerisini “çözüm paketi”nin ana unsuru yaparak AKP’ye koşan bir CHP’nin, bırakın çözüme katkı yapabilmesini, üyesi 100 milletvekili yerine sorunu birkaç akil adama havale etmesinden dolayı, kendine hayrı yoktur!
İktidar olabilme ihtimalini AKP’lileşmekte arayan bir ana muhalefet partisi için asıl sorun kendi yeni kimliği ve programıdır artık.
MHP ÇÖZEMEZ
70’lerde ABD planlarında rol alan, solun karşısına “ırkçılık” silahıyla konumlandırılan bir partinin, 2010’larda bu misyonundan temelde bir şey kaybetmediği, zira en kritik Türkiye meselelerinde Batı’yla uyumlu hareket ettiği görülmektedir. Dahası MHP, varlığını Kürt sorununun karşısında konumlanmaya borçludur.
MHP’nin Suriye konusundaki tavrı bile, bu partinin en temel konularda Atlantik cephesinde yer aldığını göstermektedir.
BDP ÇÖZEMEZ
BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak’ın ABD dönüşü söylediği, “Obama yönetiminden rol istedik” açıklaması bile bu sorunu BDP’nin çözemeyeceğine yeterli kanıttır. Zira ABD’den rol talep eden bir parti, ABD’nin çözümü içindedir.
İŞÇİ PARTİSİ ÇÖZER
TBMM’deki dört parti de meseleye Atlantik penceresinden bakmakta ve Atlantik’in planlarında yer almaktadır. Atlantik’in meseleye getirdiği “bölünme” çözümü, bölge için yeni ve daha büyük bir sorundur!
Ayrı devlet çözümü, bölünmüş ülkeler sorunudur. Dolayısıyla Kürt halkı ile diğer bölge halklarının karşı karşıya gelmesi demektir.
Bu gerçek bile soruna ancak tüm bölge ülkelerinin işbirliği halinde çözüm bulunacağını göstermektedir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bölgesel işbirliği yaptığı koşullarda “Kürt sorunu” diye bir sorun yoktur; zira “Türk sorunu”, “Arap sorunu”, “Fars sorunu” ve hatta “Şii sorunu” ile “Sünni sorunu” da yoktur!
Bugün bölgede ABD’ye karşı böyle bir işbirliği modeli savunan tek parti İşçi Partisi’dir. O nedenle “Kürt sorununu” ancak İşçi Partisi çözer!
Nitekim Sosyalist Parti, yani “Kürt soruna” çözüm açıklayan bugünkü İşçi Partisi, şimdiki “çözücülerin” kart-kurt dediği günlerde “Türkiye’de Kürt sorunu vardır” demiş ve o günden beri Kurtuluş Savaşı’nda sınanmış ve başarılı olmuş “Türk-Kürt kardeşliği” formülünü programının en başına yazmıştır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Temmuz 2012
PKK SİLAH BIRAKIR MI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/06/2012
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay‘ın, AKP’nin yeniden PKK’yle müzakere ettiğini ilk elden doğrulayan açıklaması, “Obama – Erdoğan dostluğu” rüzgarlarının neden estirildiğini de açıklıyor…
Gelin önce Açılım Koordinatörü de olan Beşir Atalay‘ın açıklamalarını anımsayalım: “Haziran ayı bir yandan ombudsmanlık, bir yandan insan hakları kurumu kurulması, yargı alanındaki 3. ve 4. paketlerin hepsi bu konularla ilgili. Anadille ilgili çalışmalarımızı Başbakan açıklayacak. Kuzey Irak’ta silahların teslimi için görüşmeler yapılıyor.”
Atalay‘ın bu müjdesi(!) Ankara’da heyecan yarattı; “PKK’nin silah bırakmaya hazırlandığı” bilgisi Irak ve Suriye merkezli Ortadoğu politikalarının merkezine oturdu. Talabani‘nin de çift taraflı ateşkes sağlanması için devrede olduğu iddia edildi.
ERDOĞAN’IN DEĞİL, OBAMA’NIN ÇIKARI
Peki PKK silah bırakır mı?
