Posts Tagged Suriye
DAVUTOĞLU TASFİYE Mİ EDİLDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/12/2012
Dolmabahçe fotoğrafı aslında çok şey anlatıyor. 3 Türk ile 3 Rus yetkilinin müzakere görüntüsünden bahsediyoruz… Bu tip heyetler arası görüşmelerde her yetkili kendi mevkidaşının karşısında yer alır. O fotoğrafta ise farklıydı…
Tamam, Putin’in karşısında Erdoğan oturuyordu ama Rusya Dışişleri Bakanı’nın karşısında Ömer Çelik, Putin’in dış politika danışmanının karşısında ise Ahmet Davutoğlu oturuyordu!
Yoksa hükümette adı konmamış bir görev değişikliği mi vardı? Ahmet Davutoğlu danışmanlığa dönmüş, Ömer Çelik de Dışişleri Bakanı mı olmuştu?
ÖMER ÇELİK DENETÇİ Mİ?
Bu tablo aslında bir süredir sergileniyor… AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, yurt dışı gezilerinde Erdoğan’a Dışişleri Bakanı gibi eşlik ediyor! Ya da Davutoğlu’nun gezilerinde Ömer Çelik mutlaka yer alıyor! Denetçi gibi…
Ufuk Ötesi’ni düzenli izleyen okurlarımız, Suriye konusunda son dönemde AKP içinde bir kırılma yaşandığını, Erdoğan ile Davutoğlu-Gül arasında farklılıklar belirdiğini, Erdoğan’ın Suriye sahnesinden çekilmek için İran ve Rusya ile müzakerelere yeşil ışık yaktığını anımsayacaklardır…
İşte bu fotoğraf, anlatmaya çalıştığımız ayrışmayı sergiliyor.
ANKARA-MOSKOVA HATTINA ABD SABOTAJI
Bakın bir ayrışma olduğunu başka nasıl anlıyoruz:
Dikkat ettiyseniz Erdoğan ile Putin’in buluşması aşağı yukarı her gazeteye olumlu yansıdı. Manşetlerde Erdoğan ile Putin’in Suriye konusunda birbirlerine yaklaştığına dikkat çekildi. Kimi gazeteciler konumları gereği Erdoğan’ın Putin’e değil, Putin’in Erdoğan’a yaklaştığını iddia ettiyseler de, ortada bir yakınlaşma vardı nihayetinde!
Tüm gazeteler Suriye konusunda Türkiye ile Rusya arasındaki görüş farklılığı makasının daraldığını saptıyordu. Başlıklar da öyle…
Peki, ideolojik bir araç işlevi olan ünlü Amerika’nın Sesi nasıl verdi bu haberi? İnternet sitelerindeki manşetlerinde başlık şöyleydi: “Putin ve Erdoğan, Suriye konusunda uzlaşamadı!”
Bu manşet hem Moskova’dan kalkan Suriye uçağının CIA istihbaratıyla neden zorla Ankara’ya indirildiğini açıklıyor, hem de “füze yerine elektrik teçhizatı çıkan” operasyonun neden Ankara-Moskova hattında soğutulduğunu açıkılıyor!
MOSKOVA’NIN ANKARA’YA TEKLİFİ
Putin basın toplantısında çok açık bir şekilde ”Suriye’de pozisyonlarımız aynı ama hangi metotları kullanacağımız konusunda farklılık var” dedi. Bu söz tescilli Amerikancı gazeteciler tarafından her ne kadar “Esad’ın sandalyesini kim tekmeleyecek” şeklinde sunulduysa da, Ankara ile Moskova’nın “pozisyon yakınlaşması” içinde bulunduklarını dünyaya ilan etmesi çok önemli!
Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 23 Kasım’da Moskova’da yaptığı basın toplantısında çok önemli bir bilgi vermişti: “Biz, Ankara ve Şam arasında doğrudan diyalogun kurulmasını teklif ettik. Maalesef, teklif henüz yerine getirilmedi, ama halen yürürlükte.”
Erdoğan ve Putin’in 3 Aralık’taki buluşmasında işte bu teklif de konuşuldu. Nitekim önce Putin “Görüşmede yeni görüşler dile getirildi” dedi, ardından da Erdoğan şu sözlerle tamamladı: “Komşumuz Suriye’de barış ve istikrarın yeniden tesis edilmesi, hiç kuşkusuz hem ülkemiz hem de bölge için hayati bir öneme sahiptir. (…) Suriye’de akan kanın bir an önce durmasını istiyoruz. Dışişleri bakanlarımız bu konuda daha yoğun bir çalışma yolunda adımlar atacaktır.”
Peki, daha önce Suriye politikası nedeniyle “Rusya’nın cezalandırılmasını” isteyen Davutoğlu, Erdoğan’ın işaret ettiği bu çalışmayı yürütebilir mi? Ya da Lavrov’un karşısında Davutoğlu yerine Ömer Çelik’in oturmasının sebebi bu mu?
ERDOĞAN PATRİOT’U BASINDAN ÖĞRENDİ!
Suriye konusunda yaşanan bu değişikliğin nedenlerinin başında kuşkusuz “Kürt koridoru” geliyor. Son dönemde Washington’dan Ankara’ya gelen “Suriyeli Kürtlerle anlaşın” baskısı, Suriye sahnesinden çekilme arayışlarını hızlandırdı!
İşte NATO ve Patriot meselesi de aslında bu arayışa Washington’un yanıtıdır. ABD ve Davutoğlu, Patriotlarla Türkiye’yi sahnede kalmaya mecbur etmeye çalışıyor.
