Posts Tagged Öcalan

AÇLIK GREVİ BİLANÇOSU

PKK’nin açlık grevi, Abdullah Öcalan’ın devreye sokulmasıyla sonuçlandı. İdam tartışmalı, açlık grevli bu sürecin Öcalan’ın merkeze alınarak sonuçlandırılması, kuşkusuz planlı bir hedefti.

Karşıt görüntülü AKP ile PKK’nin “Çözümün tek adresi Öcalan’dır” sonucunda birleştirilmesi önümüzdeki sürece işaret ediyor. “Diyarbakır’ı merkez” yapmaya soyunanların, “idam” ve “açlık grevi” gibi insani meseleleri hedeflerine ulaşabilmek için nasıl da kullandığını somut bir şekilde gördüğümüz bu sürecin bir bilançosunu çıkaralım bugün:

AKP, PKK’NİN ŞARTLARINI KABUL ETTİ

PKK’nin açlık grevinde üç şartı vardı: Öcalan’ın avukatlarıyla yeniden görüşmesi, KCK davasında Kürtçe savunma yapılabilmesi ve anadilde eğitim!

AKP Hükümeti, bu şartlardan ikisini kabul etti. Hem mahkemede Kürtçe savunma yapabilmenin yasal olarak önünü açtı hem de Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesini kabul etti.

Nitekim Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülüp görüştürülmeyeceği sorusuna, bunun önümüzdeki süreçte görüleceğini belirterek “evet” yanıtını vermiş oldu!

Aynı zamanda Serpil Çevikcan’dan öğreniyoruz ki, Adalet Bakanlığı daha ileri gidiyor ve Öcalan’ın şartlarını düzeltmek için özel bir çalışma yapıyormuş! (Milliyet, 19 Kasım 2012)

Geriye bir tek anadilde eğitim kaldı! Ama AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in “anadilde eğitim tartışılabilir, konuşulabilir” demesine bakılırsa, hükümet bu şartı da kabul edebilir!

KESİNTİSİZ AKP-PKK MÜZAKERELERİ

Serpil Çevikcan’ın taraflardan aldığı şu bilgi önemli: “Hem hükümet çevrelerinden hem de BDP kanadından gelen bilgiler, müzakerelerin Öcalan üzerinden açıkça yeniden başlatıldığını gösteriyor.” (Milliyet, 19 Kasım 2012)

Nitekim Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in “bu süreçte Öcalan’la görüşüldü mü” sorusuna verdiği yanıt müzakerelerin başladığını ortaya koyuyor: “Devletin istihbarat birimleri, güvenlik güçlerimizin ve terörle mücadelede sürdürülen politikaların gereği, ihtiyaç duyulduğu zaman ve zeminde bu görüşmeler yapılır demiştik geçmişte. İhtiyaç duyulan zeminde bunlar yapılmıştır, bundan sonra da yapılacaktır.”

‘ÖCALAN GÜÇLENDİ’

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “Öcalan’ın rolü netleşti ve güçlendi” diyor ve ekliyor: “Öcalan bir sözüyle açlık grevlerini durdurabiliyorsa, savaşı da durdurabilir.

İşte açlık grevi ile idam tartışması sarmalı arasında yapılmak istenen de buydu. AKP Hükümeti de Öcalan’a “açlık grevini bitirin” mesajı için fırsat yaratarak, onun yeni müzakere süreci öncesinde “çözümün adresi” olduğunu kamuoyuna ilan ediyordu!

AYDIN İFLASI

“Açlık grevinde tek bir can yitirilirse” diye başlayan cümleler kuran “aydınlar”, bu duyarlılığı açlık grevi süresi içinde şehit düşen askerler için göstermedi!

Öcalan’ın “açlık grevi bitirilsin” mesajını verdiği gün, “Şemdinli’de şehit düşen 5 asker” sıradan bir haber değeri olabildi ancak!

“Kürtleri kazanmak” ile “Türkleri kaybetmemek” arasında denge kuramayan bir aydının aydınlığı artık sorgulanmalıdır!

PROTOKOLLER MASADA

Peki, bundan sonra ne olacak? Yanıtı “Öcalan’ın rolü tarihidir” diyen Aysel Tuğluk veriyor: “Masada protokoller var.”

Evet, Öcalan’ın hazırladığı protokoller masadadır ve anlaşıldığına göre imzalanmayı beklemektedir! Bu, Tuğluk’un sözlerinin dışında, Öcalan’a verdirilen Suriye mesajından da anlaşılıyor.

Öcalan “açlık grevini bitirin” talimatı verdiği el yazısının sonunda Suriye Kürtlerine sesleniyor ve “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez” diyor. Peki, ne öneriyor Öcalan? Tıpkı Türkiye’deki gibi Suriye’de de “demokratik özerklik” istiyor!

Böylece “Kürt koridoru” meselesine Öcalan da fiilen girmiş oluyor ve AKP ile PKK, “Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açma” operasyonunda işbirliğini yükseltiyor!

Aynı saatlerde Mehmet Ağar’ın ajanslara düşen şu sözleri ise oynanan trajedinin birinci perdesinin tamamlandığını haber veriyordu: “Bölünmenin önündeki en büyük engel AKP’dir.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Kasım 2012

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN BAŞKAN, ÖCALAN BAŞBAKAN

AKP Kongresi’ni özetlemek gerekirse, “TSK hapiste, Barzani konuk, Öcalan muhatap, basın yasaklı” diyebiliriz… Konuk Barzani konuşurken AKP’lilere “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganı attırılması, bu özeti tamamlıyor.

AKP’nin Barzani’yle gurur duyması normaldir ve yerindedir. Zira Erdoğan da, Öcalan da, Barzani de aynı cephededir. Her üçü de ABD’nin BOP’unda “Diyarbakır’ı bir merkez” yapmakla görevlidirler.

ECEVİT DEĞİL, ERDOĞAN ANLADI

Erdoğan’ın “tarihi” denilen konuşmasında sık sık Turgut Özal’a gönderme yapması, “devamıyız” demesi de bu görevi gereğidir. Nitekim Erdoğan-Özalan-Barzani üçlüsü, ABD’nin Özal’a verdiği “Federasyon” görevi için vardırlar…

Bülent Ecevit “ABD bize Öcalan’ı niye verdi, anlamadım” demiştir ama Erdoğan anlamıştır!

ÖZAL, BARZANİ’YLE FEDERASYON KURACAKTI

“Özal’ın Kürdü” olarak isimlendirilen ve Özal’ın federasyon görevi için o dönem Iraklı Kürt liderlerle görüşen Nurettin Yılmaz, yıllar sonra çıkardığı “Yakın Tarihin Tanığıyım” adlı kitabında ve Neşe Düzel’e verdiği röportajda açıkça belirtmişti: “Özal, Barzani ve Talabani ile federasyon kuracaktı.” (Taraf, 24 Kasım 2008)

İşte bugün de Erdoğan, Barzani’yle federasyon kurmak istiyor. Hem de Öcalan’ı dâhil ederek!

Öcalan’ın da sürece doğrudan dâhil edildiğini salt Erdoğan’ın onu muhatap ilan etmesinden anlamıyoruz elbette… Perde arkasında yürüyen “özerklik” çalışmasından biliyoruz…

BDP’Yİ AŞAN AKP MODELİ

Bildiğiniz gibi “demokratik özerklik” bir kavram olarak Öcalan tarafından gündeme getirildi ve Oslo’da AKP-PKK müzakerelerinde masaya kondu. Ardından BDP tarafından 14 Temmuz 2011’de ilan edildi.

Ancak BDP’nin ilanı yeterli değildi… Yeni CHP tarafından “yerel yönetimler özerklik şartındaki çekinceler kaldırılmalı” diye kamuoyu imal edilmeli, ardından da AKP TBMM’ye getirmeliydi…

Nitekim AKP bu konuda ciddi bir çalışma da sürdürüyordu. AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu artık bu çalışmanın müjdesini vermektedir.

Ensarioğlu Başbakan Erdoğan’ın emriyle “Yerel yönetimleri güçlendirme” tasarısı üzerinde tam bir yıldır çalıştıklarını, tasarıyı TBMM açıldığında gündeme getireceklerini söylüyor. (Taraf, 1 Ekim 2012)

Peki, Erdoğan’ın emrini verdiği çalışma nasıl bir şeymiş? Ensarioğlu hiç çekinmeden söylüyor: “BDP’nin özerklik modelini de aşan ciddi bir reform hazırladık.”

BDP’nin özerklik modelini de aşan bir AKP modeli, kuşkusuz Kuzey Irak’ın himayesini ve federasyonu işaret ediyordur!

AMERİKAN PADİŞAHLIĞI SİSTEMİ

Peki, Barzanistan’ın himaye edileceği şartlarda Öcalan’ın durumu ne olacak? Yanıt yine AKP’li Ensarioğlu’ndan…

“PKK silahla başımıza gelmesin” diyen AKP milletvekili, “PKK seçime girsin, seçildikten sonra gelsin” diyor!

Bu durumda artık federasyonun bir parçasına Barzani, bir parçasına da Öcalan hükmeder… Erdoğan ise ancak böyle bir modelde padişah olur. Tabii hepsinin üstünde bir ABD başkanı olduğu müddetçe!

ACİL GÖREV: MİLLİ MERKEZ

ABD “Türk-Kürt Federasyonu” projesini ilk kez 1965’te Ankara’nın önüne getirdi. Ardından 1974’te ve 1986’da… Washington 1991 ve 2003’te de bizzat Irak’a saldırarak projesini ilerletti. Ergenekon tertibiyle de bu sürecin önündeki engelleri yıkmaya çalıştı…

Şimdi yeni bir aşamaya soyunuyorlar!

İşte “milli merkez” bu yüzden yakıcı bir ihtiyaç haline gelmiştir. Milli merkezde yer almayanlar ve örgütsüz kalmaya devam edenler, tarihte bu yıkım sürecinin gizli özneleri olarak yer alacaklardır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Ekim 2012

, , , ,

Yorum bırakın

2. AÇILIM PAKETİNDEN CHP ÇIKTI

Hüseyin Aygün’ün kendisini kaçıran PKK’liler için kullandığı ifadeler siyasette bir mutabakat tablosu oluşturdu. O tabloda AKP, BDP, Y-CHP ve liberaller var…

AKP milletvekili Galip EnsarioğluAygün’ün barış olsun, kimse ölmesin, dağdakiler insin şeklindeki mesajlarına elbette katılıyoruz” derken, Y-CHP Milletvekili Rıza Türmen daha da ileri gidiyor ve “Dağdakileri terörist olarak görmezsek, o zaman savaşı aşarız” diyordu…

Ahmet Altan’ın “Dağdakiler de bizim çocuğumuz” diyerek katıldığı koronun en dikkat çeken solisti ise istihbarat birimleriydi… Yandaş basına servis ettikleri telsiz “konuşmaları” ibretlikti!

Tamam, “o nasıl bir telsiz ki, Tunceli – Kuzey Irak arasında irtibat kurabiliyor” sorununa girmeyeceğiz ama Bahoz Erdal’ın, Aygün’ü kaçıran PKK’lilere fırçasını kâğıda döken görevliyi tebrik etmeden geçemeyeceğiz. Uzun zamandır kasap olarak sergilemeye çalıştıkları Bahoz Erdal’ı bu kez milletvekili kaçırılmasına itiraz eden, güvenliğinin alınmasını ve derhal serbest bırakılmasını isteyen duyarlı biri olarak resmettiler.

GENÇ PKK’LİLER RAHATSIZ

Hüseyin Aygün’ü kaçıran genç PKK’lilerin dağda bulunmaktan nasıl rahatsız olduğu, demeçlerle, köşe yazılarıyla ballandıra ballandıra anlatılıyor. Neredeyse “haydi onları kurtarmaya gidelim” diyecekler!

Peki, nereden çıktı bu dağdakilere duyulan aşk? Onları terörist olarak değil de insan olarak gördüklerini ilan edenlerin aynı gün hümanist felsefe sahibi olduğuna mı inanacağız?

Gelin birkaç ay geriye gidelim ve bu kampanyanın izlerine bakalım:

‘DİYALOG SÜRECİ YENİDEN BAŞLADI’

AKP’nin 6 maddelik 2. Açılım paketi, 27 Şubat’ta Yeni Şafak’tan duyuruldu: “1. Öcalan kenarda tutulup, sürece sonra eklenecek. 2. İsrail’in arka kapı diplomasi merkezi olan Oslo – Norveç değiştirilecek. 3. Barzani sürece dâhil edilecek. 4.  Türkiye, “Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”na koyduğu şerhi kaldıracak. 5. Anadilde eğitim, seçmeli ders olacak. 6. Af.”

Ardından Nisan ayında müzakereler yeniden başlatıldı. Yeni Şafak’ın Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, 28 Nisan günü “Diyalog süreci yeniden başladı” diyor ve Açılım Koordinatörü Beşir Atalay’ın “çok yoğun görüşmeler oluyor” sözlerini müjdeliyordu…

Müzakerelerin sürdüğünü, son olarak ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone duyurdu…

HAZİRAN TRAFİĞİ            

Müzakerelerin başladığı günlerde sırasıyla hem Barzani, hem de BDP heyeti Washington’a gitti.

Ardından 2. Açılım’ın haziran trafiği başladı: Barrack Obama ile Tayyip Erdoğan, Mesud Barzani ile Kemal Burkay, Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu, , Leyla Zana ile Tayyip Erdoğan

Tüm bu trafik yönetilirken, AKP Açılım’ın içini dolduracak hazırlıklar da yapıyordu…

Bu hazırlıklardan biri, tam da bugün Hüseyin Aygün’ün kaçırılması üzerinden başlayan “dağdakileri şirin gösterme” kampanyası içindi…

GENÇ PKK’LİLERE YENİ KİMLİK

“Dağdan kurtarılacaklara yeni kimlik” şeklindeki bu hazırlık, 27 Temmuz günü Bugün gazetesi üzerinden servis edildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü dağdakilerin aileleriyle irtibat kuracak, etkin pişmanlık yasasından yararlanmalarını sağlayacaktı… Devlet bu süreçte maddi, manevi her türlü desteği verecekti. İsteyenin yeni kimliği bile olacaktı! Dağdakiler bu yeni kimlikleri ile sosyal hayata daha kolay adapte olacaktı.

Bugün gazetesi, çalışmaların Adana ve Mersin’de başlatıldığını da duyuruyordu…

ŞEMDİNLİ BULUŞMASI                             

Asıl amacın PKK’yi dağdan indirmek olmadığı, Büyük Kürdistan projesine uygun olarak Kuzey Irak’ın Türkiye’ye genişletilmeye çalışıldığı ortada… Uludere’den Şemdinli’ye uzanan süreç iyi incelenmeli…

Bitirirken belirtelim: 1. Açılım, Habur rezaleti sonrasında oluşan milli tepki nedeniyle hız kaybetmişti… Bakalım 2. Açılım, önceki gün sahnelenen ve Habur’dan daha beter olan PKK-BDP buluşması sonrasında nasıl seyredecek?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi

19 Ağustos 2012

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

HÜSEYİN AYGÜN NEDEN KAÇIRILDI?

Son bir yıla dikkat ediniz: PKK sırasıyla, askeri, işçiyi, sağlık memurunu, polisi, muhtarı, kaymakam adayını, belediye başkanını ve son olarak da bir milletvekilini kaçırdı!

Hükümet, kaçırma olaylarını örgütün “propaganda ve gündem belirleme” stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriyor. Hatta Başbakan Erdoğan, bu konularda yazan gazetecileri patronlarına şikâyet ediyor!

Ancak bu kaçırma olaylarının nasıl bir “propaganda” olduğunu aslında AKP Hükümeti daha iyi biliyor. Zira kaçırılan AKP’li muhtar ve oğlu kaçırılan AKP’li belediye başkanı, daha sonra BDP’ye geçti!

SİVİL PKK’LİLER?!

Peki, Hüseyin Aygün neden kaçırıldı?

Önce olayda bir iddia ve iki tuhaflık olduğunu belirtelim:

İddia şu: Aslında PKK’nin hedefi Hüseyin Aygün değil, Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Sevim Kılıçdaroğlu’ydu…

Tuhaflıklara gelince…

İki PKK’linin, araçsız, yolu kesmeden milletvekilinin arabasını durdurması normal mi? Zira milletvekili de silahlı! Durmak yerine gaza basmak neden tercih edilmedi acaba?

Öte yandan Milletvekili Hüseyin Aygün’ün arabadan inmek istememesi, Türkçe “seni götüreceğiz” diyen PKK’lilere Zazaca yanıt vermesi, ancak PKK’liler “biz o dili bilmiyoruz” deyince Türkçe konuşmak zorunda kalması ve “arabadan inmeyeceğim, kaçırılma olaylarını doğru bulmuyorum” demesi anlamlıdır.

İkinci tuhaflık ise iki PKK’linin sivil kıyafetli olmasıdır!

ERDOĞAN NE DEDİĞİNİN FARKINDA MI?

Ancak bir üçüncü tuhaflıktan daha bahsetmeliyiz: Başbakan Erdoğan’ın olayla ilgili ilk açıklaması şöyle: “Bölücü terör örgütünün neler yapmak istediğini ortaya koyması açısından önemli. Bunlar beklediğimiz şeyler.”

Başbakan Erdoğan, Foça’daki PKK saldırısı sonrasında da “terör yayılıyor” demişti!

Erdoğan’ın Şemdinli haberleri yapan gazetecileri PKK’nin propagandasını yapmakla suçlaması ile bu sözleri arasındaki çelişkiyi nasıl açıklamalı?

2012 TÜRKİYESİ…

Her şey bir yana, 2012 yılı Türkiye’sine dünyadan bakıldığında şöyle bir tablo ortaya çıkıyor:

Türkiye Uludere’de kendi vatandaşlarını bombalayan, Suriye’de uçağı düşen, askeri, polisi, belediye başkanı ve hatta milletvekili kaçırılan bir ülke…

Türkiye, komşusu İran’a karşı NATO radarı kuran, komşusu Suriye’ye karşı ayaklananları besleyen ve destekleyen, komşusu Irak’ta arananları İstanbul’da misafir eden, komşusu Irak’a kazan kaldıran kukla bir yapıyı himaye etmeye soyunan bir ülke…

Türkiye, bir savaşta bile esir edilemeyecek oranda generalini zindana atan, PKK’yle mücadele eden en seçkin subaylarına terörist muamelesi yapan, Öcalan’ı sorgulayan, Kardak’a Türk bayrağı diken komutanlarını hücrelere atan bir ülke…

Türkiye tecavüzcü ve oto hırsızlarının suçlamalarıyla; Türkiye, PKK itirafçıları, DHKP-C ve MLKP yöneticilerinin suçlamalarıyla askerlerini mahkûm eden bir ülke!

ABD’NİN SINIR SİLME HAMLESİ

Türkiye bu tabloyu hak etmiyor elbette!

Ancak bu tabloyu yaratanlara sesini yükseltmeyenler, kuşkusuz bu tablonun gizli sahibidirler!

ABD “müttefikliğinde” ama ABD planına uygun olarak adım adım parçalanmaya götürüldüğümüz çok açık ortada!

Tüm bu tuzaklar neden kuruldu? Tüm bu dış politika facialarını neden yaşıyoruz?

Düşmanın stratejik piyonu bile artık açıkça ilan ediyor; PKK’li Bahoz Erdal aynen söylüyor: “Artık sınırların meşruiyeti kalmadı!

PKK’nin inisiyatifi ele aldığı, TBMM’nin acz içinde bulunduğu bu fotoğraf, ABD’nin hedefiydi.

İşte CHP Milletvekili Hüseyin Aygün, bu tablonun pekişmesi ve “sınır silme hamlesinin” uluslararası boyuta taşınması için kaçırıldı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Ağustos 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRT ÖZERKLİĞİNE EVET, PKK ÖZERKLİĞİNE HAYIR

Suriye’nin kuzeyindeki kimi yerleşim bölgelerinde yönetim değişikliği yaşanması, Ankara’da saatlerce süren pek çok toplantıya neden oldu. O toplantılardan, Ankara’nın 5 maddelik yeni yol haritası çıktı.

Hürriyet’ten Zeynep Gürcanlı’nın haberine göre “Ankara Suriye’deki Kürt bölgesinde bir şeyler oldu diye Esad’ı yıkma hedefinden vazgeçmeyecekmiş” elbette!

Ankara’da, tam da “Esad’ı yıkma hedefi nedeniyle bu olumsuz gelişmelerin yaşandığını” fark edecek tek bir yetkili makam sahibi kalmadı mı? Kalmadığı anlaşılıyor. Zira yol haritasının diğer maddeleri de yukarıdaki madde gibi baş aşağı duruyor. İşte o yol haritası:

Ankara’nın meselesi “özerklik değil, genel istikrarmış”; istikrar dedikleri rejimin yıkılması elbette. Ankara “federasyon mu, yoksa özerk yapılar mı” gibi konuların “istikrar kurulduktan” sonra, yani rejim yıkıldıktan sonra kararlaştırılmasını istiyormuş!

Ama Ankara’nın yine de bir kırmızıçizgisi varmış. Neymiş o? Özerklik olabilirmiş ama PKK’nin özerk bölge kurmasına izin vermezlermiş! Örneğin Dışişleri Bakanlığı bu konuda çok netmiş!

BARZANİ’Yİ DEĞİL, ÖCALAN’I BÜTÜTTÜLER

Tek başına bu çapsız yol haritası bile, 10 yıllık bir karşı-devrimci iktidarın “köklü bir tarihe ve geleneğe sahip bir devleti” nasıl içi boş hale getirebileceğini ispatlamaktadır.

Bir devlet hiç mi Irak örneğinden ders almaz?! Bir devlet hiç mi tehdit sıralaması yapamaz?! Bir devlet hiç mi stratejik çıkarlarını belirleyemez?! Bir devlet hiç mi doğru cephede konumlanamaz?!

Irak’ın bölünmesinin Türkiye’nin bölünmesini olduğunu göremeyen bir devlet, illaki Suriye’nin bölünmesinin de Türkiye’nin bölünmesi olduğunu göremez ve kendi elleriyle kendini böler.

Irak’ta “Öcalan’a hayır ama Barzani’ye evet” şeklinde kurulan denklemin Barzani’yi büyüttüğünü ama Öcalan’ı daha da büyüttüğünü göremiyor mu bu devlet?

Suriye’de “PKK özerkliğine hayır ama Kürt özerkliğine evet” şeklindeki bir taktiğin PKK’yi bitireceğini mi sanıyorlar? Kürt özerk yapılarının sayısı artıkça, Tanzanya Kürtlerinin mi bu yapılara hâkim olacağını düşünüyorlar?

ESAD UYARMIŞTI

Rusya Türkiye’yi bu konuda birçok kez uyardı; Esad’ı indirmeye, Suriye rejimini yıkmaya çalışmanın ortaya çıkaracağı sonuçları Ankara’ya anlattı…

AKP’nin yıkmaya çalıştığı Beşar Esad da uyardı Türkiye’yi… Esad, Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda PKK konusuna değindi ve  “kendi başım beladayken sizi koruyamam, benim sorunum size yansıyacak” dedi. Esad, “bölgede bağımsız bir Kürt devleti kurulması başka devletlerin de kurulmasını tetikler” diye uyardı.

Ancak Türk devleti ABD’nin “Esad yıkılmalı” görevine o kadar şartlandı ki, uyarıyı dinlemedi bile… Beşar Esad’ın son on yılda yakalayıp Türkiye’ye teslim ettiği PKK’li sayısını toplasalar, oradan bile uyarının ciddiyetini anlarlardı…

TÜRKİYE’YE ÖZERKLİKTE DE ANLAŞTILAR!

Önce Irak’ta özerkliği kabul ettiler, şimdi de “Suriye’de özerkliğe evet” diyorlar… Atlantik planına öyle bağlılar ki, o özerklikler yetmiyor, Türkiye’yi de özerkliğe hazırlıyorlar.

Başbakan Tayyip Erdoğan ve ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu, özerklikte yarışıyorlar. Erdoğan’ın partisi özerk bölge planlaması yapıyor, Kılıçdaroğlu “benim projemi uygulamış olacaklar” diyor!

Irak’ta özerklik PKK’yi büyüttü, Suriye’de özerklik PKK’yi devlet yapar, Türkiye’de özerklik ise Büyük Kürdistan’ı yani ikinci İsrail’i yaratır!

TÜRK MİLLETİNİN PLANI

Bu gerçek ortadadır ve ABD’nin bölge planına ve AKP’nin Suriye yol haritasına karşı Türk milletinin iki maddelik gelecek planı vardır:

1. Madde: Türk milleti AKP’yi yıkmalıdır.

2. Madde: Türk devleti, Suriye devleti ile yani Beşar Esad ile ittifak kurmalıdır.

Diğer maddeler zaten bellidir…

Aksi halde bölge Türk-Kürt-Arap-Fars kavgasına ve yangınına döner!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Temmuz 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRDİSTAN NASIL HİMAYE EDİLİR?

Türkiye, Bağdat’ı devre dışı bırakarak, Kuzey Irak’tan doğrudan petrol alımına başladı. (Zaman, 7 Temmuz 2012) Geçen hafta bölgeye giden tankerler, dolum yapıp Türkiye’ye, Mersin rafinerisine döndü…

Bu durum bölge açısından kritik bir sürecin başladığına işaret ediyor: Türkiye himayesinde Kürdistan’a…

Bu süreç nereye gider? Bağdat-Ankara ilişkileri kopar mı? PKK bu sürecin neresinde? Sorulara yanıt vermeden önce bazı olguları anımsayalım:

ANKARA-ERBİL ANLAŞTI

1. Başbakan Erdoğan’a yakın Çalık Holding, Silopi’den Yumurtalık’a uzanan 640 km’lik boru hattı yapmak için Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nden izin istedi. Talep, Resmi Gazete’de yayımlandı. Peki, Silopi’ye petrol nereden gelecek?

2. Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin başbakanı Neçirvan Barzani Türkiye’ye geldi ve 17 Mayıs’ta Başbakan Erdoğan’la “Kuzey Irak-Türkiye boru hattı anlaşması” yaptı.

3. Başbakan Erdoğan 20 Haziran’da Brezilya’ya giderken, uçakta bulunan gazete genel yayın yönetmenlerine “Bağdat yönetiminin Kuzey Irak’taki yönetime işlenmiş petrol ürünü vermeyi azalttığını söyleyerek, Türkiye’nin buna seyirci kalamayacağını” belirtti. Erdoğan, boru hattı kurulana dek uygulanacak yöntemi şu sözlerle tarif etti: “Oradan ham petrol alıp Türkiye’de işleyeceğiz. Ardından Kuzey Irak’a geri göndereceğiz.

DİYARBAKIR MERKEZ

Açık ki, Ankara’nın Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le bu tip bir ilişkiye girmesi Irak’ı bölecektir. AKP, Erbil’i Bağdat’tan koparıp, Diyarbakır’la birleştirmenin peşindedir. Nitekim Mesud Barzani, son üç ay içerisinde birkaç kez, “sonbaharda Kürdistan’a bağımsızlık” işareti verdi.

Peki, bağımsızlığını ilan edecek Kürdistan’ı Bağdat’a ve bölgeye karşı kim koruyacak, kim himaye edecek? AKP hükümetinin yönettiği Türkiye!

Böylece ABD’nin 1965’te ilk kez Türkiye’ye getirdiği plan, Erdoğan’la bir üst aşamaya çıkarılacak. 1991 ve 2003’te bu temel hedefi için Irak’a saldıran ABD, Irak’tan koparılacak Kürdistan’ın büyütülmesini, Türkiye’nin himayesinde Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılmasını istemektedir. Bu yapının Türkiye’den toprak koparıp “Büyük Kürdistan” haline gelmesi, bir diğer aşamadır.

Erdoğan’ın daha 2004 yılı başında “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde bir merkez yapacağız” demesi, işte bu görevinin gereğidir.

ERDOĞAN-ÖCALAN-BARZANİ İTTİFAKI

ABD AKP’den 2. Açılım’ı istiyor. AKP PKK’yle yeniden müzakere süreci başlatıyor, Ankara Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le anlaşıyor, Erbil “sonbaharda bağımsızlık” işareti veriyor. PKK lideri Murat Karayılan, “Kuzey Irak’la birleşiriz” diyor.

Yani Erdoğan, Öcalan ve Barzani Kürdistan ittifakında buluşuyor! Yani Türkiye’nin başbakanı bölgedeki bölme görevlileriyle birlikte hareket ediyor!

Oysa Türkiye’nin Başbakanı, ABD’nin Öcalan ve Barzani piyonlarına karşı, Maliki, Esad ve Ahmedinejad’la birlikte hareket etmeliydi. Çünkü Irak, Suriye, Türkiye ve İran’ın toprak bütünlüğünün ve siyasal birliğinin garantisi dört ülkenin ittifakıdır.

ORTADOĞU’DA AMERİKAN VARLIĞI ÇÖKTÜ

Ankara’nın, Tahran-Bağdat-Şam’la ittifak yerine Erbil-Kamışlı-Diyarbakır ekseni kurması, Washington’un 50 yıllık planıdır.

Peki, ABD’nin bu planı gerçekleştirecek gücü kaldı mı? Bölgedeki tüm kuvvetler için sorulması gereken soru budur ve her kuvvet bu sorunun yanıtına göre konumlanmalıdır.

Yanıtı bu kez Zbigniew Brzezinski’den verelim. Amerikan devlet aygıtının politika yapıcılarından Brzezinski, Mısır’ın El Ahram gazetesine “Amerikan nüfuzunun çöktüğüne şüphe yoktur ancak kimse Ortadoğu’da Amerikan varlığının çöküşüne sevinmesin” diyor…

Biz Türk, Kürt, Arap ve Fars halkları adına seviniyoruz ve Amerikan varlığının ardından, taşeronlarının da birer birer çökeceğini biliyoruz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Temmuz 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

‘BÜYÜK KÜRDİSTAN’ BULUŞMALARI

Mesud Barzani Kemal Burkay‘la, Erdoğan da Leyla Zana‘yla buluşuyor… Daha doğrusu ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesinde rol alanlar, Washington’un yol haritasını uygulayabilmek için müzakere ediyorlar.

AKP’NİN BÖLÜCÜSÜ

AKP’nin davetiyle 30 yıl sonra Türkiye’ye gelen Kemal Burkay son bir haftada iki önemli iş yaptı. İlki, Suriye’nin Türk keşif uçağını düşürmesiyle ortaya çıkan kriz ortamında yaptığı şu açıklamaydı: “Suriye sorunu bundan böyle, ancak üç bölgeli federatif bir sistemle çözülür. Sünni Arap bölgesi, Nusayri Arap bölgesi ve Kürt bölgesi…”

Her soruna “bölelim” kafasıyla yaklaşan Kemal Burkay’ın bu tavrı, kuşkusuz ona “AKP’nin bölücüsü” sıfatını takanlara haklılık kazandırıyor. Ancak Kemal Burkay’ı sadece AKP’nin bölücüsü saymak, Y-CHP’ye haksızlık olur. Zaten Burkay, Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmesinde, CHP’den de AKP gibi hamleler beklediğini söyleyerek, partiler üstü konumlanmıştı!

Uzatmayalım, Burkay, 40 yıldır Türkiye’ye çözüm diye sadece “federasyon” öneren biridir ve rolü bu çerçeve içindedir!

BARZANİ – BURKAY BULUŞMASI

Kemal Burkay, hafta içinde de Mesud Barzani’yle görüştü. Kuzey Irak’ta, Erbil’in Selahattin kasabasında basına kapalı görüşme yapan ikili, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin resmi açıklamasına göre “Türkiye’deki siyasi açılımları” konuşmuş!

Bu sözlerden herhalde en çok yıllarca Barzani‘ye “aşiret lideri” deyip de sonra kırmızı halı serip, onu hazırolda bekleyenler utanmıştır!

Aşiret lideri dedikleri Barzani, artık karargahına davet ettiği isimlerle Türkiye’yi konuşmaktadır!

ZANA VE BURKAY AKİL ADAM MI?

“Büyük Kürdistan” projesi doğrultusunda bugün de Erdoğan ile Zana biraraya geliyor. Zana “Kürt sorununu Erdoğan‘ın çözeceğine inandığını” söylemiş, Erdoğan da “talep gelirse kendisiyle görüşmekten kaçmam” diyerek buluşma sinyali vermişti.

İki ismin buluşmasında da, tıpkı Barzani – Burkay görüşmesinde olduğu gibi “Türkiye’deki siyasi açılımlar” konuşulacaktır, eminiz…

Nitekim Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu da buluşmuş, Y-CHP lideri Başbakan’a “Öcalan‘ın akil adamalar önerisini” çözüm paketi olarak sunmuştu. Yoksa Zana ve Burkay akil adam mı?

2. AÇILIM SURİYE’YE TAKILDI!

Bu alt kademedeki “Büyük Kürdistan” buluşmalarını anlayabilmek için, üst kademedeki temasları da anımsamalıyız: ABD çeşitli başkentlerde, G-20’lerde, BM toplantılarında AKP’yle, Washington’da Y-CHP heyetleriyle ve İncirlik’te “Kürt liderlerle” görüşüyor; herbirine ayrı ayrı yol haritalarını veriyor…

Sonra AKP’liler, CHP’liler ve PKK/BDP ile diğer Kürt kesimler, ellerindeki yol haritalarına uygun olarak periyodik buluşmalara geçiyorlar, müzakere ediyorlar… Buradan da “Kürt sorununa çözüm” adı altında 2. Açılım paketi çıkacak ve 1. Açılım’ı güya ilerletecek!?

1. Açılım, Türkiye’nin Kuzey Irak’ı himaye etmesi girişimiydi; 2. Açılım ise bu yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması ve Türkiye’nin Güneydoğusu’yla bütünleşmesi içindir.

Ancak, keşif uçağımızın 22 Haziran’da NATO yemi yapılması sonrasında yaşananlar, ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesini uygulayamayacağını gösteriyor! Projede rol alanlar, Asya’nın galibiyetiyle sonuçlanan bu bir haftalık Atlantik – Asya savaşını iyi incelesinler!

Mehmet Ali Güller
Ayd
ınlık Gazetesi
30 Haziran 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

2. AÇILIM ŞEHİTLERİ

1. Açılım, ABD’nin Irak’tan çekilmeye hazırlandığı süreçte, Barzanistan’ı Türkiye’ye himaye ettirmek ve kuzeye büyütmek içindi. 2. Açılım ise Türkiye’nin himaye ettiği bu yapıyı, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak ve “Büyük Kürdistan” yapmak içindir.

O nedenle, Dağlıca’da şehit düşen 8 askerimiz, 2. Açılım şehitleridir!

2. AÇILIM’IN YOL HARİTASI

AKP’nin sesi olan Yeni Şafak, ABD’nin 2. Açılım’ını madde madde şöyle duyurmuştu 27 Şubat 2012’de, özetliyoruz:

1. Öcalan kenarda tutulup, sürece sonra eklenecek.

2. İsrail’in arka kapı diplomasi merkezi olan Oslo – Norveç değiştirilecek.

3. Barzani sürece dâhil edilecek. Ancak Barzani, TSK’nin de kendisini kabul etmesini şart koşuyor.

4.  Türkiye, “Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”na koyduğu şerhi kaldıracak.

5. Anadilde eğitim, seçmeli ders olacak.

6. Af.

Aslında 4 ay önce ilan edilen bu 6 madde bile, son 10 günde AKCHP diye ortaya çıkan gerçeği anlatmaya tek başına yetiyor. Dikkat ederseniz 6 maddenin sorumluluğu ve yerine getirilmesi, AKP ve CHP tarafından paylaşılmış durumda…

AKCHP’NİN GÖREVLERİ

Gelin bu 6 madde konusunda AKCHP’nin neler yaptığına bakalım:

1. Öcalan fiilen kenarda, 11 aydır basın açıklaması yaptırılmıyor! İlginçtir, Öcalan, avukatları üzerinden yaptığı son açıklamalarda, zaman zaman PKK ve BDP’yi kendisini anlamamakla eleştirmiş ve “artık karışmam” yollu ifadeler kullanmıştı.

2. Şu anda Oslo yerine Washington ve İncirlik’te buluşuluyor. AKP, BDP ve CHP sırasıyla heyetler halinde Washington’a gidip, genel yol haritalarıyla dönüyorlar. ABD’nin bölge diplomatları ise İncirlik’te “Kürt zirveleri” düzenleyerek, genel yol haritasına uygun politik adımları attırıyor.

3. Barzani sürece dâhil oldu ve iki ay önce “PKK’ye silah bırakma çağrısı” yaptı. Karşılığında Barzanistan, Türkiye tarafından resmen tanındı: Ankara, Bağdat’a rağmen Erbil’le boru hattı anlaşması imzaladı.

Barzanistan’la yeni sınır kapıları açılıyor. Daha da önemlisi bu sınır kapılarının çevresi serbest bölge ilan ediliyor. Bu fiilen sınırın da değişmesi demek. ABD 2003’te “Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusu tek bir ekonomik bölge” olmalı demiş ve 2009’da da “Nitelikli Sanayi Bölgesi” kurulmasını istemişti. AKP buna uygun resmi düzenlemeleri aşama aşama yerine getirdi.

Ve bu gelişmeyle bağlantılı olarak AKP Hükümeti “Sınır Güvenliği Teşkilatı” için düğmeye bastı. Sınır güvenliği de TSK’den alınmış olacak! (Hürriyet, 11 Mayıs 2012)

4. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, daha bir yıl önce Hakkâri’de “Avrupa’da kabul edilen yerel yönetimler özerklik şartını aynen kabul edeceğiz” diyerek “yol haritası” görevine başlamıştı!

5. 4+4+4’lük eğitim sistemiyle, Kürtçe artık seçmeli ders oldu. Ancak CHP “yetmez ama evet” diyor. Nitekim Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a sunduğu 10 maddelik pakette “Talep eden yurttaşlarımıza anadil öğrenimi olanağı sağlayacağız” diyor.

6. Önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç konuştu ve “PKK silah bırakırsa Öcalan’a ev hapsi değerlendirilir” dedi. Ardından CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu “dörtlü uzlaşma olursa, Öcalan’a ev hapsi olabilir” dedi. Üçü uzlaşmıştı, yanlarına MHP’yi de istiyorlardı!

ERDOĞAN’IN SURİYE GÖREVİ

AKP’nin sesi gibi yayın yapan gazeteler, Erdoğan ile Obama görüşmesine şu başlığı atmışlar: “İki lider, Suriye’de, akan kanı durduracak.”

Aynı saatlerde Kuzey Irak’tan sınırımıza giren 300 PKK’li, Türkiye’de kan akıtıyor ve 8 askerimizi şehit ediyordu…

Tekrar vurgulayalım: 1. Açılım’la Türkiye’ye himaye ettirilen ve kuzeye büyüyen Barzanistan, 2. Açılım’la Suriye’nin kuzeyinde Akdeniz’e açılmak ve “Büyük Kürdistan” yapılmak isteniyor. Dağlıca’da 8 şehit vermemiz, bundandır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Haziran 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

4 MADDELİK ÇÖZÜM PLANI

Dağlıca’da 8 askerimiz şehit oldu… Malum çevreler yine “tam barış geliyordu, bozdular” demeye başladı. Yazıya oturduğumuzda, henüz “Ergenekon”u işaret eden olmamıştı!

Ancak bir kısım akılsız ve vicdansız, terörü, terörist saldırıyı “provokasyon” diye yorumlamaya başlamıştı bile. PKK’nin içine sızan provokatörlerden şikâyet edebilmek ancak Açılımcılara yakışır zaten! Sanırsın PKK, silahlı bir örgüt değil de kanarya sevenler derneği! Artık Karayılan’la oturur, PKK’deki provokatörlere yönelik soruşturma başlatırlar!

ANKARA’NIN YOL HARİTASI

Babasını 1,5 yaşındayken teröre kurban vermiş 19 yaşındaki bir kardeşimiz dün haykırıyordu telefonda, “çözümü yaz” diyordu. Akil adamsız, Açılımsız ve Oslo’suz çözümü yazalım:

1. Türk devleti, Irak’ın kuzeyindeki yapıya, PKK yöneticilerini teslim etmesi ve kampları boşaltması için 72 saat süre tanıdığını dünyaya ilan etmeli ve gereğini yapmalıdır!

2. Türkiye, ABD’nin Kürt planını bozmak için İran, Irak ve Suriye ile bu temelde bir ittifak kurmalı ve ortak askeri çözümle, “ikinci İsrail”i yıkmalıdır!

3. Dört ülke, ABD’nin “Büyük Kürdistan” planını bozduktan sonra, bölgede bir Türk – Kürt – Arap – Fars kardeşliği oluşturmak için bölgesel bir birliktelik kurmalıdır! Türk – Kürt, Arap – Kürt ve Fars – Kürt sorunları üzerinde emperyalist müdahalelerin bir daha yaşanmaması için birlik temelli eşitlikçi siyasal çözüm uygulanmalıdır!

AKP ÇÖZÜM DEĞİL SORUNDUR!

Bu üç aşamalı yolun ilk iki aşaması geçmiş dönemlerde asgari seviyede uygulandı ve başarı da kazandı. Örneğin Türk Ordusu 1995’te bölgeye düzenlediği Çelik Harekâtı’yla ABD’nin kukla yapısını dağıttı, CIA peşmergeleri Guam’a taşınmak zorunda kaldı. Örneğin 1998’de İran ile güvenlik anlaşmaları imzalanarak, PKK’ye karşı ortak mücadele verildi vs.

Ancak bugün, kimin hangi iradeyle yapabileceği meselenin düğümlendiği noktadır. O da çözüm planının 4. ve en önemli maddesidir.

Zira Türkiye’yi yöneten AKP hükümeti, Barzani’ye bu ültimatomu verecek siyasi pozisyonda değildir; tersine Barzani ile birlikte Maliki’ye düşmanlık yapmaktadır! AKP hükümeti, değil Suriye ile ittifak kurmak, tersine Suriye rejiminin yıkılması için çalışmaktadır. AKP hükümeti, İran ile ittifak bir yana, tersine İran’ı hedef alan Atlantik planlarında rol almakta, İsrail’e kalkan olacak ABD radarlarına ev sahipliği yapmaktadır.

Ve en önemlisi AKP hükümeti, ABD’nin stratejik piyonları PKK ve Barzani’yle mücadele edemez, zira kendisi de ABD’nin Ortadoğu’daki bir diğer taşeronudur!

ÇÖZÜMÜN ADRESİ İŞÇİ PARTİSİ

Hiç lafı dolandırmadan belirtelim: Türkiye AKP hükümetinden kurtulmadıkça ve Türk milleti AKP hükümetini yıkmadıkça daha çok şehit veririz. Ankara’dan değil de Washington’dan yönetilmenin sonuçları ortadadır. Bin yıldır birlikte yaşayan Türk ile Kürt’ü birbirinden tamamen koparacak Açılım’lara son vermenin yolu önce Ankara’yı yeniden iktidar yapmaktır!

Tıpkı Cumhuriyet gibi CHP de yıkılmıştır; AKCHP ve F tipi CHP olmuştur. Öcalan’a ev hapsi isteyen, Öcalan’ın akil adamlarını çözüm sanan bir CHP’nin millete bir hayrı artık yoktur.

Tek yol, Cumhuriyet’i yeniden kurmak, Atatürk’ün altı okunu yeniden iktidar yapmaktır. Bu program, birikim ve siyasal irade bugün Türkiye’de sadece İşçi Partisi’nde vardır.

Kılıçdaroğlu’nu Atatürkçü yapmaya enerji harcayan yurtsever CHP’li milletvekilleri, bu enerjilerini artık Kuvvayı Milliye ruhunun olduğu yeri büyütmeye harcamalıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Haziran 2012

, , , , , , ,

1 Yorum

AKP – PKK ARASINA CEMAAT Mİ GİRDİ?

Başbakan Erdoğan’ın “PKK silah bırakırsa, operasyonları durdururuz” demesinin ardından, son 10 güne damga vuran şu gelişmeler yaşandı: CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, içinde Öcalan’ın akil adamlar önerisinin de yer aldığı “çözüm” paketini Başbakan Erdoğan’a sundu. Leyla Zana, “Ben Erdoğan’ın bu işi çözeceğine inanıyorum” dedi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “PKK silah bırakırsa, Öcalan’ın ev hapsi gündeme gelebilir” müjdesi verdi. Erdoğan, Fethullah Gülen’i “gel de gör” dercesine yurda çağırdı. Gülen, “Türkiye emin ve güvenilir değil” diyerek, dönmeyeceğini söyledi.

Son olarak da Kürt Açılımı sürecinin “akil adamlarından” eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, uluslararası bir uyarıda bulundu: “Erdoğan, Kürt sorununu çözemezse Türkiye parçalanır. Ama ülkeden önce parçalanacak olan kendi partisi olacaktır!

Bu açıklamaların toplamı her şeyden önce şu gerçeği ortaya koyuyor. Mesele, Türkiye’nin değil ABD’nin ihtiyaçları düzleminde ele alınıyor ve yürütülüyor! Taraflar arasındaki ittifakların da, sürtüşmelerin de kaynağı ve nedeni, ABD’nin ihtiyaçlarıdır!

OSLO’YU KİM HANÇERLEDİ?

Radikal yazarı Avni Özgürel’in PKK’nin 2. adamı Murat Karayılan’la yaptığı ancak gazetesinin yayınlamadığı röportaj bu nedenle önem kazandı. Karayılan, 2012 bitmeden meselenin çözülmesi gerektiğini vurguladığı röportajın satır aralarında dikkat çeken suçlamalar ve tespitler yapıyor.

Karayılan açıkça cemaati suçluyor ve AKP ile PKK’nin arasına cemaatin girdiğini belirtiyor: “Bir güç aramıza girdi. Aslında sivil toplum kuruluşudur. Orayı çok açmayayım. Açsam herhalde bazı çevreler rahatsız olabilir. Yani Oslo’dan bahsediyorum.”

Karayılan, Oslo sürecinin 1 değil 3 yıl olduğunu ve karşılıklı saygı temelinde sürdürüldüğünü de özellikle belirtiyor; sürecin “Başbakan Erdoğan’ın kararıyla Milli Güvenlik Kurulu çerçevesinde yapılmış müzakereye dayandığını” vurguluyor.

Karayılan “sürecin başlamasıyla birlikte KCK davasının ortaya atılmış olması ise tam bir hançerlemeydi” diyor.

OSLO KASETLERİNİ KİM ÇALDI?

Oslo kayıtlarının ortaya çıkması, Hakan Fidan’ın “Başbakan’ın özel temsilcisi” sıfatıyla masada bulunduğunu PKK’lilere belirtmesi, dahası Erdoğan ile Öcalan’ın yüzde 95 anlaştıklarını müjdelemesi, haliyle en çok Erdoğan’ı zor durumda bırakmıştı.

O dönemde kasetin PKK tarafından sızdırıldığı da iddia edilmişti. Karayılan kendilerinin sızdırmadığını bir kez daha belirtiyor: “Biz o kuruma (MİT) gerekli bilgileri verdik. Yani bundan kesinkes emin olabilirsiniz ki, burada sızma söz konusu değildir, bizim tarafımızdan ifşa edilmemiştir.”

Hatta Karayılan, MİT’e “gelin soruşturun” da demiş: “İsterseniz gelin soruşturun… Onlar da dediler ki, ‘biz sizin bu sarf ettiğiniz, belirttiğiniz şeyleri, biz samimi gördük’ dediler.” Nitekim Karayılan, Oslo süreci başlarken uyarıldıklarını, bu nedenle süreci sadece 11 kişinin bildiğini belirtiyor.

CIA – CEMAAT OPERASYONU MU?

Peki, o zaman konuşmalar nasıl sızdı? Karayılan, PKK – MİT istişaresinden sonra ortaya çıkan sonucu şöyle özetliyor: “Ama nihayetinde anlaşıldı ki, aslında devletin kendi içinde farklı eğilimdeki grupların işidir. Yani aslında MİT’ten bir biçimde çalınmıştır.”

Karayılan bu operasyonu anlatırken dikkat çekici ayrıntılardan bahsediyor: “O noktada uluslararası bir organizasyon işe karışmış olabilir mi onu bilemem. Benim tahminimi sorsanız bence oradan bir şekilde alındı. Özellikle polisin bizi işaret etmesi… Bu bizdeki kanaati kesinleştirdi ki o zaman bunlar ya MİT’ten almış ya da uluslararası bir kurumdan almış, dedik.”

STRATEJİK PİYONLUĞUN SONUÇLARI

AKP ve PKK’nin CIA koordinatörlüğünde (ABD – İngiltere) müzakere etmesi, CIA’nın kaseti cemaat üzerinden sızdırması, PKK’nin MİT’e “gel bizi soruştur” demesi, PKK ile MİT’in “samimi ilişkileri”, AKP’nin cemaati “devlet içinde devlet” diye nitelemesi…

Tüm bu pespayelik, tarafların ABD’nin stratejik piyonluğunu kabul etmesindendir! Ve ABD de, piyonlarını kimi zaman masaya oturtarak, kimi zaman tokuşturarak, bazen havuç bazen sopa olarak kullanarak, hedefine ilerliyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Haziran 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın