Archive for category Politika Yazıları

BAŞKANLIK İÇİN EYALET SİSTEMİ

Başbakan Erdoğan “bunlar tarih bilmiyor” dedikten sonra ekliyor: “Eyalet yapısı güçlü kalkınmayı getirir. Osmanlı’da Lazistan, Kürdistan eyaletleri var. Güçlü bir Türkiye eyalet sisteminden korkmamalıdır. Siz eyalet sisteminde de üniter yapıyı muhafaza edebilirsiniz. Azınlıklar ve eyalet sistemindeki hoşgörüyü yakalamış değiliz. Coğrafi bölgeler açısından değerlendirip eyaletin adını koyabiliriz. Biz de olaya bu şekilde yaklaşabiliriz. Bu böyle olacak diye konuşmuyorum. Bu yaklaşımı güçlü bir Türkiye için konuşuyorum.” (CNN Türk, 29 Mart 2013)

Erdoğan haklı, biz bu tarihi bilmiyoruz… Biz okuduğumuz ve öğrendiğimiz tarihi anlatalım.

OSMANLI’DA 3 AYRI İDARİ SİSTEM

600 yıllık Osmanlı devletinin idari yönetimini üç evreye ayırabiliriz:

1. 1299-1362: Osmanlı devleti Sancak sistemiyle yönetiliyordu:

2. 1362-1864: 1. Murat döneminde Eyalet sistemine geçildi. Daha doğrusu sistem aslında “Beylerbeyliği” sistemiydi.

3. 1864-1922: Osmanlı devletinin dağılmasına ve eyaletlerin daha kolayca kopmasına neden olan Beylerbeyliği sisteminin yerine, daha merkeziyetçi Vilayet sistemine geçildi.

Bu arada önemle belirtelim. Erdoğan’ın “Osmanlı’da Lazistan, Kürdistan eyaletleri vardı” demesi de tam olarak doğru değildir. Çünkü Osmanlı’da Trabzon ve Diyarı-bekr Beylerbeyliği vardı.

Resmi olarak ise Bedirhan Bey’in isyanıyla 1847’de kurulan ve 20 yıl ömrü olan bir Kürdistan eyaleti vardır.

Özetleyecek olursak Osmanlı devleti Eyalet sistemi içinde dağıldı, son 60 yılda ise Vilayet sistemine geçerek çöküşü durdurmaya çalıştı.

TÜRK-KÜRT FEDERASYONU

Erdoğan’ın kendine göre bir tarih anlatması ise şu hedefi gereğidir: Başkanlıkla idare edilecek eyalet sistemli bir Türk-Kürt federasyonu!

Kuşkusuz bu hedef, hem yeni değildir, hem de doğrudan Erdoğan’a ait değildir. ABD, projesini önce Özal’a şimdi de Erdoğan’a uygulatmaktadır.

Bu gerçek arşivlerdeki şu açıklamalara da yansımıştır:

1.  Erdoğan 1993 yılında, İkinci Cumhuriyet tartışmaları kapsamında kendisine sorulan, “Bu değişim süreci içerisinde eğer, ülke içinde yaşayan bazı gruplar, insanlar, milli yapı içerisinde kalmak istemezlerse ne olacak?” sorusuna şu yanıtı veriyordu: “Onun kararını halk verecek. Bu durumda belki eyaletler sistemi benzeri bir şey olabilir.” (Metin Sever, Can Dizdar, 2. Cumhuriyet Tartışmaları, Başak Yayınları, 1993)

2. Erdoğan, belediye başkanı olduktan ay sonra İstanbul’a Şehremini sistemini yani Osmanlı belediyecilik modelini öneriyordu. (Milliyet, 23 Mayıs 1994)

AKP’NİN EYALET YASALARI

3. Erdoğan başbakanlığının birinci yılı dolduğunda da eyalet sistemini savunuyordu. Katıldığı TV programında başkanlık sisteminden bahsedince, Fatih Altaylı “bunun uygulanabilmesi için eyalet sisteminin de olması gerekmiyor mu?” diye soruyordu. Başbakan Erdoğan bunun üzerine, “Eh tabii o zaman ona uygun bir yapılanma olmalı. Başkanlık sistemi, eyalet sistemi olmadan üstü kaval, altı şişhane olur” diyordu. (Kanal D, Teke Tek, 16 Şubat 2004)

4. Öte yandan Erdoğan hükümetlerinin çıkardığı Kamu Yönetimi Temel Kanunu, Kalkınma Ajansları yasası, Bütünşehir yasası gibi pek çok yasa da fiilen eyalet sistemine aşama aşama geçme yasalarıydı.

Nitekim 81 vilayeti olan Türkiye, aynı zamanda 25 eyalete (kalkınma ajansına) bölünmüş durumdadır.

AKP’nin 25 kalkınma ajansı ile BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ilan ettiği “biz 20-25 bölgeden oluşmuş özerk yönetim bölgeleri istiyoruz” hedefi aynıdır.

Kalkınma Bakanlığı’na bağlı bu ajansların başındaki Valiler, merkezden bağımsız olarak komşu ülke eyaletleriyle, özerk bölgeleriyle anlaşma yapabilmektedir. Örneğin başında Hakkâri Valisi Muammer Türker’in bulunduğu Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı DAKA, geçmişte Kuzey Irak’ta Mesut Barzani’yle “sınır kapısı” müzakere etmişti. (Sabah, 21 Ocak 2012)

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Mart 2013

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

HAÇLI ŞÖVALYESİ

Varsayalım İsrail gerçekten “özür” diledi… AKP’nin değerleri açısından karşılığı, pişman ettirircesine her an, her vesileyle “İsrail’e diz çöktürdük” edebiyatı yapmak mıdır?

Ortada Kudüs’ü Haçlı’nın elinden alan Selahattin Eyyubi ile yarışır nitelikte bir fetih mi vardır? Açılış töreninde bile “İsrail’e diz çöktürdük” demeye neden ihtiyaç duyulur?

Oysa hem İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, hem de ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel, özrün nedeninin Suriye olduğunu belirtiyorlar. “Diz çöktürdük” diskurları, yoksa bu utanılacak gerçeği örtmek için mi?

Kuşkusuz evet!

Ve bu nedenle Erdoğan ile Davutoğlu, Selahaddin Eyyubi’nin değil, fakat 1917’de Kudüs’e giren ve Eyyubi’nin mezarına vurarak “Kalk Selahaddin, biz yine geldik” diyen İngiliz Orduları Komutanı Org. Allenby’nin yanındadır.

Irak’a, Libya’ya saldırıda Haçlı askeri olan Erdoğan, Suriye’ye saldırıda rütbe almak, terfi etmek, şövalye olmak peşindedir!

ABD’NİN ‘MASTER’ PLANI

AKP’ye yakın Yeni Şafak’ta yayımlanan “Washington’un master planı” başlıklı haber bile, aslında Erdoğan’ın rolünü ve İsrail’in “özrünün” gerekçesini ortaya koyuyor.

Haber özetle şöyle: ABD’nin yeni planına göre, yakında Şam’a doğru, üstelik hem kuzeyden hem güneyden yürünecek!

İşte bu “güneyden yürüme” meselesidir “özrün” gerekçesi: İsrail ABD’nin zoruyla Türkiye’den özür diledi, çünkü Suriye’ye karşı Türkiye-İsrail ittifakı gerekiyor!

Peki, İsrail Suriye meselesine nasıl doğrudan müdahil olacak? Haberde o da var: “Golan’da Nusra alarmı!”

AKP’NİN NUSRA’SI

İlginçtir, Nusra Cephesi önce Suriye’nin kuzeyinde PYD’nin üzerine sürüldü. PKK’nin Suriye kolu olan PYD Türkiye’yi suçladı; Nusra’nın Ankara’nın teröristi olduğunu savundu. Ancak bu kısa süreli çatışma PYD-ÖSO anlaşmasıyla sonuçlandı!

El Kaide’nin kolu olan Nusra Cephesi bu operasyondan sonra Suriye’nin güneyinde, Golan Tepeleri’nde ortaya çıktı! Önce 21 BM askerini rehin aldı ve bıraktı, sonra İsrail’i taciz etti!

Şimdi İsrail, Nusra Cephesi’ni gerekçe göstererek Suriye’nin güneyine asker sevkiyatı yapıyor!

El Kaide nasıl geçmişte ABD’ye “saldırma meşruiyeti” yaratıyorsa, Nusra Cephesi de İsrail’e benzer hizmeti yapıyor!

ÖZEL SAVAŞ İLE KAOS YARATMAK

Nusra Cephesi İsrail’i Suriye’ye sokmanın yollarını yaparken, Atlantik Cephesi’nin teröristleri de en insanlık dışı saldırılara imza atıyor…

Suriye’ye “demokrasi” getirecek bu çapulcular artık okul, cami, üniversite bombalamaya kadar götürdü işi…

ABD’nin “özel savaş” birimleri için artık tek yol terör: Şam yönetimini yıkamıyorlarsa, halka terör uygulayarak kaos yaratmaya çalışıyorlar.

RUSYA’NIN DOĞU AKDENİZ PLANI

Önce Öcalan’ın Nevruz mesajı, ardından da İsrail’in “özrü” geldi. Açık ki ABD, Suriye’ye karşı bir AKP-PKK-İsrail cephesi oluşturuyor.

Üst üste gelen bu gelişmeler haliyle Atlantik cephesine moral oldu. Bunu Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun yüzüne yansıyan mutluluktan anlıyoruz.

Peki, bu tablo Suriye cephesine nasıl yansıdı? Rusya’nın, İran’ın bir geri adımı söz konusu mu?

Hayır. Tersine Rusya çok önemli hamleler yaptı: Moskova önce artık Doğu Akdeniz’de sürekli filo bulunduracağını ilan etti, ardından da Akdeniz’e en yakın yerde, Karadeniz’de son 20 yılın en büyük deniz tatbikatına başladı.

36 geminin yer aldığı tatbikatın mesajı net: Asya cephesi siyasi kararlılığını, askeri olarak da sürdürecek!

Mehmet Ali Güller
30 Mart 2013
Aydınlık Gazetesi

, , ,

Yorum bırakın

BAŞKANIN TÜM ADAMLARI

Öcalan’ın “çekilme” şartlarından biri de Akil Adamlar heyeti…

Ancak önerinin yeni olmadığını, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun da bu öneride mutabık kaldığını önemle vurgulamalıyım.

Öcalan bu önerisini Aralık 2007’de ortaya atmıştı: “Akil adamlar komisyonu kurulmalıdır. Bu akil adamların kimlerden oluşacağı çok önemli… Ben sadece biz seçelim, bizim seçtiğimiz insanlardan oluşsun demiyorum. Devletin de seçeceği kişilerden oluşan bir komisyon olur. Örneğin İlter Türkmen olabilir. Bu komisyona Aahtisari gibi, ki özellikle onu öneriyorum, insanlar bulunmalı. Bunlar gelip benimle de görüşürler.”

Ardından Kılıçdaroğlu, Öcalan’ın Akil Adamlarını, bir Y-CHP önerisi olarak gündeme getirdi. Hatta daha da ileri gitti ve PKK’yle MİT’in değil, Akil Adamların görüşmesi gerektiğini savundu. (Haber Türk TV, 7 Haziran 2011)

ÖCALAN’IN VE DEVLETİN AKİL ADAMI: AAHTİSARİ

Marti Aahtisari, Öcalan tarafından Akil Adam olarak önerildikten sonra AKP ve CHP tarafından Türkiye’ye davet edildi.

Aahtisari Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Ana Muhalefet lideri Kılıçdaroğlu’yla görüşerek sadece Öcalan’ın değil, devletin de Baş Akil Adamı kabulü gördü.

KANDİL’İN AKİL ADAMI: İLTER TÜRKMEN

Ardından Murat Karayılan, Cumhurbaşkanı Gül adına röportaja gelen Hasan Cemal’e Kandil’in Akil Adamı’nı açıkladı: İlter Türkmen!

MİT’i CIA’ya bağlayan General Behçet Türkmen’in oğlu İlter Türkmen, 12 Eylül rejiminin Dışişleri Bakanı yapılmıştı. Türkmen’in kimliği Türk heyetinin bir Moskova ziyaretinde de gündeme gelmişti

Yıl 1974. Yer Kremlin. Sovyetler Birliği Yüksek Prezidyum başkanı Potgorni, TBMM Başkanı Kemal Güven’e İlter Türkmen’i parmağı ile işaret ederek, “sizin bu büyükelçiniz Amerikan casusudur” diye bağırır. Heyette yer alan milletvekillerinden Necdet Evliyagil, yanında oturan Türkmen’e “Bu nasıl iş? Cevap ver” der.

Ancak Türkmen’in vereceği bir cevabı yoktur!

BDP’NİN AKİL ADAMI CHP’DE: TANRIKULU

Sonra BDP’nin Cengiz Çadar, Hasan Cemal, Sezgin Tanrıkulu gibi Akil Adam önerileri oldu.

“Gölge CIA” olan Stratfor’un TR705 kodlu istihbarat kaynağı Sezgin Tanrıkulu, bilahare Akil Adam kontenjanından CHP’ye girdi, milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı oldu.

AKP’NİN AKİL ADAMI: HİLMİ ÖZKÖK

AKP’nin en önemli Akil Adamı ise Hilmi Özkök’tü. Gerçi Özkök, Erdoğan’a bağlılığının sürekliliği nedeniyle pozisyonunu şöyle tanımlıyordu: “Akil değil makul adamım!”

Böylece Özkök, karşı devrimdeki rolü nedeniyle aslında AKP için “makul” olduğunu sergilemiş oluyordu!

İSRAİL’İN AKİL ADAMI: HİSARCIKLIOĞLU

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ismi önce İmralı sürecinin Akil Adamı olarak gündeme geldi.

Ancak İsrail’in özrü sırasında ortaya çıktı ki, 17 Mart’ta Kudüs Tahkim Merkezi’nin Eş Başkanı ilan edilen Hisarcıklıoğlu meğer Suriye’ye karşı İsrail-Türkiye cephesi kurulmasında da Tel Aviv’in Akil Adamı olarak görev almış!

AB’NİN AKİL ADAMI: BEJAN MATUR

Eski Zaman yazarı Bejan Matur ise Alman Der Spiegel’e yazdığı bir makalede PKK’ye akıl vererek, Akil Adam olduğunu göstermiş oldu.

Matur AKP’nin her an çark edebileceği uyarısı yaparak sürece, örneğin AB gibi bir garantör gücün yetkili olmasının şart olduğunu savunuyor.

ABD’NİN AKİLADAMI: EGE CANSEN

Hürriyet yazarı Ege Cansen ise “ihanet önerileri” listesinde üst sıralar için yarışacak şu öneriyi yaptı: “PKK değil, bölgedeki (Güneydoğu’daki) güvenlik güçleri geri çekilsin!” (Hürriyet, 27 Mart 2013)

Tüm okurlarını şaşırtan Cansen, bu dudak uçuklatan önerisiyle kendiliğinden Atlantik’in Akil Adamlığına terfi etti.

AKP’NİN AKİL ADAMI: YALÇIN AKDOĞAN

Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan ise bu karşı devrim sürecinin nasıl tamamlanacağını belirtiyor: “Tarihle, geçmişle hesaplaşmadan, sorgulamadan, yüzleşmeden kronik meseleler aşılamaz.” (Yeni Şafak, 27 Mart 2013)

Akdoğan’ın tarih dediği Atatürk’tür, Cumhuriyet’tir, Kurtuluş Savaşı’dır, Kemalist Devrim’dir; kökleri kazınmadan, milletin hücrelerinden sökülüp atılmadan nihayete erilmez!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Mart 2013

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

TÜRKSÜZ BARIŞ OLMAZ!

AKP ile PKK’nin ve Erdoğan ile Öcalan’ın “barış” süreci nasıl hayata geçecek diye merak edenlere haberi verelim: Batman’daki Atatürk heykelin altındaki “Ne mutlu Türküm diyene” yazısı kaldırılıp, yerine “yurtta sulh, cihanda sulh” yazılmış!

Herhalde şöyle düşünmemizi istiyorlar: ‘Türk’ çıkınca, ‘barış’ gelir!

KOMŞULARA PKK KURŞUNU

Ortada dönen “barış” palavrasına rağmen aslında Türk Mehmet ile Kürt Mehmet’in ABD ve İsrail adına cephelere sürülmek istendiğini anlatıyoruz kaç gündür. Üstelik bunu da Erdoğan ile Öcalan arasındaki mutabakata dayandırıyoruz.

Ne diyordu Öcalan örgütüne: “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var.”

Abartılı sayılar bir yana, Öcalan bu mesajıyla “yeni Ortadoğu” için PKK’nin “yeni görevini” ilan ediyordu.

Geri çekilme dedikleri işte budur!

PKK NAMLUYA NASIL SÜRÜLECEK?

Peki, “geri çekilme” nasıl olacak?

Hükümet sözcüsü Bülent Arınç’ın “geri çekilme düzenli olacak” sözlerini ciddiye almıyoruz. Hükümetin basındaki sözcüleri ise şöyle bir takvim açıklıyorlar: “1. Temmuz sonuna kadar sınır dışına çekilme. 2. Temmuz-Eylül arası yasal düzenlemelerin yapılacağı hazırlık süreci. 3. Eylül ortası 31 Aralık tarihleri arası ise silahların bırakılması ve dağdan iniş süreci.” (Yeni Şafak, 25 Mart 2013)

Ancak Hasan Cemal’e konuşan Murat Karayılan, -AKP’nin hamlelerini görebilmek için- şimdiden öteleme yaptı ve “geri çekilme sonbahara sarkabilir” dedi.

Geri çekilmeye ilişkin en somut açıklama ise AKP hükümeti yerine Barzani hükümetinden geldi. Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’nin sözcüsü Sefin Dizai, “her PKK’li kendi ülkesine çekilecek” dedi.

Yani İran vatandaşı olan PKK’li İran’a, Suriye vatandaşı olan PKK’li Suriye’ye ve Irak vatandaşı olan PKK’li Irak’a çekilecek!

Böylece Öcalan’ın, daha doğrusu Washington’un PKK’ye verdiği İran, Irak, Suriye görevleri başlamış olacak!

Yani “geri çekilme” değil, PKK’nin bölge ülkelerine sevk edilmesidir söz konusu olan.

PKK GÜNEYDOĞU’YA YERLEŞECEK!

Ayrıca şu soru da anlamlıdır: Her PKK’li, vatandaşı olduğu ülkeye gidecekse, Türkiye vatandaşı PKK’liler ne olacak?

PKK’nin 3’te 2’sinin Türkiye vatandaşı olduğu düşünülürse, sınır dışına çekilmekten ziyade Kuzey Irak’taki PKK varlığının aynı zamanda Türkiye’ye yerleşmesi mi gündeme gelmiş olacak?

Oslo süreci müzakerelerinde bu sorunun yanıtı vardı aslında. Öcalan avukatları aracılığıyla yaptığı kimi açıklamalarda da değinmişti: PKK, demokratik özerk bölgenin öz savunma gücü olacak!

GÜNEYDOĞU’YA DİNİ RESTORASYON

Başlarken “barış” süreci nasıl hayata geçecek diye sormuş ve Batman’daki “ne mutlu Türk’üm diyene” yazısının yerine “yurtta sulh, dünyada sulh” mesajının konulmasına dikkat çekmiştik.

Bitirirken de şunu soralım: Peki Öcalan’ın Nevruz konuşmasında yer alan İslamcılık, mezhep, tarikat, cemaat mesajları nasıl hayata geçecek?

Onun da yanıtı oluşmaya başladı: Diyarbakır Dicle Üniversitesi kampüsüne 4. Cami yapılmaya başlamış!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Mart 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN’A HAMAS GÖREVİ

Başbakan Erdoğan, İsrail’in “özründen” rant yaratmaya çalıştığı konuşmalarından birinde Washington ve Tel Aviv’e sesleniyor: “Hamas’ı masada kabul et!”

Sanırsınız Hamas’ın en önemli hedefi İsrail’le masaya oturmak da, Tel Aviv ayak sürüyor…

Buradan anlıyoruz ki, “özür” ile birlikte Erdoğan’a bir de Hamas görevi verilmiş!

ARAP BASINCINI GİDERMEK

Hamas görevi Suriye hedefinin bir parçasıdır. Şöyle ki, Suriye ve dolayısıyla İran hedefine kilitlenen İsrail’in, Filistin sorununun yarattığı ağırlıktan olabildiğince kurtulması gerekiyor. İsrail’in Türkiye-Katar-Suudi Arabistan ittifakına açıktan dâhil edilmesinin karşılığında ortaya çıkacak Arap basıncının giderilmesi gerekiyor.

Filistin sorununda kimi çözüm adımlarının konuşulması ve Hamas’ın masaya çekilmesi, hem bölgedeki kimi ülkeleri tarafsızlaştıracak hem de Atlantik cephesinin elini güçlendirecektir.

Nitekim Obama’nın İsrail ziyareti ile dünyaya verilen “ABD bağımsız bir Filistin devletini destekliyor” mesajı tam da bu amaçladır.

HAMAS’I İRAN’IN ETKİSİNDEN ÇIKARMAK

İşte burada Erdoğan’a büyük roller düşüyor. Obama Erdoğan’dan, Hamas’ı İsrail’i tanımaya zorlamasını istiyor.

Peki, Erdoğan bu görevi nasıl yerine getirecek?

Aslında bu, Erdoğan’ın yabancı olduğu bir görev değil. Örneğin İsrail’in Gazze’ye saldırdığı Kasım 2012’de de Hamas sert yanıt verince Erdoğan yine göreve çağrılmıştı. ABD AKP’den Hamas’a baskı yapmasını istemiş, hatta Obama bir açıklamasında “Hamas’ın durdurulması Erdoğan’ın sorumluluğunda” bile demişti!

O süreçte bir yandan İsrail ile Mısır, Hamas’ın silahsızlandırmasını konuşurken, bir yandan da İran devreye girerek Hamas’a manevra alanı yaratmıştı. O mücadele, Hamas ile El Fetih’in “yakınlaşmasıyla” sonuçlanmış, Türkiye ve Mısır bunu kendi hanesine yazmaya çalışırken, Hamas İran’a teşekkür etmişti!

ERDOĞAN’IN ‘KOLAYLAŞTIRICI’ ROLÜ

Atlantik cephesinin yol haritasına göre Hamas İran’ın etkisinden çıktıkça; birincisi 1967 sınırlarını kabul edecek, ikincisi İsrail’le masaya oturacak ve üçüncüsü de İsrail’i resmen tanıyacak!

İşte Erdoğan bu üç adımlık yol haritasını Meşal üzerinden Hamas’a kabul ettirecek isim olarak İsrail’in “özrünü” hak etti!

Zaten Erdoğan, Hamas konusunda uzun bir süredir İsrail’in elini güçlendiriyordu. Meşal’in Türkiye ziyaretine gösterilen sahne ve perde arkası tepkilerin farklılığı sırasında da iyice belirginleşmişti ki, İsrail için Erdoğan büyük kolaylaştırıcıydı.

Erdoğan, Atlantik cephesinin Suriye’ye açtığı savaş koşullarında da Sünni müttefikleriyle birlikte Hamas’ı Batı adına kontrol etmeyi sürdürdü:

1. Hamas’a Şam’daki ofisini kapatması için ağır baskı uygulandı. Erdoğan o süreçte de görevliydi ve Meşal üzerinden Hamas’ı Şam’ı terk etmeye zorladı. Sonunda Hamas ofisini Şam’dan Katar’a taşımak zorunda kaldı!

2. Katar Emiri Hamad Bin Halife el-Sani, Gazze’yi ziyaret eden ilk Arap lideri oldu. Kuşkusuz ziyaret ABD ve İsrail izinliydi… Ağır ekonomik sorunlar altındaki Gazze ve Hamas, Katar’ın dolarlarıyla “yumuşatılacaktı.” Karşılığında da Hamas’ın, ABD’nin terör örgütü listesinden çıkarılması müzakereye açılacaktı.

ERDOĞAN’IN YOLU

İsrail ile Suriye arasında arabuluculuğa soyunarak yola çıkan Erdoğan’ın dört yılın sonunda İsrail’le birlikte Suriye’ye sefere hazırlanma noktasına gelmesi, bakalım İslamcı çevrelerde bir soru işareti yaratacak mı? Yoksa Filistin davası da Amerikan ılımlı İslamcılığına kurban mı edilecek?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Mart 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

İSRAİL’İN HAYAT ÖPÜCÜĞÜ

İsrail’in 3 yıl sonra neden birden özür dileme kararı aldığını dün incelemiştik. ABD’nin Arap-Fars ortaklığına karşı Türk-Kürt-Yahudi ittifakı inşa etmeye çalıştığını belirtmiş; Öcalan ve Netanyahu’ya birer gün arayla yaptırılan açıklamayla İsrail ve PKK’nin de AKP’nin savaş mevziisine yerleştirildiğine dikkat çekmiştik. Washington’un, İran-Irak-Suriye hattına karşı kurduğu bu savaş cephesiyle “3 İsrail” planını gerçekleştirmeye çalışacağını vurgulamıştık.

Bu değerlendirmemizi dünkü yazıdan önce, daha “özür” konusunun ajanslara düştüğü anda sosyal medyada kimi “uzmanlarla” tartışmıştık. Uzmanlarımıza göre komplo yapıyorduk,  AKP karşıtlığımız nedeniyle başarıyı sulandırmaya çalışıyorduk, ayrıca Suriye ve İran için “özür” dilendiğini savunarak açıkça kafaları bulandırmaya çalışıyorduk!

İSRAİL: ÖZRÜN NEDENİ SURİYE

O tartışmalarımızın üzerinden 72 saat geçtikten sonra İsrail’den, durumu iyice netleştiren iki yeni açıklama geldi:

1. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Türkiye’den “Suriye” nedeniyle özür dilediklerini açıkladı! (CİHAN, 24 Mart 2013)

Nitekim bu açıklamanın ajanslara düşmesinden bir süre sonra İsrail’in Suriye yönüne doğru asker sevkiyatı yaptığı bilgisi de servis edildi.

2. Netanyahu’nun Ulusal Güvenlik Danışmanı Yaakov Amidror ise özrün bir diğer nedeninin İsrail’in NATO ile daha yakın çalışmak istemesi olduğunu açıkladı!

Yakında İsrail’in NATO üyeliğinin gündeme gelmesine kimse şaşırmasın!

KÜRT DEVLETİ İSRAİL’İN ÇIKARINA

Suriye konusu ise bildiğiniz gibi Kürt Koridoru nedeniyle önemli. İşte burada “özrün” gerekçesine ve zamanlamasına işaret eden bir raporu anımsamalıyız:

2012 Ağustos’unda “Jerusalem Center for Public Affairs” tarafından hazırlanan ve istihbarat subayı Jacques Neriah’ın kaleminden çıkan rapora göre, bölgede kurulacak bir Kürt devleti İsrail’in jeopolitik çıkarları için yararlı olacaktı!

Neriah bu uğurdaki mücadelenin Irak’tan sonra şimdi Suriye’de sürdüğünü belirtiyor ve 22 Arap ülkesinin bulunduğu Ortadoğu’da en az bir Kürt devleti kurulması gerektiğini savunuyordu.

DANIŞIKLI DÖVÜŞ!

Sonuç olarak AKP Hükümeti’nin İsrail’le krizi, kimin ihtiyacına göre başlatıldıysa, yine onun ihtiyacına göre bitirilmiş oldu!

Obama’nın model ortağına yani AKP hükümetine o dönemde verdiği görev İran’ı hem batı adına masada tutması hem de bölgede İran’dan rol çalmasıydı. İran’dan rol çalmak ise Sünni bir blok oluşturmaya bağlıydı ve Arap ülkelerinin bir bölümüne liderlik yapabilmeyi gerektiriyordu! Bunun ise birbirine geçmiş iki yolu vardı: Filistin davasına sarılmak ve İsrail karşıtı bir görüntü vermek!

Bu öylesine belliydi ki, daha sonra kimi ABD’li analistler bunu dile getirmekten kaçınmaz oldular. Örneğin Ian Lesser, Cumhuriyet’ten Nilgün Cerrahoğlu’na, aslında ortada bir danışıklı dövüş olduğunu ortaya koyan şu açıklamayı yapıyordu:  “İsrail’e, Ahmedinejad gibi yaşam hakkı tanımayan ölçüde bir Yahudi düşmanlığı/antisemitizm dayatmadığı sürece Erdoğan’a, Obama yönetimi tarafınca esnek bir hareket alanı tanınmıştı. Erdoğan’ın taban desteğini sürdürülebilmesi adına tanınan bu esnekliğe karşılık olarak, Türkiye başbakanı da, ABD’nin önemle öncelik verdiği dış politika alanlarında Washington’la tereddütsüz birlikte hareket edecekti.” (Cumhuriyet, 22 Kasım 2012)

Yani Erdoğan’ın İsrail karşıtlığı Obama’dan izinliydi!

Nitekim AKP sözcüsü Hüseyin Çelik de Milliyet’e verdiği bir röportajda İsrail’le krize değinirken, “Erdoğan’ın milletin gazını aldığını” söyleyivermişti! (Milliyet, 14 Haziran 2010)

Kuşkusuz bu üç yıl içindeki kimi uygulamalar da ortada bir danışıklı dövüşün olduğunu kanıtlıyordu: Kürecik radarı, radarı koruyacak NATO Patriot bataryaları, İsrail’e Ro-Ro seferleri, İsrail-Ceyhan boru hattı görüşmeleri, İsrail’in OECD üyeliğine destek, ticaretin katlanarak büyümesi, AKP Hükümetinin Aralık 2012’de İsrail’e NATO vetosunu kaldırması…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Mart 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

ABD’NİN ‘3 İSRAİL’ PLANI

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Obama’nın zoruyla Başbakan Erdoğan’ı arayıp “özür” dilemesinin hedefini en iyi Aslı Aydıntaşbaş’ın sevinç çığlıkları açıklıyordu. Haber duyulduğu anda Aydıntaşbaş’ın sosyal medyaya şu sevinç mesajı düştü: “Müthiş bomba! İsrail-Türkiye uzlaşının ilk somut sonucu: Esad bittin artık!”

Böyle anlarda gazeteci olduğunu da unutarak kılıç kuşanan Aydıntaşbaş’ı görenler, onun Suriye’ye sefere çıkacak orduya komutan olmak istediğini sanır!

İşin bir diğer ilginç yanı ise Türkiye-İsrail ittifakının İslamcı çevrelerde yarattığı mutluluk tablosuydu! Meğer kapının eşiğinde 3 yıldır, İsrail’in “dostluğunu” ve el uzatmasını bekliyorlarmış!

OBAMA’NIN KURDUĞU ÜÇGEN: BOP İTTİFAKI

21 Mart’ta Öcalan “genişletilmiş Misakı Milli” diyor, 22 Mart’ta da İsrail özür diliyordu. Buna aynı hafta içinde Ergenekon davasında savcının mütalaasını açıklamasını, Uludere Raporu’nun yayınlanmasını, KCK’ye bindirilmiş MİT soruşturmasının düşürülmesini ve SUKO’ya Başbakan seçilmesini de ekleyin. Bunun tesadüf olduğunu bir tek kendini “nesnel ve tarafsız gazeteci” diye pazarlayanlar savundu elbette…

Oysa her şey ortadaydı: ABD yeni bir Ortadoğu için Arap-Fars hattına karşı bir Türk-Kürt ittifakı inşa ediyor, bu ittifakın arkasına da Yahudi desteği ekliyordu! Daha da somutlarsak, ABD, İran-Irak-Suriye-Lübnan hattına karşı Türkiye-Kürdistan-İsrail hattı inşa ediyordu!

Yani yeni Ortadoğu için bir BOP ittifakı kuruluyor ve İsrail’in özrüyle de maskeleniyordu!

Yani ABD’nin “3 İsrail Planı” bu kez Erdoğan-Öcalan-Netahyahu üçlüsü üzerinden uygulamaya dökülüyordu: 1.İsrail, İsrail’in bizzat kendisi. 2. İsrail, Büyük Kürdistan. 3. İsrail, Küçültülmüş Türkiye!

1.İSRAİL: İSRAİL

Washington, İsrail’in ABD’yi yönettiği masalının tedavülde olmasından ziyadesiyle memnundur. Böylece bir emperyalist devlet olarak İslam dünyasından gelen tepki oklarını tek başına değil, Yahudilerle paylaşmış oluyor.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkiye dair en güncel tarif, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’dan geldi: “İsrail, ABD’nin sahip olduğu en ucuz ve en iyi savaş gemisidir. Batırılmasına asla izin vermeyiz.”

Bu bakış açısı salt yeni ABD yönetiminin değildir kuşkusuz. Örneğin ABD Savunma Bakanı Alexander Haig de yıllar önce benzer bir niteleme yapmıştı: “İsrail, ABD’nin sahip olduğu en güçlü ve büyük uçak gemisidir. Üstelik üzerinde bir tek Amerikan askeri yok.”

Nitekim İsrail’in kuruluş sürecindeki kimi analiz ve raporlarda da bu ülkenin ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarının bekçisi olacağı vurgulanmaktaydı.

2. İSRAİL: BÜYÜK KÜRDİSTAN

Öcalan’ın “genişletilmiş Misakı Milli” dediği, “demokratik modernite sistemi” ile yönetilen Ortadoğu Konfederasyonu’dur. Öcalan’ın kimi kitaplarında da yer alan bu kavram, dört parçadaki Kürtlerin birleştirilmesini hedeflemektedir.

AKP Hükümeti ise bu konfedere yapıyı, “Kürtlerle birleşerek genişlemek” şeklinde savunmaktadır. Kuzey Irak’ın Türkiye tarafından himaye edilmesi anlamına gelen bu ittifak modeli, Erbil’i Bağdat’tan koparma girişimi olarak son iki yıldır zaten uygulanıyor. Kerkük petrolleri ise bu himaye planının en önemli havucu…

Öcalan ya da Erdoğan nasıl ifade ederse etsin, projenin sahibi olduğu için ABD’nin tanımı esastır. O tanıma göre de Irak’ın kuzeyindeki yapının, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması ve Türkiye’nin güneydoğusu ile birleşerek Büyük Kürdistan’a dönüşmesidir ana hedef.

Diyarbakır başkentli bu yapı ABD’nin 2. İsrail’i olarak karakol görevi görecek ve İran operasyonlarında rol alacaktır.

3. İSRAİL: KÜÇÜK TÜRKİYE

Her ne kadar proje “Türkiye’nin Kürtlerle büyümesi” diye pazarlanıyorsa da, fiiliyatta ilk iki İsrail’in büyümesi, Türkiye’nin küçülmesi anlamına gelmektedir.

Türkiye önce Kürdistan’la bir sınır genişlemesi yaşayacak ama sonra kendi içinden bir parçanın da diğerlerine eklemlenmesi ve bu yapının bağımsızlığa gitmesiyle küçülecektir!

Hep sorulur: Madem proje ABD’nin, Washington neden en önemli müttefikini parçalasın ki? Yanıtı pratiktedir. Bu haliyle Türkiye, ABD için her zaman tam denetlenme konusunda risk taşımaktadır. 12 Mart’ta, 12 Eylül’de darbe yaptırdığı ordu, 15 yıl sonra ABD çıkarlarına aykırı davranabilmektedir. 28 Şubat sürecinde Pentagon belgelerinde yer alan “Türk ordusu hizadan çıktı” saptaması çok öğreticidir.

Yani ABD, içinden Kürdistan çıkartarak küçülteceği Türkiye’yi daha iyi kontrol edilebilir bulmaktadır. Küçük Türkiye ABD planlarına direnemeyecek ve örneğin geçmişte Irak’a sürülemeyen Türk Ordusu bu kez İran’a karşı sürülebilecektir.

BÖLGESEL GÜVENLİK PROBLEMİ

ABD’nin İran-Irak-Suriye-Lübnan hattına karşı inşa ettiği Türk-Kürt-Yahudi ittifakı kuşkusuz halklar düzleminde değil, yönetenler düzlemindedir. Yeni bir Ortadoğu adına halkları boğazlaşmaya götürecek bu süreç hâlâ durdurabilir.

Bu zincirin kırılabileceği halka ya da çözülecek düğüm Türkiye’dedir! Bölge için çok ciddi bir güvenlik problemi haline gelen AKP Hükümeti durdurularak akacak kanın önüne geçilebilir! Bu da AKP’nin karşısına bir devrimci merkez inşa ederek olur ancak!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Mart 2013

Yorum bırakın

ÖCALAN, YENİ OSMANLICI OLDU

Yeni Osmanlıcılık ABD’nin Türkiye’yi Büyük Ortadoğu Projesi’nde “model ortak” yapmasının adıdır. BOP’un Türk maskelisi de denilebilir…

İlişkiyi tarif eden en özlü açıklamayı da zaten 2004’te BOP’un Eşbaşkanı olarak Tayyip Erdoğan yapmıştır: “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı bir merkez yapacağız.”

İşte Öcalan’ın mesajının okunduğu Diyarbakır’daki Nevruz manzarası, “merkez yapma” hamlesidir. Nitekim Öcalan’ın mesajından sonra Erdoğan’ın “söylediklerimizi tekrarladı” demesi, bir özel ilişkiye işaret etmektedir.

Yalnız geçmeden belirtelim: Kimin kimi tekrarladığından ziyade, ikisinin de Graham Fuller’i ve Henry Barkey’i tekrarlamış olmasıdır asıl mesele…

KİME KARŞI İTTİFAK?

Kuşkusuz Öcalan, ABD’ye yaslandığı 1991’den beri nesnel olarak BOP’çuydu, Yeni Osmanlıcı’ydı. Diyarbakır Nevruz’un da ise bunu tüm Kürtlere ilan etmiş oldu!

Hatta diyebiliriz ki Öcalan, bir hafta önce Diyarbakır’da “Büyük Restorasyon: Kadimden küreselleşmeye yeni siyaset anlayışımız” başlıklı bir konuşma yapan Ahmet Davutoğlu’nu tamamlamıştır sadece…

Davutoğlu orada “zihnimizde, fikrimizde ve fiilimizde harekete geçirip, sınırları kaldıracağız” diyerek “genişletilmiş Misakı Milli” tarifi yapıyordu; Öcalan ise adını koydu!

Her iki konuşmanın özeti şudur: ABD adına, Fars ve Arap’a karşı Türk-Kürt ittifakı kurmak! (Kuşkusuz böylesi bir ittifakın Türk’e de, Kürt’e de hayrı olmaz.”

Kim bilir, belki de bu açıklama “kime karşı Türk-Kürt ittifakı” sorusu karşısında yutkunan AKP’lileri ve BDP’lileri rahatlatır. Artık gönül rahatlığıyla ABD taşeronu olduklarını savunabilirler.

TÜRK VE KÜRT, ATATÜRK’TE BİRLEŞİR

Burada asıl düşünmesi gerekenler Öcalan’ın mesajına “Misakı Milli dedi”, “Çanakkale dedi”, “1924 anayasası dedi” diyerek sevinenlerdir. Zira bu vurgulara sevinenlerin Öcalan’ın ve tabi Erdoğan’ın mesajlarını teste sokacağı formül şudur: Türk ve Kürt, Atatürk’te ve Türk bayrağında birleşir!

Bu formülün en somut sonucu Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması ve birlikte bir yurt kurulması, yurttaş olunmasıdır!

Bir Kürt, yaşanılan acılara ve yapılan haksızlıklara bakarak, Cumhuriyet’in özgür bireyi olmak yerine feodal beylerin marabası olmayı tercih edemez! Buna çocukları, torunları adına hakkı yoktur!

O nedenle tüm Kürtler Öcalan’ın mesajındaki “ılımlı İslam ortak paydalı yeni Osmanlıcılık anlayışını” sorgulamalıdır: Zira Öcalan mesajında Kürtlere, Cumhuriyet yurttaşı olmak yerine “demokratik modernite sisteminde yer tutacak olan mezhep, cemaat ve tarikat mensubu” olarak bakmaktadır!

Oysa mezhep ve tarikatlarla demokrasi olamayacağı Erdoğan’ın “ileri demokrasi” uygulamasıyla da ortadadır. Hatalarına rağmen Cumhuriyetin yurttaşı olmak, Osmanlı’nın Hamidiye Alayı olmaktan ya da Erdoğan’ın Irak, İran ve Suriye’ye süreceği “kurşun” olmaktan iyidir!

YENİ TÜRKİYE MANZARASI

Atatürksüz ve Türk Bayraksız Misakı Milli, Çanakkale, 1924 anayasası demek gerçekçi değildir. O nedenle de Erdoğan ve Öcalan Atatürk ve Türk bayrağında değil fakat “genişletilmiş Misakı Milli’de” birleşmektedir. Çünkü genişletilmiş Misakı Milli, ABD’nin Türk-Kürt federasyonudur; Büyük Kürdistan ve küçük Türkiye’dir!

Erdoğan ve Öcalan’ın Atatürk’te ve Türk Bayrağı’nda değil, BOP’ta, Yeni Osmanlıcılık’ta, Türksüz anayasada birleştiğinin en somut göstergesi yeni Türkiye manzarasıdır: Yeni Türkiye’de 29 Ekimlerin, 19 Mayısların Türk bayraklarıyla kutlanması yasak fakat Öcalan’ın mesajının okunduğu, PKK bayraklarının taşındığı Nevruzlar serbesttir!

SON ÇARE: İŞÇİ PARTİSİ

Gün bu tabloya teslim olma günü değildir!

Dün Aydınlık’ın manşetinde yer alan iki fotoğraf, aslında yukarıdaki tabloyu değiştirmeye nereden başlayacağımızın fotoğraflarıdır: İlk fotoğrafta Öcalan posterli, PKK bayraklı ve “Başkanım, barışa da savaşa da hazırız” pankartlı Diyarbakır Nevruz’u vardı. İkinci fotoğrafta ise polisin Ankara’da kuşattığı, saldırdığı Türk Bayraklı İşçi Partililer vardı.

Bu iki fotoğraf, Erdoğan ve Öcalan’ın böldüğü Türkiye manzarasıdır; Büyük Kürdistan, küçük Türkiye manzarasıdır.

Kuşkusuz ilk fotoğraftaki “gücün” kaynağı ABD’dir. Ancak Diyarbakır’da toplanan yüzbinlerin varlığının o güce güç kattığını kabul etmeliyiz. İkinci fotoğrafta Türk Bayrağı’nın kuşatılabilmiş olması ise onu taşıyanların o fotoğrafta ancak yüzler mertebesinde sayılabilmesindedir.

Erdoğan’ın “Diyarbakır’da neden Türk Bayrağı taşınmadı” demesi gaz alma amaçlıdır ve yanıtı basittir: Türk Bayrağı Ankara’da taşınabilirse, Diyarbakır’da da taşınır!

Matematik basit: Türk Bayrağı’nı yüzbinlerin taşıdığı bir İşçi Partisi, ülkeyi yeniden birleştirir! İşçi Partisi Türkiye’nin artık son çaresidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Mart 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

PSİKOLOJİK HAREKÂT

Birkaç gündür ekranlar, gazete sayfaları şu haberle dolu: “Genelkurmay’dan Ergenekon mahkemesine gönderilen bilgilerde psikolojik harekâtın nasıl yapıldığı belirtiliyor.”

Nazlı Ilıcak gibi psikolojik harekât uzmanları da bu haberden hareketle Ergenekon sanıkları ile darbe arasında bir bağ kurmaya çalışıyorlar…

Gelin önce psikolojik harekâttan rahatsız olanları bir samimiyet testine sokalım ve soralım: Bu “psikolojik harekât” denilen yöntemi Türk Ordusu’na NATO soktu. Gladyolardan, kontrgerillalardan ve uyguladıkları psikolojik harekâtlardan kurtulmak için NATO’dan çıkmaya var mısınız?

Bu soruya “hayır” diyenler, kuşkusuz “psikolojik harekât” kavramını eleştirmek üzerinden psikolojik harekât yapıyordur!

Zaten Ilıcak’ın Tercüman’ı da, 1980 öncesinde bu psikolojik harekât örneklerinin sergilendiği en önemli gazeteydi. Ilıcak’ın 12 Eylül darbesinden sonra “Evren güzellemeleri” yapması da kuşkusuz bir psikolojik harekâttı.

Gazetecilik fakültelerine önerimdir: Demokrasiye katkı ve darbecilikle mücadele için, Ilıcak’ın Tercüman’ı mutlaka bitirme tezi olarak incelenmelidir!

KONTRGERİLLA’YI AYDINLIKÇILAR ORTAYA ÇIKARDI

NATO’ya girilmesinden sonra TSK’de Seferberlik Tetkik Kurulları, Özel Harp Daireleri kurulduğunu, gayrinizami harp ve psikolojik harekât yöntemlerinin uygulandığını, Türkiye, Doğu Perinçek’in başında olduğu Aydınlık gazetesinden öğrendi!

Bugün Nazlı Ilıcak gibilerin maskesini indirmek adına Aydınlıkçı mütevazılığını bırakacak ve Ergenekon sanıkları olan Aydınlıkçıların bu konudaki yayınlarını özetleyeceğim:

Doğu Perinçek’in kitapları: Türk Ordusu’nda Strateji Sorunu, Türk Ordusu Kuşatmayı Nasıl Yaracak, Tayyip Erdoğan’ın Yüce Divan Dosyası, Mafyokrasi, Galdyo ve Ergenekon, Karen Fogg’un E-Postalları, Ergenekon Savunması, 28 Şubat ve Ordu, Çiller Özel Örgütü…

Perinçek kitaplarında hem kontrgerillayı teorisi ve eylemleriyle ortaya koymuş, hem de Türkiye için ABD ve NATO’ya karşı koyma stratejisi geliştirmiştir.

Ferit İlsever’in üç ciltlik “Kontrgerilla” kitabı,  hem Aydınlık arşivinin bir özetidir hem de bu konuda yazılmış en kapsamlı eserdir. İlsever’in kontrgerillayla mücadelesi, 12 Mart’ın kimi işkencecilerini kulağından tutup kamuoyunun önüne çıkartacak kadar kapsamlıdır.

Nusret Senem’in 7 ciltlik Fethullah Gülen kitapları ve avukatı da olduğu “Eşref Bitlis Dosyası” kontrgerilla konusuna mercek tutmaktadır. Ayrıca bugün kimi çevrelerin sermayesini yedikleri Kasaplar Deresi meselesini ortaya çıkaran, oraya gidip bir basın toplantısı yaparak gündeme getiren kişi de avukat Nusret Senem’dir.

Hikmet Çiçek’in “Hangi Hizbullah” kitabı bir kontrgerilla faaliyetine ışık tutmaktadır. Ayrıca anımsatalım: Aydınlıkçıların çıkardığı 2000’e Doğru dergisi 16 Şubat 1992’de “Hizbullah Diyarbakır Çevik Kuvvet Merkezi’nde Eğitiliyor” kapağıyla çıktı. Diyarbakır Temsilcimiz Halit Güngen, iki gün sonra kontrgerilla tarafından öldürüldü!

Adnan Akfırat’ın hazırladığı “Eşref Bitlis Suikastı”, “Çiller’in ABD vatandaşlığı” ve “Özel Savaş” kitapları yine kontrgerillanın kimi eylemlerini ortaya koyması nedeniyle başvuru kaynağıdır.

Deniz Yıldırım’ın hazırladığı “Tayyip’in Voleleri” kitabı, cemaat ekonomisini inceleyerek konuya ışık tutarken, Ufuk Akkaya da “Tele Tayyip” isimli kitabıyla dinleme konusunu bütün yönleriyle masaya yatırmıştır.

Ergenekon sanıklarından Serhan Bolluk’un yönettiği Aydınlık ise Susurluk çeteleri denilen kontrgerilla hücrelerini deşifre ederek tarihe geçmiştir.

AYDINLIKÇI, GLADYO TERTİBİNE SİPER OLANDIR

Ergenekon sanığı olamamış Aydınlıkçıların kitaplarına hiç değinmiyoruz bile…

Ama bitirirken, kitapları dışında bizzat eylemleriyle kontrgerillanın üzerine yürüyen Aydınlıkçılardan da söz etmeliyim: Örneğin Turhan Özlü…

ABD, Türk Ordusu’nun Çelik Harekâtı’nı önlemek için kontrgerilla aracılığıyla Gazi Mahallesi’nde bir provokasyona imza atmıştı. İşte Aydınlıkçı Turhan Özlü, İşçi Partili arkadaşlarıyla gladyo tertibine karşı siper olmuş ve halkın daha fazla can kaybı vermesinin önüne geçmişti. İşçi Partisi İstanbul İl Başkanı olarak Turhan Özlü, bir devrimcinin gladyoya karşı pratikte nasıl mücadele edebileceğinin en güzel örneğini sergilemişti.

ÖCALAN NASIL DEMOKRAT OLDU?

Kontrgerilla vardır ve dışarıdadır. Üstelik Ergenekon tertibinin arkasındadır. Silivri’de tutsak olanlar ise kontrgerillaya karşı mücadele edenlerdir.

Kontrgerilla, artık düşmanlarıyla ancak onları “kontrgerilla” diye etiketleyerek mücadele edebilmektedir. İşte psikolojik harekât böyle uygulanmaktadır.

Çünkü Psikolojik harekât Öcalan’ı demokrat, Bağbuğ’u terörist yapma eylemidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Mart 2013

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

DARBECİ BAŞBUĞ, DEMOKRAT ÖCALAN

Ünlü barışsever Abdullah Öcalan’ın “Türkiye’yi demokratikleştirmek” hedefini ilan ettiği saatlerde, savcılar Ergenekon davasında yargılanan Türk ordusu mensuplarına “demokrasi” adına müebbet istiyordu!

Amerikan demokrasisinde buluşan Erdoğan ile Öcalan, böylece demokratlığın gereği olarak Türk Ordusu’nun Kemalist subaylarını tasfiye görevinde bir mevzi daha kazanıyordu. Zaten AKP hükümetinin ileri demokrasi formülü açıktı: “Teröristle müzakere, generallerle mücadele!”

Kuşkusuz BDP’li vekiller de ileri demokrasi için uğraşıyordu. Örneğin kimi vekiller, Öcalan ile Karayılan arasında gönüllü postacılık yapıyordu. Hatta İlker Başbuğ’a ağırlaştırılmış müebbet istendiği Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünde, postacı vekiller İmralı’dan Öcalan’ın “Türkiye toplumuna” selamını getiriyordu.

Anlayacağınız önce “hepimiz Ermeni” olmuştuk, şimdi de “Türkiye toplumu”, zira Türk milleti olmak yasaktı ileri demokraside…

EŞSAVCI ERDOĞAN

Türk’ün yasaklandığı ileri demokrasi süper mega bir rejimdi.

Örneğin ileri demokrasilerde başbakanlar aynı zamanda savcıydı. Başbakan Erdoğan da o nedenle Ergenekon davasının savcısı olduğunu ilan etmişti.

Ergenekon davasında savcının okuduğu mütalaayı da zaten eşsavcı Erdoğan yazmıştı. Şuradan biliyoruz: Genelkurmay Başkanı Em. Org. İlker Başbuğ “terör örgütü kurmak ve yönetmekle” suçlanarak tutuklanmıştı. Ancak eşsavcı Erdoğan’a göre “ordu iyiydi ama yönetenler kötüydü”; dolayısıyla ordunun başı için terörist demek orduyu rencide ediyordu.

Gerekli düzeltmeler yapıldı: Savcının son mütalaasında Başbuğ artık “terör örgütü kurucusu ve yöneticisi” değildi.

Peki, hangi suça karşılık ağırlaştırılmış müebbet isteniyordu? Öcalan örgütüne kenar süslü barış mektupları yazarken, Başbuğ internet siteleri aracılığıyla hükümeti yıkmaya çalışmıştı.

BAŞDENETÇİ ERDOĞAN

İleri demokrasi kuşkusuz medyada da yaşanıyor. Öyle ki, eşsavcı Erdoğan yoğun işlerine rağmen, demokrasinin gereği olarak medyaya da başdenetçilik yapıyor. Yazılacakları da yazacakları da o belirliyor. Böylece ileri demokraside patronlar bir büyük yükten kurtuluyor; Erdoğan aynı zamanda medyanın personel müdürü oluyor.

İleri demokrasinin işlediği medyada her gün PKK’nin sınır dışına çıkacağı, silah bırakacağı yazılıyor. Hatta “PKK’nin boşaltacağı yerleri ya korucular doldurursa” diye demokrasi adına kaygı da duyuluyor.

Bu demokrasi tablosuna rağmen darbeci medya hâlâ kafa karıştıran şu soruları ortaya atıyor: “PKK zaten sınır dışında değil mi? Sınırın dışından gelip karakol basmıyor mu? Ayrıca süreç barış süreciyse, PKK’lilerin tersine Kandil’i bırakıp ülkeye dönmesi gerekmiyor mu mantıken?”

Darbeci medya Öcalan’ın İmralı zabıtlarındaki şu notunu da demokrasiye aykırı olarak halkın gözüne sokuyor: “Silah bırakma yok; çünkü İran, Irak ve Suriye’de işimiz var.”

EŞSULTAN ERDOĞAN

AKP Hükümeti, Atlantik’ten ithal ettiği “ileri demokrasiyi” komşularına da uygulamak istiyor. Eşsultan Erdoğan, yanına Suudi Arabistan Kralı ile Katar Emiri’ni de alarak Suriye’ye demokrasi götürmeye soyunuyor.

Demokrasiden nasibini almamış nankör Esad ise takdire şayan bu girişime dudak büküyor, sırt dönüyor. Ancak Erdoğan kararlı, zira “komşuluk bunu gerektirir” diyor… Ve işe ileri demokrasinin en önemli unsuru olan muhalefeti bizzat oluşturarak başlıyor.

AKP’nin diplomasi kökenli vekili Volkan Bozkır bu ileri demokrasi hareketinin zorluklara rağmen yoktan var edildiğini ortaya koyuyor: “Türkiye, Suriye’de olmayan bir muhalefetin oluşması için önayak oldu.”

AKP’nin bölgeye kazandırdığı bu muhalefet aynı zamanda kötülük yapan insanların da arınma yeri oluyor. Örneğin kendisini öpmedi diye turisti öldüren de suçtan arınmak için Suriye’ye savaşmaya gidiyor, muhalefete katılarak özgürleşiyor!

Kuşkusuz Ortadoğu, bu muhalefeti Antalyalarda, İstanbullarda oluşturan, onlara para veren Ahmet Davutoğlu’na çok şey borçlu. Öyle ki, stratejik derinliği olan Davutoğlu, 73 delegesi olan bu muhalefetle de yetinmiyor, demokrasinin gereği olarak bir de Suriye’ye başbakan seçiyor:

İstanbul’da bir otelde toplanan Suriye muhalefetinin çatı örgütü SUKO’nun 73 delegesi tek adaylı bir seçime giriyor. Her ne kadar 25 delege oy kullanmadıysa da, oy kullanan 48 delegeden 35’inin oyuyla ABD’de yaşayan Hasan Hitto Suriye’ye ileri demokrat başbakan seçiliyor!

Siz bakmayın kimi darbeci kafaların, “35 oy 73 delegenin salt çoğunluğu bile değil” demesine…  Birin, ikinin ne önemi var. Kaldı ki, bir iki oy nedeniyle 1 Mart tezkeresini de reddetmiş, ABD’ye rezil olmuştuk. Önemli olan ABD’de yaşayan, ileri demokrat birinin seçilmiş olmasıdır!

Hem Yugoslavya ve Irak’a demokrasi havadan gelmişti; Türkiye’ye ve Suriye’ye ise karadan giriyor… Neticede her canlı bir gün ileri demokrasiyi tadacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Mart 2013

, , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın