Posts Tagged Suriye

ERDOĞAN KAYBETTİ, TÜRKİYE KAZANDI

Türkiye’ye dönüş yolu üzerinde Atlantik Okyanusu’nun karanlığını izleyen Başbakan Erdoğan, yola çıkmadan hemen önce Cenevre II süreci ile ilgili yaptığı “ipe un sermek” yorumunu düşünüyordu büyük ihtimalle…

Bu “saptamasından” iki gün sonra girdiği Beyaz Saray’dan, “Cenevre II konusunda görüşüm değişti” diyerek çıkmak zorunda kalmış olmasını hazmedemiyor, için için Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na kızıyor olmalıydı…

ESAD KAZANDI, ERDOĞAN KAYBETTİ

Davutoğlu’nun “Esad’a 6 ay süre biçen” stratejik derinliğine düşmesine mi yanmalıydı, yoksa bu siyasi mücadelenin çıtasını “Ya Esad, ya Erdoğan” mertebesine çekmiş olmasına mı?

İki yılı geride bırakan mücadele hem içeride hem dışarıda artık böyle algılanıyordu: Erdoğan varsa, Esad gider ya da Esad kalırsa Erdoğan gider!

Kim gidecekti?

Hürriyet’e konuşan Uluslararası Kriz Grubu’nun Türkiye Proje Direktörü Hugh Pope, tabloyu net özetlemişti: ABD sırtını sıvazlıyor fakat Erdoğan artık yalnız! (Hürriyet, 20 Mayıs 2013).

Pope aslında hem ABD’nin hem de Erdoğan’ın çaresizliğini resmediyordu…

Erdoğan için daha kötüsü ise bu karanlık tablo içinde kendisine el uzatan yegâne kuvvetin İsrail oluşuydu… Çünkü biliyordu ki, İsrail’in kendisini kurtaracak eli, tabanı tarafından kırılacaktır!

Erdoğan artık durumun farkındaydı ve biliyordu ki, kaderi ABD’nin kaderi gibiydi: Washington yola devam etse de yenilecek, geri adım atsa da yenilecek! Artık mesele hangi sonucun daha “az maliyetli” olduğuydu…

ERDOĞAN’IN YAPACAĞI 9 İŞ

Ancak her şeye rağmen Erdoğan’ı “şerefli bir yenilgiye” taşıyacak yol vardı:

1. Öncelikle Cenevre II sürecini sulandırmayacak; İran’ın katılımına engel çıkarmayacak ve “Esad’sız çözümü” önkoşul yapmayacak!

2. Beyaz Saray’da ilk kez “terörist” demek zorunda kaldığı Suriyeli muhaliflerle ilişkisini hızla kesecek. Balkanlardan, Kafkaslardan, Suudi Arabistan’dan, Libya’dan ve Afganistan’dan gelen Cihadistleri geldikleri yere geri gönderecek.

3. Türkiye’ye zorunlu gelen Suriye halkıyla bu teröristleri kesin çizgilerle ayıracak ve gereğini yapacak.

4. Sınırı ÖSO-PKK-El Kaide üçlüsüne fiilen bırakan anlayışı terk ederek, Türkiye’nin sınırlarını yeniden güvenli hale getirecek.

5. 910 kilometrelik Suriye sınırının yeni kışkırtıcı eylemlere sahne olmaması için Türk Ordusu’na kesin talimat verecek ve tam yetkiyle görevlendirecek.

6. Reyhanlı saldırısına zemin hazırlayan siyasi çizgiyi terk ettiğini fiilen gösterecek ve saldırıya dâhil olanları Türk adaletinin önüne getirecek.

7. MİT’e, Şam’la temasın adım adım sağlanabilmesi için El Muhaberat’la görüşme emri verecek. İstihbarat örgütlerinin teması, kısa bir süre içinde diplomatik teması getirecektir.

8. Ahmet Davutoğlu’nu görevden alacak. Yerine getireceği kişiye vereceği ilk talimat, “Türk Dışişleri Bakanlığı’nı eski iç organizasyonuna döndür” ve “bölge merkezli dış politika uygula” olacak!

9. Ankara’nın Moskova ve Tahran’la üçlü bir müzakere mekanizması kurmasını sağlayacak. Üç ülke önce Suriye’de sonra da Irak’ta barışı sağlayarak, bölge istikrarının dayanağı olduğunu gösterecek.

ERDOĞAN KAYBETTİ, BÖLGE KAZANDI

Gerisi ulusal çıkarlar bağlamında adım adım gelecektir:

Türkiye Washington’dan değil Ankara’dan yönetilecektir.

Türk Ordusu’na yapılan tertip sona erecek, Ergenekon davası düşecek ve Silivri boşalacaktır.

Türksüz yeni anayasa girişimi tümden iptal edilecek ve başkanlık sistemi tartışması bitirilecektir.

Türkiye’yi bölünmeye götüren Açılım süreçleri kesilecek ve Türk milletinin en büyük iki parçası olan Türkmen ve Kürt milliyeti arasına konulan ayrılık hançeri toprağa gömülecektir. Milliyetlere bölme çabası, milletleşme sürecinin hızlandırılmasıyla tarihe gömülecek ve barış gelecektir.

Komşularla barışacak ve komşularda barışa destek verecek Türkiye, yurduna da barış getirecektir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mayıs 2013 

, , , ,

Yorum bırakın

İSRAİL’LE FLÖRT, PKK’YLE BALAYI

Muhafazakâr medyanın, İsrail’in Suriye’ye saldırmasını “Esad’ın işine yarıyor” diye yorumlaması kuşkusuz ülkemizdeki İslamcı hareketlerin konumu açısından utanç vericidir. “Esad’ın her İsrail saldırısından sonra avuçlarını ovuşturduğunu” iddia eden muhafazakâr medya, aslında bir tek Atlantik cephesinin çıkarlarının savunulmasını muhafaza ettiğini sergilemiş oldu.

Muhafazakâr medyanın iki günlük bu psikolojik savaş çalışmasının ardından nihayet Başbakan Erdoğan sahneye çıktı ve İsrail’in Suriye’ye saldırmasını “Esad’ın eline altın tepsi içinde sunulan koz” olarak niteledi!

Yazılanlar kuşkusuz psikolojik savaş merkezlerinin nasıl çalıştığını anlamamız bakımından bir laboratuvar hizmeti gördüyse de, esas olan bu topraklarda neden büyük bir anti-emperyalist İslamcı hareketin oluşamadığını çözümleyebilmektir.

ABD’NİN STRATEJİK AKTÖRLERİ

Bugün İsrail’in saldırıları üzerine yürütülen psikolojik savaş çalışması, dün de PKK için yapılıyordu. AKP Hükümeti PKK’nin Esad’ın kartı olduğunu iddia ederek, Suriye düşmanlığına yandaş arıyordu.

Artık bir AKP-PKK balayı yaşandığı için o argümanlar rafa kaldırılmış, yerine İsrail konmuştur. Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi, tabanlarındaki İsrail karşıtlığını Suriye karşıtı politikalarına malzeme yapmaya uğraşmaktadırlar.

Oysa tablo oldukça nettir:

1. ABD, AKP ile Suriyeli teröristleri Şam karşıtlığında askeri bölük haline getirmiştir.

2. ABD, AKP ve İsrail’i, özür üzerinden Suriye ve İran karşıtlığında birleştirmiştir.

3. ABD, AKP ve PKK’yi Kuzey Irak’ı Kuzey Suriye üzerinden Akdeniz’e bağlama ve Diyarbakır’ı BOP’ta merkez yapma projesinde yan yana getirmiştir.

4. ABD, AKP ile Barzani’yi Bağdat ve Maliki karşıtlığında birleştirmiştir.

5. ABD, “AKP-PKK-Barzani-İsrail” dörtlüsünü Büyük Ortadoğu’da Amerikan Konfederasyonu kurması için aynı cepheye sokmuştur.

6. ABD, bir Türk-Kürt-Yahudi cephesi kurarak, Arap ve Fars’ın üzerine sürmeyi hesap etmektedir.

Tüm bu operasyonların Türkiye açısından karşılığı ne peki? Birincisi AKP’yi iktidar koltuğunda tutmak, ikincisi de AKP’ye petrol ve doğal gaz verip, TSK’ye boru bekçiliği yaptırmak.

ATLANTİK CEPHESİNİN SORUNLARI

Peki, kısmen ilerlemesine rağmen bu senaryolar gerçekleşebilecek mi?

ABD açısından durum: Asya-Pasifik merkezli strateji belirleyerek Ortadoğu’daki işlerini model ortaklarına devreden Washington açmaz içinde. Çünkü model ortak sonuca gidemiyor. Ayrıca Obama yönetimi ile yeniden Ortadoğu’ya girmek isteyen kesimler arasında ciddi bir iç mücadele var. Obama Suriye’ye girmesi baskılarını önce “kimyasal silah kullanımını” kırmızı çizgi ilan ederek savuşturdu. Bu yönde haberler servis edilince bu kez kırmızı çizgiyi “sistematik kullanım” şeklinde güncelledi. BM’de Şam yönetiminin değil, Suriyeli teröristlerin kimyasal kullanıldığının saptanması, ABD’nin bu iç mücadelesinin bir yansımasıydı.

İsrail açısından durum: Bir karakol devleti olan İsrail, ABD’nin Asya-Pasifik merkezli stratejisi nedeniyle kalkanından oldu; AKP’nin varlığıyla teselli bulmaya çalışıyor. İsrail içinde kimi kuvvetler ABD’yi yenide bölgeye çekecek hesaplar içinde. Washington’un Tel Aviv’e rağmen İsrail’in Suriye’ye saldırdığını duyurması bu hesaplara dayanıyor.

PKK açısından: Öcalan’ın AKP’ye payanda olması ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a mesai arkadaşlığı yapması, örgütün yayın organlarına üstü kapalı yansıyacak düzeyde bir rahatsızlık yarattı. PKK’nin ideolojik kalemlerinin İsmail Beşikçi’ye bile savaş açabildiği bu yeni süreç kaygıyla izleniyor. Erdoğan-Öcalan projesinin Kürtleri Ortadoğu’da kurşun yapacağı gerçeği kaygıları daha da büyütüyor.

AKP açısından durum: ABD’nin model ortağı olan AKP Hükümeti, iki yıldır Esad’ı deviremediği için sıkıntılı. Zira problem sürdükçe hem sığınmacıların yarattığı sorunlar büyüyor, hem de Türkiye içinden yükselen tepkiler etkili olmaya başlıyor. 16 Mayıs’ta Washington’a gidecek olan Erdoğan, Obama’dan hem Suriye için hem de içerdeki muhalefete sert baskı uygulayabilmek için destek isteyecek.

Sonuç olarak Atlantik cephesinde sıraya dizilenler açısından işler hiç de iyi gitmiyor! Yani ABD’nin İsrail’le flört ettirdiği ve PKK’yle balayı yaşattığı AKP, sadece büyük bir utanca imza atmıyor, aynı zamanda sonunu da getiriyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Mayıs 2013

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

AMERİKA BÖLÜNDÜ

Ortaya çıkan her bulgu, Boston saldırısının ABD’deki iç çarpışmanın bir yansıması olduğunu gösteriyor: Büyük Ortadoğu’da yangın çıkarmak isteyen Amerika ile kabuğuna çekilmek isteyen Amerika kılıçları çekmiş durumda…

Silah tekellerinden sinema endüstrisine, finans çevrelerinden petrol tekellerine, CIA’dan Pentagon’a tüm Amerika kıran kırana bir savaşın içinde: “Amerikan hegemonyası ancak savaşla sürdürülür” diyenler bir yanda, “önce içeride toparlanalım” diyenler diğer yanda…

WASHİNGTON SURİYE’DE DÜĞÜMLENDİ

Çarpışma ağırlıklı olarak Suriye konusunda yaşanıyor.

Amerikan devlet aygıtının bir bölümü Suriye konusunda aktif bir sürecin başlatılmasını istiyor; kimyasal yalanlara sarılanlar, SUKO’ya silah verilmesine uğraşanlar, Ürdün’den “koridor” açılmasını isteyenler bu cephede…

Beyaz Saray ise Suriye’ye bir müdahaleye kesinlikle karşı çıkıyor. Obama’nın ulusal güvenlik ekibi, Suriye’de yeni bir savaşın Amerikan çöküşünü hızlandıracağını düşünüyor.

ABD VE RUSYA, CENEVRE’DE MUTABIK

Suriye konusundaki son gelişmeler bu saflaşmayı netleştiriyor:

1. Lübnan’da yayımlanan El-Ahbar gazetesinin diplomatik kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD 3 Nisan tarihli BM Güvenlik Konseyi toplantısında Çin, Rusya, Fransa ve İngiltere’ye “Cenevre bildirisi çerçevesinde bir çözüm istediğini” açıkladı.

El-Ahbar’a göre Fransa bu açıklama nedeniyle büyük şaşkınlık yaşadı. Zira ABD “muhaliflerle Şam yönetiminin diyalogunun kaçınılmaz olduğunu” ve bunu “öncelikli çözüm yolu” olarak gördüğünü açıkladı. ABD, Şam ile muhalefetin Cenevre bildirisi temelinde diyalog başlatması gerektiğini de savundu.

El-Ahbar’a göre ABD muhaliflerin, Rusya da Beşar Esad’ın “Cenevre bildirisinin tüm maddelerini uygulamayı kabul edeceğini” garanti etti.

Daha ilginci ise Amerikan temsilcisinin İngiliz ve Fransız muhataplarına “Suriyeli muhalifler bundan sonra tek bir ülkeden emir alacak, o da Amerika’dır” dediği iddiasıydı.