Erdoğan ile Davutoğlu’nun basına yansıyan “Patriot istendi, istenmedi” tartışması da bu nedenledir. Türkiye Cumhuriyet Başbakanı, ülkesinin NATO’dan resmen Patriot istediğini basından öğrenmişti!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Aralık 2012
CIA BAŞKANI’NIN İSKENDERUN SIRRI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/11/2012
Amerikan devleti içindeki çarpışmanın göstergesi olan CIA Başkanı David Petraeus’un istifasıyla ilgili gündeme gelen nedenlerin başında, onun Bingazi’deki saldırıyı “izlemekle” yetinmesi geliyordu…
Gerçekte CIA üssü olan Bingazi’deki büyükelçilik binasına Müslümanlara hakaret eden bir film gerekçe gösterilerek saldırı düzenlenmiş, ABD Büyükelçisi Chris Stevens ile 3 diplomat ölmüştü! Hatta bir iddiaya göre film protestosu bahaneydi ve organize bir saldırıyla CIA üssünden belge çalınmış, adam kurtarılmıştı!
Petraeus, 15 Kasım’da Kongre İstihbarat Komitesi’ne CIA Başkanı olarak bu konuda ifade vermeden birkaç gün önce evlilik dışı ilişkisini gerekçe göstererek istifa etti! Ancak istifanın üzerinden ortaya saçılanların önemi nedeniyle, Petraus Komite’ye eski başkan olarak ifade vermek durumunda kaldı.
ABD basınına yansıdığına göre Petraeus, başından beri saldırının “bir terör saldırısı” olduğunu ve saldırganların El Kaide bağlantılı olduğunu raporlarında belirttiğini savundu. Petraeus, Beyaz Saray’ın ilk açıklamalarında “terörist” yerine “aşırı gruplar” ifadesinin neden yer aldığını bilmediğini söyledi.
Bu “aşırı grup” ile “terörist” farkının neden ön plana çıkarıldığı önemli. ABD Kongresi’nin bunun üzerinde neden durduğunu anlamamızı sağlayacak bazı olguları ve iddiaları inceleyelim.
STEVENS’IN SON YEMEĞİ
İngiliz Sunday Times gazetesi, 11 Eylül’de saat 21:30’da öldürülen ABD Büyükelçisi Chris Stevens’ın o akşamki yemeğini bir Türk diplomatla yediğini yazdı. Sunday Times’ın 15 Eylül tarihli bu haberi 17 Eylül’de Sabah gazetesinde “son yemeğini Türk diplomatla yemiş” başlığıyla duyuruldu.
Jöntürk haber sitesi ise 14 Kasım’da yeni bir iddia ortaya attı ve Chris Stevens’le öldürülmeden bir saat önce görüşen bu Türk diplomatın, Türkiye’nin Bingazi Konsolosu Ali Sait Akın olduğunu haber yaptı.
Jöntürk, iddiaya kaynak olan ABD’li yetkililerin, görüşmenin olağan olmadığına dikkat çektiklerini belirtiyor.
Peki, o görüşme neden olağan değildi?
Anlatacağız ama Chris Stevens’ın Suriye’ye silah sevkiyatında kilit bir isim olduğu bilgisinin son dönemde bazı haber sitelerinde yer aldığını özellikle belirtelim.
LİBYA’DAN GÖNDERİLEN 400 TON KARGO
Aydınlık, 21 Ağustos’ta “İnsani yardım gemisiyle Libya’dan militan getirdiler” başlığıyla çok önemli bir haber yapmıştı. Aydınlık’a göre El Entisar isimli bir gemi Libya’dan İskenderun’a gelmiş ve gemiden inen 24 militan bir otele yerleşmişti. Aydınlık bu 24 militanın Suriye’ye geçmeyi konuştuklarını yerel kaynaklara dayandırarak duyurmuştu.
Ancak olay 24 militandan çok daha önemliymiş.
14 Ekim tarihli Times of London’da yer alan ve ABD Kongre raporuna dayandırılan bir haberde, Libya bandıralı El Entisar adlı geminin 400 ton kargoyla İskenderun limanına demirlediği belirtiliyordu. Gemide karadan havaya uçaksavar füzeleri, RPG’ler ve MANPAD tipi füzeler olduğu iddia ediliyordu. Silahlar Suriyeli muhalifler içindi.
Haberde, 400 ton kargo ile Suriye’ye şimdiye kadarki en büyük silah sevkiyatının gerçekleştiği belirtiliyordu.
Oysa resmi açıklamaya göre, gemide İHH aracılığıyla temin edilen tıbbi malzeme vardı!
PETRAEUS GELDİ, YÜK BOŞLADI
İskenderun yerel basınında çıkan 22 Eylül tarihli bir habere göre “yolcular inmiş ama yük boşaltılmamıştı”, çünkü Ankara’dan izin bekleniyordu.
Jöntürk’e göre günlerce bekleyen gemi, 6 Eylül’de yasal izin alıyordu!
Tam burada, CIA Başkanı David Petraeus’un 2 Eylül’de “Suriye ve terörle mücadele” gündemiyle Türkiye’ye geldiğini anımsatalım. İlginçtir, Petraeus, 6 ay önce 12 Mart’ta da Türkiye’ye gelmişti!
KONSOLOSA VERİLEN GÖREV
Ancak bu silah sevkiyatı Rusya’nın tepkisini çekiyordu.
Jöntürk’ün iddiasına göre Başbakan Erdoğan, Moskova’nın tepkisi üzerine, Bingazi Konsolosu Ali Sait Akın’ın ABD’lilerle görüşmesini istiyordu.
İşte Chris Stevens’ın ölümünden sonra haber olan “son yemek” iddiaya göre bu görüşmeydi!
MOSKOVA’DAN KALKAN UÇAK
Bitirirken bir olayı daha anımsatmalıyız. Bu olaydan bir ay sonra, 10 Ekim’de Moskova’dan kalkan bir Suriye yolcu uçağı, “füze var” istihbaratı üzerine zorla Ankara’ya indirildi. İstihbaratın kaynağı ise CIA’ydı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Kasım 2012
AKP’DE SURİYE ÇATLAĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/11/2012
Suriye meselesi her ne kadar bir medya operasyonu ile “insan hakları” meselesi olarak sunulmaya çalışıldıysa da, aslında “Irak’ın kuzeyindeki yapıyı, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açma” operasyonu olduğu en başından beri belliydi. Ancak özellikle son birkaç aydır mesele berraklaştı ve “Kürt Koridoru” merkezli bir hâl aldı.
ERDOĞAN-ÖZEL VE GÜL-DAVUTOĞLU AYRILIĞI
Bu durum, Suriye’ye destek veren cephenin kuvvet kazanarak Atlantik cephesini geriletmesiyle birleşince, içeride AKP üzerinde iç basınç oluştu.
Bu iç basıncın AKP’de bir Suriye çatlağı oluşturduğu görülüyor. Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı Gül ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu ikilisine göre daha farklı bir çizgi içine girdiği gözleniyor. Erdoğan’ın Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’le birlikte hareket etmeye başladığını söyleyebiliriz.
Bunun ne anlama geldiğini anlayabilmek için şu olguyu anımsamalıyız: AKP Hükümeti, Atlantik adına Suriye operasyonu başlattığında ve Davutoğlu açıkça Suriye muhalefetini organize etmeye soyunduğunda, Erdoğan kamuoyu önünde “Suriye bizim iç meselemizdir” diyordu. Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel ise “Suriye bizim iç meselemiz değildir” diyerek TSK’nin tutumunu ilan ediyordu.
Aradan geçen 1,5 yıl içinde Erdoğan ile Org. Özel, aynı tutumda birleşmiş oldular. Erdoğan-Özel ile Gül-Davutoğlu ayrılığı bakın hangi açıklamalarla sergileniyor:
1. NATO’DAN PATRİOT TALEBİ
Ayrılığın su yüzüne çıktığı bu alandaki açıklamaları, AKP’ye yakın Yeni Şafak’taki başlıklardan bile net olarak görebiliyoruz: “Davutoğlu: NATO, Patriot vermeye hazırlanıyor”, “Erdoğan’dan ‘patriot füzesi’ne yalanlama”, “Gül Suriye’yi uyardı: Patriot füzeyle vururuz!”
2. MÜLTECİ MESELESİ
Ahmet Davutoğlu, henüz Suriye’den gelen mülteci sayısı 50 bin seviyesindeyken, 100 bin rakamını dünyaya “psikolojik eşik” diye ilan etti. Bu aslında AKP Hükümeti’nin savaş eşiğiydi!
Ekim’de mülteci sayısı 100 bine ulaştı! Şu anda da 200 bin sınırına yaklaştı! Sonuçlara bakılınca Davutoğlu’nun eşiğinin çizildiği görülüyor.
Bu süreçte iki dikkat çekici gelişme yaşandı. Birincisi, Türk polisinin ev ev dolaşıp Suriyelilere ya ülkelerine dönmeleri ya da kamplara yerleşmeleri baskısı yaptığı ortaya çıktı. İkincisi de, mülteci sayısının 200 bine yaklaşmaya başlamasıyla birlikte, sınırlar çeşitli gerekçeler gösterilerek fiilen kapatıldı!
3. DEMEÇLER
Cumhurbaşkanı Gül Financial Times’a verdiği demeçte “Suriye, Türkiye’ye karşı kimyasal silah kullanabilir” diyerek kışkırtıcılık yaparken, Başbakan Erdoğan şu açıklamasıyla tansiyonu düşürüyordu: “Türkiye küçük hesaplar yapmayacak kadar büyük bir devlettir. Türkiye birilerinin ısrarla çekmeye çalıştığı tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devlettir. (…) Biz soğukkanlılıkla hareket etmeye çalışıyoruz.”
4. ANGAJMAN KURALLARI
Türk devleti, F4 uçağının NATO yemi olması ve Akçakale’ye faili meçhul top düşmesinin ardından dünyaya angajman kuralları açıklamış ve sınıra 3 mil (5 km) yaklaşacak Suriye hava araçlarının düşürüleceğini ilan etmişti.
Suriye hava kuvvetleri önceki gün sınıra 300 metre mesafede ÖSO’yu bombaladı; Suriye uçağı resmi açıklamaya göre sınıra 2,5 km yaklaşmış, gayri resmi açıklamalara göre de dönüş manevrası yaparken sınırı hafifçe ihlal etmişti. Ancak Türk Ordusu, aklıselim davranarak Suriye uçağını düşürmedi!
Öte yandan dün Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Suriye uçaklarının vurulmasıyla ilgili yetkiyi, Başbakan Erdoğan’ın TSK’ye devrettiğini söyledi!