Sorumuza yanıtı, bir haftadır estirilen “Obama – Erdoğan dostluğu” rüzgarı üzerinden arayalım…
Önce Davos’taki “van münit” dramasının ünlü moderatörü David Ignatius yazdı… Washington Post‘taki “Obama’nın Türkiye’deki dostu” başlıklı makalede, Obama‘nın Erdoğan‘ı en yakın dostu gördüğü ilan edildi. Öyle ki Ignatius şu iddiayı bile dillendirdi: “Dünyada hiçbir liderin Obama’nın yeniden seçilmesinde Türkiye’nin başbakanı kadar çıkarı yok!”
Cengiz Çandar daha da ileri giderek, Türkiye – ABD ilişkisinin, çeşitli sorunlara rağmen Erdoğan – Obama dostluğu nedeniyle zirve yaptığını yazdı.
Ömer Taşpınar bu sağlam dostluk üzerinde yükselen Türkiye – ABD ilişkisini değerlendirmiş ve bu “altın döneme” rağmen Türkiye’de “anti-Amerikanizm”in sürmesini eleştirmiş!
DOSTLUK DEĞİL, ÖZEL İLİŞKİ
İki ülke ilişkisinin, iki ülke liderinin olağanüstü dostluğu nedeniyle geliştiğini varsaymak, kuşkusuz uluslararası ilişkiler ve siyaset biliminde yer almayan, dolayısıyla bilimsel bir değeri olmayan, bizim Amerikancılara özgü bir bakıştır… 20 yıl önce de “Bush – Özal dostluğu” derlerdi…
“Ülkelerin dostları olmaz, çıkarları olur” şeklindeki en basit gerçeği de bir kenara bırakarak söyleyelim: Ortada bir dostluk yoktur, özel türden bir ilişki vardır!
Bu öyle bir ilişkidir ki, bir ülke çıkarını, diğerinin çıkarı nedeniyle yok bile saymaktadır!
Ayrıca o ilişki, Erdoğan ile Obama arasında değil, Erdoğan ile ABD arasındadır! Dün Bush dosttu, bugün Obama…
RADARA BAĞLI DOSTLUK?!
Hadi geçtik son 9 yılı… Şu son bir yılda bile acaba Kürecik radarına evet denilmeseydi, acaba Suriye’de Atlantik taşeronluğuna soyunulmasaydı bir dostluktan, bir altın dönemden bahsedilebilecek miydi?
Elbette hayır!
Bugün Türkiye ile ABD arasında bir altın dönemden bahsediliyorsa, bu iki ülke çıkarlarının örtüşmesi nedeniyle değil, fakat AKP hükümeti ile ABD çıkarlarının örtüşmesi nedeniyledir. O çıkar da AKP’nin hükümet olabilmeyi sürdürmesidir!
PKK’NİN DEĞERİ SİLAHTADIR!
Türkiye ile ABD’nin neredeyse hiçbir konuda çıkarı örtüşmemektedir. Bugün “istihbarat paylaşımı” adı altında parlatılan “PKK’ye karşı ortak mücadele” diye pazarlanan meselede bile ABD’nin tek taraflı çıkarları söz konusudur!
Irak’ın kuzeyinden ve Suriye konusundan bağımsız bir PKK meselesi yoktur artık! Irak’ın kuzeyindeki yapının Türkiye tarafından himaye edilmesinde, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılmasında ve Türkiye’nin güneydoğusundan kuzeye büyütülmesinde, PKK tam merkezdedir!
Ve bu nedenle de ABD’nin stratejik piyonudur!
Ve bu piyon, yani PKK, Ortadoğu satranç tahtasındaki varlığını ve değerini silaha borçludur!
PKK bu nedenle silah bırakmaz, bırakamaz! BDP’nin açıkça ABD’den rol talep ettiği şu koşullarda, değil PKK’nin silahsızlandırılması, tersine daha da silahlandırılması gündemdedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Haziran 2012
PKK KİMİN KARTI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/06/2012
Erdoğan’ın işaretiyle Bekir Coşkun’un “paşa” yazısına köpüren “gazeteciler”, Erdoğan’ın bir kısım medya mensubunu “tasmalı” ilan etmesine haliyle sessiz kaldılar. Bu durumu, bir başka “tasmayla” açıklayabiliyoruz ancak!
TASMALI GAZETECİ
Bu “tasmalı gazeteci” meselesini şimdilik geçiyoruz. Yalnız Bush’un Irak savaşındaki “iliştirilmiş gazetecileriyle” aralarında bir benzerlik olduğuna dikkat çekmeliyiz. Zira Suriye yazılarını okuduğumuzda, tıpkı emperyalizmin çıkarları gereği, en bayağı yalanları bile gerçekmiş gibi yazabilen “iliştirilmiş gazetecilerin” yerli versiyonları olduklarını görüyoruz.
Başka ülkelerdeki görüntüleri, Suriye’deymişçesine haberine, köşesine konu edenler, Suriyeli teröristlerin ve hatta El Kaide’nin saldırılarını bile Esad yapmış gibi yazanlar, Esad’ın PKK’nin iki numarası olduğunu ilan edenler…
ESAD – PKK BAĞI KURMANIN AMACI
Kayseri Pınarbaşı Polis Merkezi’ne düzenlenen bombalı PKK saldırısı, bu bakımdan anlamlıdır. Çünkü yazılanlara bakılırsa PKK’liler 60 km. boyunca yakalanamıyor, etkisiz hale getirilemiyor ama yandaş kalemler, PKK’lilerin Suriye’den giriş yaptıklarını, dahası Esad’ın kanatları altında olduklarını biliyorlar! Sanırsın, sınırdan birlikte geçtiler!
PKK ile Şam ve Esad arasında bir bağ kurmanın, AKP’nin Suriye politikasını iç kamuoyuna yutturmanın bir aracı olarak değerlendirildiği ortada… Zira Erdoğan Esad’la İran’ı yalnızlaştırmak için daha önce yakınlaştığında Şam’ın PKK karşıtı tutumunu övenler ile bugün Esad’ı PKK’nin iki numarası ilan edenler aynı kişilerdir!
SURİYE’DEKİ KARIŞIKLIK PKK’YE YARAR
Tamam, bir zamanlar Hafız Esad – PKK ilişkisi vardı, Şam PKK’yi Türkiye’ye karşı bir kart olarak kullanıyordu. Ama politika, eski verilerin üzerinde tepinmek değildir, tersine o verilerden güncele dersler çıkarabilmektir. Güncel nedir? PKK 1999 sonrasında Suriye’nin bir kartı olmaktan çıkmıştır. Ankara ile Şam arasında PKK diye bir sorun yoktur.
Bu gerçeklik nedeniyle şimdi şu soru anlamlıdır: Esad rejimini yıkmaya çalışmak, Suriye’yi bir iç karışıklığa zorlamak PKK’ye yarar mı, yaramaz mı?
Sorunun yanıtını gelin Irak örneği üzerinden bulalım. Bakın Saddam Hüseyin merkezi otoriteyken, PKK Kuzey Irak’ı bu kadar rahat kullanamıyordu. Ne zaman ki ABD Irak’a saldırdı, Bağdat’ı zayıflattı ve Erbil’i güçlendirdi, o zaman PKK büyüdü!
Aynı durum Suriye için de geçerlidir. Yani ABD Beşar Esad’ı zayıflattıkça, PKK Kuzey Suriye’de büyür!
Ki ABD’nin bölge politikaları ile PKK’nin kullanım deeğeri arasında doğru orantı vardır. ABD nereyi hedef alsa, PKK orada büyüdü, büyür!
Şam’ın merkezi otoritesinin zayıflaması, PKK’nin Suriye’nin kuzeyinde yaşam alanı bulması anlamına gelir. Nitekim Suriye sınırından giriş yaptığı belirtilen PKK’lilerin kullandığı güzergâh, Şam’ın değil, Esad karşıtlarının etkin olduğu bölgedir!
Öte yandan şu gerçeği de göz önünde bulundurmalıyız: Ankara için eline silah alan PKK ne ise, Şam için de silahlı rejim karşıtı gruplar odur! Ankara’nın rejim karşıtlarının koordinatörlüğüne soyunması, başkalarına da aynı şeyi yapma hakkı sağlar! Ancak Şam’ın şimdi önemli bir ABD kartı olan PKK üzerinde, geçmişteki oranda bir denetim kurabilmesi mümkün değildir.
AKP, PKK’Yİ BÜYÜTÜYOR
Kendi düşmanını büyütmek, Atlantik taşeronluğunun kaçınılmaz sonucudur. Esad’ı ABD adına devirmeye çalışan Ankara, kendi ayağına kurşun sıkmakta, PKK’yi büyütmektedir!
AKP’nin Amerikancı Ortadoğu politikaları, PKK’ya yaramaktadır!
Devlet, Saddam Hüseyin karşıtlığının maliyetlerinden dersler çıkarabilirse ancak devlettir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Haziran 2012
ABDULLAH GÜL’E 10 SORU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/05/2012