Posts Tagged Fethullah Gülen
ARINÇ’TA EMİNE ERDOĞAN’IN KASETİ Mİ VAR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/05/2013
Başlıktaki soruyu Ergenekon davasında dinlenen 31 gizli tanıktan birinin iddiası nedeniyle sorduk. Madem Ergenekon’un hâkimleri ciddiye alıp da bunları dinliyor, bugünlük biz de kulak verelim…
27 Temmuz 2012 günü dinlenen Yıldız kod isimli gizli tanık anlatıyor: “Papa Türkiye’ye geldiği gün, Bülent Arınç Emine Hanım ile Ergün Poyraz’ı buluşturmuş, Emine Hanım demiş ki, ‘Niçin bizle uğraşıyorsun, biz sana ne yaptık’ demiş… Pardon Bülent Arınç buluşturmamış, Bülent Arınç’ta bu kaset varmış… Bülent Arınç’ın bildiği isimler çekmişler, bu benim mantığım. Tayyip’i yıkacağını, bu kasetle Tayyip’i yıkacağını…”
İşin ilginç yanı, gizli tanık Yıldız, sözlerinin devamında tertibi de aslında ifşa ediyor: “Bakın duyduğumu ben yazdırdım. Polis sadece isim söyledi, Bülent Arınç, Emine Erdoğan dedi… Çünkü biliyorlar.”
Hâkim “Emniyet nasıl biliyor?” diye soruyor. Yıldız’ın yanıtı: “O Türk polisinin gücü işte.”
Tek başına bu sözler bile Ergenekon tertibini, tertipte Emniyet içindeki F Tipi yapının rolünü ortaya koymaya yetiyor!
GİZLİ TANIK TERÖRÜ
Bu çarpıcı sözleri, Ergenekon davasının kıdemli sanıklarından Hikmet Çiçek’in son kitabından alıntıladım. Yılların usta gazetecisi Hikmet Çiçek, Ergenekon davasında dinlenen 31 gizli tanığı kitaplaştırdı. Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Ergenekon Tertibinde Gizli Tanıklar” isimli bu kitap, biz gazeteciler için bir hazine!
Cinayet, uyuşturucu kaçakçılığı, gasp, tecavüz, adam yaralama, adam kaçırma, dolandırıcılık, fuhuş hükümlüsü gibi “saygın” mesleklere sahip bu gizli tanıklar içinde PKK, Dev-Sol ve Hizbullah itirafçıları da var.
Hikmet Çiçek bu gizli tanıkların anlattıklarını yazarken, aslında tam bir gizli tanık terörüyle karşı karşıya bulunduğumuzu da sergilemiş oluyor.
MİT: ERDOĞAN’IN HESAPLARINI CIA’YA ARINÇ VERDİ
Son olarak Fethullah Gülen’le görüşen Bülent Arınç’la ilgili bu iddia önemli.
Zira Cemaati “devlet içinde devlet” olarak nitelendiren Tayyip Erdoğan da biliyor ki, kendisini dinleme olanağına sahip tek yapı Fethullah Gülen’in Emniyet’in TEM ve İstihbarat birimlerine yerleşmiş çocuklarıdır. Nitekim dinlendiği ortaya çıkınca ilk iş olarak polis korumalarının tamamını değiştirdi.
Bülent Arınç’ın adı bu tip işlere ilk kez karışmıyor tabii… Örneğin Ergenekon sanığı olarak Silivri’de yatarken şüpheli bir şekilde ölen MİT’in üst düzey yöneticisi Kâşif Kozinoğlu, Tayyip Erdoğan’ın gizli hesap bilgilerini CIA’ya Arınç’ın verdiğini iddia etmişti!
DENİZ YILDIRIM: ERDOĞAN’I KİM DİNLEYEBİLİR?
Bülent Arınç faslını burada kapatıyor ve bu kez Hikmet Çiçek’in koğuş arkadaşı Deniz Yıldırım’a kulak veriyoruz. Erdoğan’ın kasetlerini haberleştirdiği için Ergenekon’da yargılanan Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım, önceki gün son savunmasını yaptı.