5. KİMLE HAREKET EDİYORLAR?
Başbakan Erdoğan Bakü’de Rusya Devlet Başkanı Putin’le konuşup masaya “üçlü müzakere sistemi” getirdi ve Türkiye, Rusya, İran, Mısır ve Suudi Arabistan’lı bölgesel çözümü öne çıkardı. Erdoğan, Bali’de de İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’la görüştü ve Suriye konusunu Ankara-Tahran eksenli ele aldı. Erdoğan üstelik Bali’de “21. yüzyıl Asya yüzyılı olacak” dedi!
Erdoğan, Suriye krizini son dönemde bölge ülkeleriyle konuşurken, Cumhurbaşkanı Gül NATO’yu ön plana çıkardı, Davutoğlu da Doha’da ABD’yle birlikte hareket etti.
DURUM
Kuşkusuz Erdoğan’ınki, iktidarını sürdürmeye yönelik manevralardır… Ancak “Kürt Koridoru” gerçeğinin Suriye meselesi üzerinden sadece Türkiye’de değil, Irak’ta ve hatta Kuzey Irak’ta da çatlaklar oluşturması önemli. Asya cephesi güçlendikçe ve Atlantik cephesi geriledikçe bu ayrılıklar bölge yararına daha da belirginleşerektir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Kasım 2012
BÖLÜCÜ ÖRGÜTLER NEDEN ABD’NİN SAFINDA?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/11/2012
Çin’in ayrılıkçı Sincian-Uygur örgütlerinin Suriye’ye, Esad’a karşı savaşmaya gitmesi Türkiye’deki bir tartışmayı da berraklaştırdı. O tartışmaya geleceğiz ama önce bazı ayrıntıları aktaralım.
ÇİN EL KAİDESİ SURİYE’DE
El Kaide örgütünün lideri Ayman El Zevahiri, 27 Ekim’de internetten yayınlanan bir videoda, yandaşlarını “Suriye’deki kardeşleri desteklemek için harekete geçmeye” çağırdı. Zevahiri’nin kardeş gördüğü Suriyeli muhalifler, ABD’nin desteğiyle 19 aydır Esad’ı devirmeye çalışanlardır. ABD ile El Kaide’nin Suriye’de aynı cephede yer almasını not ediniz.
İşte Zevahiri’nin bu çağrısından sonra Çin’in Sincian-Uygur özerk bölgesindeki ayrılıkçı terör örgütleri Suriye’ye Esad’a karşı savaşmaya gitti. Terör örgütü diyoruz zira bu örgütlerin en büyüğü olan Doğu Türkistan İslam Hareketi (ETİM) 2002 yılından beri BM tarafından terör örgütleri listesine alınmış durumda.
ETASA’NIN MERKEZİ İSTANBUL’DA
Suriye’ye El Kaide talimatıyla üyesini gönderen bir diğer örgüt ise Doğu Türkistan Eğitim ve Yardımlaşma Derneği (ETASA).
ETASA’nın merkezi İstanbul’dadır. Hem Çin El Kaide’sinin hem de Türk El Kaide’sinin İstanbul merkezli olması ve ikisinin de ABD-AKP işbirliğinde Suriye’ye Esad’ı devirmeye gitmesi anlamlıdır.
Daha önce bu köşede bir yazı dizisi halinde Türk El Kaide’sinin Esad’a karşı savaşını incelemiştik. Özetlersek; 15 ve 20 Kasım 2003’te İstanbul’u kana bulayan ve dört bombalamada 63 kişiyi öldüren El Kaide üyeleri, yıllar içinde çeşitli yöntemlerle tek tek serbest kaldılar. Ve o isimlerin önde gelenleri, bu yıl Halep’te ortaya çıktılar ve Esad’a karşı çarpışırken öldüler. Örneğin Suriye’de ölen Baki Yiğit İstanbul saldırılarının etkin isimlerindendi; Metin Ekinci, İstanbul bombacısı Azad Ekinci’nin kardeşi ve bombalamalarda kullanılan araçlardan birinin sahibiydi; Osman Karahan İstanbul bombacılarının avukatıydı.
İKİ TEMEL İLKE
Aydınlık gazetesinin Çin’in Sincian-Uygur bölgesindeki bu ayrılıkçı örgütlere karşı tavrı Türkiye’de kendisini “Türkçü” diye niteleyen çevrelerde bir tartışma konusu olmuştur.
Kuşkusuz Aydınlık’ın tutumunu “Türk Birliğine aykırı” bulan ya da “Türk soydaşlarımızın Çin zulmüne başkaldırısına neden destek vermiyorsunuz” diyerek eleştiren dostane tartışmalara evet dedik. Ve bu konuda da hep iki temel ilkemiz oldu:
1) Tıpkı ülkemizin bölünmesini istemediğimiz gibi başka ülkelerin de emperyalizm tarafından bölünmesine itiraz ediyoruz. Bölünmenin yanında olanın ırkıyla, soyuyla ilgili değiliz. Çin’in Uygur Türkleri üzerinden, İran’ın Azerbaycan Türkleri üzerinden ve Irak ile Türkiye’nin Kürtler üzerinden bölünmesine hep karşı durduk. Şimdi de Suriye’nin bölünmesine karşı duruyoruz.
2) Bir ülkedeki azınlık sorununun “demokratik haklar” açısından çözülmesine hep destek verdik. Ancak azınlıklar üzerinden birlik ve bütünlüğün ortadan kaldırılması yönündeki Batı girişimlerine de hep set çektik.
ABD MERKEZLİ DOĞU TÜRKİSTAN HÜKÜMETİ
Çin’i bölmek isteyen bu ayrılıkçı örgütlerin şimdi Suriye’de Esad’a karşı savaşması ve ABD cephesinde açıkça yer alması yıllardır anlattığımız bir gerçeği ortaya koymuştur. O gerçek, bu örgütlerin ABD’nin aracı olarak Çin’i karıştırmak için kullanıldığıdır.
Bu ayrılıkçı örgütlerin kurduğu sözde “Doğu Türkistan Hükümeti’nin” neden Oakton-ABD merkezli olduğu sorgulanmalıdır.
Bu sözde hükümetin Başbakan Yardımcısı Hızırbek Gayretullah ile Bakanı İsmail Cengiz, Ulusal Kanal Haber Müdürü olduğum 2005 yılında ziyaretimize gelmişti ve kendileriyle de uzun uzun tartışmıştık. O tartışma oldukça öğreticiydi, çünkü bölmek isteyen kuvvetin zorunlu olarak emperyalizmin bir aracı haline geleceğini bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştu.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Kasım 2012
SURİYE’DE AKP-İSRAİL ORTAKLIĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/10/2012
İsrail’in eski Ankara Büyükelçisi olan Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Pinhas Avivi, Kudüs’te TRT üzerinden AKP’ye “Suriye’de işbirliği” çağrısı yaptı. İsrail ayrıca Mavi Marmara için “önkoşulsuz” olarak masaya oturmaya hazır olduğunu ilan etti.
Ankara, İsrail’e yanıtını, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Selçuk Ünal’ın ağzından ve AA üzerinden verdi: “İsrailli yetkililerin basına beyanlar yoluyla mesaj vermeye çalışmak yerine ilişkilerin normalleşmesi için atılması beklenen adımları atmaları gerekmektedir.”
ESAD, İSRAİL’İN DÜŞMANIDIR
Tel Aviv’in çağrısı ve Ankara’nın “olumsuz” yanıtı, aslında özel anlamlar içeriyor. Şöyle ki, İsrail bu çağrıyla iki ülkenin Suriye konusunda aynı safta olduğuna işaret etmiş oldu.
Aydınlık okurları açısından şaşırtıcı olmayan bu gerçek, AKP tabanı açısından sürprizdir. Zira AKP Hükümeti, hem kendi tabanını hem de genel Türk kamuoyunu Suriye politikasına ikna edebilmek için en başında beri iki temel teze yaslandı: Birincisi Beşar Esad ile PKK’nin müttefik olduğunu, ikincisi de İsrail’in Esad’ın gitmesini istemediği ileri sürdü.
İşte bu çağrıyla İsrail ve AKP’nin Suriye konusunda karşı karşıya olmadığı, nesnel olarak yan yana oldukları resmi ağızdan doğrulanmış oldu.
Salt Suriye konusu değil elbette, Kürecik radarı ve İran karşıtı politikalar da AKP ile İsrail’i bölgede “siyasi ortak” yapıyor.
HEDEF: BÖLGEYİ TOPTAN ZAYIFLATMAK
Nitekim İsrail’in rolü saptanmaya başlandı. Hatta Suriye direndikçe ve AKP, ABD adına bölge ülkeleriyle karşı karşıya geldikçe, pek çok kesimlerde izlenen politikanın yanlışlığına dair görüşler oluşmaya ve çoğalmaya başladı.
Örneğin Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat, artık şu tespiti yapıyor: “Oyun içinde oyun oynanıyor. Suriye olaylarının dizaynı, bölge güçlerinin topyekûn zayıflaması üzerine kurgulanmış gibi görünüyor.”
Kanbolat, AKP’nin 20 aylık Suriye politikasının sonuçlarını altı maddede saptamış. Özetleyelim:
1) “İsrail’in güvenliğini tehdit eden ana güçlerden biri olan Suriye ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.”
2) “Türkiye, Suriye ile savaş ortamına sürüklenerek Türk ve Arap dünyası arasında I. Dünya Savaşı sırasında kopan ilişkilerin AK Parti döneminde başlayan yeniden tamir çabaları tahrip edilmeye çalışılıyor.”
3) “Türkiye’nin Suriye ile sıcak savaşa sürüklenmesi ile birlikte yalnızlaştırılan Türkiye’nin derin bir ekonomik krize girmesi, ekonomik ve siyasi kriz ile birlikte AK Parti’nin çökertilmek istenmesi üzerine güçlü varsayımlar bulunuyor.”
4) “Bölgenin iki büyük gücü olan Türkiye ve Rusya Federasyonu’nun bütün enerjisinin Suriye’ye aktarılması sağlanarak bu iki ülkenin dünya olaylarından soyutlanması sağlanıyor.”
5) “Suriye olayları ile birlikte son beş yüz yıldır en parlak dönemini yaşayan ve vizelerin karşılıklı kaldırıldığı Türk-Rus ilişkileri onarılmayacak kadar kötü bir duruma sokulmaya çalışıyor.”
6) “Suriye’den sonra Türkiye’nin de siyasi kaosa sürüklenmesi ile birlikte Türkiye ve Suriye Kürtlerinin Irak’ta olduğu gibi fiili bağımsız yapıya kavuşabileceği üzerinde duruluyor.”
Kanbolat, eksik ama düne göre çok ileri olan bu saptamalarını “Savaş lobilerinin kurgusundan kurtulmalıyız” diyerek bitiriyor. “Savaş lobisi” ile herhalde ABD ve İsrail’i kastediyordur…
AKP HEDEF DEĞİL ARAÇ
Kuşkusuz Hasan Kanbolat’ın altı maddelik sonuçları, AKP’nin süreçteki rolünü açıklayamıyor. Hatta Kanbolat, Suriye’yle birlikte AKP’nin de aslında hedef alındığını ileri sürüyor. Ve hatta Kanbolat, AKP’den bu kurguyu bozmasını da bekliyor.
Mümkün mü? AKP Suriye konusunda elbette kullanılmıştır ve kullanılmaktadır ama bu AKP’ye rağmen değildir. İktidar yapılmanın bedelidir, imzalanan ikili sözleşmelerin gereğidir.
Dolayısıyla, ABD’nin Suriye politikasının hedeflerinden birini, AKP’nin çökertilmesi olarak sunmak doğru değildir, sadece Ahmet Davutoğlu’nu altında bırakır!
AKP operasyonun hedefi değil, aracıdır! Suriye’ye savaş açacak bir AKP illaki çökecektir o ayrı elbette!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Ekim 2012
5 ÜLKELİ ÇÖZÜM PLATFORMU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/10/2012
Son üç günde üç önemli ABD yetkilisi, Suriye’de “Türkiye ile birlikte çalıştıklarını” vurguladı!
Önce ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden konuştu ve “Suriye’de Türkiye’yle el ele çalıştıklarını” söyledi.
Ardından ABD’nin Adana Konsolosluğu’na iki ay önce atanan John Espinoza konuştu. Ekspres gazetesine röportaj veren Espinoza, “Probleme en iyi çözümü bulmak için Türkiye Hükümeti ile yakın çalışıyoruz” dedi.
Son olarak da ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, “ABD ile Türkiye’nin gizli çalışmalar yürüttüğünü” açıkladı. Ricciardone, “bu gizli çalışmanın ne kadarının açıklanacağını da AKP Hükümeti’nin bileceğini” söyleyerek topu Erdoğan’ın kucağına bıraktı.
GİZLİ ÇALIŞMA FELAKETLERİ
Uludere’de 34 yurttaşımızın yanlışlıkla bombalanması, F4 keşif uçağımızın Suriye’de NATO yemi yapılması, Akçakale kışkırtması ve Moskova’dan kalkan Suriye uçağının CIA’nın “roket taşıyor” istihbaratıyla Ankara’ya indirilmesi, bu “yakın ve gizli” çalışmanın örneklerindendir…
Ancak üç günde üç ABD’linin “Türkiye’yle birlikte çalıştıklarını” özellikle vurgulaması bize dikkat çekici geldi. Uluslararası ilişkilerde bunun bir anlamı da, “yakın çalışma” durumunun sekteye uğradığının dolaylı işaretidir. Böyle midir, göreceğiz…
ÜÇLÜ MÜZAKERE SİSTEMİ
Bir süredir yazılarımızda Türkiye ile İran’ı aynı platformda buluşturan Dörtlü Komisyon’un, Ankara’nın Suriye sahnesinden çekilebilmesine fırsat yaratacağını savunduk. Nitekim ABD’nin çok rahatsız olduğu bu platform, Suudi Arabistan üzerinden sabote edildi ve üçüncü toplantısı yapılamadı.
Ancak Bakü’de bir araya gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın 40 dakikalık Suriye görüşmesi, yeni bir fırsata işaret ediyor.
Nitekim Erdoğan, görüşmede “üçlü müzakere sistemi”nin ele alındığını açıkladı:
1) Birinci sistem; Türkiye-Mısır-İran. Bu sistem, Suudi Arabistan’ın olmadığı Dörtlü Komisyon platformu zaten.
2) İkinci sistem; Türkiye-Rusya-İran.
3) Üçüncü Sistem; Türkiye-Mısır-Suudi Arabistan.
Üçlü müzakere sisteminden anlaşılan, Türkiye’nin Mısır-Suudi Arabistan ikilisi ile Rusya-İran ikilisi arasında arabuluculuğa soyunduğudur. Çünkü üç sistemde de Türkiye var ancak İran, Mısır’la aynı platformda yer almasına rağmen, hem İran hem de Rusya, Suudi Arabistan’la hiç bir araya gelmiyor…
Ancak beş ülkeden oluşan üç sistemin tamamen bölge ülkelerinden oluşması çok önemlidir.
AKP-ÖSO İLİŞKİLERİ
Erdoğan bu “üçlü müzakere sistemi”ni açıkladığı basın toplantısında, Ankara ile Tahran’ın bir başka konuda da mutabık olduğunu müjdeliyordu. BM ve Arap Birliği Özel Temsilcisi Lakhdar Brahimi’nin “kurban bayramında ateşkes önerisi” yapması, her iki ülke tarafından memnuniyetle karşılanmıştı.
Ancak aynı saatlerde Özgür Suriye Ordusu’nun Brahimi’nin çağrısına olumsuz yanıt vermesi, Ankara-ÖSO ilişkilerinin geldiği yer açısından not edilmelidir.
AKP-ÖSO ilişkisinin durumunu anlamak için, son iki haftada gerçekleşen şu olgulara da bakmalıyız:
ÖSO karargâhını sınır dışına taşımak zorunda kaldı.
Türk polisi özel evlerde kalan Suriyeli muhaliflere “ya kamplara geçin ya da Suriye’ye dönün” baskısı yaptı.
Daha önce “tampon bölge”nin barajı ilan edilen mülteci sayısı 100 bini geçti ama AKP medyasında nedense pek ilgi görmedi.