YENİ BİR ÖRGÜT ARAYIŞI

2. SUKO liderlerden Kemal Lebvani’ye göre batılı ülkeler, “silahlı gruplarla daha yakın ilişkide olacak” yeni bir Suriyeli muhalif örgüt kurmak istiyor.

El Arabiya televizyonuna konuşan Lebvani, Muaz El Hatip’in istifasının SUKO’nun rolünün sona erdiği anlamına geldiğini savundu.

3. SUKO’nun istifa eden başkanı Muaz El Hatip, AB Dışişleri Bakanları’nın Brüksel’de gündeme getirdiği “muhaliflerden petrol alınması” planına karşı olduğunu, bunun ulusal servetin yağmalanması demek olacağını belirtti.

El Hatip’e göre AB’nin bu planı, muhalif gruplar arasında ihtilaf yaratır.

CUMHURİYETÇİ SENATÖRÜN U DÖNÜŞÜ

4. Obama yönetiminin Suriye politikasına eleştirileriyle bilinen Cumhuriyetçi Senatör John McCain, ABD askerlerinin Suriye’ye gönderilmesinin bu dönemde yapılabilecek en büyük hata olacağını savundu.

McCain, Suriye’ye birlik gönderilmesinin Ortadoğu’daki Amerikan aleyhtarlığını körükleyeceğini belirtti.

McCain gibi İngiltere Genelkurmay Başkanı David Richards da, Suriye’ye yönelik bir askeri saldırı olasılığına itiraz etti. İngiltere Başbakanı David Cameron’u uyaran Richards, “dikkatli bir politika izlenmesi gerektiğini” savundu.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Nisan 2013

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

TUZLA’DA CIA GEMİSİNE OPERASYON

Önceki gün Hürriyet’te okudunuz: “Türkiye’den giden binlerce silah son anda yakalandı.”

Dinçer Gökçe’nin haberine göre Türkiye’den Libya’ya gönderilmek üzere yola çıkan bir gemide yapılan aramada 990 tüfek ve 410 tabanca ile binlerce mermi ele geçirildi. El İntizar (Al Antisar) isimli geminin Libyalı kaptanı ve silahları tedarik eden bir Türk tutuklandı.

Ancak haber eksikti. Çünkü geminin sahibi CIA’ydı ve silahlar da Libya’ya değil, Suriye’ye gidecekti.

Nereden mi biliyoruz? Gelin arşive başvuralım.

PETRAEUS DEVREYE GİRDİ

El İntizar gemisini Aydınlık okurları iyi anımsayacaktır:

21 Ağustos 2012’de “İnsani yardım gemisiyle Libya’dan militan getirdiler” haberinin konusuydu El İntizar…

19 Kasım 2012 tarihli Ufuk Ötesi’nde, El İntizar’ın sadece militanları değil, Suriye’ye sevk edilecek uçaksavar, RPG ve MANAD tipi füzeleri de getirdiğini yazdık. Ancak İskenderun açıklarında demirleyen El İntizar’ın İHH alıcılı “tıbbi malzeme” görüntülü 400 tonluk yükü, bazı yetkililerin çıkardığı “yasal izin” problemi nedeniyle bir türlü boşaltılamıyordu.

Devreye yükün sahibi ABD’nin Bingazi Büyükelçisi Chris Stevens girdi ve Bingazi Konsolosu Ali Sait Akın ile görüştü. Hatta o görüşme, Stevens’ın “son akşam yemeği” diye basına yansıdı. Zira Chris Stevens, ABD elçiliğine düzenlenen bir saldırıda üç diplomatla birlikte öldürüldü.

Sonra 2 Eylül’de CIA Başkanı David Petraeus Türkiye’ye geldi ve El İntizar’daki yük 6 Eylül’de “yasallık” kazandı!

AKP DOĞRULAMAK ZORUNDA KALDI

Konu TBMM’de gündeme gelince dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin açıklama yapmak durumunda kaldı.

Bakan Şahin, Libya bandıralı geminin, 14 Ağustos’ta İskenderun Limanı demir sahasına gelerek demirlediğini, 29 Ağustos günü İskenderun limanına yanaşıp, Bingazi’den getirdiği 353 ton yükü boşalttığını, alıcının da İHH Vakfı olduğunu açıkladı.

Geminin boş ve yolcusuz olarak 3 Eylül günü Türkiye’den ayrıldığını söyleyen Şahin, 24 Libyalının izni konusunda da topu Dışişleri Bakanlığı’na attı.

Bakan Şahin, ayrıca El İntizar’ı “balıkçı” gemisi olduğu için denetlemediklerini söyledi.

11 Aralık 2012 tarihli Ufuk Ötesi’nde İdris Naim Şahin’e El İntizar’ın fiilen “balıkçı” gemisi olamayacağını belirttik. Zira El İntizar, kendisinin de açıkladığı gibi yükünü boşalttıktan sonra yolcusuz olarak Türkiye’den ayrılmıştı.

Demek ki 24 kişi mürettebat değil yolcuydu ve El İntizar da Suriyelilere insani yardım diye avladığı balıkları getirmemişti!

AKP OPERASYONU BİLİYOR MU?

Şimdi artık şunları sormalıyız:

Daha önce Suriye’ye silah ve terörist götürmesine izin verilen El İntizar’ın bu kez yüküne neden el kondu? El İntizar neden deşifre edildi?

Geminin 14 Ağustos 2012’de yük boşaltmasına AKP’ye rağmen izin verilmemişti. Bugün de Tuzla operasyonu yine AKP’ye rağmen mi yapıldı?

Yoksa bu kez AKP hükümetinin bilgisi vardı ve operasyon başka pazarlıklar için mi yapıldı?

GEMİ SURİYELİ’NİN, YÜK TÜRK’ÜN, SİLAHLAR LİBYA’NIN

Bizi yanıtlara götürecek bir başka haberi anımsayarak bitirelim:

İstanbul’dan Libya’ya gittiği belirtilen bir gemi Ege’de fırtınaya yakalanmış ve Yunanistan’ın Volvos Limanı’na sığınmıştı. Ancak bu esnada gemide taarruz silahları olduğu ortaya çıktı!

İşin ilginç yanı şuydu: Resmi olarak geminin sahibi Suriyeli, yükün sahibi Türk ve yükün gideceği adres Libya’ydı!

Yükün sahibi Cenk Barçın silahları doğruluyor fakat “hepsi İçişleri Bakanlığı’ndan izinli. Bu bir resmi ihracat” diyordu. (Hürriyet, 30 Ocak 2013)

Sonra bu silahların Libya’ya değil de, aslında Yemen’e gideceği iddia edildi. Zira Yemen’de kısa aralıklarla tam üç kez Türkiye’den gelen silahlar yakalanmıştı.

Gerçi Libya, Yemen ya da Suriye olup olmadığı artık fark etmiyor. Zira ABD’nin “özel savaşında” kullanılan teröristler ve silahlar oradan oraya dolaştırılıyor; tabii ölene kadar…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Nisan 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD’DEN ESAD’LA UZLAŞMA SİNYALİ

İstanbul’da yapılan Suriye muhalefetinin dostları toplantısına dair haberin başlığını, Hürriyet de pek çok gazete gibi “Suriyeli dostlara destek çıktı” diye atmış. (hürriyet.com.tr, 21 Nisan 2013)

Ancak haber, hangi editoryal işlemden geçerse geçsin, içerdiği kaçınılmaz gerçekler nedeniyle dikişleri patlatarak başlığı yalanlıyor. İnceleyelim:

TOPLANTIDAN DESTEK ÇIKMADI

Hürriyet haberin girişinde toplantı sonrası yayımlanan 15 maddelik sonuç bildirisini özetlemiş: “Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı, toprak bütünlüğü muhafaza edilecektir. Mücadelemiz rejime karşıdır ve rejim devrilene kadar devam edecektir. Uluslararası toplumun verdiği destek yeterli değildir.”

Sonuç bildirisinde “yeterli destek yok” saptaması olan bir toplantı için “destek çıktı” başlığı atabilmek, kuşkusuz bir gazetecilik marifeti değildir!

Ancak haberdeki gerçek ile editörün kafasında rüya mizaha yol açarcasına çelişmeye devam ediyor. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin sözlerini aktaran Hürriyet, kendi başlığını yalanlamayı sürdürüyor: “Ciddi bir kimyasal silah meselesi var. Biz bütün bunlardan kaçınmayı istiyoruz. Bu konuda kararlı olduğumuza inanmıyorlar fakat gerçekten çok kararlıyız. Suriye muhalefetini desteklemeye hazırız ve ne gibi destekler vereceğimize dair önümüzdeki günlerde açıklamalarımız olabilir.”

Yani Kerry toplantıda bir destek açıklamıyor, bir destekleri olursa önümüzdeki günlerde bunu bilahare açıklayabileceklerini söylüyor ama Hürriyet yine de ısrarlı: “Suriyeli dostlara destek çıktı.”

Suriyeli teröristlere kuşkusuz bir destek verilmiş. O desteği Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu açıklıyor: “Bu mücadelede yalnız değiller. Biz bu mücadelede hem insani boyutuyla yani mültecileri ağırlamak suretiyle, hem de alanda mücadeleyi verenlere doğrudan destek anlamında Suriye ulusal konseyine ve Suriye askeri koalisyonuna destek vereceğiz.”

ABD: YARIN BARIŞ OLABİLİR

Bu toplantının Suriyeli teröristler için gerçekte tek bir hedefi vardı: O hedef gerçekleştiğinde ancak “Suriyeli dostlara destek çıktı” başlığı atılabilirdi. O hedef “silah desteği” alabilmekti!

Ancak toplantıdan bu konuda bir destek çıkmadı, zaten çıkamazdı!

Gerçi bu hedef de geçmişteki “dışarıdan müdahale, uçuşa yasak bölge, tampon bölge” gibi hedefler düşünüldüğünde, oldukça geri bir hedefti.

Nitekim toplantının can alıcı saptamalarından birini ABD Dışişleri Bakanı John Kerry şu sözlerle yapıyordu: “Hepimiz barışçı bir geçiş olmasından yanayız, birinci önceliğimiz bu. ABD, Esad sonrası demokratik birleşik Suriye istiyor. Yarın Suriye’de barış olabilir, Esad rejimi masaya gelip uluslararası çerçevenin şartlarını yerine getirdiğinde bu hemen gerçekleşir.”

CENEVRE MUTABAKATINA DÖNÜŞ

Bu durum toplantının sonuç bildirisine de yansıyordu. Hürriyet yer vermese de, sonuç bildirisinde iki kez “Suriye ihtilafına Cenevre Bildirisi çerçevesinde uygun bir siyasi çözüm bulunmasına yönelik güçlü destek” ifadesi yer alıyordu. Rusya’nın baş aktörlüğünü yaptığı Cenevre Bildirisi, Roma’dan sonra İstanbul’da da Atlantikçilerin gündemine geliyordu.

Yani Washington, Suriye’de kalın bir duvara dönüşen Moskova-Pekin hattını geçemeyeceğini artık kabul ediyordu!

Bu arada önemle dikkatinize sunalım: Es Sefir’den Sami Klib’in belirttiğine göre, Moskova’yı ziyaret eden Suriye hükümeti yetkililerine, “Lavrov ile Kerry’nin, rejim ile muhalefet arasında diyalogu gerçekleştirecek delegeler üzerinde ve teknik ayrıntılar konusunda anlaştıkları” açıklanmış! (medyasafak.com, 20 Nisan 2013)

Kerry’nin İstanbul’daki “Esad’lı çözüm” işareti veren açıklamaları, bu bilgiyi doğrular gibi…

SURİYELİ TERÖRİSTLER GÜÇ KAYBEDİYOR

Bitirirken bir noktaya daha dikkat çekelim: Anımsayacaksınız, bu toplantılar “Suriye’nin dostları” adı altında ilk başlatıldığında gazetelerde, televizyonlarda “160 ülkenin katıldığı” ballandıra ballandıra konuşulurdu. Dünyanın muhalefetin yanında toplandığı, Beşar Esad’ı ise sadece üç ülkenin, Çin, Rusya ve İran’ın desteklediği “saptanarak”, küçümsenirdi!

Dikkat ettiniz mi? Bu son toplantı için özellikle ülke sayısı vermekten kaçınılıyor haberlerde… Zira sadece 11 ülke toplanabildi!

Her ne kadar Haber Türk gibi televizyonlar “Suriye’nin dostları olan ülkelerden en etkili 11’inin dışişleri başkanı bir araya geldi” diyerek kurnazlığa yönelse de, gerçek artık ortadadır: Suriyeli teröristlere dostluk azalıyor!

AKP hükümetinin Suriye politikası ise ülkemizi adım adım dünyada yalnız kalmaya götürüyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Nisan 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN KAFASI NEDEN KARIŞIK?

Başbakan Erdoğan’ın Birleşik Arap Emirlikleri dönüşü sırasında gazetecilerle yaptığı sohbette söyledikleri kafasının karışık olduğunu resmediyor.

Bugün bu karışıklığın nedenini inceleyeceğiz ama gelin önce Erdoğan’ın o sözlerini anımsayalım:

‘KUZEY SURİYE’YE MÜSAADE ETMEYİZ’

1. “Irak’ta yaşanan sıkıntının da biz yaşanmasını istemiyoruz. Biz, Kuzey Suriye gibi bir oluşuma Türkiye olarak müsaade edemeyiz. O bize farklı yetkiler, farklı haklar verir.” (DHA, 25 Şubat 2013)

Erdoğan öncelikle Irak’ta Erbil merkezli ayrı bir yapının olmasını Irak açısından sıkıntı olarak saptıyor. Bu sıkıntının Türkiye’yi de olumsuz etkilediğini düşünüyor olmalı ki, Irak’takine benzer bir durumu Suriye için kabul edemeyeceklerini, hatta müsaade etmeyeceklerini vurguluyor. Daha da ötesi böylesi bir gelişmenin olması halinde “bize farklı haklar verir” diyerek Türkiye’nin buna müdahale edeceğini de belirtiyor.

2. Erdoğan konuşmasının hemen birkaç dakika sonrasında yeniden bu konuya dönüyor ve farklı vurgularla aynı şeyleri söyleyerek konunun altını çiziyor: “Suriye’nin kuzeyde, ne otonom, ne legal, ne illegal bir oluşum bütünlüğü bozar. Biz bütünlüğü bozan herhangi bir oluşuma müsaade edemeyiz. O olduğu zaman farklı bir sıkıntı meydana gelir.”

ERBİL’E SÜLEYMANİYE UYARISI

3. Erdoğan ardından Irak’taki duruma dair değerlendirmeler yapıyor: “Irak’takini ‘bölünme’ olarak kabul etmiyorlar, ‘eyalet sistemine geçiştir’ diyorlar. Eyalet sistemine geçişse Süleymaniye için Kerkük veya Musul için aynı sistemi niçin düşünmüyorsun? Biz, Kerkük için diyoruz ki ’oraya özel statü tanıyalım, aynı şeyi Musul’da, Süleymaniye’de yapalım’. Ama bunların hiçbirine yanaşmıyorlar. Er ya da geç o da olacak, oradaki yapı oraya gidecek. Kuzey Irak’ta olduktan sonra orada da olmasına mani bir hal yok.”

Bu sözler basında genel olarak “Kuzey Irak’ta oluyorsa Musul’da da olur” diye algılanarak Barzani lehineymiş gibi yorumlandı. Ancak konuşmanın bütününe bakılırsa aslında Erdoğan’ın tersine, “Erbil’i Irak’tan koparırsanız, Musul’un da buna hakkı olur” diyerek Barzani’yi uyardığı görülüyor.

Üstelik Erdoğan’ın “bölünme yok ve eyalet modeli varsa o zaman Kerkük’ü, Musul’u, Süleymaniye’yi de özel statülü yapalım” demesi dikkat çekicidir çünkü Süleymaniye zaten Erbil merkezli Irak Kürdistanı içindedir!

Erdoğan Süleymaniye’yi yanlışlıkla telaffuz etmediyse, -birkaç kez tekrarladığına göre etmemiştir- bu aynı zamanda Barzani’ye ciddi bir uyarıdır. Çünkü Süleymaniye Kuzey Irak yapısı içindedir ve Talabani’nin denetimi altındadır!

Ankara ile Erbil’in Bağdat’a rağmen yakınlaştığı son süreçte Talabani’nin Irak’ın birliğinden yana tutum aldığını anımsatalım. Hatta Talabani bir iddiaya göre Barzani’yi, bağımsızlık ilan etmesi halinde Süleymaniye’yi Kürdistan’dan çıkarmakla tehdit etmişti!

POLİTİKAYI WASHINGTON BELİRLİYOR

Peki, ne oldu da Erdoğan uygulamalarının tersine sözler söyledi? Daha düne kadar Bağdat’a rağmen Erbil’le anlaşmalar imzalayan, Kuzey Irak petrollerini Akdeniz’e taşımaya soyunan ve Suriye’nin kuzeyinin Şam’ın denetiminde çıkmasına yönelik faaliyetlere imza atan Erdoğan, ne oldu da “Irak’ın ve Suriye’nin birliği” vurguları yaptı?

Yoksa Erdoğan taktik mi yapıyor, sol gösterip sağ mı vuracak? Elbette tam olarak bilemiyoruz…

Ancak tüm bu dış politikaların uygulayıcısı olan Ahmet Davutoğlu’nun şu sözleri sanki bu durumu açıklıyor: “Bize 4 yıl önce Kuzey Irak’la ilişkinizi geliştirin diyenler, şimdi Kuzey Irak’la geliştirdiğimiz ilişkilerden rahatsız oluyorlar. Neden?” (Yeni Şafak, 27 Şubat 2013)

Neden diye asıl bizim sormamız gerekmiyor mu Dışişleri Bakanı’na? ABD ne oldu da Ankara’nın Bağdat’a rağmen Erbil’le yakınlaşmasına “dur” dedi?

Bu sorunun yanıtını geçen günlerde bu köşede işlemiştik, anımsıyorsunuzdur. Çok kısaca belirtelim: Irak’a ve Suriye’ye aktif müdahale edemeyecek ABD’nin, seçeneği olmayan Maliki’yle ilişki sürdürmesi bir mecburiyettir ve “reel politik” denilen şeydir! ABD’li yetkililer bu nedenle Ankara’yı “Maliki’yi İran’a yakınlaştıran politikalardan uzak durun” diye uyarmıştır!

Erdoğan’ın “kafa karışıklığı” da buradan gelmektedir. Çünkü Ankara’nın siyaseti Washington’dan tayin edilmektedir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Şubat 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

KERRY’NİN BOŞ ÇANTASI

Yarın Türkiye’yi de kapsayacak Avrupa ve Ortadoğu turuna başlayacak olan ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı John Kerry’yi büyük zorluklar bekliyor. Zira ABD dış politikasının dayanağı olan “silahın” zayıflaması, Kerry’nin elini diplomaside Moskova’ya mecbur ediyor.

Kerry’nin bu tura çıkmadan önce kamuoyu önünde yaptığı ilk konuşması da bu türden zorluklara işaret ediyordu. 20 Şubat’ta Virgina Üniversitesi’nde konuşan Kerry’nin sözlerinde üç vurgu vardı:

1. “ABD dış politikasının önündeki en büyük engel, diplomatik çalışmalar değil; engel Kongre’den kaynaklanıyor. Önümüzdeki günlerde yapılacak bütçe kısıntısı, kimsenin görmek istemediği bir durum.”

2. “Günümüzde, diplomatları dış göreve göndermek için yapılan masrafın, yarın asker göndermek için yapılan masraftan çok daha düşük olacağını söyleyebilirim.”

3. “Aslında dış politikanın temeli, yabancı ülkelere asker gönderip göndermememize değil, üniversite mezunlarını verimli şekilde istihdam edip etmemize bağlı.”

Özetle Kerry, küresel dış politika ağırlıklarının mali nedenlerle azalacağını söylüyordu…

PENTAGON PARAYA MUHTAÇ

Bu konuşmadan bir gün sonra Pentagon’dan gelen açıklama da aynı yöndeydi. Amerikan Savunma Bakanlığı, Kongre’nin bütçe üzerinde bir anlaşmaya varamaması halinde 1 Mart’ta çok büyük ölçekli kesintilere gitmek mecburiyetinde kalacağını ilan ediyordu.