Yıldırım, Çiçek’in kitaplaştırdığı 31 gizli tanığın ifadeleri dışında, dinlenen tüm tanıkların, yani 157 kişinin ifadelerini de incelemişti. 10 bin sayfayı aşkın ifadelerden çıkardığı sonuçları son savunmasında özetledi. Biz sadece 157 tanığın da varlığı iddia edilen Ergenekon örgütüne dair tek bir somut şey söyleyemediğini, en fazla “görmedim, bilmiyorum, sadece duydum” diyebildiklerini köşemize alalım.
Yıldırım savunmasının ikinci bölümünde üç önemli saptamayı dile getirdi:
1. Deniz Yıldırım, savcının mütalaasında da görüldüğü gibi, sadece 4 konuşmayı yayımladığı için yargılanıyordu.
2. Ancak Yıldırım’ın yayımladığı 4 konuşma da, basın savcılarının açtığı davalar nedeniyle yargılanmıştı fakat tamamı beraat etmişti. Suç bulunmamış, tersine gerekçeli kararda da belirtildiği gibi kamu yararı bulunmuştu!
3. Üstelik mahkemede tanık olarak dinlenen Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, Yıldırım’ım yayımladığı görüşmelerin Aydınlık gibi diğer gazetelere de gönderildiğini açıklamıştı. Üstelik Vatan ve Haber Türk, bunları kısmen haberleştirmişti.
Savcıların iddialarını tek tek çürüten Deniz Yıldırım savunmasının sonunda haklı olarak mahkeme heyetine soruyordu: “Erdoğan’ı kim dinleyebilir?”
Yanıtı da yine kendisi veriyordu: “Başbakan Erdoğan’ı ben dinlemedim, dinleyemem de… Erdoğan’ı sadece en yakınındakiler dinleyebilir!”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Mayıs 2013
ERDOĞAN RUS RULETİNİ KAYBETTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/05/2013
Başbakan Erdoğan’ın “bir emri, bir tavsiyesi var mı, öğren” diyerek yardımcısı Bülent Arınç’ı Fethullah Gülen’e göndermesi, sıkışan hükümetine bir nefes aldırmak içindi… Zira Erdoğan dış politikada Suriye nedeniyle, iç politikada da yeni anayasa çıkmazı ve başkanlık sistemi umutsuzluğu nedeniyle zor günler geçiriyor.
Fethullah Gülen’in Bülent Arınç’a söylediği “dış politikada daha dikkatli olun” emri, işte bu çaresizliğe işaret etmektedir. Öylesine çaresiz ve zordadırlar ki, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Fethullah Gülen’in “bir partinin dar kalıpları içinde görülemeyeceğini” belirterek, “bizden daha iyi görebiliyor, daha iyi değerlendirebiliyor” diyebilmektedir!
ERDOĞAN BU KEZ STRATEJİK YENİLGİ ALDI
Bu tablo bir “Cumhuriyet” hükümeti için utanç tablosudur. Başbakan bir cemaat liderinden emir istemekte, yardımcısı da “ o bizden daha iyi görüyor” diyerek “dış politika tavsiyesi” almaktadır!
Bu durumda sormalıyız: Erdoğan başbakansa Gülen ne? Gülen cemaat lideriyse Erdoğan’ın konumu ne?
Tablonun Cumhuriyet Türkiye’sini ilgilendiren yanı ise şudur: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Fethullah Gülen’den emir alamaz, Fethullah Gülen’den emir alan ise artık başbakanlık yapamaz!
Nitekim yapamamaya başlamıştır!
Türkiye tarihinin en acı saldırısının üzerinden ancak 20 gün geçtikten sonra Reyhanlı’ya gidebilecek olan Erdoğan, bir yönetim krizi içindedir.
Çünkü o da görmektedir ki, stratejik bir yenilgi almıştır ve Reyhanlı saldırısı artık bir dönüm noktasıdır. Üç sandık taktiğine sarılması bu nedenledir.
BÖLGENİN ZAFERİ, AKP’NİN HEZİMETİ
Ancak bu taktik de işe yaramayacaktır, çünkü Atlantik ile Asya-Pasifik’in 25 aydır Suriye’de yaptığı sert çarpışma, artık bölge lehine çözümlenme sürecine girmiştir. İşte son işaretler:
1. ABD istihbarat raporlarına göre Suriye Ordusu adım adım kaybettiği mevzileri almaktadır.
2. Der Spiegel’in yazdığına göre Alman istihbarat örgütü BND, Suriye Ordusu’nun muhaliflerin kontrolüne geçen bölgelere yeniden hâkim olduğunu ve muhaliflerin çökmekte olduğunu saptıyor. BND Başkanı Gerhard Schindler’e göre Suriye’deki şartlar dramatik bir şekilde yönetim lehine değişiyor.
3. İlki 160 ülkeyle toplanan “Suriye (muhaliflerinin) dostları grubu”, önceki gün Ürdün’ün başkenti Amman’da ancak 11 ülkeyle toplanabildi. Amerika’nın Sesi’nin bildirdiğine göre ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Amman’da bu son 10 ülkeyi de Cenevre-2 sürecine destek vermeye çağırdı.
Kerry, Ürdün Dışişleri Bakanı Naser Judeh ile ortak basın toplantısında “Cenevre-2 sürecinin alternatifi, Suriye’de durumun daha da kötüye gitmesi olur. Böyle bir seçenek ABD tarafından kabul edilemez” dedi. Tablonun ne denli bölge lehine değiştiğinin en somut işareti ise Kerry’nin basın toplantısında Beşar Esad’ı “Suriye krizinin barışçıl yollardan çözümüne” çağırması oldu!
4. Rusya, Cenevre-2 konferansı öncesinde Suriye’ye hem deniz savunma füzesi Yakhont hem de gelişmiş S-300 füzeleri vererek, masaya güçlü elle oturma avantajı yakaladı.
5. Beşar Esad, İsrail’in saldırılarına, Golan’ı Hizbullah ve Filistin gruplarına açarak yanıt verdi. Bu kararın ardından Jerusalem Post’a konuşan bir İsrail savunma yetkilisinin “Esad’ın gücünü hafife almışız” açıklaması yapması, İsrail’in manevrası ve Suriye’ye aktif müdahale istemeyen kesimlerin mesajı olarak yorumlandı.
ABD TEK KURŞUNU ÇIKARDI!
Oysa AKP hükümeti soruna o kadar müdahil oldu ki, durumu geçiştirecek bir manevra alanı bile yok!
O nedenle de Suriye’deki bu sert çarpışmanın en büyük kaybedeni AKP Hükümeti olmuştur.
Çünkü Erdoğan, Esad’ı yenmek için Putin’le Rus ruleti oynamaya kalkmıştır. Ancak Obama Erdoğan’ı “kırmızı odada” sertçe uyarmış ve ABD, bölgesel çıkarları gereği Erdoğan’ın eline verdiği tabancadaki tek kurşunu, kendisini vurmaması için çıkarmıştır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Mayıs 2013
PKK’Yİ KSK YAPMA SÜRECİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/04/2013
Öcalan Kandil’e gönderilmek üzere mektup yazıyor ve Adalet Bakanlığı’na veriyor. Adalet Bakanlığı mektubu MİT’e teslim ediyor, MİT de BDP’ye…
Sonra BDP heyeti mektubu alıp Kandil’e götürüyor. Kandil’deki PKK üst yönetimi “biz Öcalan’a cevabi mektubumuzu hazırlarken, siz Kuzey Irak’ta iki-üç gün oyalanın” diyor. BDP heyeti Erbil’de bekliyor. Sonra yine buluşuyorlar ve mektup aynı güzergâh izlenerek Öcalan’a ulaştırılıyor.
Bu tablo son iki ayda tam dört kez gerçekleşti. Şimdi beşinci mektubun da yola çıktığını öğreniyoruz.
Ancak “Cumhuriyet” savcılarının bir bölümü Ömer Hayyamları yargıladıkları için çok meşgul olduklarından, bir bölümü de Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in “suçsa, ben işliyorum” diyerek kendilerini açıkça tehdit ettiğinden, bu yasa dışı mektuplaşma faaliyetini bir türlü göremiyorlar!
Öyle ki, yanlışlıkla görmemek için, sinemadan siyasete oradan da kargo sektörüne transfer olan S. S. Önder’in mektup taşıma maceralarını ballandıra ballandıra anlatan gazeteleri bile okumuyorlar!
S. S. ÖNDER’İN ÇANTASI
Ancak haksızlık etmemeliyiz. S. S. Önder bu sürecin sadece postacısı değil, aynı zamanda psikolojik savaş danışmanıdır. Nasıl mı?
Örneğin BDP heyeti ile Öcalan’ın görüşmesine dair açıklamalar Fethullah Gülen ve cemaatini mi incitti? S. S. Önder hızır gibi yetişir: “Ben söylemeyi unuttum; Öcalan’ın Fethullah Gülen hoca efendiye çok selamı vardı…”
Örneğin Öcalan’ın nevruz mesajındaki İslamcı çıkışı tabanda rahatsızlık mı yarattı? S. S. Önder hızır gibi yetişir ve Öcalan’ın “çözüm ve barış sürecini Mahirlere ve Denizlere adadığını” açıklar!
S. S. Önder’in çantasından şimdi ne çıkacak, merakla bekliyoruz…
ÖCALAN’IN YOLHARİTASI
S. S. Önder’le birlikte İmralı’ya Öcalan’ı ziyarete giden BDP milletvekili Pervin Buldan sahneye çıkmış bu kez ve Öcalan’ın mesajlarını aktarıyor: “CHP Meclis’te kurulan komisyona milletvekili vermezse, biter!”
Mesajı bu sertlikte vermelerine gerek var mıydı, bilemiyoruz. Zira Kemal Kılıçdaroğlu zaten o komisyonun fikir babası olmakla övünüyor günlerdir. Partisindeki ulusalcıları yatıştırdıktan sonra, illa ki o komisyona milletvekili verecektir. Umarız bu kez bizi şaşırtır!
Peki, başka ne mesajı varmış Öcalan’ın? Pervin Buldan, Öcalan’ın yol haritasının üç aşamalı olduğunu belirtmiş.
Duyunca sevindik, zira iki aydır hep bu üç aşamalı yol haritasından söz edilir ama bir türlü üçüncü aşamada ne olduğu açıklanmaz. “Bu kez açıkladılar herhalde” diyerek Buldan’ın açıklamalarını yayımlayan Özgür Gündem’i okumaya koyulduk:
“Öcalan’ın süreçle ilgili beklentileri var. Birinci aşama, ikinci aşama ve üçüncü aşama diye nitelendirdiği bir yol haritasından bahsediyor. Birinci aşamada komisyonların kurulması, hem akil insanlar komisyonu hem de Meclis bünyesinde kurulacak olan komisyon ve bir de geri çekilme var.”
“İkinci aşamada bazı yasal ve anayasal değişikliklerin yapılması var. Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması ve TCK’de bazı değişikliklerin yapılması gerekiyor, bunlar önemli. Seçim Yasası dediğimiz, barajın indirilmesi, hazine yardımı gibi, yol temizliği dediğimiz bütün meseleler ikinci aşamada gündeme gelecek olan ve konuşulacak olan meseleler. Bunlar daha çok geri çekilme süreci tamamlandıktan sonra konuşulabilecek konular.” (Özgür Gündem, 17 Nisan 2013)
Peki ya üçüncü aşama? Üçüncü aşama yine yok!
ÖCALAN’IN KAYIP 3. AŞAMASI
Bir türlü açıklanamadığına göre, herhalde zurnanın zırt dediği yer bu aşama olsa gerek!
Tamam da, ne peki?
Olasılıkları değerlendirmek üzere Öcalan’ın geçmiş açıklamalarına ve özellikle 2009’da hazırladığı yol haritasına bakıyorum. İşte kuvvetle muhtemel üçüncü aşama: “Yurtdışındaki PKK’lilerin yurda dönmesi ve bir bölümünün demokratik özerk bölgenin öz savunma gücü yapılması!”
Yani, PKK’nin Kürdistan Silahlı Kuvvetleri (KSK) yapılması!
Herhalde Kandil bu nedenle direniyordur ve şöyle düşünüyordur: “Madem gelip KSK olacağız, niye şimdi sınırdan çıkalım ki?”
Öcalan artık altıncı mektubunda daha vurgulu yazar: “Kaç kere diyelim: Önce Suriye, sonra da İran görevi var!”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Nisan 2013
ORG. ÖZEL ÇANAKKALE ZAFERİ’Nİ SULANDIRIYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/03/2013
Herhalde Başbakan Erdoğan Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’e “Çanakkale mesajını yumuşak tut, çünkü ben Çanakkale Zaferi konusunu muhalefeti eleştirmeye ve Suriye politikama alet etmeye çalışacağım” demiş olmalı… Yoksa bir Genelkurmay Başkanı’nın Çanakkale mesajı böyle sığ, böyle içeriksiz, böyle uyduruk olmazdı!
Org. Özel’in Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sitesinde yayımlanan, Fethullah Gülen ile Bülent Arınç’ı gözyaşına boğma potansiyeli taşıyan şu mesajına bakın: “Çanakkale Savaşı, sadece tarafların birbiri ile kanlı mücadelesi olmayıp, farklı kültür ve dünya görüşlerine sahip devletlerin birbirlerini tanımasına vesile olmuştur. Bu nedenle, muharebelerin yapıldığı Gelibolu Yarımadası, dost ve düşman her iki tarafın genç evlatlarının kıyasıya mücadele ettiği, savaşın acımasızlığına rağmen, yardımlaşma duygusunun da ön plana çıktığı, kalıcı dostlukların kurulduğu bir yer olmuştur.”
Nerdeyse zafer kazandık diye emperyalist devletler ile onlar adına savaşa katılanlardan özür dileyecek!
Sanki Çanakkale’de emperyalist bir saldırıya karşı vatan savunması yapılmadı da, iki ayrı ordu kader kurbanı oldu!
MESAJDAKİ ERDOĞAN İZİ
Öte yandan Necdet Özel’in Çanakkale Savaşı için “farklı kültür ve dünya görüşlerine sahip devletlerin birbirini tanımasına vesile olmuştur” sözlerinin aşırma olabileceği, hatta doğrudan başbakanlık katında yazılmış olabileceği de ihtimal dâhilindedir. Zira oldukça tanıdıktır!
Başbakan Erdoğan, 13 Nisan 2011 günü Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada tarihe ibretle geçen şu konuşmayı yapmıştı: “Haçlı Seferleri, iki kültürün, iki medeniyetin, iki dinin karşı karşıya gelmesinden ziyade, birbirini tanıması, birbirini anlaması ve birbirinden etkilenmesi sonucunu da doğurmuştur. Bilimde, sanatta, mimaride, dilde, musikide, günlük yaşam alışkanlıklarında, hatta yeme-içme kültürlerinin transferinde Haçlı Seferleri son derece etkili olmuştur.”
Yani Başbakan Erdoğan Haçlı Seferleri için “iki dinin birbirini tanımasına vesile olmuştur” derken, Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel de Çanakkale Savaşı için “farklı devletlerin birbirini tanımasına vesile olmuştur” diyor!
“Yüreği insan sevgisiyle böylesine pırpır eden” iki isim, “tanışmak için bu kadar kana gerek var mıydı” sorusuna da bir zahmet yanıt bulsalar ya!
İMZALANAN AKİTLERİN BEDELİ
Peki, Erdoğan ve Özel bu açıklamaları neden yapıyorlar? Kuşkusuz cahillikten ya da saf bir insan sevgisinden değil, mecburiyetten!
Anımsayalım, NATO’nun Libya’ya müdahalesi gündeme gelince Başbakan Erdoğan esip gürlemişti: “NATO’nun ne işi var Libya’da?”
Sonra kendisine imzaladığı kimi akitleri göstermiş olmalılar ki, tarihe geçecek şu manevrayı yapmıştı: “NATO, Libya’nın Libyalılara ait olduğunu tescil etmek için Libya’ya girmelidir.” Böylece dünya yeni bir patent ve tescil kurumu kazandı, Erdoğan da koltuğunu!
Ya Org. Necdet Özel’in mecburiyeti nereden geliyor?
Birincisi, Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner ve üç kuvvet komutanı tarihe onurla geçecek toplu istifaya imza atarken, o Jandarma Genel Komutanı olarak silah arkadaşlarına katılmamış ve en üst rütbeli olarak Erdoğan ve Gül tarafından önce Kara Kuvvetleri Komutanı sonra da Genelkurmay Başkanı yapılmıştı.
İkincisi, Mustafa Kemal’in Çanakkale’de yendiği emperyalist devletlerin “müttefiki” olmanın ve onlar adına Afganistan’da, Lübnan’da, Libya’da görev yapmanın mecburiyetidir.
Çünkü Mustafa Kemal’in Çanakkale’de yendiği İngiltere ve Fransa’yla birlikte 90 yıl sonra Libya’ya saldırmayı, ancak Çanakkale’yi sulandırarak genç subaylara anlatırsınız!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Mart 2013
MÜZAKERE TUTANAĞININ KODLARI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/03/2013
Milliyet’in yayımladığı ve “İmralı zabıtları” diye adlandırılan tutanak her ne kadar Öcalan’ın BDP heyetiyle yaptığı görüşmeye dairse de, içeriğine bakıldığında bunun aslında Öcalan ile Erdoğan’ın müzakere tutanağı olduğu anlaşılmaktadır.
Bu nedenle de hemen “kim sızdırdı, neden sızdırdı” gibi sorularla içeriği perdelenmeye çalışılmaktadır; tıpkı Wikileaks ya da Oslo görüşmeleri tutanağında olduğu gibi… Uzmanlıkları “ya BDP sızdırdı, ya da MİT” demekten ileriye gidemeyenlerin iki gündür ekranları doldurarak gizlemeye çalıştıkları gerçek oldukça çarpıcıdır.
İşte tutanağın o çarpıcı kodları:
AKP EŞBAŞKANI ÖCALAN
1. 14 yıl önce “devletimin emrindeyim” diyen Öcalan gitmiş, yerine devlete posta koyan, AKP’yi iktidar alanı yarattığını, Türk Ordusu’na diz çöktürdüğünü söyleyen bir Öcalan gelmiş! Kuşkusuz bu değişimin sorumlusu önce ABD, sonra da BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan’dır.
2. CHP Grup başkanvekili Muharrem İnce sosyal medyada yakınıyor: “Altan Tan da milletvekili, ben de. Öcalan’ı ziyaret ederken onun üstü bile aranmıyor; İlker Başbuğ’u ziyaret ederken benim kemerime bile el konuyor.”
Kendisine sosyal medyadan şu yanıtı veriyorum: “Doğru, ikiniz de vekilsiniz ama Öcalan AKP ve BOP Eşbaşkanı fakat İlker Başbuğ terörist!”
REJİM YIKMA ORTAKLIĞI
3. Müzakere Tutanağı gösterdiği ki Erdoğan ile Öcalan’ın uzlaştığı en önemli konu rejimin değiştirilmesi…
Öcalan açıkça sürecin sonunda rejimin değişeceğini müjdeliyor BDP heyetine. Erdoğan’ın istediği başkanlık sistemi de zaten idari rejimin değişmesi demekti. Öcalan, Erdoğan’ın başkanlık sistemine destek verdiğini belirterek ortaklığını ilan etmiş oluyor.
Öcalan’ın bu tutanaktan önce basına yansıyan sözlerinde, bir tek Ulusalcı ve Ergenekoncu yapının bu ortaklığa engel olabileceğine dikkat çekmesi önemlidir ve not edilmelidir. Zira Öcalan, asıl cepheleşmeyi resmetmektedir: Yani Erdoğan ve Öcalan o tarafta, Doğu Perinçek ve Çetin Doğan bu tarafta!
4. Başbakan Erdoğan “Dikkat ederseniz ben bu alanda çok konuşmak istemiyorum. Ama BDP’liler maalesef ellerine verilen o notlarla ilgili hemen açıklamalar yaptılar, yapıyorlar.” diyor. Yani Başbakan Erdoğan, BDP’yi, Öcalan’la yaptığı mutabakatını bozmaya çalışmakla suçluyor ama aynı zamanda Öcalan’la ortaklığını itiraf ediyor.
5. Öcalan’ın sık sık Fethullah Gülen’i hedef alması kimseyi yanıltmasın zira hep birlikte Atlantik cephesindedirler. Ancak Öcalan şu aşamada Fethullah Gülen karşıtı sözleriyle Erdoğan’a “ondan boşalttığın yere talibim” mesajı vermektedir!
AKP, ÖCALAN’A KALKAN OLDU
6. AKP’nin ileri gelenlerinden Ömer Çelik, tutanaktaki ifadeleri Öcalan’a konduramıyor olmalı ki, “aktaranların spekülasyonu” diyor! Çelik’in muhalefetten gelen eleştirilere karşı “tutanak resmi belge değil ki” diye savunma yapması ise 10 yıldır iktidarda da olsalar, bir türlü devlet ciddiyeti öğrenemediklerini göstermektedir!
7. Erdoğan’ın siyasi danışmanı Yalçın Akdoğan da, Öcalan’ın tepki çeken ifadelerine şu sözlerle kalkan oluyor: “Öcalan, asıl mesajının önüne ve arkasına bir şeyler ekleyerek denge arıyor.”
Akdoğan ayrıca bu notları sızdıranların “Öcalan’ı boşa düşürmek istediklerini” söylüyor.
8. AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu “Öcalan’ın sorumlu davrandığını” belirterek PKK’yi uyarıyor: “İleri boyutta makul şeyleri söylemeye BDP ve PKK yetkili değil.” Ensarioğlu görev dağılımını da açıklıyor: “PKK savaşla, BDP muhalefetle yetkilendirilmiştir, çözüm ve makul öneriler için yetkilendirilmemişlerdir. Bunu ancak Öcalan söyler.”
Bu sözlerden Öcalan’ın AKP Eşbaşkanı olarak milletvekilleri içinde bir taban oluşturduğunu anlıyoruz!
PKK’NİN BÖLGESEL ROLÜ
9. Müzakere Tutanağının kanımca en önemli kodu, PKK’ye bundan sonrası için çizilen roldür. “Kandil karamsar” diyen Öcalan’ın “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var.” demesi ibretliktir.
Öcalan bu sözlerle birincisi PKK’nin aslında silah bırakmayacağını, ikincisi bölgede İran ve Suriye’ye karşı kullanılacağını, üçüncüsü de örgütün ABD’nin bir kartı olduğunu ve onun ihtiyaçlarına göre değerlendirileceğini belirtmiş oluyor!
Bu itiraf Erdoğan ile Öcalan’ın barışı değil, savaşı görüştüğünü belgelemektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Mart 2013
TÜRKEŞ-GÜLEN’İN İRAN KARŞITLIĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/01/2013
Eski Ülkücü, eski Çiller danışmanı, yeni Cemaatçi ve her daim Amerikancı olan Mümtazer Türköne’ye göre, “Öcalan’la müzakerenin” önündeki en önemli engel, İran. (Zaman, 8 Ocak 2013)
Türköne’nin gerekçesi ise İran-PKK ilişkisi. Öncelikle belirtelim; PKK’nin arkasındaki kuvvet olarak ABD yerine başka ülkeyi görenler, gözleriyle değil, görevleriyle bakanlardır!
Meselenin esasına gelecek olursak, İran’a düşmanlıkları aslında şundandır: İran devleti bölgede bir Kürt devletine izin vermeme kararlılığı ilan etti. “Öcalan’la müzakere” de, son tahlilde AKP’nin Kuzey Irak’ı himaye göreviyle ve ABD’nin Kürt Koridoru planıyla ilgilidir.
Türköne, işte bu nedenle “Öcalan’la müzakereye” itiraz edenleri İrancı diye suçlamaktadır: “İran’ın Türkiye’deki propaganda gücü o kadar yüksek ki, bazı milliyetçi gazetelerde bile doğrudan İran propagandasına rastlayabilirsiniz. MHP liderinin, İran’la PKK arasındaki bağlantıyı bilmemesi mümkün mü? Marjinal sol örgütlerin bugün, Suriye üzerinden İran politikalarını savunmaları tesadüf olabilir mi? İçeride ‘mürteci avı’na çıkan 28 Şubatçıların dışarıda İran’ın dâhil olduğu ‘Avrusya’ eksenine yönelmelerinin mutlaka bir açıklaması olmalıydı. Silivri’deki ‘Mustafa Kemal’in askerleri’nin günlük yayın organı, hâlâ İran’ın sesi olarak yayın yapıyor.”
TÜRKEŞ: GERÇEK DÜŞMANIMIZ SSCB DEĞİL, İRAN’DIR
Mümtazer Türköne, İran düşmanlığına destek bulmak niyetiyle olsa gerek, eski Başbuğ’u Alparslan Türkeş’e yaslanma gereği duymuş. Şöyle diyor: “1977 yılında rahmetli Alparslan Türkeş’ten ‘eğitimciler’ grubu olarak bir seminer dinlemiştim. Türkeş, bir tarih profesörü dikkati ve bilgisi ile Türk-İran ilişkilerini özetlemiş ve sonucu ‘Bizim gerçek düşmanımız Sovyetler Birliği değil; İran’dır’ diye bağlamıştı.” (Zaman, 8 Ocak 2013)
Aslında bu anekdot şu gerçeği doğrulamaktadır: ABD kime düşmansa, yerli işbirlikçileri de ona düşmandır. Bu düşman kimi zaman Sol’dur, SSCB’dir; kimi zaman da bağımsızlık yanlılarıdır, İran’dır!
Eski ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın “İran, günümüzün Marx’ıdır” demesi, meseleyi özetlemektedir.
NATOCULUK
Mümtazer Türköne ise bu çizginin en sadık uygulayıcı olması bakımından önemlidir. Onun sırasıyla Türkeşçilik, Çillercilik ve Fethullah Gülencilik yapabilmesi, ancak NATO bağlamında anlaşılabilir.
Bakın bu NATOTürkçülük, daha doğrusu NATO’culuk kritik önemdedir. Alparslan Türkeş’e bağlı bir komandoyu, önce “devlet için kurşun atan da, yiyen de şereflidir” noktasına, en sonunda da Fethullah Gülen müritliğine getiren NATO’culuktur.
Yol aynı yere çıkmaktadır; Türkeş, Ruzi Nazar’a bağlı olarak sola saldırırken, Fethullah Gülen de Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği kuruyordu!
İRAN İLE TÜRKİYE AYNI CEPHEDEDİR
Bölgedeki meseleler bir cepheleşme yaratmıştır. ABD ve bölgedeki aktörleri ile bölge ülkeleri birbirine karşıt konumlanmıştır. Suriye ve Irak, İran ile ittifak yapmaktadır. İran ile Türk milleti nesnel olarak aynı cephededir. AKP ise Barzani, Öcalan ve İsrail ile ABD’nin yanındadır.
Atatürk’e düşman olanların, Esad’a, Suriye’ye ve İran’a da düşman olması bundandır. Ve NATO’cuların bugün İran’a saldırıya geçmesi, Tahran’ın Kürecik Radarı’na, Patriotlara, İsrail’in güvenliğine ve Kürt Koridoru’na karşı çıkması nedeniyledir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ocak 2012