Archive for category Politika Yazıları
MAHKEMEDEN KAÇAN BAŞBAKAN
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/04/2013
8 Nisan’da başlayan Ergenekon’dan çıkma süreci AKP hükümetini titretti!
Önce Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü Bülent Arınç konuştu ve “yargı baskına uğradı” dedi. Bir diğer Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ on binleri “eşkıya”, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise “zorba” olarak niteledi.
Halkını eşkıya ve zorba diye niteleyen bir yönetim, biliyoruz ki aslında sallanıyordur!
AKP’NİN KARARTILMIŞ ANLAŞMALARI
Başbakan Erdoğan ise dünkü grup toplantısı konuşmasında Silivri’de toplanan on binleri hedef aldı. Erdoğan yargıyı göreve çağırdı ve CHP’li 41 vekille ilgili “bize düşeni yapacağız” diyerek dokunulmazlıklarını kaldırma tehdidi savurdu.
Erdoğan, CHP’li milletvekillerinin “karanlık bir örgütün” kuyruğuna takıldığını söyledi. Kuşkusuz Erdoğan’ın bu açıklamasına İşçi Partisi yetkilileri gerekli yanıtı verecektir ancak biz şu kadarını söylemeliyiz: Bir siyasi partiyi “karanlık bir örgüt” diye suçlamaya kalkacak bir hükümetin önce Bush’la, Obama’yla, Powell’la yaptığı ve kararttığı “gizli anlaşmaları” açıklaması gerekir!
ERDOĞAN’DAN HÂKİME HAKARET
Başbakan Erdoğan’ın en çarpıcı ifadesi ise 8 Nisan için “bağımsız yargı saldırıya uğramıştır” demesiydi.
“Bağımsız yargıya” saldırı konusunda eline su dökülemeyen Erdoğan’ın “bağımsız yargı” savunmasına geçmesi, kuşkusuz en başta belirttiğimiz “titreme” nedeniyledir ve çaresizce söylenmiştir.
Gelin Erdoğan’ın “bağımsız yargıya” saldırılarından birkaçını anımsayalım:
1. Erdoğan, ilk hapis cezasını Hâkim’e hakaretten aldı. Erdoğan RP’den Beyoğlu Belediye Başkanı adayıyken 1989 yerel seçimlerini kaybetmesi üzerine sandık başkanı Eyüp 2. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi Nazmi Özcan’a hakaretten hapis yattı.
Hakaretin tanıklarından dönemin Beyoğlu Mal Müdürlüğü Memuru Ahmet Aslan olayı şöyle anlatıyor: “Seçim kurulu üyesiydim. 27 Mart 1989 günü saat 4 sıraları idi, sayım yapıyorduk. Ve bu sayım da itiraz üzerineydi. O sırada şahsen tanıdığım RP’den Tayyip Erdoğan bulunduğumuz yere geldi, seçim kurulu başkanı olan Nazmi Özcan’a hitaben ‘Şu haline bak sarhoş, şu adalete bak kimlere kalmış, seni yakacağım, seni adli tıbba sevk ettireceğim. Seni süründüreceğim’ şeklinde sözler sarf etti.”
Erdoğan’ın “yargıya saygısı” burada bitmiyor elbette. 4 gün sonra 31 Mart 1989’da savcılığa ifade vermeye giden Erdoğan, tutuklanması istemiyle Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesi’ne sevk ediliyor. Erdoğan, mahkemenin verdiği yemek arasını fırsat bilerek ve muhafızlık eden polisleri atlatarak(!) bekleme salonundan kaçıyor!
Evet, yanlış okumadınız. “Yargıya saygı” diyen Erdoğan yargıdan kaçıyor! Sonra ne oluyorsa ve kimler araya giriyorsa artık, gıyabi tutuklu olarak aranan Erdoğan, 27 Nisan 1989 günü duruşmaya geliyor ve tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’ne gönderiliyor.
Ancak Erdoğan’ın hapisliği kısa sürüyor. Yargının birden hızlanası geliyor ve bir hafta sonra 4 Mayıs 1989 günü duruşma oluyor. Ve Beyoğlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi, Erdoğan’ı 500 lira kefaletle serbest bırakıyor.
Yargılama sonunda Erdoğan 6 ay hapis ve 20 lira para cezasına çarptırılıyor. Hapis cezası 920 lira paraya cezaya çevriliyor ve tecil ediliyor.
ASIL AKP YASADIŞIDIR!
2. Erdoğan, Meclis’e girecek milletvekillerini belirlerken de yargıya çok saygılıydı. 3 Kasım 2002’de, her beş AKP’li milletvekilinden 1’i, yani 78’i dokunulmazlık zırhına kavuşmuş ve kovuşturmalardan kurtulmuştu!
3. Hâkime rüşvetten tutuklanan parti yöneticilerine, kaçak villa yapan bakanlara, meclis sıralarından kameralara yansıyan torpil belgelerine, kayıp trilyon davasına, belediyeden milletvekiline yapılan toprak peşkeşine, gazetecilere rüşvet olarak dağıtılan cep telefonlarına, hülle ile TRT’ye geçen vekil damatlarına, asfalt yolsuzluğuna, deniz feneri yolsuzluğuna değinmiyoruz bile!
4. Başbakan Erdoğan, Yargıtay Başsavcısının açtığı ve Anayasa Mahkemesi’nde görülen partisinin kapatma davası sırasında da yargıya çokça saygılıydı! Erdoğan’ın yargıya söylediklerine gazete arşivlerinden ulaşılabilir.
Ancak daha önemlisi, bu dava sonucunda Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi “yasadışı” ilan etmesiydi! Değiştirdikleri yasayla kapanmaktan kurtulmuş ancak “laiklik karşıtı odak oldukları”, “Anayasaya aykırılıkları” ve “yasadışı” oldukları belgelenmişti!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Nisan 2013
HEPİMİZ AKİL ADAMIZ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/04/2013
Bugün 8 Nisan…
Emin olun bugünden sonra farklı bir Türkiye olacak.
Yıllar sonra süreçlere dair analizlerimizde 8 Nisan’ı eksen alacağız: 8 Nisan’dan önce (8NÖ) ya da 8 Nisan’dan sonra (8NS) diyerek başlayacak cümlelerimiz…
Çünkü 8 Nisan eylemi sadece Ergenekon tertiplerine değil; Türksüz yeni anayasa girişimine, bölme hamlelerine, Türk ile Kürt’ü ayrıştırmaya ve Ortadoğu’da kurşun yapmaya, Arap ile Fars’a düşman etmeye, Suriye’yi parçalamaya, başkanlık sistemine, açılıma ve akil adamlar heyetine bir yanıt olacak!
SİLİVRİ YOLUNDAKİ KAHRAMANLAR
Çoğunuz bu satırları şimdi Silivri yolunda, sabahın şu erken saatlerinde okuyorsunuzdur…
Bazılarınız İstanbul girişindeki bir benzin istasyonunda almışsınızdır Aydınlık’ı ve sıcak bir bardak çay içerken okuyorsunuzdur…
Bazılarınız da İstanbul’dan akın akın Silivri’ye akan otobüslerin içindedir; bir gözünüz yoldaki sıra sıra otobüslerin çokluğuna bakıyor, bir gözünüz de bu satırlara…
En güzel bayramlıklarınızı giyinmiş, yanınızda çocuklarınızla, sevdiklerinizle geleceğinize yürüyorsunuzdur…
İçiniz kıpır kıpırdır; az sonra Ergenekon’dan çıkış sürecini başlatacak büyük Türk milletinin bir neferi olarak Silivri’de olacaksınızdır…
Gelecektekiler düne baktığında, önce sizinle gurur duyacaktır!
HEPİMİZ ERGENEKONCUYUZ
Ben bu satırları sizlere dünden yazdım.
Akşamdan Silivri’yi gittim, şafak sökerken gelişinize tanıklık edeyim diye…
Tan ağarırken tarihe tanıklık edeyim diye…
Şu saatlerde aranızdayım…
9 Nisan’da yazmak üzere; özgürlüğünüze sahip çıkışınızı, tarihten bugüne taşıdığınız kahramanlıklarınızı, al bayrağı sıkı sıkı tutan elinizi izliyorum ve çakmak çakmak eden, ufkun ötesini arayan gözlerinize bakıyorum…
O büyük kalabalığın en önündeki pankartı okuyorum: “Hepimiz Akil Adamız”
Evet, onlar değil, siz akil adamsınız!
Hepiniz akil adamsınız, hepiniz Ergenekoncusunuz!
BÖRTEÇİNEYİZ, DEMİRCİ KAWAYIZ, CEMŞİDİZ
Ergenekon’dan çıkan akil adamlarsınız…
Topuğu ölümsüzlük suyuna değemeyen Akilus, sizin kahramanlığınızın önünde saygıyla eğilecek!
Çünkü İl Han’ın torunlarını, Nüküz ve Kıyan’ın çocuklarını Ergene Kon’dan çıkaracak Börteçine, sizsiniz!
Altay dağlarını eriten Türk demirci ustaları, sizsiniz!
Zahhak’a isyan eden Kürt Demirci Kawa, sizsiniz!
Nevruz’u, yeni günü başlatan Fars Cemşid, sizsiniz!
Biliyoruz; Ergene Kon, maden yeridir; ancak demir madeninin değil, insan madeninin, cevherinin yatağıdır…
Ergene Kon dün Altay’daki Beluça dağındaydı…
Bugün Batı Asya’da, Mezopotamya’da, Anadolu’da, Trakya’da ve de Silivri’dedir…
ERGENEKON’DAN ÇIKIYORUZ
Silivri Kalesi’ndekiler…
Sizler, bizler…
İzmir’den ve Diyarbakır’dan gelenler…
Beşparmak ve Toros dağlarından aşanlar…
Elmalı ve Ayder yaylasından inenle…
Kızılırmak ve Dicle’den geçenler…
Bakü’den ve Lefkoşa’dan el sallayanlar…
Halep’ten, Kerkük’ten ve Süleymaniye’den selam edenler…
Hepimiz Ergenekoncuyuz!
Yarın daha bir “gün aydın” diyeceğiz, daha bir “roj baş” diyeceğiz aydınlık geleceğimize…
Biliyoruz!
Çünkü biz, tarihe tanıklık ediyoruz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Nisan 2013
KÜRDOSFER
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/04/2013
Financial Times yazarı David Gardner’in “çözüm sürecini” işlediği analizi, “Türkosfer” ifadesi üzerinden oldukça büyük ilgi çekti. Gardner özetle “Erdoğan, Kürtlerin arzuladığı ‘pan Kürt devleti’ yerine, Irak’ın ve Suriye’nin Kürtlerini ekonomik entegrasyonla bir ‘Türk küresi’ne yani Türkosfer’e çekmeyi planladı” diyor.
Gardner’in ilgi çeken bu analizini ayaklarının üzerinde durması için önce ters çevirmeliyiz ve şu saptamaları yapmalıyız:
TÜRK-KÜRT-YAHUDİ KOALİSYONU
1. Türkiye’nin Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyiyle entegrasyonu projesi Erdoğan’ın değil, Washington’undur. Erdoğan projenin uygulayıcılarından biridir.
2. Washington 1965’den beri dayattığı bu projeyi Türkiye’yi büyütmek için değil küçültmek ve İsrail benzeri bir karakol olmaya mecbur etmek için istemektedir. Zira ABD’nin 27 Mayıs ya da 28 Şubat’taki gibi Türkiye’nin bir kez daha hizadan çıkma ihtimaline tahammülü yoktur.
3. Asya-Pasifik’e ağırlık verecek ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarları aynı zamanda birbirini de dengeleyecek Türk-Kürt-Yahudi koalisyonuyla mümkündür ancak. Böylesi bir ittifak modeli hem İran’ın bölgedeki ağırlığını dengeler hem de İsrail’in güvenliğini sağlar.
4. Bu üç saptamadan yola çıkarak hedefin dört devleti bölmek pahasına bir Kürt devleti kurmak olduğunu söyleyebiliriz. Yani Erdoğan Türkosfer’in değil, Kürdosfer’in pratisyenidir.
TÜRKOSFER’DEN KÜRDOSFER ÇIKAR
David Gardner, Türkosfer’in aslında Kürdosfer’in perdesi olduğunun farkındadır. Nitekim analizinde “Ankara’nın, Kuzey Irak’taki özerk Kürt Yönetimi ile Suriye’de PKK’nın uzantısı bir örgüt tarafından yönetilen bölge arasında ‘bir Kürt Konfederasyonu’ olasılığı ile karşı karşıya kaldığına” dikkat çekmektedir.
Gardner tıpkı “ya büyüyeceğiz, ya küçüleceğiz” ve “Musul’u alamazsak Diyarbakır’ı kaybederiz” diyen AKP kalemşorları gibi esası gizlemektedir.
Zira Musul, Diyarbakır’ı vermenin havucudur. Türkiye, önüne Musul ve Kerkük petrolleri konularak Diyarbakır’ın “bir merkez” yapılmasına “ikna” edilmektedir.
Yani Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyiyle entegrasyon yapılarak Türkosfer’in kurulduğu sanılırken, bu iki kuzeyle Türkiye’nin güneydoğusu birleşerek Kürdosfer oluşturulacaktır.
FEDERASYON ANAYASASI
Erdoğan’ın 2004’te “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Diyarbakır’ı bir merkez yapacağız” demesinden itibaren AKP’nin birinci önceliği Kürdosfer’dir.
2005’te Diyarbakır Açılımı, 2006’da Eyalet yasaları, 2007 ve 2008’de Ergenekon kovuşturmaları, 2009 ve 2010’da Kürt Açılımı, 2011’de Anayasa referandumu, 2012’de Oslo görüşmeleri ve Suriye’ye operasyon, 2013’te İmralı süreci ve Erbil’le anlaşmalar hep Kürdosfer içindi…
Bugün Akil Adamlar’dan çekilme tartışmalarına, Türksüz anayasadan başkanlık sistemine kadar sürdürülen hamleler de Kürdosfer içindir…
AKP’nin özerkliği, BDP’nin de başkanlık sistemini kabul ederek üzerinde ittifak kurdukları Yeni Anayasa taslakları artık çırılçıplak ortadadır.
AKP’nin taslağındaki Başkanlık sistemi ile BDP’nin taslağındaki “bölge başkanlığı ve bölge meclisi” önerilerinin toplamı Federasyon’dur: Türk-Kürt Federasyonu!
Ancak bu federasyon Ortadoğu’ya kan getirir, halkları birbirine boğazlatır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Nisan 2013
MİT’TEN MİT’E ÖCALAN
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/04/2013
Mehmet Bedri Gültekin’in İmralı’dan bugüne Abdullah Öcalan’ı incelediği çok önemli çalışmasını Aydınlık şu vurguyla öne çıkarmıştı: “Dün ‘Kemalistlerle yürüyelim’ diyordu, bugün Fethullah Gülen’e selam gönderiyor.”
Kuşkusuz 1999-2013 arası süreç için çok doğru ve önemli bir saptama.
Biz bu saptamayı derinleştirmek için Öcalan’ın 14 yılından ziyade 40 yılına odaklanacağız bugün…
1. MİT’İN YAN KURULUŞUNDAKİ OFİS BOY
Başbakan Erdoğan’ın “akil adamı” Avni Özgürel, 60’lı yıllarda yer aldığı derneğin kullandığı “komünizm karşıtı materyallerin” kendilerine MİT tarafından ulaştırıldığını belirtiyor. Özgürel, bu yayınları veren kuruluşlardan birinin de Refik Korkut’un Fikir Ajansı olduğunu söylüyor. Ankara’daki bu ajansa sık sık gittiğini anlatan Özgürel “bizim yaşlarda bir genç vardı” diyor:
“Ajansa gittiğimde onu hep orada görüyordum. 1966, 1967 yıllarında ajansta gördüğüm o genç, hayal meyal hafızamda kalmış. Yıllar içinde Abdullah Öcalan’ın resimlerini medyada gördüm ama insanlar yaşla birlikte değişiyor tabii. Ancak 1993’te Öcalan’la yüz yüze geldiğimizde bende bir takım çağrışımlar oldu.”
Avni Özgürel Panorama’nın Genel Yayın Yönetmeni olarak Bekaa’da görüştüğünde bunu Öcalan’a sorar. Öcalan, “Doğru hatırlıyorsun. Ama ben bunları bir müddet sonra açıklayacağım” der.
Öcalan 1966, 1967 yıllarında Ankara Tapu Kadastro Lisesi’nde okumaktadır. Gelelim Fikir Ajansı’na…
Bu ajansa ve Refik Korkut’a dair çok önemli bir bilgi şu: 27 Mayıs’ta Başbakanlık Müsteşarı Salih Korur’un kasasında çıkan örtülü ödenek hesabı kayıtlarında, Korkut’a Ağustos 1959’da 28 bin lira ödendiği yer almaktadır!
2. ÖCALAN MİT’LE ANLAŞARAK SERBEST KALDI
Abdullah Öcalan 1972 yılında MİT’le anlaştı. Gelin bu saptamayı Uğur Mumcu’nun Kürt Dosyası isimli çalışmasından okuyalım: “Yıl 1972. Günlerden 31 Mart Cuma. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapılan boykotta gözaltına alınanlar arasında Urfalı bir öğrenci vardı. Adı Abdullah, soyası Öcalan’dı. Şafak Bildirisi’ni SBF’de dağıtmak suçuyla 7 Nisan günü gözaltına alınmış ve 27 Nisan günü tutuklanmıştı. Askeri Savcı Baki Tuğ 22 öğrenci hakkında dava açtı. En ağır ceza Abdullah Öcalan ile Metin Yalçın’a istenmişti. Askeri Savcı Baki Tuğ, duruşma sırasında görüş değiştirdi, ‘Öcalan’ın Şafak bildirisi dağıtmak suçundan aklanmasını, boykota katılmak suçundan cezalandırılmasını’ istedi. Öcalan sadece boykota katılma suçundan üç ay hapis cezası aldı.”
Tuğ’a görüş değiştirten ise Öcalan’ın MİT’le anlaşmayı kabul etmesiydi!
3. KAMER ÖZKAN’IN EVİ
Abdullah Öcalan’ın PKK’yi kurma hazırlıklarını yaptığı toplantıların bir kısmı Ankara Dikmen’de Kamer Özkan’ın evinde yapılıyordu. Yıllar sonra kimi PKK’liler, Kamer Özkan’ın aslında MİT ajanı olduğunu iddia ettiler.
4. KESİRE YILDIRIM VE PİLOT NECATİ’NİN KİMLİĞİ
Abdullah Öcalan’ın 24 Mayıs 1978’de evlendiği Kesire Yıldırım’ın MİT’le bağlantılı olduğu artık biliniyor. Öcalan ve Kesire Yıldırım’ı evlendikten üç ay sonra Ankara’dan Diyarbakır’a götüren isim ise ordudan ayrılma Pilot Necati’ydi.
ÖCALAN EN BAŞA GERİ DÖNDÜ
Öcalan Suriye’ye geçtiğinde ise artık Suriye istihbarat servisi Muhaberat’ın kontrolündeydi. Bu durum 1991 yılına kadar sürdü.
ABD’nin Ortadoğu’ya geldiği 1991 yılında ise PKK, CIA’nın denetimine girmeye başladı. 1991-1999 yılları arasını örgütün iki başlı dönemi olarak değerlendirebiliriz.
ABD 1999’da Öcalan’ı Türkiye’ye (MİT’e) teslim ederek bu iki başlılığa bir son vermeyi ve örgütü tamamen kontrol etmeyi hedefledi. Ecevit’in “neden bize verdiler, anlamadık” dediği buydu. Fakat Türk Ordusu araya girdi ve Öcalan’ın MİT’e verilmesini engelledi. TSK, 1999-2004 yılları arasında Öcalan’ı denetimine alarak terörü en aşağı seviyeye indirdi.
Ancak Washington’un Türk Ordusu’na tertipleri sırasında bu beş yıllık sürece darbe vurulmuş oldu. İmralı’daki Öcalan adım adım TSK’den MİT’e devredildi. Önce Emre Taner’in sonra Hakan Fidan’ın kontrol ettiği Öcalan ise ABD’nin AKP hükümetine uygulattığı bölge politikalarında kullanılmaya başlandı.
Sonuç olarak Öcalan 1966 yılında başladığı yere geri döndü. MİT’ten MİT’e süren bu 48 yıllık operasyon ise binlerce ölüme, silaha harcanan milyarlarca dolara ve Türkiye’nin Türk-Kürt diye ayrışmasına neden oldu.
Böylece MİT’i yönlendiren CIA, ABD’nin Türkiye’nin önüne ilk defa 1965’te getirdiği “Federe Kürt Cumhuriyeti” planını adım adım uygulatmış oldu!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Nisan 2013
AÇILIM LAFORİZMALARI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/04/2013
PKK sınırdan çıkacak mı, çıkmayacak mı? Haziran’da mı çıkacak, sonbaharda mı? Silahlı mı çıkacak, silahsız mı?
Günlerdir gazeteler, televizyonlar, Salı grup konuşmaları, siyasi parti oturumları, bakanlar kurulu toplantıları, Erdoğan’ın milletvekilleriyle kapalı görüşmeleri bu soruyla meşgul.
Koca Türk devletinin tek ve en önemli gündemi bu.
Devlet açısından asıl acı olan ise şu gerçektir: Türk devleti PKK’nin önce sınırdan içeri girmesini engelleyemedi, şimdi de çıkartamıyor!
GÖMÜLECEK SİLAHLAR
Başbakan Erdoğan canlı yayında PKK militanlarına ve Kandil’deki yönetime sesleniyor: “Silahla sınır dışına çıkma olmaz. Ya mağaraya gizleyin, ya da toprağa gömün, öyle çıkın.”
Erdoğan’ın açıklaması Kandil’de tebessüm yarattı mı bilmiyoruz ancak sosyal medyada şu yoruma neden oldu: “Sonra o silahları yerinden çıkarıp ‘Ergenekon’un gömdüğü silahları bulduk’ demesinler!”
DEVLET KÖR-SAĞIR-DİLSİZ OLACAK!
Ortada Habur çadır mahkemesini de aşan bir tablo var aslında: Silahlı terörist yürüyüp sınırı aşacak, devletin güvenlik kuvvetleri de görmemek için arkasını dönecek. PKK’liler silahlarını da bir köşeye atarlarsa eğer, AKP nezdinde tam temize çıkmış olacaklar…
Habur’da da devlet soruyordu: “Neden geldiniz?”
PKK’lilerin hepsi aynı yanıtı veriyordu: “Başkan Apo’nun çağrısıyla geldik.”
Devlet “yaz kızım” diyordu: “Pişmanlık yasasından yararlanmak istediğini söylediler, serbest bırakılmalarına…”
KİM DAHA YASAL?
Abdullah Öcalan da, Murat Karayılan da çekilme için “yasa çıkarılmasını” şart koşuyorlar.
AKP’nin Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise “çekilme için yasaya gerek yok” diyor ve savcılara meydan okuyarak “suçsa ben bu suçu işliyorum” diyor.
AKP’nin yasa tanımazlığı mı, yoksa PKK’nin “ille de yasa” demesi mi daha ironik, bilemedik.
AKP’NİN RAKAM OYUNLARI
Devletin açıkladığı rakamlara göre 2011’de 332’si içeride, 790’ı dışarıda olmak üzere toplam 1122; 2012’de 698’i yurtiçinde, 860’ı yurtdışında olmak üzere toplam 1158 PKK’li öldürülmüş!
Yine devletin açıkladığı rakamlara göre sınır dışına çıkması gereken PKK’li sayısı 1500’müş. Ancak bunların 300’ü lojistik hizmeti yapanlarmış, bir kısmı eline silah almamış, bir kısmı çocuk yaştaymış… Yani sınır dışına çıkması gereken PKK’li sayısı en fazla 800 kadarmış!
İşte bütün bu kavga kıyamet 800 PKK’linin sınır dışına çıkıp çıkmayacağı üzerinden kopuyor.
Ancak 800 PKK’li sayısı, son iki yılda içeride 1030, dışarıda 1650 olmak üzere toplam 2680 öldürülen PKK’linin üçte birinden bile az. Bu durumda ya bu “çekilme” meselesi hikâye, ya da devletin açıkladığı rakamlar hikâye…
Öldürülen PKK’li sayısı açıklanırken AKP’ye büyüme rakamları hazırlayanlar, “çekilme” rakamları açıklanırken AKP’ye enflasyon rakamları hazırlayanlar devreye sokuluyor anlaşılan…
ŞEYH UÇMAZ, MÜRİT UÇURUR
Güneri Civaoğlu sağlam yerden dinlediğini belirterek anlatıyor: “İmralı’da Abdullah Öcalan’la konuşan BDP milletvekilleri, hatıra olarak Öcalan’dan imza almışlar. O milletvekilleri daha sonra Kandil’e gittiler. Orada gösterdikleri kâğıt üzerindeki hatıra Abdullah Öcalan imzasını Kandil’dekiler öpmüşler.” (Milliyet, 3 Nisan 2013)
Bu kadar da olmaz dedirten bu hikâye kuşkusuz doğrudur. Zira BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak’ın TBMM grup toplantısında söylediği şu sözler ancak şeyh-mürit ilişkisiyle açıklanabilir: “Öcalan’ın doğum günü olan 4 Nisan, Kürtlerin de doğum günüdür, hepimizin doğum günüdür.”
Artık TBMM adına İmralı’ya bir pasta gönderirler! Mumlar da AKP’den…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Nisan 2013
AKP’YE AÇILIM YANITI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/04/2013
Başbakan Tayyip Erdoğan “PKK’nin silahlı geri çekilmesine TSK müdahale eder” diye uyarıyor, yardımcısı Bekir Bozdağ da “Anayasa’dan Türk kelimesini çıkarmıyoruz” diyor…
TSK’nin PKK ile mücadelesinin fiilen zaafa uğratıldığı ve Türk’ün Türkiyeli yapılmaya çalışıldığı şartlarda, kuşkusuz her iki “açılıma ince ayar” kabilindeki açıklamanın da bir geçerliliği yoktur.
Peki, neden böyle bir açıklamaya ihtiyaç duydular?
Yanıt, Aydınlık’ın manşetinde yer alan son anketin sonuçlarında: Açılım, AKP’yi eritiyor!
Genel seçimler için oyu yüzde 50-54 bandında, yerel seçimler için oyu yüzde 60-64 bandında çıkan AKP’nin yerel seçim oyunun, Öcalan’ın Nevruz mesajından sonra yüzde 38’e düşmesi, milletin AKP-PKK ortaklığına somut tepkisidir!
AÇILIM TUZAĞI GÖRÜLDÜ
Nitekim Başbakan Erdoğan’ın önce “baldıran zehri içtim” demesi, sonra “ateş üstünde yürüyoruz” ve “sırat köprüsünden geçiyoruz” demesi, bu sonuçları en başından az çok tahmin etmesindendir.
Başbakan Erdoğan’ın iki ay önce özellikle Karadeniz milletvekillerini “bölgesini ikna etmekle” görevlendirmesi, şimdi ortaya çıkan bu “erime” gerçeğini önlemek içindi.
Sonuçlara bakılırsa, milletvekilleri milleti ikna edememiş! Etmesi de mümkün değildi zaten.
Zira PKK ile müzakerenin ve Öcalan ile ortaklığın “barışı” değil “savaşı” getireceği görülüyor. Hem Türk Mehmet’i hem de Kürt Mehmet’i emperyalist planlar için Ortadoğu’ya sürmenin hedeflendiği anlaşılıyor. Millet, AKP sözcülerinin “Türk ve Kürt ortaklığı ile Ortadoğu’yu yeniden şekillendireceğiz” demesinin Irak’a, Suriye’ye ve İran’a müdahale demek olduğunu, Arap ve Fars düşmanlığı anlamına geldiğini görüyor.
Öcalan’ın AKP ile İslamcılıkta buluşması ve Kürt’e “demokratik modernite sisteminde mezhep ve tarikat mensupluğunu” reva görmesi, Kürt yurttaşlarımız arasında da tepki topluyor.
AÇILIM TAKVİMİNDE DURUM
Başbakan Erdoğan’ın yeni yılın hemen başında Öcalan’la görüşüldüğünü açıklamasından sonra sürece dair tek hedef olduğu ilan edilmişti: Pazarlıksız PKK’ye silah bıraktırılması!
Hükümete yakın isimler tarafından açıklanan bu hedefin yol haritası da şöyleydi:
1. Mart’ta Öcalan çekilme ve silahları bırakma çağrısı yapacak.
2. Mayıs sonuna kadar geri çekilme tamamlanacak.
3. Haziran’da silahlar bırakılacak.
Peki, yol haritası gerçekleşiyor mu? Bakalım:
1. Öcalan silahları bırakma çağrısı yapmadı. Tersine PKK’ye İran, Irak ve Suriye hedefleri çizdi.
2. Mayıs sonuna kadar tamamlanacağı söylenen geri çekilme başlamadı. Kandil, yasal güvence sağlanmadan çekilmeyeceklerini ilan ediyor. Murat Karayılan yasallık sağlansa bile çekilmenin sonbahara sarkacağını belirtiyor.
3. Ortaya çıkan bu tablo karşısında Erdoğan, canlı yayınında yardımcılarını uyarıyor ve “tarih konusunda açıklama yapmak doğru değil” diyor. Erdoğan çareyi takvimi genişletmekte arıyor ve “yılsonunu hedefliyoruz” diyor.
8 NİSAN’DA SİLİVRİ’YE
Türkiye artık tarihi bir dönemece girmiştir. Türk milletinin adına, vatanına, bayrağına ve diline sahip çıkma eylemi, artık daha fazla geciktirilemez!
Türk ve Kürt, Laz ve Çerkez, Alevi ve Sünni, sağcı ve solcu, muhafazakâr ve ulusalcı, aydın ve işçi, emekli ve öğrenci, kadın ve erkek, tekmil milletin bu tarihi dönemeçte ülkesine sahip çıkması artık zorunludur, görevdir ve acildir.
Türk milletinin Türkiye’ye sahip çıkmaya başlayacağı yer ise Silivri, tarihi de 8 Nisan’dır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Nisan 2013
YENİ BİR DÜNYA KURULUYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/04/2013
Mevcut dünyanın ekonomik dayanağı 1944 tarihli Bretton-Woods Konferansı, siyasi dayanağı ise 1945 tarihli Yalta Konferansı’dır. İkisi arasında da 44 ülkenin buluştuğu bir başka konferansta doların hâkimiyeti ilan edilmiştir.
SSCB’nin dağılmasıyla birlikte her ne kadar Yalta Konferansı’na dayanan siyasi yapı kendiliğinden ortadan kalkmışsa da, Bretton-Woods sistemi devam etmiş; sistemi ayakta tutan Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu IMF varlığını sürdürmüştür.
Ancak ABD’nin egemenliğindeki o dünya artık yerini yeni bir dünyaya bırakmaya hazırlanmaktadır. 2004’te Irak’ın direnişi, 2006’da Gazze’nin direnişi, 2008’de Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi, 2008’de başlayan ve hâlâ süren küresel kriz yeni bir dünyanın işaretleriydi…
Batı’nın ve Kuzey’in inişe geçtiği, Doğu’nun ve Güney’in yükseldiği bu yeni dünyanın ağırlık merkezi de Atlantik’ten Asya-Pasifik’e kayıyor ve dünya “Amerika sonrası” için dönüyordu.
ŞİÖ ve BRICS
Amerika sonrasını belirleyecek iki temel kuvvet ise Şangay İşbirliği Örgütü ŞİÖ ile Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS Topluluğu’dur. Her iki yapının da ana gücü Çin’dir.
BRICS Topluluğu’nun beş ülkesi, dünya nüfusunun yüzde 43’ünü ve dünya ekonomisinin yüzde 21’ini oluşturmaktadır. Üstelik ABD’nin ve Batı’nın ekonomideki payı azalırken bu beş ülke her geçen yıl payını artırmaktadır.
4,4 trilyon dolarlık döviz rezervleri de, topluluğu uluslararası sistemde ana aktör haline getirmektedir.
GÜNEYBANK
BRICS topluluğu geçen hafta, 26-27 Mart günleri Güney Afrika’nın Duban kentinde 5. Zirve’sini yaptı. Alınan şu kararlar “yeni bir dünyanın kurulmakta” olduğunu somutluyor:
1. BRICS Kalkınma Bankası kurulması kararı alındı. Yeni “Dünya Bankası” denilen bu banka Bretton-Woods sistemine vurulan ağır bir darbedir.
5 yılda 4,5 trilyon dolarlık altyapı ihtiyacı için kredi sağlanması amacıyla kurulacağı belirtilen banka için Hindistan’ın “Güney” ismini önermesi bile “yeni bir dünyaya” işaret etmektedir.
Henüz karara bağlanmamakla birlikte, bankanın, üye ülkelerin kendi aralarındaki kredi ve yatırım sisteminde Çin’in parası Rimninbi’yi kullanacağı konuşuluyor.
2. BRICS Rezerv Düzenleme Kurulu oluşturulması kararı alındı. Kurul, olası kur farkı risklerini önleyecek.
Öte yandan zirvede ikili görüşme yapan Çin ile Brezilya, kendi aralarındaki ticarette doları kullanmama kararı aldı.
3. BRICS İş Konseyi kuruldu. Konsey, uluslararası ticari riskleri önlemeyi ve üye ülkelerin birbirleriyle ticaretini büyütmeyi hedefliyor. Üye ülkelerin ticaretinin iki yıl içinde 500 milyar dolara çıkarılması hedefleniyor.
BRICS üyelerinin 2001’de GSMH toplamları 3 trilyon dolar iken, bugün 15 trilyon dolardır ve son 10 yılda beş ülke de olağanüstü büyüme oranları yakalamıştır.
4. BRICS Think-Thank Konseyi kurulmasına karar verildi.
BRICS’İN KÜRESEL ROLÜ
Ancak bu kararlara bakarak BRICS’in sadece bir ekonomik işbirliği örgütü olduğu düşünülmesin.
Nitekim Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de, BRICS’in sadece ekonomik işbirliğine değil jeopolitik sorunlara da yoğunlaşacak bir küresel role sahip olduğunu belirtiyor.
Zirve’den sonra yayımlanan ve İsrail, Suriye, İran konularında önemli açıklamaların yer aldığı deklarasyon, Putin’i doğruluyor.
Bu arada Putin’in Zirve’den dönerken yolda Rus Donanması’na Karadeniz’de ani tatbikat emri verdiğini de önemle vurgulayalım.
SONSUZ POTANSİYEL
Peki, “yeni bir dünya” inşa eden BRICS’in potansiyeli ne?
Çin’in yeni devlet başkanı Şi Cinpin, gelişme potansiyelinin sonsuz olduğunu savunuyor ve ekliyor: “BRICS işbirliğinin gerçek potansiyeliyse hâlâ gerçeğe dönüştürülmeyi bekliyor.”
Şi Cinpin’in mesajı, BRICS’in yeni ülkelerle genişleyeceği anlamına geliyor.
ABD’NİN BRICS ENDİŞESİ
Aslında BRICS’in ve bu zirvenin önemini en iyi ABD’nin tepkisine bakarak anlayabiliriz. Amerika’nın Sesi Radyosu, “BRICS ve Afrika: Gelişme, bütünleşme ve sanayileşme için ortaklık” ana temasıyla toplanan beş ülkeyi “Sömürgeci Avrupa’dan sonra Afrika’yı sömüren yeni emperyalist grup” diye niteledi! (Amerika’nın Sesi Radyosu, 27 Mart 2013)
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Nisan 2013