Barack Obama’nın Savunma Bakan adayı Chuck Hagel Senato’dan hâlâ vize alamadığı için göreve devam eden Leon Panetta, tabloyu şu sözlerle özetliyordu: “Bütün ülkede 800 bine yakın sivil bakanlık personeline 22 güne kadar ücretsiz izin vermek zorunda kalacağız. Maaşlarında yüzde 20 kesinti olacak. Bunun ekonomimize etkisi olmaması imkânsız.”

Yeni kesintilerin, Pentagon’un mevcut 10 yılda 500 milyar dolarlık kesinti programına ek olacağı gerçeğine dikkat çeken savunma uzmanları, ABD dış politikasının iyice açmaza gireceğini belirtiyorlar.

‘SURİYE KRİZİNİ SONA ERDİRİLMESİ’

İşte John Kerry bu tabloyla Avrupa ve Ortadoğu yollarına düşüyor. Kerry’nin programına dair ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklama da aslında bu zorluğa işaret ediyor. Kimi gazeteler her ne kadar sözcü Victoria Nuland’ın açıklamasını “Kerry’nin çantasında Suriye dosyası var” diye genel geçer ifadelerle verdiyseler de, o çarpıcı ayrıntı örneğin Hürriyet’te vardı: “Nuland, Kerry’nin Türkiye ziyaretinde, Suriye’deki krizinin sona erdirilmesini…”

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın iki yılın ardından meseleyi “krizi sona erdirmek” şeklinde ifade etmeye başlaması oldukça önemli.

Kerry seçildikten sonra bunun işaretlerini vermeye başlamıştı aslında. Birincisi, “Suriye’de diplomatik çözümden umutlu olduğunu” belirtmişti. İkincisi Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la yaptığı telefon görüşmesinden sonra Washington ile Moskova’nın “Suriye’de şiddetin sona erdirilmesi ve taraflar arasında diyalog başlatılması konusunda fikir birliği içinde” olduğu açıklanmıştı. Üçüncüsü, SUKO Başkanı Muaz El Hatip’in Moskova’da bu diyaloga başlamasına onay verilmişti.

Amerikan basınında son günlerde sıkça çıkmaya başlayan “Suriyeli muhaliflere silah sevkiyatı azaldı” şeklindeki haberler de bu “zorunlu” eğilime işaret ediyor aslında.

DAVUTOĞLU’NUN DA SONA ERDİRİLMESİ!

Ancak gelişmeler, ABD’nin Suriye cephesini tümden bırakacağı anlamına gelmiyor elbette… Tamam, para yok, silah yok ama Baas Partisi’ni hedef alan bombalı saldırılara bakılırsa “özel savaş” sürüyor!

Bir süre de bu yolu deneyecekler. Zira bir şekilde bölgede istikrarsızlığın sürmesinin, sonrasında kendilerine yeni fırsatlar yaratacağını düşünmektedirler.

Ancak bu da nafiledir ve her ne olursa olsun, iki yılın ardından ABD’nin “Suriye krizini sona erdirme” noktasına gerilemesi, bölge adına büyük bir zaferdir!

Tabi “Suriye krizini zona erdirmek” demek, pratikte “Davutoğlu’nun da sona erdirilmesi” demektir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Şubat 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

AKP VE PKK’NİN BÖLGESEL ORTAKLIĞI

17 Şubat günü görüşen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un “Suriye’de bütün tarafların şiddeti durdurmaları ve hükümet ile muhalifler arasında diyalog başlatılması üzerinde fikir birliğine vardıkları” açıklandı. Yani Rusya’nın zoru ABD’nin zorunu yendi ve ortaya Lavrov-Kerry mutabakatı çıktı.

Kerry bir mutabakata razı olduklarının işareti geçen zaten hafta vermiş ve “diplomatik çözümden umutlu” olduğunu açıklamıştı.

Lavrov-Kerry mutabakatı ilk sonuçlarını da hemen vermeye başladı:

1. BM, Suriye’yle ilgili hazırladığı raporunda iki tarafı da suçladı!

2. Suriye Ulusal Koalisyonu SUKO Başkanı Muaz El Hatip’in önümüzdeki günlerde hem Washington’a hem de Moskova’ya gideceği açıklandı.

AKP’NİN KÜRDİSTAN BEKÇİLİĞİ

Tam bu süreçte PKK’nin Suriye kolu olan PYD ile Ahmet Davutoğlu’nun koordine ettiği Özgür Suriye Ordusu ÖSO arasında 11 maddelik bir anlaşmaya varılması ise dikkat çekici…

Zira AKP Hükümeti PYD’yi Esad’ın kartı olmakla suçluyor ve Esad-PKK bağı üzerinden Türk kamuoyu nezdinde Suriye politikası için meşruiyet arıyordu. Üstelik PYD ile ÖSO bir süredir başta Resulayn olmak üzere birkaç yerleşim merkezinde şiddetli çatışma da yaşadı. PYD bu süreçte ÖSO içindeki kimi grupların AKP yönlendirmesiyle kendisine saldırdığını açıkladı.

PYD ile ÖSO’nun tüm bunları bırakarak anlaşması ve iki yapının birlikte Kürt bölgesini savunmaya karar vermesi önemli. Anlaşma sonrası Aslı Aydıntaşbaş’a konuşan PYD lideri Salih Müslim iki kritik mesaj veriyor: 1. Kürt bölgesini artık ortak savunacağız. 2. Türkiye ile diyaloga hazırız. (Milliyet, 19 Şubat 2013)

PYD-ÖSO ANLAŞMASININ MİMARI ÖCALAN

Kuşkusuz bu sürecin esas mimarı Abdullah Öcalan’dır. Öcalan bu köşede daha önce de dikkat çektiğimiz şu mesajlarıyla, Suriye’de Erdoğan’a işbirliği önermişti:

Abdülkadir Selvi’nin belirttiğine göre Öcalan, PYD’ye şu mesajı gönderdi: “Diğer oluşumları tasfiye edin. Diğer grupları tasfiye etmek için gerekirse şiddet kullanın. Bunlara vereceğiniz (Esad) enerjiyi, Araplara verin.” (Yeni Şafak, 9 Ocak 2013)

Zaten Öcalan, kardeşi Mehmet Öcalan’a teslim ettiği “açlık grevlerini bitirin” talimatını içeren mektupta da PYD’ye mesaj göndermişti. Öcalan, “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez, hedefiniz demokratik özerklik olsun” demişti! (Hürriyet, 18 Kasım 2012)

PKK’NİN YAKIN KORUMASI: AKP

ABD’nin bir dış müdahaleyi olanaklı bulmadığı, Moskova’nın çözümüne mecbur kaldığı ve bu nedenle “diplomatik çözüm” konusunun fiiliyata geçtiği bir aşamada PKK ile ÖSO’nun “Kürt bölgelerini birlikte koruma” anlaşmasına varması, kuşkusuz bölge karşıtı bir gelişmedir.

Abdullah Öcalan’ın önceki gün görüştüğü kardeşi Mehmet Öcalan’la ilettiği yeni mesajı bu nedenle önemlidir: “Kürtlere, tüm Suriye’de yaşayan halklara söylüyorum, Kürtlerin yaşadığı yerlerde, ekmekten, sudan, yemekten önce, önümüzdeki günlerde olacak büyük şeyler için bunun önüne büyük bentler oluştursunlar. Bunun için büyük güçlerini bu bentlerde kursunlar, uyanık olsunlar. Suriye Kürtlerinin büyük bir zahmetle yaptığı serhıldanı, hürmet ve saygı ile selamlıyorum.” (ANF, 19 Şubat 2013)

Bu mesajdan ne anlamalıyız? Öcalan PYD’ye şu talimatı vermektedir aslında: “Şartlar Şam yönetiminin lehine gelişiyor. Esad yakında kuzeye doğru harekete geçecektir. 2 yıllık boşluktan yararlanarak hâkim hale geldiğiniz yerleşim merkezlerini ve kuzey Suriye’yi savunmaya hazır olun. Bu bölgeyi savunmak için Esad karşıtı tüm güçlerle birlikte hareket edin.”

Yani içeride “Diyarbakır’ı merkez yapma” ortaklığına soyunan AKP ile PKK, Suriye’nin kuzeyinde de artık açık işbirliğine geçmiştir.

Toplamda ilişkilerini şu şekilde tarif edebiliriz: Öcalan ve Barzani, kuzey Irak petrollerinin karşılığında AKP’yi “koruma” olarak tutmuştur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Şubat 2013

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN MENDERES’TEN ALACAĞI DERS

Sizin de dikkatinizi çekmiştir eminim. 27 Mayıs konusunda ortaya atılan şu üç “iddia” ezber bozan cinstendir fakat “gerçek” değildir.

Önce özetle o iddiaları anımsayalım: 1. Adnan Menderes olumluydu, Celal Bayar ise olumsuzdu. 2. Menderes milli olduğu ve Rusya’yla yakınlaştığı için devrildi. 3. 27 Mayıs İsrail’in eseriydi.

Bu iddialar sübjektiftir ve gerçek değildir. En Amerikancı iktidarların Menderes’in devamı olduklarını belirtmeleri fakat Bayar’ı ağızlarına almamaları bile buna kanıttır. Ancak biz tarihi belgelere dayanan daha somut kanıtları da ortaya koyalım.

O tarihi belgelerden bugün yerimiz yettiğince bir kaçını yayımlayacağız. Belgelerin sahibi ve hatta belgenin kendisi ise Türkiye’nin Ortadoğu’yu en iyi bilen gazetecisi Lütfü Akdoğan’dır. Duayen Akdoğan 50 yıl boyunca Ortadoğu’da iktidarda olanlarla en yakın ilişki kuran ve bu nedenle kimi zaman Türkiye’nin gayri resmi dışişleri bakanı gibi görev yapan bir isimdir.

Akdoğan’ın “Krallar ve Başkanlarla 50 yıl” isimli üç ciltlik “tarihi belgeseli” Menderes dönemi dış politikası konusunda çok esaslı bir kaynaktır.

Gelelim o belgelere…

EL KUVVETLİ: ABD MENDERES’İ KULLANIYOR

Yıl 1956. Gazeteci Lütfü Akdoğan, Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Şükrü El Kuvvetli ile söyleşi yapmaktadır.

Bir ara Menderes hükümetinden yakınır El Kuvvetli ve şöyle der: “ABD ve İngiltere, Türkiye ve Adnan Bey’i kullanmak istiyor. Kime karşı? Bize karşı. Tıpkı İsrail’i kullandığı gibi…”

Şükrü El Kuvvetli söyleşi sırasında başka şeyler de söyler: “Biz, birbirimizi sevmeye, birbirimizle iyi geçinmeye mecburuz. Türkiye’nin ABD ile bir olup Lazkiye’de bir hükümet darbesi içinde bulunması hiç de hoş değildir.”

Tarihi tekerrür dedikleri bu olsa gerek… Yarım asır sonra 2011’de bir Türk hükümeti yine Suriye’yi ABD adına hedef alır! Asıl çarpıcı olan ise Şam’ı bugün hedef alanın, dün hedef alanı siyasi mirasçısı olarak görmesidir.

NEHRU: ZORLU ABD’NİN AVUKATI

Lütfü Akdoğan’ın söyleşi yaptığı ünlü Hint lider Nehru da Menderes hükümetinin Amerikancılığından şikâyetçidir. Şunları anlatır: “Amerikan, İngiliz ve Rus hegemonyasından bütün milletlerin kurtarılması lazımdır. Türkiye Dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun 18-24 Nisan 1955 tarihlerindeki Bandung Konferansı’nda İngiltere ve Amerika’yı nasıl savunduğunu ve onların nasıl avukatlığını yaptığını size daha önceki bir görüşmemiz sırasında anlatmıştım. O Konferans’ta Kıbrıs Rumlarının lideri Makarios, toplantının yapıldığı binanın koridorlarında mahalle kavgası çıkarmıştı. Bunun yanı sıra, Türkiye de Bandung Konferansı’nı baltalamak için birçok ülkeye baskı yapmıştı. Kısacası Türkiye, İngiltere ve Amerika’nın yapamadığını çok iyi bir şekilde başarmıştı.”

Nehru Menderes’i bizzat uyardığını da anlatır gazeteci Lütfü Akdoğan’a: “Yazık oldu, Menderes’le bir defa karşı karşıya geldik. 20 Mayıs 1960’ta Türkiye’yi ziyaret ettim. Menderes’i Ortadoğu Paktı, Bağdat Paktı, Amerikan üsleri ve NATO konularında ikaz ettim. Ama gördüğünüz gibi kader… İşte o kader, Adnan Menderes’i tarihin sayfalarına bakınız ne şekilde geçirdi…”

İSMET İNÖNÜ: AH ADNAN BEY AH!

Menderes hükümeti 10 yıl boyunca İsrail’le birlikte ABD adına Ortadoğu’da taşeronluk yapmıştır. 27 Mayıs sonrasında ortaya çıkan gizli ikili anlaşmalar ibretliktir.

Nitekim İsmet Önünü İngiltere’nin Kıbrıs’taki üslerinden yakındığı bir söyleşisinde Lütfü Akdoğan’a şöyle söylemektedir: “Yalnız Kıbrıs’taki mi? Ah Adnan Bey ah! Öyle ikili anlaşmalar yapmış ki Lütfü Bey, Genelkurmay’ın bile haberi yok.”

Menderes döneminde imzalanan ve Türkiye’nin çıkarları yerine ABD’nin ve İsrail’in Ortadoğu’daki çıkarlarını esas alan o ikili anlaşmalara dair çok çarpıcı bir kaynak da Haydar Tunçkanat’ın Kaynak Yayınları’ndan çıkan “İkili anlaşmaların içyüzü” adlı kitabıdır.

ERDOĞAN SURİYE SAHNESİNDEN ÇEKİLMELİ

Bitirirken belirtelim. Adnan Menderes’in Suriye görevinden ders çıkarması gereken ilk kişi Başbakan Erdoğan’dır. Çünkü Menderes 1957’de ABD adına Türkiye’yi Suriye’yle savaşın eşiğine getirmiş ve sınıra asker yığmıştı. Ancak ABD, SSCB’nin “füze” tehdidi nedeniyle geri adım atmak zorunda kalmıştı. Menderes ise sonuçta ortada kalmış ve bölgede yalnızlaşmıştı!

ABD dün Menderes’i olduğu gibi bugün de Erdoğan’ı ortada bırakabilir; bunun işaretleri de vardır. Türkiye bölgede iyice yalnızlaşmadan önce Erdoğan Menderes’ten ders almalı ve Suriye sahnesinden hızla çekilmelidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Şubat 2013

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

TAHRAN’DAN KÜRT KORİDORU’NA GEÇİT YOK

ABD’nin nihai hedefinin Basra’dan Doğu Akdeniz’e bir Kürt Koridoru açmak olduğunu, bunun yolunun da kuzey Irak’taki yapıyı, Suriye’nin kuzeyinden İskenderun’a taşımak olduğunu biliyoruz.

Nitekim AKP hükümeti de ABD’nin bu stratejisi gereği Şam yönetimini hedef almakta ve Bağdat’a karşı Erbil’le yakınlaşmaktadır. Erdoğan hükümetinin içeride Kürt Açılımı başlatması ve Öcalan’la müzakereye oturması da, bu bölgesel planın gereğidir.

ABD’NİN IRAK AÇIKLAMALARI

Peki, son haftalarda bu ana planda bir değişiklik mi oldu? Zira Washington’dan gelen açıklamalar, hem Ankara’yı Irak konusunda uyarır hem de AKP’nin hedef tahtasına oturttuğu Nuri El Maliki’yi destekler niteliktedir.

Örneğin Milliyet’ten Pınar Ersoy’un sorularını yanıtlayan ABD Başkanı Barrack Obama, Irak konusundaki soruyu es geçti. Örneğin ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Bağdat’ın onayı olmadan Kuzey Irak’tan petrol ihraç edilmesini desteklemediklerini ilan etti. Örneğin Akşam gazetesine konuşan ABD’li yetkili, iki tarafın kazandığı bir model yerine dört tarafın da (Ankara, Erbil, Bağdat ve Washington) kazandığı bir modeli desteklediklerini belirtti. Örneğin ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone, Türkiye’nin sadece Irak’ın kuzeyiyle değil, tümüyle ekonomik ilişkiye geçmesi gerektiğini savundu.  Örneğin Erbil’e gidecek Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın uçağının ABD’nin bilgisi dâhilinde Bağdat tarafından engellendiği ortaya çıktı.

ABD’NİN İRAN ENDİŞESİ

Bu açıklamalar ne anlama geliyor? ABD kendi stratejisinde bir değişikliğe mi gitti? Washington’un Ankara’ya uyarıları ne anlama geliyor?

Bizi yanıtlara götürecek “mesaj” Başbakan Erdoğan’ın yapacağı ABD ziyaretinin ön hazırlığı için geçen ay Washington’a giden Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun temaslarında var. Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi’den dinleyelim: “Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’na ABD temasları sırasında, ‘Enerji konusunda yaptıklarınızla (Kuzey Irak’la yapılan anlaşmalar) siz Maliki’yi İran’a itiyorsunuz’ diyorlar.” (Yeni Şafak, 22 Ocak 2013)

Bir başka ipucu da Mensur Akgün’den… TESEV’in “Ortadoğu’da Türkiye Algısı” raporunu sunmak için Washington’a giden Akgün’e ABD’li yetkililer, Türkiye’nin Kuzey Irak’la boru hattı inşasının hayata geçmesinden rahatsız olduklarını, Irak’ın parçalanmasını istemediklerini, çünkü İran’ın bölgedeki nüfuzunun daha da artmasından endişe ettiklerini belirtiyorlar. (Star, 16 Şubat 2013)

Mensur Akgün’ün temasları neticesinde vardığı değerlendirme şu: “ABD, Maliki’nin ancak Kürtlerin içinde yer aldığı bir siyasi yapıda dengelenebileceğine inanıyor.”

TAHRAN: IRAK BÖLÜNEMEZ

ABD’nin haklı endişesini doğrulayan Tahran merkezli çok kritik birkaç gelişmeyi anımsayalım:

1. İran, Tahran-Bağdat-Şam hattını inşa etti. Öyle ki bu hat ABD’nin Kürt Koridoru’na karşı bölgenin koridoru oldu ve Türkiye’yi de güneyi boyunca kuşattı.

2. Tahran, Şam’a yapılacak müdahaleyi kendisine yapılmış sayacağını başta Ankara olmak üzere bölgedeki tüm aktörlere ilan etti.

3. İran, Irak’ın parçalanması ve kuzeyde bir Kürt devletinin kurulmasına izin vermeyeceğini ilan etti. Tahran’ın bu kararlı tavrı, Kuzey Irak’ın ikinci önemli aktörü olan Celal Talabani ve partisi KYB’de etkisini buldu. Irak Cumhurbaşkanı Talabani, Davutoğlu-Barzani yakınlaşması sürecinde Irak’ın birliğinden yana tutum aldı.

4. KYB Genel Sekreteri Kusret Resul ve yardımcısı Behram Salih geçen hafta Tahran’daydı. İran KYB yetkililerine bölgede istikrar istedikleri ve Erbil’in Bağdat’la ilişkisini sürdürmesi gerektiği mesajını verdi.

5. KYB Siyasi Bürosu yetkilisi Behram Mecidhan, Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin Kuzey Irak’a harekâtını İran’ın durdurduğunu açıkladı! Bu Tahran’ın Barzani’ye en sert ve somut mesajıydı!

BÖLGENİN ZAAFI: ANKARA’DAKİ BOP EŞBAŞKANLIĞI

Sonuç olarak Tahran, ABD’nin Kürt Koridoru planına karşı kararlılık sergiledi ve ABD’ye geri adımlar attırdı. Ekonomik krizle boğuşan, içe yönelen ve dışarıda Asya-Pasifik’i esas alacağını ilan eden Washington, bu süreçte Maliki’nin karşısında kazanacak bir seçenek olmadığı ve Suriye’ye de aktif müdahalede bulunamayacağı için Irak konusunda söylem değişikliğine geçti.

Ancak bu nihai hedefinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor kuşkusuz. ABD’nin Türkiye üzerinden bölgede varlık göstermeyi sürdüreceği ve mümkün olduğu kadar Ankara ile Tahran’ı karşı karşıya getirerek mevzi arayacağı görülüyor.

Bölgenin bu olumlu konjonktürdeki en önemli dezavantajı ise Ankara’daki BOP Eşbaşkanlığı’dır maalesef!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Şubat 2013

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın