Posts Tagged Bülent Arınç
ÖCALAN AÇILIMI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/12/2012
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın açıklamaları ile Başbakan Erdoğan’ın yapacağı ABD ziyareti, hükümetin “terörle mücadele, siyasetle müzakere” formülünü berraklaştırdı: AKP, BDP’yle mücadele(!) edip, PKK’yle müzakere ediyor.
AKP, ÖCALAN’I KURTARACAK
Müzakere edilen ise Öcalan’ın protokolleridir.
Öcalan’ın açlık grevlerini bitirmesinin ardından Aysel Tuğluk’un “masada” olduğunu ilan ettiği ve içeriğini Selahattin Demirtaş’ın açıkladığı “ikişer sayfalık üç protokol” şu üç konuyu kapsıyor: “Biri ateşkes, diğeri PKK’nin silahsızlandırılması, üçüncüsü de yeni demokratik anayasa sürecinin genel ilkeleri.”
Ancak protokollerin bir de müzakereye açık olmayan ve PKK’nin kırmızıçizgi ilan ettiği maddeleri var: 1. Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması. 2. Anadilde eğitim. 3. Kürtlerin özyönetimi. 4. Öcalan’ın tutukluluk şartları.
Hem Öcalan’a açlık grevlerini bitirme olanağı yaratıldığında AKP ve PKK çevrelerinden yükselen “çözümün tek adresi Öcalan’dır” ortak sesi, hem de Adalet Bakanlığı’nın “Öcalan’ın tutukluluk şartlarını düzeltmek için özel bir çalışma” başlatması, dördüncü kırmızıçizginin kabul edildiğini gösteriyor.
ÖCALAN’A MEŞRUİYET, PKK’YE HAKLILIK
Tam bu noktada Bülent Arınç’ın ortaya çıkarak hem Öcalan’a “meşruiyet” araması hem de PKK’ye “haklılık kazandırmaya” çalışması anlamlıdır. Anımsayalım:
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bir TV programında “Durmuş, Yakup ve Abdullah isimli üç arkadaşın birlikte namaz kılmasından, oruç tutmasından” bahsetti. Durmuş eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Abdullah da Öcalan’dı…
Ardından Durmuş Yılmaz konuştu ve “Öcalan Nurcu olacaktı” dedi.
Bülent Arınç’ın konuşması sırasında Öcalan’dan “11-12 seneden beri tecrit halinde yaşayan bir insan” diye bahsetmesi önemliydi. Zira bu sözle devlet BDP’nin “Öcalan tecrit altında” iddiasını kabul etmiş oluyordu.
Arınç’ın bir başka çarpıcı ifadesi ise BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak’ı kastederek “Diyarbakır Cezaevi’nde o kadar ahlaksızca işkenceye maruz kalmış ki, o kadar kendisini zorlamışlar ki, ben de aklıma gelse dağa çıkardım” demesiydi…
Kuşkusuz Arınç Diyarbakır Cezaevi’ndeki işkencelere karşı çıkıyor görüntüsüyle, dağa çıkmaya ve aslında PKK’nin varlığına haklılık kazandırmaya çalışıyordu…
AKP, YENİ AÇILIMI OBAMA’YA SUNACAK
Başbakan Erdoğan’ın Şubat ayında ABD’ye “terör” ziyareti yapacağı bilgisinin basına servis edilmesi, Arınç’ın sözlerinin hedefine ışık tutuyordu.
Habere göre Erdoğan, “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” kapsamında terörü bitirme çalışmalarına ABD yönetiminden destek istemek için Obama’yla görüşecek. Yine habere göre bu ziyaretin öncesinde Ankara’da Erdoğan başkanlığında yeni bir plan hazırlanıyor. Ancak vurgulandığına göre askeri, siyasi ve ekonomik olarak üç bölüme ayrılan çözüm planında bu kez siyasi ayak ağır basacak!
O siyasi ayak ‘Öcalan Açılımı’dır!
PKK İÇİN ABD VE ÖCALAN’DAN DESTEK İSTEMEK!?
Öcalan Açılımı’nın ABD açısından önemi “Kürt Koridoru”na yapacağı katkıdır.
Öcalan’ın açlık grevlerini bitirme talimatı verdiği el yazılı mesajında Suriye Kürtlerine de seslenmesi ve “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez” diyerek PYD’yi yeni bir hedefe yöneltmesi ile “demokratik özerkliğe” vurgu yapması bu nedenle önemliydi.
PYD’nin SUKO’ya katılma kararında bu mesajın etkisi olduğu açıktır.
ABD’nin ve hatta PKK’nin böylesine ince manevralar ve sonuç alıcı hamleler yapabildiği bir durumda Türkiye’nin içine düştüğü durum ibretliktir. Çünkü PKK’yi bitirmek(!) için PKK önderi Öcalan’la müzakere yapmayı ve PKK kartını elinde tutan ABD’den destek istemeyi devlet aklıyla açıklayabilmek mümkün değildir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Aralık 2012
CLINTON SUK’LA NEDEN GÖRÜŞMEDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/08/2012
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un programında Suriyeli muhaliflerle görüşmek de vardı. Ancak Clinton Suriyeli muhaliflerin çatı örgütü olan Suriye Ulusal Konseyi SUK’la değil, “bağımsız aktivistlerle” görüştü. Peki, bu ne anlama geliyor?
TAMPON BÖLGE GÜNDEMDE DEĞİL
Sorumuza yanıtı iki konudaki gelişmeyi inceleyerek arayalım:
Clinton-Davutoğlu görüşmesinden önce, ABD ve Türkiye’nin “tampon bölge” ya da “uçuşa yasak bölge” konusunu karara bağlayacağı ileri sürüldü. Hatta ikilinin basın toplantısındaki sözlerinden bu anlamı çıkarabilenler bile vardı. Ama gerçekte bu konuda bir adım atılmamıştı.
Örneğin ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone bu görüşmelerden üç gün sonra Türk gazetecilere özellikle vurguluyordu: “Tampon bölge zor!” Üstelik Ricciardone, ülkesinin askeri çözümden yana olmadığını yineliyordu.
ABD Savunma Bakanı Leon Panetta da, “uçuşa yasak bölge” konusunun gündemlerinde olmadığını belirtiyordu.
Kaldı ki, AKP Hükümeti de Clinton-Davutoğlu görüşmesinden iki gün sonra gerçeği açıklıyordu. 4 saatlik Bakanlar Kurulu toplantısının ardından basının karşısına çıkan Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Tampon bölgenin söz konusu olmadığını” belirtiyordu.
SUK KİMİN ÖRGÜTÜ?
Hillary Clinton’un SUK’la görüşmemesinin anlamını, bu kez SUK’un yapısını inceleyerek araştıralım:
SUK’un merkezi İstanbul’dadır ve kurucusu da AKP Hükümeti’dir.
SUK, ilk olarak Antalya’da ve İstanbul’da yapılan iki toplantıda inşa edildi. O zamanki adı Kurtuluş Kongresi’ydi. SUK’un bu ilk hali, yüzde 80’i Müslüman Kardeşler olan bir örgüttü.
AKP’nin oluşturduğu bu yapı, ardından bazı müdahalelerle farklı çevrelere açılmaya çalışıldı. Ancak 20 Ağustos 2011’deki toplantıda, bu kez Müslüman Kardeşler yoktu! Hatta en büyük muhalif grup olan “Şam Deklerasyonu” ile Solcular da yoktu!
Süren pazarlıklar, yapılan görüşmeler, Esad’ı devirmeyi amaçlayan Batı ülkeleriyle süren müzakerelerin ardından 2 Ekim 2011’de Suriye Ulusal Konseyi SUK ilan edildi.
SUK, İKTİDAR ODAĞI OLAMADI
Ancak bu tarihten sonra da SUK içinde sıkıntılar oluştu. Son olarak SUK’a Kürtleri de dâhil etmek için Kürt Başkan bile seçtiler.
Şu anda SUK’un 314 üyesi var. 20 kişilik kontenjanı bulunan Kürtler, Seküler gruplar ve Müslüman Kardeşler, SUK’un en büyük kesimini oluşturuyorlar.
Ancak başa kimin geçeceği ve hangi ülkenin etkin olacağı gibi çıkar çatışmaları nedeniyle bir türlü “birlik” oluşturulamıyor. Bu durum, ABD Kongresi’nde “silahların farklı ellere gidebileceği” tartışmalarına bile dönüşmüş durumda.
Suriye cephesi direndikçe ve Rusya-Çin ikilisi ABD’ye karşı inisiyatif geliştirdikçe, bu birlik çalışması daha da zorlaşıyor!
TARAFLAR BİRBİRİNİ SUÇLUYOR
Aslında SUK sözcüsü Muhammed Sarmini’nin sözleri Clinton’un neden kendileriyle görüşmediğini açıklıyor: “SUK’u bir kenara atıyorlar. Bence bu, Konsey’e, artık Amerikalılar tarafından desteklenmediklerini söylemektir.”
ABD ise durumu daha diplomatik şekilde ifade ediyor. Örneğin Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nden Andrew Tabler, “SUK, öngörülen işlevi edinemedi” diyor.
Esad’ı devirmeyi başaramayan Atlantik ülkeleri topu birlik oluşturamayan muhaliflere, muhalifler ise topu, kendilerini yeterince desteklemeyen ve silah vermeyen Atlantik ülkelerine atıyor!
Özgür Suriye Ordusu’nun son açıklaması bu bakımdan anlamlı: “Libya’dan bize gönderilen, parasını Katar’ın verdiği silahlar hâlâ Türkiye’de ve elimize ulaşmadı!”
Bu arada Müslüman Kardeşler’in SUK’tan tamamen ayrıldığı iddia ediliyor. Bu iddia, El Kaide tipi bombalı saldırıların artması ve kontrgerilla faaliyetlerinin öne çıkmasıyla birleşince anlam kazanıyor. Bunu da bir başka yazıda inceleyeceğiz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Ağustos 2012
CUMHURİYET NE DEĞİLDİR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/10/2011
Dün pek çok gazetenin pek çok köşesinde, Cumhuriyet’in ne olduğu yazıldı. Biz de bugün Cumhuriyet’in ne olmadığını yazalım dedik…
Cumhuriyet, başbakanların pilotlara talimat veremediği rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan Güney Afrika gezisi sırasında, sırf Obama’nın eşinin uçağı da inebildi diye, pilota emir verip, uçağını pisti kısa havaalanına indirtti. Ancak Erdoğan’ın uçağı 74 metre, Michelle Obama’nın uçağı ise 47 metreydi!
Cumhuriyet, başbakanların “asıp, kesemeyeceği” rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan 23 Nisan kutlaması nedeniyle koltuğuna oturttuğu çocuğa, “artık başbakan sensin, ister asar, ister kesersin” demişti.
Cumhuriyet, başbakanların köylüyü azarlamadığı rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan, geçim sıkıntısı çektiğini söyleyen bir yurttaşa sinirlenip, “ananı da al git” demişti.
Cumhuriyet, başbakanların seçim meydanlarında başka, arkada başka davranmadığı rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan, seçim meydanlarında “ben olsam Apo’yu asardım” derken, meğer özel temsilcisini Öcalan’la pazarlık yapmaya gönderiyormuş.
Cumhuriyet, bir parti genel başkanının, genelkurmay başkanı ile “mahrem” görüşebilmek için üçüncü bir ülkeden ricacı olmadığı rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan, henüz AKP Genel Başkanı iken, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’le “mahrem” görüşebilmek için ABD Savunma Bakanı Paul Wolfowitz’e mektup yazarak ricacı olmuştu.
Cumhuriyet, başbakanla genelkurmay başkanlarının, kayıt dışı görüşme yapamadıkları rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt Dolmabahçe’de baş başa görüşmüş, mutabakata varmış ancak görüşmenin kaydı tutulmamıştır. Cumhuriyet rejimlerinde bu düzeyde her görüşmenin ayrıntıları kamuoyuna açıklanmaz ama bu düzeyde her görüşmenin, devletin gizli arşivlerine koyulması gereken bir kaydı olur!
Cumhuriyet, en zor gününde yanında olan bir ülkenin yıllar sonra bombalanmasına karargah olunmayan rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan “NATO’nun ne işi var Libya’da” dedikten kısa bir süre sonra “NATO, Libya’nın Libya’lılara ait olduğunu tescil etmek için Libya’ya girmelidir” demiş ve Türkiye’yi NATO’nun Libya saldırılarına karargah yapmıştı.
Cumhuriyet, Cumhuriyet yıkıcısı odak olduğu hükme bağlanmış bir partinin iş başında olamadığı rejimin adıdır: AKP’nin, Cumhuriyet’in ilkesi olan laikliğe karşı odak olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından hükme bağlandı. Mahkemenin 11 üyesinden 6’sı partinin kapatılmasını istedi. Ancak değişen yasa nedeniyle 7 oy gerekiyordu!
Cumhuriyet, Cumhuriyet ordusunun kozmik odalarına girilemeyen rejimin adıdır: TBMM Başkanı Bülent Arınç’a suikast yapacakları iddiasıyla iki asker yakalanmış, bu gerekçe üzerinden de TSK’nin kozmik odalarına girilmişti. Ancak suikast sırasında Arınç, Ankara’da bile değildi! Kozmik sırlar gitti, ya Arınç’a suikast iddiası ne oldu?
Cumhuriyet, Cumhuriyet askerlerine kumpas kurulamayan rejimin adıdır: Ergenekon soruşturmasında tutuklan ve üç yıl zindanda kalan Üstteğmen Mehmet Ali Çelebi’nin telefonuna, emniyette gözaltındayken, Hizbut Tahrir üyesinin telefon rehberinin yüklendiği ortaya çıkmıştı.
Cumhuriyet, Cumhuriyet ordusunun Cumhuriyeti yıkacağının iddia edilemediği rejimin adıdır: TSK’nin Cumhuriyet’i yıkma girişiminde bulunmakla suçlandığı Ergenekon soruşturmasında, bir savaşta bile esir alınamayacak kadar general ve subay tutuklandı!
Cumhuriyet, Cumhuriyet kuvvetlerinin Cumhuriyet yıkıcılarına teslim olmadığı rejimin adıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Ekim 2011
AKP, PARTİ DE DEĞİLMİŞ!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/09/2011
Okurlar haklı olarak soruyorlar: Aynı anda İsrail’le, Yunanistan’la, Kıbrıs Rum Kesimi’yle, Suriye’yle, İran’la, Irak’la, Ermenistan’la hatta Azerbaycan’la sorunlu olmak akıl işi mi?
Kestirmeden söyleyelim: Akıldan ziyade çaresizliğin eseri! Ama AKP hükümetinden ziyade, ABD’nin çaresizliğinin eseri…
Çünkü AKP’nin dış politikası bağımsız değil ve Atlantik’e çıpalı.
Bağımsız olmadığı için de “NATO’nun Libya’da ne işi var” deyip, NATO’nun Libya’ya saldırısına Türkiye’yi karargâh yaparlar; Anders Fogh Rasmussen’e itiraz edip, sonra NATO Genel Sekreterliği’ni onaylarlar; Beşar Esad’a “kardeşim” deyip, sonra diktatör ilan ederler; İsrail’e diklenip, sonra İran’a karşı İsrail’e kalkan olurlar vs.
ABD ise üretmeyen ekonomisiyle, bölgede inisiyatifi kaybetmesiyle, dünya liderliğini sürdüremeyeceği gerçeğiyle ve en önemlisi
askeri başarısızlıkları nedeniyle çaresiz durumda!
SAVAŞA KİMİN İHTİYACI VAR?
Dolayısıyla ABD gibi projesinin eşbaşkanlığı da bu çaresizliği paylaşıyor. Çok değil daha üç ay önce yüzde 50 oy almış bir partinin,
şimdiden patlak lastikli kamyon görüntüsü vermesi başka nasıl açıklanır?
O yüzden Obama kadar Erdoğan’ın da savaşa ihtiyacı var; iktidarı için…
Hükümetin çaresizlikten kaynaklı savruk politikaları, üyelerinin sözlerine de yansıyor. Son 10 günde söylenilen şu sözlere bakınız:
HÜKÜMETİN PKK ÇARESİZLİĞİ
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM’de düzenlenen Terörizmle Uluslararası Mücadele Sempozyumu’nda yaptığı konumada Avrupa’ya şöyle seslendi: “PKK’nin faaliyetleri tolere edilmemeli.”
Avrupa, PKK ile görüştüğü ortaya çıkan AKP hükümetinin bu sözlerini acaba ne kadar ciddiye aldı!?
“PKK ile MİT değil hükümet görüştü” diyenlere yanıt vermeye çalışan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Başbakanlık Müsteşar yardımcısı sıfatıyla bu toplantıya katılıyor olması, onun (Hakan Fidan) Başbakanlıkla ilgili olduğunu göstermez” dedi.
Peki Arınç’ın Başbakan Yardımcısı olması, Başbakanlıkla ilgili olduğunu gösterir mi bu durumda?
GAF DEĞİL ZİHNİYET
AKP’li Burhan Kuzu BDP’nin Diyarbakır’da toplanmasını Kuvva-i Milliye’ye benzetti: “Osmanlı’dan kopup Ankara’ya gelen Atatürk ve arkadaşları Kuvva-i Milliye ruhunu oluşturmuşlardı. Sanki onun bir benzerini yapıyorlar gibi bir halleri var. Ama bu mantık ve bu yöntemle olayı çözemezler. Bir de onların Diyarbakır’da çok fazla kalacaklarına inanmıyorum. Ben öyle tahmin ediyorum ki 1 Ekim’de gelecekler.”
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ise vatandaşlarını “tane” hesabıyla sayıyor artık. Bakan Şahin, Ankara’daki patlama sonrası şöyle bilgilendiriyordu kamuoyunu: “3 adet maalesef vatandaşımızın patlamadan dolayı can kaybına maruz kaldığı bilgisi var.”
AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı ve Adana milletvekili Ömer Çelik ise liderinin Suriye’yi iç mesele görmesiyle yetinmemiş olmalı ki şöyle tweet yazıyordu New York’tan: “Filistin, Doğu Türkistan, Kerkük, Bosna; bizim için Ankara, Istanbul, Adana, Erzurum, Diyabakır gibidir.”
AKP NEDİR?
Doğu Perinçek önceki gün yazdı ve AKP’nin aslında hükümet olmadığını ortaya koydu. Muhtemelen Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in sözleri Silivri zindanına ulaşmadı. Ulaşsaydı, AKP “parti de değilmiş” diyecekti kuşkusuz!
Çünkü Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e, AKP’nin İngiltere’de bulunan hangi partiye benzediği sorulduğunda evlere şenlik şu yanıtı veriyordu: “Muhafazakarız, liberaliz ve sosyalistiz.”
AKP’nin aslında “hiçbir şey” olduğu, bundan daha güzel özetlenemezdi herhalde!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Eylül 2011
ARINÇ’IN DİYARBAKIR GEZİSİ NEREDEN ÇIKTI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 16/05/2011
AKP’nin Bursa’dan milletvekili adayı gösterdiği, Manisa Milletvekili Bülent Arınç Diyarbakır’ı ziyaret etti. Peki, Arınç’ın “Kürt sorunu vardır” söyleminin öne çıkarıldığı Diyarbakır gezisi nereden çıktı?
Öncelikle şu olguları saptayalım:
AKP, 12 Haziran 2011 sonrası için planlanan “sistem” için, yani anayasası değiştirilmiş, idari yapısı değiştirilmiş yeni bir Türkiye için, öncelikle 330’dan fazla milletvekili çıkarmaya ihtiyaç duyuyor. Bunun tek yolu var: TBMM’nin iki parti ve BDP’nin bağımsızlarından oluşması. Çünkü AKP, oy oranı düşse bile, iki partili bir TBMM’de anayasa değiştirecek sandalye sayısına ulaşacaktır.
MHP’YE F-AKP OPERASYONU
İşte AKP, TBMM’nin üçüncü partisi olan MHP’yi bu nedenle Meclis dışı bırakmaya gayret ediyor. Bunun iki yolla yürütüldüğünü görüyoruz:
Birincisi F Tipi operasyonla uygulanan psikolojik savaştır: Eski ülkücülerin cemaat yayın organlarında her gün boy göstermesi, tıpkı 12 Eylül referandumu öncesinde olduğu gibi bu isimlerin MHP tabanına seslenmesi ve kasetler…
İkincisi AKP operasyonuyla uygulanan seçim propagandasıdır: Başbakan Erdoğan, bu amaçla “seçim açılımı” yürütmeye başladı ve yılbaşından itibaren Ermenistan, Kıbrıs ve Kürt sorunu gibi konularda, seçmen nezdinde “milli” bir görüntü sergilemeye çalıştı.
Bu imaj çalışmasının zirvesi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Kürt sorunu yoktur, Kürt kardeşlerimizin bireysel sorunu vardır” demesiydi.
ÖCALAN’IN OLUMLU BULDUĞU İSİM: ARINÇ
1.) İşte Bülent Arınç’ın Diyarbakır gezisi, öncelikle Erdoğan’ın bu sözleriyle ilgilidir.
Çünkü Erdoğan’ın MHP oylarına yönelmek üzere yaptığı bu açıklamayla bir tarafa yatan AKP teknesinin, seçimlere kısa bir süre kala yeniden dengeye oturtulması için, ters istikamete bir parça yatırılması gerekmektedir. Arınç bu nedenle Diyarbakır’a gönderilmiş ve “Kürt sorunu yoktur, Kürt kardeşlerimizin bireysel sorunu vardır” diyen Erdoğan’ın tersine(!) “Kürt sorunu vardır” demiştir!
2.) Peki bu operasyon için neden Bülent Arınç seçilmiştir? Bu sorunun yanıtı da, avukat görüşmelerine yansıyan “demeçlerinde” görüldüğü gibi, Öcalan’ın Bülent Arınç’ı, “AKP’nin içinde Kürt sorununun çözümünden yana olan kanatta” gördüğünü söylemiş olmasıdır.
3.) Arınç’ın öne çıkartılmayan ama Diyarbakır’daki en önemli mesajı ise şöyleydi: “Göreceksiniz 12 Haziran’dan sonra daha güçlü geleceğiz ve bugün bu sorunların çözümü için yaptıklarımızın 10 mislini yapacağız. Halkımız bunu biliyor ve buna güveniyor. Sanıyorum 1 Haziran’da Sayın Başbakanımız geldiğinde bu sorun ve bu sorunun çözümü konusunda herkesi tatmin edecek açıklamalar yapacaktır.”
Arınç bu açıklamasıyla, birincisi, AKP’nin “Kürt Açılımı”nı bitirdiği şeklindeki eleştirilere yanıt vermiş ve bugüne kadar yapılanın 10 mislini yapacaklarını ilan etmiştir. Sırf bu vaat bile “Kürt Açılımı”nın bir Atlantik projesi olduğunun tek başına göstergesidir.
İkincisi, Arınç, Başbakan Erdoğan’ın 1 Haziran’da, Diyarbakır’da “herkesi” tatmin edeceğini ilan etmiştir. Peki, “herkes” kimdir? Tatmin edilmesi planlanan kesimler kimlerdir? AKP PKK’yı da tatmin edecek midir?
Bu sorunun yanıtı ortadadır!
“BÜYÜK PLAN” NASIL BOZULUR?
Başbakan Erdoğan’ın 2004 yılı başında dile getirdiği “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde, Diyarbakır’ı merkez yapma” görevi sürmektedir. 12 Haziran 2011’de oluşturulacak Meclis aritmetiğine göre de, bu merkez yapma süreci ilerletilecektir:
Diyarbakır Kürdistan’ın, İstanbul Türkiye’nin başkenti yapılarak, federal anayasalı, başkanlık sistemiyle idare edilen yeni bir Türkiye, yani “Türk-Kürt Federe Devleti” oluşturulacaktır.
Bu “büyük planın” bozulması için 12 Haziran seçimleri kritik önemdedir. Bu bakımdan CHP dışında MHP ve “Cumhuriyet Güçbirliği Platformu” adaylarının da TBMM’ye girmesi gerekmektedir.
Mehmet Ali Güller
16 Mayıs 2011