Posts Tagged Suriye
ERDOĞAN KAYBETTİ, TÜRKİYE KAZANDI
Posted by Mehmet Ali Güller in Uncategorized on 21/05/2013
Türkiye’ye dönüş yolu üzerinde Atlantik Okyanusu’nun karanlığını izleyen Başbakan Erdoğan, yola çıkmadan hemen önce Cenevre II süreci ile ilgili yaptığı “ipe un sermek” yorumunu düşünüyordu büyük ihtimalle…
Bu “saptamasından” iki gün sonra girdiği Beyaz Saray’dan, “Cenevre II konusunda görüşüm değişti” diyerek çıkmak zorunda kalmış olmasını hazmedemiyor, için için Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na kızıyor olmalıydı…
ESAD KAZANDI, ERDOĞAN KAYBETTİ
Davutoğlu’nun “Esad’a 6 ay süre biçen” stratejik derinliğine düşmesine mi yanmalıydı, yoksa bu siyasi mücadelenin çıtasını “Ya Esad, ya Erdoğan” mertebesine çekmiş olmasına mı?
İki yılı geride bırakan mücadele hem içeride hem dışarıda artık böyle algılanıyordu: Erdoğan varsa, Esad gider ya da Esad kalırsa Erdoğan gider!
Kim gidecekti?
Hürriyet’e konuşan Uluslararası Kriz Grubu’nun Türkiye Proje Direktörü Hugh Pope, tabloyu net özetlemişti: ABD sırtını sıvazlıyor fakat Erdoğan artık yalnız! (Hürriyet, 20 Mayıs 2013).
Pope aslında hem ABD’nin hem de Erdoğan’ın çaresizliğini resmediyordu…
Erdoğan için daha kötüsü ise bu karanlık tablo içinde kendisine el uzatan yegâne kuvvetin İsrail oluşuydu… Çünkü biliyordu ki, İsrail’in kendisini kurtaracak eli, tabanı tarafından kırılacaktır!
Erdoğan artık durumun farkındaydı ve biliyordu ki, kaderi ABD’nin kaderi gibiydi: Washington yola devam etse de yenilecek, geri adım atsa da yenilecek! Artık mesele hangi sonucun daha “az maliyetli” olduğuydu…
ERDOĞAN’IN YAPACAĞI 9 İŞ
Ancak her şeye rağmen Erdoğan’ı “şerefli bir yenilgiye” taşıyacak yol vardı:
1. Öncelikle Cenevre II sürecini sulandırmayacak; İran’ın katılımına engel çıkarmayacak ve “Esad’sız çözümü” önkoşul yapmayacak!
2. Beyaz Saray’da ilk kez “terörist” demek zorunda kaldığı Suriyeli muhaliflerle ilişkisini hızla kesecek. Balkanlardan, Kafkaslardan, Suudi Arabistan’dan, Libya’dan ve Afganistan’dan gelen Cihadistleri geldikleri yere geri gönderecek.
3. Türkiye’ye zorunlu gelen Suriye halkıyla bu teröristleri kesin çizgilerle ayıracak ve gereğini yapacak.
4. Sınırı ÖSO-PKK-El Kaide üçlüsüne fiilen bırakan anlayışı terk ederek, Türkiye’nin sınırlarını yeniden güvenli hale getirecek.
5. 910 kilometrelik Suriye sınırının yeni kışkırtıcı eylemlere sahne olmaması için Türk Ordusu’na kesin talimat verecek ve tam yetkiyle görevlendirecek.
6. Reyhanlı saldırısına zemin hazırlayan siyasi çizgiyi terk ettiğini fiilen gösterecek ve saldırıya dâhil olanları Türk adaletinin önüne getirecek.
7. MİT’e, Şam’la temasın adım adım sağlanabilmesi için El Muhaberat’la görüşme emri verecek. İstihbarat örgütlerinin teması, kısa bir süre içinde diplomatik teması getirecektir.
8. Ahmet Davutoğlu’nu görevden alacak. Yerine getireceği kişiye vereceği ilk talimat, “Türk Dışişleri Bakanlığı’nı eski iç organizasyonuna döndür” ve “bölge merkezli dış politika uygula” olacak!
9. Ankara’nın Moskova ve Tahran’la üçlü bir müzakere mekanizması kurmasını sağlayacak. Üç ülke önce Suriye’de sonra da Irak’ta barışı sağlayarak, bölge istikrarının dayanağı olduğunu gösterecek.
ERDOĞAN KAYBETTİ, BÖLGE KAZANDI
Gerisi ulusal çıkarlar bağlamında adım adım gelecektir:
Türkiye Washington’dan değil Ankara’dan yönetilecektir.
Türk Ordusu’na yapılan tertip sona erecek, Ergenekon davası düşecek ve Silivri boşalacaktır.
Türksüz yeni anayasa girişimi tümden iptal edilecek ve başkanlık sistemi tartışması bitirilecektir.
Türkiye’yi bölünmeye götüren Açılım süreçleri kesilecek ve Türk milletinin en büyük iki parçası olan Türkmen ve Kürt milliyeti arasına konulan ayrılık hançeri toprağa gömülecektir. Milliyetlere bölme çabası, milletleşme sürecinin hızlandırılmasıyla tarihe gömülecek ve barış gelecektir.
Komşularla barışacak ve komşularda barışa destek verecek Türkiye, yurduna da barış getirecektir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mayıs 2013
AMERİKA BÖLÜNDÜ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/04/2013
Ortaya çıkan her bulgu, Boston saldırısının ABD’deki iç çarpışmanın bir yansıması olduğunu gösteriyor: Büyük Ortadoğu’da yangın çıkarmak isteyen Amerika ile kabuğuna çekilmek isteyen Amerika kılıçları çekmiş durumda…
Silah tekellerinden sinema endüstrisine, finans çevrelerinden petrol tekellerine, CIA’dan Pentagon’a tüm Amerika kıran kırana bir savaşın içinde: “Amerikan hegemonyası ancak savaşla sürdürülür” diyenler bir yanda, “önce içeride toparlanalım” diyenler diğer yanda…
WASHİNGTON SURİYE’DE DÜĞÜMLENDİ
Çarpışma ağırlıklı olarak Suriye konusunda yaşanıyor.
Amerikan devlet aygıtının bir bölümü Suriye konusunda aktif bir sürecin başlatılmasını istiyor; kimyasal yalanlara sarılanlar, SUKO’ya silah verilmesine uğraşanlar, Ürdün’den “koridor” açılmasını isteyenler bu cephede…
Beyaz Saray ise Suriye’ye bir müdahaleye kesinlikle karşı çıkıyor. Obama’nın ulusal güvenlik ekibi, Suriye’de yeni bir savaşın Amerikan çöküşünü hızlandıracağını düşünüyor.
ABD VE RUSYA, CENEVRE’DE MUTABIK
Suriye konusundaki son gelişmeler bu saflaşmayı netleştiriyor:
1. Lübnan’da yayımlanan El-Ahbar gazetesinin diplomatik kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD 3 Nisan tarihli BM Güvenlik Konseyi toplantısında Çin, Rusya, Fransa ve İngiltere’ye “Cenevre bildirisi çerçevesinde bir çözüm istediğini” açıkladı.
El-Ahbar’a göre Fransa bu açıklama nedeniyle büyük şaşkınlık yaşadı. Zira ABD “muhaliflerle Şam yönetiminin diyalogunun kaçınılmaz olduğunu” ve bunu “öncelikli çözüm yolu” olarak gördüğünü açıkladı. ABD, Şam ile muhalefetin Cenevre bildirisi temelinde diyalog başlatması gerektiğini de savundu.
El-Ahbar’a göre ABD muhaliflerin, Rusya da Beşar Esad’ın “Cenevre bildirisinin tüm maddelerini uygulamayı kabul edeceğini” garanti etti.
Daha ilginci ise Amerikan temsilcisinin İngiliz ve Fransız muhataplarına “Suriyeli muhalifler bundan sonra tek bir ülkeden emir alacak, o da Amerika’dır” dediği iddiasıydı.
YENİ BİR ÖRGÜT ARAYIŞI
2. SUKO liderlerden Kemal Lebvani’ye göre batılı ülkeler, “silahlı gruplarla daha yakın ilişkide olacak” yeni bir Suriyeli muhalif örgüt kurmak istiyor.
El Arabiya televizyonuna konuşan Lebvani, Muaz El Hatip’in istifasının SUKO’nun rolünün sona erdiği anlamına geldiğini savundu.
3. SUKO’nun istifa eden başkanı Muaz El Hatip, AB Dışişleri Bakanları’nın Brüksel’de gündeme getirdiği “muhaliflerden petrol alınması” planına karşı olduğunu, bunun ulusal servetin yağmalanması demek olacağını belirtti.
El Hatip’e göre AB’nin bu planı, muhalif gruplar arasında ihtilaf yaratır.
CUMHURİYETÇİ SENATÖRÜN U DÖNÜŞÜ
4. Obama yönetiminin Suriye politikasına eleştirileriyle bilinen Cumhuriyetçi Senatör John McCain, ABD askerlerinin Suriye’ye gönderilmesinin bu dönemde yapılabilecek en büyük hata olacağını savundu.
McCain, Suriye’ye birlik gönderilmesinin Ortadoğu’daki Amerikan aleyhtarlığını körükleyeceğini belirtti.
McCain gibi İngiltere Genelkurmay Başkanı David Richards da, Suriye’ye yönelik bir askeri saldırı olasılığına itiraz etti. İngiltere Başbakanı David Cameron’u uyaran Richards, “dikkatli bir politika izlenmesi gerektiğini” savundu.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Nisan 2013
ABD’DEN ESAD’LA UZLAŞMA SİNYALİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/04/2013
İstanbul’da yapılan Suriye muhalefetinin dostları toplantısına dair haberin başlığını, Hürriyet de pek çok gazete gibi “Suriyeli dostlara destek çıktı” diye atmış. (hürriyet.com.tr, 21 Nisan 2013)
Ancak haber, hangi editoryal işlemden geçerse geçsin, içerdiği kaçınılmaz gerçekler nedeniyle dikişleri patlatarak başlığı yalanlıyor. İnceleyelim:
TOPLANTIDAN DESTEK ÇIKMADI
Hürriyet haberin girişinde toplantı sonrası yayımlanan 15 maddelik sonuç bildirisini özetlemiş: “Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı, toprak bütünlüğü muhafaza edilecektir. Mücadelemiz rejime karşıdır ve rejim devrilene kadar devam edecektir. Uluslararası toplumun verdiği destek yeterli değildir.”
Sonuç bildirisinde “yeterli destek yok” saptaması olan bir toplantı için “destek çıktı” başlığı atabilmek, kuşkusuz bir gazetecilik marifeti değildir!
Ancak haberdeki gerçek ile editörün kafasında rüya mizaha yol açarcasına çelişmeye devam ediyor. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin sözlerini aktaran Hürriyet, kendi başlığını yalanlamayı sürdürüyor: “Ciddi bir kimyasal silah meselesi var. Biz bütün bunlardan kaçınmayı istiyoruz. Bu konuda kararlı olduğumuza inanmıyorlar fakat gerçekten çok kararlıyız. Suriye muhalefetini desteklemeye hazırız ve ne gibi destekler vereceğimize dair önümüzdeki günlerde açıklamalarımız olabilir.”
Yani Kerry toplantıda bir destek açıklamıyor, bir destekleri olursa önümüzdeki günlerde bunu bilahare açıklayabileceklerini söylüyor ama Hürriyet yine de ısrarlı: “Suriyeli dostlara destek çıktı.”
Suriyeli teröristlere kuşkusuz bir destek verilmiş. O desteği Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu açıklıyor: “Bu mücadelede yalnız değiller. Biz bu mücadelede hem insani boyutuyla yani mültecileri ağırlamak suretiyle, hem de alanda mücadeleyi verenlere doğrudan destek anlamında Suriye ulusal konseyine ve Suriye askeri koalisyonuna destek vereceğiz.”
ABD: YARIN BARIŞ OLABİLİR
Bu toplantının Suriyeli teröristler için gerçekte tek bir hedefi vardı: O hedef gerçekleştiğinde ancak “Suriyeli dostlara destek çıktı” başlığı atılabilirdi. O hedef “silah desteği” alabilmekti!
Ancak toplantıdan bu konuda bir destek çıkmadı, zaten çıkamazdı!
Gerçi bu hedef de geçmişteki “dışarıdan müdahale, uçuşa yasak bölge, tampon bölge” gibi hedefler düşünüldüğünde, oldukça geri bir hedefti.
Nitekim toplantının can alıcı saptamalarından birini ABD Dışişleri Bakanı John Kerry şu sözlerle yapıyordu: “Hepimiz barışçı bir geçiş olmasından yanayız, birinci önceliğimiz bu. ABD, Esad sonrası demokratik birleşik Suriye istiyor. Yarın Suriye’de barış olabilir, Esad rejimi masaya gelip uluslararası çerçevenin şartlarını yerine getirdiğinde bu hemen gerçekleşir.”
CENEVRE MUTABAKATINA DÖNÜŞ
Bu durum toplantının sonuç bildirisine de yansıyordu. Hürriyet yer vermese de, sonuç bildirisinde iki kez “Suriye ihtilafına Cenevre Bildirisi çerçevesinde uygun bir siyasi çözüm bulunmasına yönelik güçlü destek” ifadesi yer alıyordu. Rusya’nın baş aktörlüğünü yaptığı Cenevre Bildirisi, Roma’dan sonra İstanbul’da da Atlantikçilerin gündemine geliyordu.
Yani Washington, Suriye’de kalın bir duvara dönüşen Moskova-Pekin hattını geçemeyeceğini artık kabul ediyordu!
Bu arada önemle dikkatinize sunalım: Es Sefir’den Sami Klib’in belirttiğine göre, Moskova’yı ziyaret eden Suriye hükümeti yetkililerine, “Lavrov ile Kerry’nin, rejim ile muhalefet arasında diyalogu gerçekleştirecek delegeler üzerinde ve teknik ayrıntılar konusunda anlaştıkları” açıklanmış! (medyasafak.com, 20 Nisan 2013)
Kerry’nin İstanbul’daki “Esad’lı çözüm” işareti veren açıklamaları, bu bilgiyi doğrular gibi…
SURİYELİ TERÖRİSTLER GÜÇ KAYBEDİYOR
Bitirirken bir noktaya daha dikkat çekelim: Anımsayacaksınız, bu toplantılar “Suriye’nin dostları” adı altında ilk başlatıldığında gazetelerde, televizyonlarda “160 ülkenin katıldığı” ballandıra ballandıra konuşulurdu. Dünyanın muhalefetin yanında toplandığı, Beşar Esad’ı ise sadece üç ülkenin, Çin, Rusya ve İran’ın desteklediği “saptanarak”, küçümsenirdi!
Dikkat ettiniz mi? Bu son toplantı için özellikle ülke sayısı vermekten kaçınılıyor haberlerde… Zira sadece 11 ülke toplanabildi!
Her ne kadar Haber Türk gibi televizyonlar “Suriye’nin dostları olan ülkelerden en etkili 11’inin dışişleri başkanı bir araya geldi” diyerek kurnazlığa yönelse de, gerçek artık ortadadır: Suriyeli teröristlere dostluk azalıyor!
AKP hükümetinin Suriye politikası ise ülkemizi adım adım dünyada yalnız kalmaya götürüyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Nisan 2013
ERDOĞAN’IN MENDERES’TEN ALACAĞI DERS
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/02/2013
Sizin de dikkatinizi çekmiştir eminim. 27 Mayıs konusunda ortaya atılan şu üç “iddia” ezber bozan cinstendir fakat “gerçek” değildir.
Önce özetle o iddiaları anımsayalım: 1. Adnan Menderes olumluydu, Celal Bayar ise olumsuzdu. 2. Menderes milli olduğu ve Rusya’yla yakınlaştığı için devrildi. 3. 27 Mayıs İsrail’in eseriydi.
Bu iddialar sübjektiftir ve gerçek değildir. En Amerikancı iktidarların Menderes’in devamı olduklarını belirtmeleri fakat Bayar’ı ağızlarına almamaları bile buna kanıttır. Ancak biz tarihi belgelere dayanan daha somut kanıtları da ortaya koyalım.
O tarihi belgelerden bugün yerimiz yettiğince bir kaçını yayımlayacağız. Belgelerin sahibi ve hatta belgenin kendisi ise Türkiye’nin Ortadoğu’yu en iyi bilen gazetecisi Lütfü Akdoğan’dır. Duayen Akdoğan 50 yıl boyunca Ortadoğu’da iktidarda olanlarla en yakın ilişki kuran ve bu nedenle kimi zaman Türkiye’nin gayri resmi dışişleri bakanı gibi görev yapan bir isimdir.
Akdoğan’ın “Krallar ve Başkanlarla 50 yıl” isimli üç ciltlik “tarihi belgeseli” Menderes dönemi dış politikası konusunda çok esaslı bir kaynaktır.
Gelelim o belgelere…
EL KUVVETLİ: ABD MENDERES’İ KULLANIYOR
Yıl 1956. Gazeteci Lütfü Akdoğan, Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Şükrü El Kuvvetli ile söyleşi yapmaktadır.
Bir ara Menderes hükümetinden yakınır El Kuvvetli ve şöyle der: “ABD ve İngiltere, Türkiye ve Adnan Bey’i kullanmak istiyor. Kime karşı? Bize karşı. Tıpkı İsrail’i kullandığı gibi…”
Şükrü El Kuvvetli söyleşi sırasında başka şeyler de söyler: “Biz, birbirimizi sevmeye, birbirimizle iyi geçinmeye mecburuz. Türkiye’nin ABD ile bir olup Lazkiye’de bir hükümet darbesi içinde bulunması hiç de hoş değildir.”
Tarihi tekerrür dedikleri bu olsa gerek… Yarım asır sonra 2011’de bir Türk hükümeti yine Suriye’yi ABD adına hedef alır! Asıl çarpıcı olan ise Şam’ı bugün hedef alanın, dün hedef alanı siyasi mirasçısı olarak görmesidir.
NEHRU: ZORLU ABD’NİN AVUKATI
Lütfü Akdoğan’ın söyleşi yaptığı ünlü Hint lider Nehru da Menderes hükümetinin Amerikancılığından şikâyetçidir. Şunları anlatır: “Amerikan, İngiliz ve Rus hegemonyasından bütün milletlerin kurtarılması lazımdır. Türkiye Dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun 18-24 Nisan 1955 tarihlerindeki Bandung Konferansı’nda İngiltere ve Amerika’yı nasıl savunduğunu ve onların nasıl avukatlığını yaptığını size daha önceki bir görüşmemiz sırasında anlatmıştım. O Konferans’ta Kıbrıs Rumlarının lideri Makarios, toplantının yapıldığı binanın koridorlarında mahalle kavgası çıkarmıştı. Bunun yanı sıra, Türkiye de Bandung Konferansı’nı baltalamak için birçok ülkeye baskı yapmıştı. Kısacası Türkiye, İngiltere ve Amerika’nın yapamadığını çok iyi bir şekilde başarmıştı.”
Nehru Menderes’i bizzat uyardığını da anlatır gazeteci Lütfü Akdoğan’a: “Yazık oldu, Menderes’le bir defa karşı karşıya geldik. 20 Mayıs 1960’ta Türkiye’yi ziyaret ettim. Menderes’i Ortadoğu Paktı, Bağdat Paktı, Amerikan üsleri ve NATO konularında ikaz ettim. Ama gördüğünüz gibi kader… İşte o kader, Adnan Menderes’i tarihin sayfalarına bakınız ne şekilde geçirdi…”
İSMET İNÖNÜ: AH ADNAN BEY AH!
Menderes hükümeti 10 yıl boyunca İsrail’le birlikte ABD adına Ortadoğu’da taşeronluk yapmıştır. 27 Mayıs sonrasında ortaya çıkan gizli ikili anlaşmalar ibretliktir.
Nitekim İsmet Önünü İngiltere’nin Kıbrıs’taki üslerinden yakındığı bir söyleşisinde Lütfü Akdoğan’a şöyle söylemektedir: “Yalnız Kıbrıs’taki mi? Ah Adnan Bey ah! Öyle ikili anlaşmalar yapmış ki Lütfü Bey, Genelkurmay’ın bile haberi yok.”
Menderes döneminde imzalanan ve Türkiye’nin çıkarları yerine ABD’nin ve İsrail’in Ortadoğu’daki çıkarlarını esas alan o ikili anlaşmalara dair çok çarpıcı bir kaynak da Haydar Tunçkanat’ın Kaynak Yayınları’ndan çıkan “İkili anlaşmaların içyüzü” adlı kitabıdır.
ERDOĞAN SURİYE SAHNESİNDEN ÇEKİLMELİ
Bitirirken belirtelim. Adnan Menderes’in Suriye görevinden ders çıkarması gereken ilk kişi Başbakan Erdoğan’dır. Çünkü Menderes 1957’de ABD adına Türkiye’yi Suriye’yle savaşın eşiğine getirmiş ve sınıra asker yığmıştı. Ancak ABD, SSCB’nin “füze” tehdidi nedeniyle geri adım atmak zorunda kalmıştı. Menderes ise sonuçta ortada kalmış ve bölgede yalnızlaşmıştı!
ABD dün Menderes’i olduğu gibi bugün de Erdoğan’ı ortada bırakabilir; bunun işaretleri de vardır. Türkiye bölgede iyice yalnızlaşmadan önce Erdoğan Menderes’ten ders almalı ve Suriye sahnesinden hızla çekilmelidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Şubat 2013