RUSYA VE İRAN’IN JESTLERİ
Hepsinden önemlisi ise Ahmedinejad’ın Bakü’de Erdoğan’a “Akçakale’de haklıydınız” demesi ve Rusya’nın indirilen uçak konusunu fazla büyütmemesidir.
AKP medyasında “jest” olarak selamlanan bu iki gelişme, anlaşılan o ki, Türkiye’nin “beşli çözüm platformu”na evet demesine, Rusya ve İran’ın verdiği olumlu karşılıktır.
Bakalım ABD’nin karşı hamlesi ne olacak?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ekim 2012
3 TUZAK: F4, AKÇAKALE, MOSKOVA UÇAĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/10/2012
AKP Hükümeti’nin Moskova-Şam seferini yapan Suriye yolcu uçağını “silah taşıyor” istihbaratı üzerine Ankara’ya indirmesi ne anlama geliyor?
“Uçakta roket var” istihbaratının sahibi ABD; ancak uçaktan değil roket, silah bile çıkmadı!
Nitekim yetkililer önce uçaktan “askeri haberleşme cihazı” çıktığını söylediler ancak ciddiyetsizliğin farkına varıp, ardından yükü “silah sistemi parçası olduğu değerlendirilen malzemeye” dönüştürdüler!
Demek ki istihbarat tuzaktı!
Ama tuzağa düşmekle görevlendirilenler, Suriye’de askeri üssü bulunan Rusya’nın bu ülkeye silah gönderebilmek için yolcu uçağına neden ihtiyaç duyabileceğini, haliyle düşünemediler…
HAVA KORSANLIĞININ ZAMANLAMASI
Peki, ABD Türkiye’yi bu tuzağa neden düşürdü?
Öncelikle uluslararası kamuoyunda “resmi” hava korsanlığı gibi algılanacak bu hamlenin zamanlamasına dikkatinizi çekerim. Zira olaydan birkaç saat önce, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in önümüzdeki hafta yapacağı Türkiye ziyaretinin ertelendiği açıklanmıştı.
Daha da önemlisi, Moskova’da Rusya-Irak silah anlaşması imzalanıyor ve Irak Başbakanı Nuri El Maliki, Putin’in yanında “Türkiye tüm bölgeyi tehlikeye atıyor” uyarısında bulunuyordu…
ABD NEDEN TUZAĞA İHTİYAÇ DUYDU?
BOP eşbaşkanlığı varken, ABD’nin yine de bir tuzağa ihtiyaç duyması önemli. Bu olgu bizi yanıtlara götürecektir.
Daha önce bu köşede birkaç kez dile getirdiğimiz bir saptamamızı anımsatalım. Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi tarafından önerilen ve Mısır-Türkiye-İran-Suudi Arabistan tarafından oluşturulan “Dörtlü Komisyon” platformu, Türkiye’nin Suriye sahnesinden çekilmesi için bir fırsat oluşturuyordu…
Nitekim Akçakale olayından önceki son bir ay boyunca, AKP Hükümeti’nin Suriye konusundaki söyleminin dozunu yavaş yavaş aşağı çektiği açıkça görülüyordu.
Türkiye ile İran’ın aynı platformda yer almasının getireceği sonuçları bilen ABD bu platforma karşıydı. Washington, platformu Suudi Arabistan üzerinden ve daha üçüncü toplantıda bozdu!
TÜRK-KÜRT-MUSEVİ CEPHESİ
Akçakale’ye düşen kimliği belirsiz top olayından sonra Türkiye’nin Suriye cephesine sürülen tek kuvvet olduğu iyice belirginleşti. AKP medyasında dile getirilen “tuzağa mı çekiliyoruz” uyarıları, kuşkusuz iktidar partisi içindeki tartışmaları yansıtıyordu.
AKP Hükümeti bir yandan TBMM’den tezkere çıkarıyor ama TSK’yi Suriye’ye sokamıyordu. Aradan geçen bir haftada, Türkiye’nin Suriye’ye gir(e)meyeceği anlaşıldı.
İşte tam bu koşullarda ABD, “uçakta roket var” diyerek Türkiye’yi Suriye’den sonra Rusya’yla da doğrudan karşı karşıya getirdi.
Neden? Çünkü ABD bu tuzakla, “sahneden geri çekilmek isteyen” Türkiye’ye çıkış yollarını kapatmaya çalışıyor…
ABD hem Rusya-Türkiye bağını koparmaya yöneliyor hem de Türkiye’yi iyice yalnızlaştırarak kendisine daha da mecbur etmeye çalışıyor.
Washington senaryosuna göre Fars ve Şii-Arap dünyasına karşı konumlandıran Türkler, böylece Kürtlerle ve Musevilerle müttefikliğe mecbur kalmış olacak!
ZİNCİRİN ZAYIF HALKASI
Moskova-Şam seferi yapan yolcu uçağını Ankara’ya indirmek, Suriye konusunda ABD’nin Türkiye’ye kurduğu üçüncü tuzaktır. İlk tuzak “NATO yemi” yapılan F-4 keşif uçağıydı. İkinci tuzak Akçakale’ydi…
Peki, Türkiye bu tuzaktan nasıl çıkar?
AKP Hükümeti Türkiye’yi yönettiği müddetçe, tuzağa düşmekten kurtulamayacağız. Peki, ne yapmalı o zaman?
Önce Ahmet Davutoğlu’nun elindeki benzin bidonu alınmalı…
Göreceksiniz, gerisi gelir ve Erdoğan’ın elindeki çakmak da düşer mutlaka!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Ekim 2012
BÖLGEDEKİ CEPHELEŞME
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/10/2012
AKP Hükümeti’nin Suriye karşıtlığı, bölgede çok köklü değişikliklere ve yeni ittifaklara neden oluyor.
Örneğin geçen dönemde Türk Ordusu’nun sınır ötesi harekâtlarına ve Irak’ın kuzeyinde asker bulundurmasına Barzani-Talabani kuvvetleri karşı çıkıyor ancak Bağdat onaylıyordu…
Hatta Bağdat, özellikle Saddam Hüseyin döneminde, TSK’nin varlığını Irak’ın siyasal birliği ve toprak bütünlüğü açısından yararlı görüyordu. Nitekim geride bıraktığımız 20 yıl, “Irak’ın güvenliği, Türkiye’nin güvenliğidir” denkleminin doğruluğunu sonuçları itibariyle gösterdi.
BARZANİ, TÜRK ÜSSÜNE KARŞI DEĞİL?!
Yeni dönemde ise TSK’nin varlığına dair ilişki tersine dönmüş durumda. Bağdat yönetimi, Irak’ın kuzeyindeki Türk üslerinin kaldırılması için harekete geçiyor, kuzeydeki Barzani yönetimi ise Bağdat’a karşı çıkıyor!
Irak Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Mehdi el Musavi, 2 Ekim tarihli “Türk üslerinin kaldırılması” kararını Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin yetkilileriyle görüştüklerini, ancak Erbil’in Bağdat’tan farklı düşündüğünü açıkladı.
Daha birkaç yıl önce “Türkiye’ye Kürt kedisi bile vermem” diyen Barzani-Talabani yönetiminin bugün Türk üslerine karşı çıkmaması, TSK’yi artık bir tehdit olarak algılamadıklarını gösteriyor.
Çünkü AKP Hükümeti, Türkiye’nin kırmızı çizgilerini değiştirdi ve Irak’ın kuzeyindeki yapıyı onayladı, tanıdı!
BAĞDAT RUSYA’YLA, BARZANİ ABD’YLE
Irak Başbakanı Nuri el Maliki’nin Moskova ziyareti de bu yeni dönem cepheleşmesine işaret ediyor. Maliki, Moskova’da Rus yardımı istiyor, Rus silahı talebinde bulunuyor…
20 yıldır ABD’nin işgali altında bulunan Irak, ABD askerlerinin çekilmek zorunda kalmasının ardından hızla İran’la ittifak kurdu. Irak, şimdi de Rusya’yla işbirliği geliştiriyor.
Irak’ın kuzeyindeki özerk yapı ise Bağdat’ın tersine kaderini ABD’ye ve bunun yansıması olarak AKP Hükümeti’ne bağlıyor!
BAĞDAT ESAD’I, ERBİL TERÖRİSTLERİ DESTEKLİYOR
Bağdat ile Erbil, Suriye’de de zıt konumlanıyor…
Barzani, Esad karşıtı muhalefete açık destek veriyor; Suriye’den gelen 15 bin kişiye silahlı eğitim veriyor, Ankara’nın isteği üzerine Suriyeli Kürtleri aynı çatı altında birleştirmeye çalışıyor, Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyi arasındaki sınır geçişini Şam aleyhine kullanıyor…
Barzani, Fransız dergisi L’Essentiel’e yaptığı açıklamada, aslında Suriye krizinin neden çıkarıldığını da ortaya koyuyor. Barzani, gündemlerinde Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyinin birleşmesi olmadığını söylüyor ama ekliyor: “Gelecekte ne olacağını kimse bilemez.”
Maliki yönetimi ise Barzani’nin tersine Şam yönetimini destekliyor. Bağdat, hem Tahran-Şam bağlantısı kuruyor hem de Suriye hükümetine kritik yardımlarda bulunuyor. Örneğin Bağdat, Şam’a gemilerle akaryakıt yardımı yapıyor.
ESAD KARŞITI AKP-İSRAİL-BARZANİ İTTİFAKI
Öte yandan İsrail’in Suriye konusundaki son açıklamaları, ayrıca basına yansıyan Barzani-İsrail silah anlaşması, Esad karşıtı cephedeki AKP-İsrail-Barzani ortaklığını iyice gün yüzüne çıkarmış oldu.
İsrail Başbakan Yardımcısı Dan Meridor’un, Akçakale’ye düşen top sonrasında yaptığı “Türkiye’ye saldırı, NATO’ya saldırıdır” açıklaması da, bu cepheleşmeye işaret ediyor.
BÖLÜCÜLER, BÖLÜCÜLERLE İTTİFAK YAPAR!
Sonuç olarak diyebiliriz ki, her ülkenin bölücüsü, aynı zamanda birbiriyle ittifak da kuruyor.
Yani Irak’ın bölücüsü Barzani, Suriye’nin bölücüsü ÖSO ve AKP hükümeti, ABD senaryosu içinde yan yana geliyor ve hepsi birlikte bölgenin bölücüsü İsrail’le ve PKK’yle aynı cephede sıralanıyor.
Ancak karşılarında “İran-Irak-Suriye-Lübnan-Rusya-Çin” ittifakı var. Türkiye’nin milli kuvvetleri, daha doğrusu nesnel olarak Türkiye de, son tahlilde bu bölge ittifakının doğal üyesidir.
Savaş bu karşılıklı cephelerde sürüyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Ekim 2012