Posts Tagged Suriye

ŞAM’IN PİYON HAREKÂTI

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nın Cilvegözü patlamasıyla ilgili söylediği şu sözler, stratejik derinliğin iflasıdır: “Saldırı, Türkiye’yi Suriye’ye çekmek isteyenlerin işi.”

Sanırsın 2 yıldır Suriye’ye girmek isteyen, Emevi Camisi’nde namaz kılmayı hedefleyen, Esad’a 15 gün süre tanıyan, Esad karşıtı teröristleri Türkiye’de tek çatı altında toplayan, teröristlere koordinatörlük yapan ve Şam yönetimini sürekli tehdit eden başkası…

Bu sözler aynı zamanda Asya’yı Suriye üzerinden hedef alan Altantik kampının da yenilgisinin bir ifadesidir!

ABD’NİN SURİYE PLANI?

Nitekim kampın başındaki kuvvet olan ABD de benzer açıklamalarla yenilgiyi teyit ediyor. Barrack Obama 12 sayfalık Birliğin Durumu konuşmasında dış politikaya bir sayfa ve Suriye’ye sadece iki cümle ayırırken, ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı John Kerry de “diplomatik çözüm” demeye başladı.

Türk basınında da yer alan “Kerry’den yeni Suriye planı” başlıklı Washington Post haberi, yeni bir planı değil fakat ABD’nin Rusya planına mecbur kaldığını göstermektedir.

Kerry ayrıntıları açıklamıyor ama yeni planının “diplomatik çözüm” içerdiğini özellikle belirtiyor. Dahası ABD Dışişleri Bakanı, Suriyeli muhaliflerin Şam yönetimiyle diyaloga girme çabasını da övüyor. Kerry ayrıca “barışçı bir değişim” sürecinin kolay olmayacağını, çünkü son aylarda çok sayıda gücün devreye girdiğine dikkat çekiyor.

Mart başında İsrail, Türkiye ve Ürdün’e gelecek olan Kerry’nin yeni planının ayrıntılarını müttefiklerine aktaracağı öngörülüyor.

ABD KRİZİN SÜRMESİNDEN YANA

Kuşkusuz ABD’nin dış müdahale içermeyen ve diplomatik çözümü esas alan “yeni bir plan” için harekete geçmesi, tercih değil fakat zorunluluktur.

Emperyalist ABD krizi lehine çözemeyecekse, krizin sürmesini isteyecektir. Böylece hem bölge kuvvetlerinin bu krize enerji harcamasını sağlamış olacak, hem de şartlar lehine geliştiğinde bu kriz üzerinden bölgeye yeniden müdahil olabilecektir.

Kerry’nin yeni planının esası budur.

Fakat tarihin tekerleğinin Asya lehine döndüğü şartlarda, bu da sonuç vermeyecektir.

KERRY LAVROV’A 48 SAAT ULAŞAMADI!

Rusya’nın ABD’ye karşı kazandığı bu çarpışmanın sonuçları, etkisini diplomasi alanında Asya lehine göstermeye başladı bile… Örneğin:

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin sözcüsü, gazetecilere Bakanın iki gündür Rus meslektaşına ulaşamadığından yakındı. Öyle ki, gazetecilerden biri sözcüye, “Telefonla ulaşamıyorsanız SMS atın” diye espri dahi yaptı.

Washington adına esas hüsran ise Rus ajanslarında yer alan şu ifadeydi bizce: “Kuzey Kore’nin nükleer denemesiyle başlayan krizi konuşmak için Sergey Lavrov’u arayan Kerry’nin, dört ülkeyi kapsayan yoğun Afrika gezisinde bulunan Rus bakan ile temas kuramadığı belirtildi. Bu arada Kerry’nin telefonlarına çıkmayan Lavrov’un Çin dışişleri bakanı ile aynı konuyu konuşmaya zaman bulduğu belirtildi.”

ESAD SURİYE’Yİ AYAKTA TUTTU

Suriye sahnesindeki Asya-Atlantik çarpışmasının geldiği yer burasıdır.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın kendisini ziyaret eden bir Ürdün heyetine, “uzlaşma sağlanırsa çekilmeye hazırım” demesi de işte bu konjonktürde anlamlıdır. Esad özetle, “Batı saldırısına karşı Suriye’yi ayakta tutma görevimi gerçekleştirdim ve esas olan rejimdir” demektedir.

Satranç tahtasına bakınca, Beşar Esad’ın merkeze hâkim olduğunu ve artık piyon “kırışmaya başlayacağını” söyleyebiliriz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Şubat 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’DE ÇÖZÜME DOĞRU

Suriye krizinde yeni bir sürece girildi. Dışarıda Moskova’nın belirlediği ve Washington’un artık direnmekten vazgeçtiği bir müzakere sürecine geçildi. İçeri de ise Ahmet Davutoğlu’nun çizgisinin tasfiye edildiği, yerine “demokratik ve bölge içi çözümün” konduğu bir modele geçildi.

KİLİT MÜNİH’TE AÇILDI

Bu yeni sürece, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı sırasında Suriye muhalefetinin çatı örgütü olan SUKO’nun başındaki El Hatip’le baş başa görüşmesiyle girildi.

El Hatip’in sonrasında “Şam yönetimi ile diyaloga hazırız” demesi, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın ikili görüşmeyi dörtlü görüşmeye çevirme ısrarını da açıklıyor. Ancak Moskova Washington’un tüm çabalarına karşı Münih’te barikat kurdu ve ikili görüşme ile silahsız çözüm yolunu açmaya çalıştı. Başarılı olduğu da görülüyor…

Suriye muhalefetinin koordinatörü olan Ahmet Davutoğlu’nun ve ekibindeki kimi AK medya yazarlarının El Hatip’e “Moskova’nın oyununa gelme” nasihati vermesi de durumu değiştirmiyor fakat çaresizliklerini ortaya koyuyor!

‘DEMOKRATİK VE BÖLGE İÇİ ÇÖZÜM’ MODELİ

AKP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un Yeni Şafak’a yaptığı açıklamalara bakılırsa, Ankara, Moskova’nın adımlarına uyumlu olarak, Davutoğlu’nun çizgisini tasfiye etti ve yerine “demokratik ve bölge içi çözümü” koydu!

Kurtulmuş Suriye krizinin en çok İsrail’e yaradığına dikkat çekiyor. Erdoğan’ın yeni gözdesine göre Suriye krizinin sürmesi iki önemli tehlike içeriyor: Hem Türkiye problemin içine çekiliyor hem de bölgedeki Sünni-Şii çatışma potansiyeli canlılığını koruyor.

Kurtulmuş’un “ABD’nin Irak’a müdahalesi lehineydi ama Suriye’ye müdahalesi lehine değil” sözleri de, AKP’nin kuvvet tahlilinde doğru hesaba geldiğini gösteriyor.

Numan Kurtulmuş, Ahmet Davutoğlu çizgisinin artık geçerli olmadığı anlamına gelen yeni politikalarını da ilan ediyor: “Suriye meselesi bir an önce demokratik bir şekilde sonuçlanmalıdır. Temennimiz, sorunu bölge ülkelerinin kendi aralarında halletmesi yönündedir.”

MOSKOVA’NIN SERİ HAMLELERİ

Rusya’nın bu yeni hamleleri, Şam’la istişare ederek ve Şam’ın önerilerine uygun olarak attığı anlaşılıyor. Nitekim Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Basın Danışmanı Dimitri Peskov, Moskova’nın Suriye krizinin çözümü konusunda Cumhurbaşkanı Esad’ın çözüm önerilerini esas aldığını açıkladı. Moskova böylece “ABD ve Rusya, Washington’un lehine uzlaştı” şeklindeki uluslararası dedikoduya da son vermiş oldu.

Peskov’un bu açıklamasından bir hafta sonra Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Münih’te El Hatip’le görüştü. El Hatip, Şam yönetimi ile diyaloga hazır olduklarını söyledi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Aleksander Lukaşeviç “Suriyeli muhaliflerin yönetimle diyalog yönünde yaptıkları açıklamaları olumlu karşılıyoruz” diyerek tarafları müzakere masasına oturmaya çağırdı.

Nihayet Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, Şam yönetimi ile muhaliflerden oluşan birer heyetin çok yakında Moskova’ya geleceğini ilan etti.

DOĞU’NUN ZORU, BATI’YI YENDİ

Tüm bunlar yaşanırken, Atlantik kampından, ABD’nin gidişata boyun eğdiğini gösteren açıklamalar geldi.

ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı John Kerry, “Suriye’de diplomatik çözümden umutlu olduklarını” söyleyerek, iki yıllık Suriye politikalarında köklü bir değişikliğe gittiklerinin işaretini verdi.

Bu değişikliğin somut göstergelerinden biri, örneğin Tlass’ın “ABD söz verdiği silahları teslim etmedi, CIA bize ihanet etti” demesiydi.

İhanet kuşkusuz tarihi zorunluluktu; zira Doğu’nun zoru Batı’yı yendi!

NOT: Cilvegözü Sınır Kapısı’ndaki patlama, BBC’nin 30 Ocak’ta görüntülediği “bomba atölyesinde” hazırlanan patlayıcıların Suriye’ye operasyona giderken “kazara” patlaması değilse eğer, Ankara’ya “Suriye sahnesinden çekilemezsin” mesajıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Şubat 2013

, , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

ABD İLE AKP ARASINDAKİ ÇATLAK

ABD ile AKP arasında, başta Irak ve Suriye konusunda olmak üzere bir çatlak oluşmaya başladığı görülüyor. Ancak bu çatlağın esas olarak ABD içi çatlağın bir yansıması olduğunu söylemeliyiz. Bu durum AKP’yi oluşturan koalisyon içinde de kırılmalara dönüşüyor.

Bu çatlağın izleri özellikle ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin son konuşmasında iyice belirginleşti.

ABD’DE İÇ YARILMA

ABD’deki çatlağın kaynağı ekonomik kriz… ABD için krizin en hasar veren sonucu ise Türkiye’nin milli gelirinden bile büyük olan bütçe açığı vermesidir. Bu açık, bütçe kesintilerini zorunlu kılıyor. Bütçe kısıntıları da en çok askeri harcamalara yansıyor.  Bu da haliyle ABD’nin silahlı dış politikasını etkiliyor.

ABD Savunma Bakanı Leon Panetta durumu şu sözlerle özetliyor: “Kongre, 1 Mart’ta otomatik olarak devreye girecek bütçe kesintilerinin önüne geçecek bir adım atamazsa, ordu ciddi zaafa uğrayacak, dünya genelindeki krizlere yanıt verebilme kabiliyeti azalacak.”

Obama yönetimi ekonomik kriz nedeniyle bir süredir içe yönelmiş ve ağırlığı krizin etkilerini azaltmaya vermiş durumda. Bu durum ABD’yi başta Suriye olmak üzere kimi konulara zorunlu olarak “aktif” müdahale edemez hale getiriyor.

Ancak Obama yönetiminin “geri çekilme” hamleleri hâkim sınıflar içinde şiddeti artan bir çarpışmaya da dönüşmüş durumda.

Örneğin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Savunma Bakanı Leon Panetta ve CIA Başkanı David Petraeus üçlüsüne ait Suriye planının Obama tarafından reddedildiğinin kamuoyuna duyurulması önemli. Bu hamle üzerine Senato’da Panetta’ya “Suriye muhalefetine silah yardımı yaptık” dedirtildi. Ancak neticede üç isim de değişik yollarla tasfiye edildi.

SURİYE KONUSUNDA FARKLILIK

ABD, Türkiye’nin Suriye’ye aktif müdahale edilmesi çağrısına olumlu yanıt veremiyor. AKP hükümeti ise Beşar Esad’ı tek başına deviremiyor. Erdoğan ABD’nin tutumunu önce Kasım’daki seçimlere bağladı ama durumun değişmeyeceğini gördü. O yüzden Suriye sahnesinden çekilme arayışlarına girdi ve Esad karşıtı sert sözlerine rağmen, Moskova ve Tahran’ın dâhil olduğu çözüm modellerini gözden geçirmeye başladı.

Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu ise Suriye sahnesinde aktif bulunma çizgisinde ısrar ediyorlar.

Öte yanda İsrail’in Suriye’yi vurmasının ardından Erdoğan ile Davutoğlu’nun tepkilerinin içerik farklılığı da dikkat çekiciydi. Erdoğan İsrail’i kınarken, Davutoğlu “Esad neden İsrail’e çakıl taşı bile atmadı” diye soruyordu. Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı da Erdoğan’dan ziyade Davutoğlu’na yüklendi ve onu “ortamı kızıştırmaya” çalışmakla suçladı!

ABD’NİN MALİKİ’YE MECBURİYETİ

ABD Büyükelçisi Ricciardone, AKP’nin Irak politikasına yönelik kimi eleştirilere resmiyet kazandırdı. Ricciardone, Türkiye’nin Bağdat’a rağmen Erbil’le yakınlaşmasını ve petrol politikalarını yanlış bulduklarını, Irak’ın bütünlüğünden yana olduklarını belirtti özetle.

Böylece Ankara’da yükselen “Washington neden Nuri El Maliki’ye haddini bildirmiyor” serzenişi de yanıtını bulmuş oldu. Gerçekte Irak’ın birliğini savunmayan ABD, şu aşamada bir alternatifi olmayan ve Irak’ta gücünü artıran Maliki’yi karşısına alamazdı elbette!

RİCCİARDONE İLE ERDOĞAN AYNI ŞEYİ SÖYLEDİ

Ricciardone ayrıca uzun tutukluluğu ve askerlerin terörist ilan edilmesini, toplamda da yargı sistemini eleştirdi.  Kuşkusuz bu sözler normalde bir büyükelçisinin görevi de değildir, haddine de değildir. Ancak yargısının “uyumlulaştırılması” için Adalet Bakanlığı’na ABD’li danışman kabul eden ve polisinin FBI’ya Ergenekon brifingi vermesini isteyen bir hükümet için durum maalesef olağandır, normaldir.

Buna rağmen AKP sözcüsü Hüseyin Çelik çok sert açıklamalar yaptı ve “acemi büyükelçi haddini bilmeyi öğrenememiş” dedi. Oysa Ricciardone’nin eleştirileri Erdoğan’ınkiyle aynıydı ve onu tamamlıyordu. Dahası ABD Dışişleri Sözcüsü Victoria Nuland, Ricciardone’nin sözlerinin daha önce Hillary Clinton tarafından muhataplarına söylendiğini, yeni Bakan John Kerry’nin de aynı şeyleri söyleyeceğini ilan etti.

ERDOĞAN DOĞU’YA BAKIYOR

Sonuç olarak hem ABD’de hem de AKP’de çatlak var. Bu durum ABD’nin bir parçasıyla AKP’nin bir parçasını en temel konularda karşı karşıya getirmeye başladı.

Erdoğan’ın ŞİÖ seçeneği hamlesiyle Batı’ya sırtını dönmeden Doğu’ya da bakması ve bölge kuvvetleriyle ortaklık araması bu nedenle önemli…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Şubat 2013

, , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

PARİS’E GÖRE DAVUTOĞLU GİDİCİ

Suriye krizi konusundaki son Washington ve Paris açıklamaları, Atlantik cephesi adına bu krizi yürüten Ahmet Davutoğlu’nu derinden sarsmış olmalı…

Önce açıklamaları anımsayalım:

ABD: HÜKÜMET İLANINDA ACELECİ DEĞİLİZ

Robert Ford, ABD’nin Suriye muhalefetinin kuracağı geçiş hükümetinde aceleci davranmadığını belirtti. El-Arabiya televizyonunun sorularını yanıtlayan Ford’un şu sözleri Suriye muhalefetinde hayal kırıklığı yarattı: “Mühim olan adım adım ilerlemektir. Biz, hükümetin ilanında acele edilmesinden yana değiliz. İlan edildiği zaman da biz o hükümetle ilişkiye girmeye hazır olacağız” diye konuştu.

Ford isim vermeden Türkiye’yi de uyardı: “Biz, Nusra Cephesi’ni, Irak’taki el-Kaide’yle ilişkisinden ötürü terör listesine ekledik. Dostlarımızın da bu cepheye karşı dikkatli olmalarını istiyoruz.”

Ford’un, ABD’nin eski Şam Büyükelçisi olarak Washington’un Suriye politikasını belirleyen ekipte yer aldığını belirtelim.

FRANSA: ESAD’IN DEVRİLECEĞİ BELİRTİSİ YOK

Reuters haber ajansının bildirdiğine göre Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın devrileceği yönünde hiçbir belirti bulunmadığını söyledi.

Yeni yılda basın mensuplarıyla yaptığı ilk toplantıda Suriye konusuna değinen Fabius gelinen noktayı şu sözlerle özetledi: “Durum değişmiyor, Beşar Esad’ın devrilmesini ve muhalif koalisyonun iktidara gelmesini kastederek söylüyorum, bizim umutlu olduğumuz çözüm yolu, gerçekleşmedi.”

Oysa Fransa, ABD’nin Kasım ayında Doha’da kurduğu Suriye Ulusal Koalisyonu’nu ilk tanıyan ülke olmuş ve Fabius da Aralık ayında, “Esad yolun sonuna geldi” demişti!

Peki, ne değişti?

RUSYA-İRAN-SURİYE CEPHESİNDE KARARLILIK

Değişen şu: Rusya ve İran, Esad’a destek kararlılığını sürdüreceğini ilan etti ve Şam rejimi de Esad’ın arkasında olduğunu bir kez daha vurguladı!

Önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov çıkıp “Esad’ın bırakma seçeneği yok hatta bu imkânsız” dedi. Ardından da Ayetullah Hamaney’in uluslararası ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti çıkıp “Esad kırmızıçizgimizdir” diyerek İran’ın kararlılığını gösterdi.

Şam rejimi adına da Velid Muallim çıkıp “Esad’ın bırakmasını isteyenler Suriye’de savaşın devam etmesine sebebiyet verirler” diyerek hem rejimin Esad’ın arkasında olduğunu, hem de Faruk Şara’nın çizgisine onay çıkmadığını ilan etti!

Nitekim Esad’ın son dönemde sık sık halkın karşısına çıkması ve “sonuna kadar mücadele edeceğini” belirtmesi, rüzgârın döndüğünün kanıtıydı.

FABİUS VE DAVUTOĞLU ÇUVALLADI

Tüm bu gelişmeler, aynı zamanda “Cenevre Mutabakatına dair Washington-Moskova anlaşmazlığı ABD lehine çözüldü” propagandasının da iflası anlamına geliyor. Şöyle ki, bir süredir ABD ile Rusya’nın “Esad’ın gitmesi” konusunda anlaştığı iddia ediliyordu.

Anımsanacağı gibi Cenevre toplantısında “Suriye’de siyasi çözüme ulaşılması için Şam yönetimi ile muhaliflerin katıldığı bir geçiş hükümeti kurulması” konusunda mutabakata varılmıştı. Üstelik Washington’un “Esad bu süreçte yer almamalı” talebi, Moskova’nın engeli nedeniyle mutabakata girememişti. Ankara da bu mutabakatı imzalamıştı.

Ancak son dönemde Paris ve Ankara merkezli bir iddiayla Moskova’nın tavır değişikliği içinde olduğu iddia edilmişti. Önce Fransa Dışişleri Bakanı Fabius “Moskova’nın Esad’dan uzaklaşarak kendileriyle Esad sonrasını görüşmeye başladığını” söylemiş; Davutoğlu da Rusya’nın kendileri gibi düşünmeye başladığını diline dolamıştı.

Gerçi Lavrov hem Fabius’u hem de Davutoğlu’nu sert bir üslupla yalanlamıştı ancak ikilinin söyledikleri iç kamuoylarında bir etki oluşturmuştu kuşkusuz…

TÜRKİYE GERİ DÖNÜŞLER Mİ YAPIYOR?

İşte ABD ve Fransa’dan gelen son iki açıklamayla hem Esad’ın ayakta olduğunun kabul edilmesi hem de rejim karşıtlarının hükümet kurma hamlesinin frenlenmesi, gerçek tabloyu resmetmiş oldu.

Daha da ötesi, varsa bir Washington-Moskova anlaşması ve çözümü, bunun ABD lehine değil, Moskova lehine olduğu görüldü!

Peki, bu gerçeklik Ankara’ya nasıl yansıyacak?

Lübnan’ın El Sefir gazetesinden Sami Klib’in iddiası çarpıcı: “Devam eden Esad karşıtı yorumlarına rağmen Türkiye, politikasında geri dönüşler yapıyor. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Suriye krizinin içine girdiği çıkmazın boyutundan bahsederken, Paris kaynaklı bilgilere göre Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun önümüzdeki süreçte uzaklaştırılabileceği söyleniyor.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ocak 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ÇOK GİZLİ DAVUTOĞLU BELGESİ

Lübnan’da yayımlanan El Ahbar gazetesi, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın Suriye konusundaki görüşmelerini içeren “çok gizli” belgeleri yayımlamaya başladı.

El Ahbar gazetesine göre yüzlerce olduğu belirtilen belgeler “Suriye Siber Ordusu” tarafından ele geçirildi.

Belgeleri parça parça yayımlayacağını açıklayan El Ahbar’ın ilk belgesi Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ile Katar Başbakanı Hamad bin Casim’in Eylül 2012’deki görüşmesiyle ilgili…

‘DIŞ MÜDAHALE İRAN TEHLİKESİ YARATIR’

El Ahbar’ın yayımladığı ikinci belge ise ülkemizi ilgilendiriyor. Belge Katar Veliahtı Tamim bin Hamad ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 25 Ekim 2011’de Katar’da yaptığı görüşmeyi içeriyor.

Jöntürk internet sitesinin Türkçeleştirdiği Arapça gizli belgeye göre Hamad Davutoğlu’na, “Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a kuvvetli bir mesaj verilmesi gerektiğinden” bahsediyor ve “Esad, muhalefetle görüşeceğini söyledi, ancak bunun yeterli olmadığını anlaması lazım. Güvenlik Konseyi’nde güçlü bir tepki almak gerekiyor.” diye konuşuyor.

Bu sözlere Ahmet Davutoğlu’nun yanıtı ise ilginç: “Aramızdaki koordinasyon çok önemli. Esad, Çin ve Rusya’nın kendisini desteklediklerini düşünüyor. Önce Suriye’deki bazı kentlerden askerlerini çekme sözü verdi bize. Sonra yeniden saldırı başlattı. Burada şunu söylemekte yarar var. Suriye’deki durum Libya ile aynı değil. Biz Türkiye olarak NATO üyesiyiz ve Esad’a karşı bir harekâtı bu çerçevede düşünmüyoruz. Bu konuda tek başımıza hareket etmeliyiz. Bir dış müdahale Lübnan’da ayrıca İran ve Hamas cephelerinden de tehlikeli sonuç doğurabilir.”

DAVUTOĞLU: SURİYE’Yİ İFLAS ETTİRMEYE ÇALIŞIYORUZ

Davutoğlu, konuşmasının devamında Suriye’yle ilgili niyetini açıklıyor: “Her ne kadar 2006 yılında Suriye ile anlaşma yapmış olsak da artık onun hükmü yok. Suriye’de muhalefeti destekliyoruz. Suriye’yi iflas ettirmeye çalışıyoruz. İran ile bu konuyu konuştuk. Bir süre verilmesinden yanayız. Arap ülkelerinin de Rusya ve Çin’e durumu anlatan bir mesaj göndermesi lazım.”

Katar Veliaht Prensi Tamim bin Hamad da Davutoğlu’na şu yanıtı veriyor: “Esad bir an önce şiddetten vazgeçmeli. Ben bu konuda Çin ve Rusya nazarında elimden geleni yaparım, ancak topluca bir Arap desteğini almak zor. Buna yanaşmazlar.”

Bunun üzerine Davutoğlu şöyle devam ediyor: “Ben Ürdün’e gideceğim ve Kral’la görüşeceğim. Halid Meşal (Hamas lideri) şu an Suriye’de mi? Bu konularda acil hareket etmemiz lazım.”

Tamim bin Hamad da son olarak şunları söylüyor: “Bu konuda Katar Başbakanı ile görüşebilirsiniz. Ben de kendisiyle gerekeni görüşeceğim.”

HANİ VAN DEPREMİ GÖRÜŞÜLMÜŞTÜ?

Gelin şimdi bu görüşmenin yapıldığı tarihe dönelim ve Davutoğlu’nun Katar ziyaretiyle ilgili devletin resmi ajansın açıklamasını ve görüşme sonrası basına servis edilen kısa bilgiyi anımsayalım.

Anadolu Ajansı’nın 25 Ekim 2011 tarihli haberi şöyle: “Libya’daki son durum, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, ‘Arap Baharı’ ve sonrasında Suriye’de ortaya çıkan halk hareketleri, Tunus’ta hafta sonu düzenlenen seçimler ve bölgenin demokratik geçiş süreçlerini görüşmek üzere Katar’a giden Davutoğlu’nun buradaki temasları kapsamında Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halife el Tani ve Veliaht Prens Tamim Bin Hamad ile görüşeceği, ayrıca Katarlı muhatabı Halid bin Muhammed el Attiya ile yemekte bir araya gelmesinin beklendiği ifade edildi. Davutoğlu’nun yarın Katar’dan Ürdün’ün başkenti Amman’a geçeceği öğrenildi.”

26 Ekim 2011 tarihli haberlerde ise şöyle deniliyordu: “Görüşmenin içeriği hakkında bilgi verilmezken, Bakan Davutoğlu’nun Van’da meydana gelen depremden dolayı üzüntülerini dile getiren ve her türlü yardıma hazır olduklarını ifade eden Şeyh Bin Hamad’a teşekkür ettiği ve kendisine son gelişmeler hakkında bilgi verdiği öğrenildi.”

Ancak şimdi tutanaklarıyla birlikte yayımlanan belgeye göre Davutoğlu ile Katar prensi, Van depremini değil, “Suriye’yi iflasa götürme planlarını” görüşmüş!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Ocak 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD: ERDOĞAN’IN SORUNLARI ÇOK BİRİKTİ

Ak medya Suriye konusunda bir süredir şu iki tezi işliyor:

1) Türkiye’nin Suriye politikası bağımsızdır, ABD’yle bir ilgisi yoktur.

2) ABD, Suriye konusunda çok istekli değil.

Acaba bu iki tezin gerçeklikle bir ilgisi var mı, yoksa Ak medya AKP tabanındaki anti-emperyalist unsurların çekincelerini mi gidermeye çalışıyor? İnceleyelim:

‘TÜRKİYE, NEDEN SURİYE’Yİ VURMUYOR?’

Amerika’nın Sesi Radyosu, Aaron David Miller’le Suriye konusunda bir söyleşi yapmış. Miller’in ABD Dışişleri Bakanlarına danışmanlık yapan bir isim olduğunu belirtelim öncelikle…

Miller “Suriye’deki krizin uzamasında ABD’nin bir payının olmadığını” söylüyor ve “Obama yönetiminin müdahaleye isteksiz olduğu” şeklindeki görüşleri Suriye konusunun Libya’dan çok daha karışık olmasına bağlıyor.

Libya’da zayıf bir rejim olduğunu ve ellerinde ciddi silahlar bulunmadığını belirten Aaron David Miller, Suriye’de ise bunun tersinin yaşandığına, bu durumun da ABD’nin elini zorlaştıran en önemli unsur olduğuna dikkat çekiyor.

Miller’in ABD için zorluk olarak gördükleri kuşkusuz Türkiye için de geçerli. Nitekim Miller bu gerçeğe vurgu yapıyor: “Ben, kimseyi Suriye’ye müdahale konusunda istekli görmüyorum. Türkler sınıra asker yığmıyor, Suudiler ve Katarlılar yardım göndermiyor. Oysa ki onlara gelişmiş silahlar verdik. Neden Suriye mevzilerini gidip kendileri vurmuyorlar?”

ERDOĞAN: SURİYE’YE GİRERİZ

Miller’in “Türkiye neden gidip Suriye’yi kendisi vurmuyor” demesinden bir gün sonra Başbakan Erdoğan’ın “vururum” imasında bulunması ise dikkat çekiciydi. Erdoğan’ın Suriye’den çok ABD’ye mesajı gibi anlaşılan sözleri şöyleydi: “On binlerce kilometre öteden gelip Irak’a girenler bu dünyada haklı oluyorsa, biz 910 kilometre sınırımız olan Suriye’de eli bağlı, tribünde seyirci olamayız.”

Miller’in sözlerine dönmeden önce belirtelim. ABD’nin on binlerce kilometren gelip Irak’a girmesi dünyada haklı olmadı, tersine AKP nezdinde haklı sayıldı! Üstelik Başbakan Erdoğan, Irak’ta Müslüman katleden ABD askerlerinin sağlığı için duacı bile oldu!

IRAK DERSİ, SURİYE’DE KORKUTUYOR

Aynı zamanda Wilcon Center’da uzman olan Aaron David Miller, ABD açısında kritik meseleyi, “Esad yıkılsa bile sonrasının ne olacağını bilememek” şeklinde tarif ediyor ve bunu da Irak ve Afganistan deneyimlerine dayandırıyor. Kuşkusuz Miller haklı ve Irak’ta Maliki örneği ortada!

Dahası Miller “muhalefeti silahlandırmanın ve uçuşa yasak bölge oluşturmanın, çatışmaların sonucunu değiştirmeyeceğini” belirtiyor ve rejimin ayakta durmayı başarırken, muhalefetin güçlenemediğine dikkat çekiyor.

Miller’a göre bu tarz çatışmalar ancak iki şekilde durur: Ya üçüncü tarafların müdahalesiyle, ya da taraflardan birinin zaferiyle… Ancak Miller “bu aşamadan çok uzakta olduklarını” söylüyor. Üstelik Esad’ın çok sayıda avantajı var: “Hem istihbarat hem de askeri güç olarak devletin imkânları onun elinde. Şam’ın önemli bir bölümünü kontrol ediyor. Muhalefet ise daha tek bir kenti ele geçiremedi.”

ABD: ‘SIFIR SORUN’ İFLAS ETTİ

Aaron David Miller, Erdoğan’ın Patriotlarla yetinmediğini, Suriye’nin kuzeyinde uçuşa yasak bölge istediğini belirtiyor ve uyarıyor: “Erdoğan’ın bu beklentisinin yerine geleceğini sanmıyorum.”

Ancak daha önemlisi, Miller’in “Erdoğan’ın sorunlarının çok biriktiğine dair” saptamasıydı: “Zaten tam olarak anlayabilmiş değilim. Erdoğan’ın ‘komşularla sıfır sorun’ politikası iflas etti. Erdoğan’ın sorunları çok birikti. Anlayamıyorum, çünkü görebildiğim kadarıyla, Türkiye’de Suriye’yle savaşa girme konusunda ortak bir kamuoyu görüşü oluşmadı. Türkler savaşmak mı istiyor? Uluslararası koalisyon oluşturmak daha zor. Türkler bu konuda ısrar ediyorsa, öncelikle Fransa ve İngiltere’nin desteğini neden alamıyorlar? Sonra da gelip bize baskı yapsınlar.”

Miller’ın Erdoğan’a “yapabileceklerinle, yapmak istediklerin arasında uçurum var” mesajı anlamına gelen bu uyarısı, Erdoğan’ın birkaç hafta sonra gerçekleşecek Washington ziyareti öncesinde oldukça önem kazanıyor.

Bakalım Erdoğan, “bu biriken sorunlarını” Obama yönetimiyle ne oranda halledebilecek?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Ocak 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

ÖCALAN ERDOĞAN’A SURİYE’DE İŞBİRLİĞİ ÖNERDİ

AKP Hükümeti PKK’nin silah bırakması için Abdullah Öcalan’la müzakere yürütüyor ama hem Başbakan Erdoğan’ın hem de sözcülerinin açıklamalarına bakılırsa Öcalan karşılığında hiçbir şey istemiyor!

PKK silah bırakacak ama karşılığında genel af yok, Öcalan’a ev hapsi yok… Hatta Öcalan, Hakan Fidan’a, bırakın ayrı devleti, demokratik özerklik bile istemediğinin sözünü veriyor! (Yeni Şafak, 9 Ocak 2013)

Tüm bu yazılanlar ya kamuoyunu esasa hazırlama faaliyetinin bir parçasıdır ya da Öcalan AKP Hükümeti’yle fena halde kafa bulmaktadır!

Hakan Fidan ile Abdullah Öcalan görüşmesine dair ayrıntılı bilgilerin tek kaynağının MİT olduğunu da belirtelim. Zira BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş önceki gün yaptığı grup konuşmasında “müzakere yok, diyalog var” demiş, kendilerine ulaştırılmış bir yol haritası bulunmadığını da belirtmişti!

Ancak MİT’in bazı özel gazetecilere servis ettiği geniş içerikli bir yol haritası var, yaza yaza bitiremiyorlar! Üstelik parça parça verilen o yol haritası birleştirildiğinde ve farklı bir okuma yapıldığında, ortaya yok denilenlerin de olduğu, asıl müzakere konuları çıkmaktadır:

1. AF VE PKK’YE SİYASET YOLU

a. Türkiye’deki PKK’liler, Barış Gücü gözetiminde Kuzey Irak’a çekilecek.

b. 4. yargı paketi ya da gerekirse başka bir ek yasal düzenlemeyle, terör suçlarına “şiddet” kriteri getirilerek KCK tutukluları serbest bırakılacak.

c. Tutuklu PKK’liler, denetimli serbestlik uygulamasıyla, cezasının bir bölümünü tamamladığı için açık cezaevine alınacak, bir yıl sonra da serbest bırakılacak.

d. Eyleme katılmayan PKK’lilerin hızla dağdan inmesinin yasal olanağı sağlanacak.

e. Eyleme katılan PKK’lilerin ülkeye dönüp siyaset yapmasına olanak verecek bir düzenleme yapılacak. Ancak Öcalan, “pişmanlık” ya da “af” gibi kavramları özellikle kabul etmiyor.

f. AKP Hükümeti, 50 üst düzey PKK yöneticisinin başka bir ülkeye yerleştirilmesini istiyor.

g. Öcalan yeniden yargılanarak, serbest bırakılacak!

2. YENİ ANAYASA ORTAKLIĞI

a. Yeni Anayasa’da PKK’yi memnun edecek bir vatandaşlık tanımı yer alacak.

b. Yeni Anayasa’dan “Türklük” çıkarılacak.

3. ANADİLDE EĞİTİM

a. Anadilde savunma hakkı sağlanacak. TBMM’ye sevk edilen AKP taslağındaki eksiklikler giderilecek.

b. Kürtçe seçmeli dersi ve Kürtçe eğitimi, zamanla tüm derslerin Kürtçe verilmesine dönüştürülecek.

4. DEMOKRATİK ÖZERKLİK

a. Yeni Anayasa’da yerel yönetimlere geniş yetkiler tanınacak.

b. Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki şerhler kaldırılarak, onaylanacak. Son MGK’de bu konuda bir mutabakat sağlandığı belirtiliyor.

c. AKP’nin çıkardığı Bütünşehir Yasası, Valilerin seçimle belirlenmesi gibi yeni düzenlemelerle güçlendirilecek.

d. Seçim Yasası değişecek.

5. SURİYE’DE İŞBİRLİĞİ

Öcalan, Erdoğan’a Suriye’de işbirliği öneriyor. Yeni Şafak’ın Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi’nin belirttiğine göre Öcalan, teklifini ete kemiğe büründürmek için PYD’ye şu mesajı gönderiyor: “Diğer oluşumları tasfiye edin. Diğer grupları tasfiye etmek için gerekirse şiddet kullanın. Bunlara vereceğiniz (Esad) enerjiyi, Araplara verin.” (Yeni Şafak, 9 Ocak 2013)

Zaten Öcalan, kardeşi Mehmet Öcalan’a teslim ettiği “açlık grevlerini bitirin” talimatını içeren mektupta da PYD’ye mesaj göndermişti. Öcalan, “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez, hedefiniz demokratik özerklik olsun” demişti! (Hürriyet, 18 Kasım 2012)

KÜRT KORİDORU AÇILIMI

Yol haritasındaki tüm bu maddeler ve özellikle Suriye’de işbirliği önerisi, en başından beri dile getirdiğimiz gerçeği doğrulamaktadır: 2009’daki Kürt Açılımı, Kuzey Irak açılımıydı. Şimdi ki açılım da, devamı olarak, Kürt Koridoru Açılımı’dır.

Erdoğan-Öcalan müzakeresi, Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak ve Basra’dan Akdeniz’e bir Kürt Koridoru kurmak göreviyle ilgilidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ocak 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

YEŞİL GLADYO

Eren Erdem’le İbrahim Horuz’un Ulusal Kanal’daki Ezber Bozanlar programına konuktuk önceki gece… Eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, Caferi Selahattin Özgündüz ve Yazar Kenan Çamurcu’yla 5 saat süren program boyunca ağırlıklı olarak Suriye eksenli gelişmeleri konuştuk.

Konukların AKP’nin Suriye politikasına yaptıkları eleştiriler hem çok önemliydi hem de emperyalizm ile İslamcı kesimlerin ilişkisi açısından oldukça dikkat çeken saptamalarla doluydu. Bu nedenle hem Aydınlık okurları için özetleyelim, hem de bu önemli saptamaları yazılı olarak kayda geçirelim istedik.

‘ERDOĞAN, KUDÜS’Ü İSRAİL’E BAŞKENT YAPACAK’

AKP hükümetinde Başbakan Yardımcısı olarak yer alan Abdüllatif Şener’in söyledikleri oldukça çarpıcıydı. Şener, Erdoğan’ın uyguladığı politikaların, fiilen İsrail’in Kudüs’ü başkent yapmasına yönelik olduğunu savundu.

AKP hükümetine seslenen Abdüllatif Şener, “Haçlı ordusuna Müslüman bir ülkeyi bombalatmak, hangi kitabın neresine uyar!?” dedi. Şener Suriye’deki “muhalefete” dikkat çekerek çetelerin yüzde 80’inin Suriyeli olmadığını da belirtti.

Şener’in şu saptaması ise İslamcı çevreler tarafından mutlaka sorgulanmalıdır: “NATO Patriotları, yabancı askerler Türkiye’ye geliyor, ses yok. Bu nasıl bir tablo? Patriotlar bu hükümetten önce, Ecevit hükümeti döneminde gelseydi, her Cuma eylem olurdu. Camilerden çıkan Müslümanlar Patroitları getireni de protesto ederdi.”

Eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in şu saptaması ise AKP’ye oy verenler tarafından mutlaka üzerinde düşünülmelidir: “AKP’nin izlediği Suriye politikası ne insanidir, ne İslamidir, ne de millidir.”

‘ABD, TÜRKİYE-İRAN SAVAŞI İSTİYOR’

Eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, Abdüllatif Şener’in çarpıcı konuşmasına değinerek “sizin seslendiğiniz bu isimler, muhataplarınız, uluslararası bir tezgâhın parçası olmasalardı eğer, onlar da sizin gibi konuşabilirlerdi” dedi.

“İran direnişin merkezidir” diyen Namık Kemal Zeybek, emperyalizmin Türkiye ile İran’ı çatıştırmak istediğine dikkat çekti. Zeybek’e göre Şii-Sünni eksenli bir savaşla bölge yeniden tanzim edilmek isteniyor.

Namık Kemal Zeybek, Kürecik Radarı ile Patriot füzelerinin de Şeytan’ın iki gözü olduğunu belirtti.

Zeybek, AKP hükümetinin Suriye için yaptığı “Alevi diktatörlüğü” suçlamasının doğru olmadığını, Esad ailesinin Alevi olduğunu fakat Suriye devlet yönetiminde Sünnilerin çoğunluk olduğunu belirtti. Zeybek Suriye’yi suçlayanlara şu soruyu yöneltti: “Türkiye’de bir tek Alevi Bakan var mı? Alevi Vali var mı? Alevi müsteşar var mı?”

Namık Kemal Zeybek’in şu saptaması ise İslamcılık ve emperyalizm ilişkisi bakımından oldukça çarpıcıydı: “Emperyalizme direnen Hugo Chavez, Allah’a, emperyalizme teslim olan Müslümanlardan daha yakındır.”

‘SURİYE ÜZERİNDEN GLADYO İNŞA EDİLİYOR’

Hafta içi Hizbullah lideri Nasrallah’la görüşen Caferilerin lideri Selahattin Özgündüz ise Gazze direnişi örneğini vererek ABD ve İsrail’den korkulmaması gerektiğini belirtti.

Özgündüz, Tayyip Erdoğanların her ne kadar ecdat vurgusu yapsa da, gerçekte İngilizlerin piyonu olarak ecdadımızı arkadan hançerleyen Vahabi Suud ailesiyle işbirliği yaptığına dikkat çekti. Selahattin Özgündüz, Suriye’de Esad’a karşı silahlı eylem yapanların terörist olduğunu, çoluk çocuk demeden katliam yaptıklarını, ABD’nin piyonları olduklarını belirtti.

Yazar Kenan Çamurcu NATO patriotları konusunda oldukça dikkat çeken bir değerlendirme yaptı. Çamurcu, bugün Türkiye’de Suriye meselesi ve NATO faaliyetleri üzerinden “Yeşil Gladyo” inşa edildiğini belirtti!

BİR TEK AYDINLIK

Eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek program öncesi sohbetimizde Aydınlık gazetesini çok beğendiğini, eğer tek bir gazete alacaksa, Aydınlık’ı aldığını belirtti. Zeybek Aydınlık ve Ulusal Kanal’ın neden güçlü bir muhalefet yapabildiğini, diğer konuklara şöyle izah etti: “Çünkü tek bir ‘patronu’ yok, binlerce ‘sahibi’ var!”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Ocak 2012

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ÇİNLİ PROFESÖRÜN TÜRK AMİRALE 2 SORUSU

Emekli Oramiral Salim Dervişoğlu başkanlığındaki 7 kişilik BİLGESAM heyeti, Çin ziyaretiyle ilgili raporunu yayımladı. Oldukça önemli verilerin yer aldığı bu raporu Aydınlık okurları için inceleyeceğiz.

Raporda yer aldığına göre BİLGESAM heyetinin programının ilk gününde Prof. Dr. Pan Guang başkanlığındaki Çinli akademisyenlerle toplantı vardı.

Prof. Pan Türkiye’yi iyi bilen bir isim. Şanghay Sosyal Bilimler Akademisi öğretim üyesi olan Prof. Pan, aynı zamanda Çin’in Medeniyetler İttifakı nezdindeki temsilcisi. İttifakın Türkiye’deki toplantılarına katılan Prof. Pan, önemli isimlerle temaslarda bulunmuş.

Prof. Pan Guang, hem Çin’in genel Ortadoğu politikası hakkında, hem de tek tek Ortadoğu ülkeleriyle ilişkileri hakkında BİLGESAM heyetine kapsamlı bilgiler vermiş. Çin’in Ortadoğu politikasını anlamamızı sağlayacak bu verileri, sizlerle yarın paylaşacağız. Bugün Prof. Dr. Pan Guang’ın ülkemizi ilgilendiren çok kritik 2 sorusuna mercek tutacağız.

ABD, TÜRKİYE’NİN SURİYE’YE MÜDAHALESİNİ İSTİYOR

Prof. Pan’ın dikkat çeken ilk sorusu Türkiye’nin Suriye’ye müdahale olasılığıyla ilgili.

Prof. Pan, yakın zaman önce ABD’de bulunduğunu, temas ettiği bazı kişilerin ABD’nin Suriye’ye askeri müdahalede bulunmayacağını, bunu Türkiye’nin yapması gerektiğini düşündüklerini nakletmiş ve böyle bir şeyin olup olmayacağını sormuş.

Prof. Pan’ın sorusuna yanıt veren emekli Oramiral Salim Dervişoğlu, Türkiye’nin komşusundaki bu krizden şüphesiz çok rahatsız olduğunu ancak gerek halkın çoğunluğunun gerekse hükümetin böyle bir hareket tarzını uygun görmediğini belirtmiş.

ABD’nin Suriye’ye bizzat saldırmayacağı ve bunu Türkiye’den beklediği bilgisi, Aydınlık okurları açısından yeni olmasa da, Çin-ABD temaslarında bile gündeme gelmiş olması anlamlı.

ÇİN’İN BÖLGEDE KÜRT İTTİFAKI UYARISI

Prof. Pan’ın ikinci sorusu çok daha önemli. Pan Guang ileride Suriye muhalefeti içindeki Kürtlerin kuzey Irak’taki Kürtlerle ittifak halinde Türkiye’ye karşı bir harekete girişmesi durumunda Türkiye’nin nasıl hareket edeceğini sormuş.

Emekli Oramiral Salim Dervişoğlu, böyle bir senaryonun gerçekçi ve muhtemel olmadığını, çünkü Türkiye’nin kuzey Irak’la ilişkilerinin gayet iyi olduğunu ve Kürt kökenli Suriyelilerin de hem nüfus bakımından az hem de ülkede dağınık biçimde yerleşik olduğunu savunmuş. Dervişoğlu, Suriye Kürtleri içinde PKK’ye sempati duyan ve PYD mensubu olan azınlık bir gruba karşılık çoğunluğun Türkiye’ye yakın olduğunu ve PKK’ye soğuk baktığını belirtmiş, bu nedenle böyle bir senaryoyu olası görmediğini vurgulamış.

Soru ve yanıta bakılırsa Çinli Prof. Dr. Pan Guang, konuya emekli Oramiral Salim Dervişoğlu’na nazaran daha “Türkiye’nin güvenliği” merkezli bakıyor.

Bir kere Dervişoğlu’nun PYD’nin Suriye Kürtleri içindeki ağırlığına dair verdiği bilgi gerçeği yansıtmamaktadır.

İkincisi Ankara-Erbil ilişkilerinin bugün iyi olmasına göre genellemede bulunmak gerçekçi değildir zira bu iyi hal sadece son iki seneye ve AKP’nin ABD adına yürüttüğü Kürt Açılımı’na endekslidir.

Üçüncüsü Irak Kürtleri ile Suriye Kürtlerinin birlikte hareket etmeyeceğini düşünmek, sadece temennidir! Barzani’nin Temmuz’da Suriye Kürtlerini Kürt Yüksek Konseyi’nde birleştirmesi, KDP’ye bağlı Suriye Kürt partileri ile PYD arasında Erbil mutabakatı kurması, Suriyeli Kürtlere Irak’ın kuzeyinde askeri eğitim vermesi gibi somut olgular ortadayken Salim Dervişoğlu’nun Prof. Pan’ın dikkat çektiği tehlikeyi olası görmemesi “yığınakta hata”dır.

Yarın Çin’in Ortadoğu politikalarını ele alacağız…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Aralık 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

ABD’NİN ‘KÜRT KORİDORU’ HAMLELERİ

Cengiz Çandar’ın, “Meğer AKP’nin 2010’daki Irak politikası, aslında ABD’nin politikasıymış” demesi, kuşkusuz bir keşif ve bilinçlerde sıçrama değil fakat ABD içi hesaplaşma ile ABD-İsrail çelişmesinin neticesidir. Yoksa AKP’nin taşeronluğunu en iyi Çandar, üstelik yerinden bilmektedir. Nitekim AKP’nin Suriye’de de ABD taşeronluğu yaptığını bir vesileyle dile getirmişti daha önce.

Bu girişi bölgedeki tüm çarpışmaların “Kürt Koridoru” eksenli olduğunu belirtmek için yaptık. Suriye konusu da, Irak konusu da, Bağdat ile Erbil’in mücadelesi de, Ankara ile Bağdat’ın karşı karşıya gelmesi de, AKP’nin Kürt hamiliğine soyunması da, Türk topraklarına Patriot yerleştirilmesi de doğrudan ABD’nin “Kürt Koridoru” planıyla ilgilidir.

Çünkü ABD’nin bu bölgedeki 60 yıllık ama esas olarak son 20 yıllık ana hedefinin, ikinci bir İsrail işlevi taşıyacak ve kopardığı topraklarla bölge ülkelerini parçalayacak bir “Kukla Devlet” olduğunu Washington’un resmi belgelerine dayanarak biliyoruz.

ABD bu stratejisi gereği, kartı olan Kürt aktörlerini sürekli büyütmeye yönelik taktikler uyguluyor. ABD 1991’den beri PKK, Barzani ve Talabani’yi büyütüyor; hem de toplamda bu sıralamayla…

ABD’nin son dönemdeki kimi taktik hamlelerinin de, “Kürt Koridoru” atağı için PKK’yi büyütmek ve örgüte alan açmak hedefli olduğu anlaşılıyor. İnceleyelim:

NEDEN SUK YERİNE SUKO?

1. ABD, Türkiye merkezli Suriye Ulusal Konseyi SUK’un yeterli olmadığını belirterek, Katar merkezli Suriye Ulusal Koalisyonu SUKO’yu kurdu bildiğiniz gibi geçen ay.

PYD lideri Salih Müslim, Radikal’den Fehim Taştekin’e, ABD’nin SUK yerine neden SUKO’yu inşa ettiğini açıklıyor: “SUK, SUKO olunca, Türkiye’nin kontrolünden çıkmış oldu. Şimdi bizi dâhil etme konusunda daha esnekler.”

2.  El Nusra cephesi, Suriye’nin kuzeyinde son dönemde PYD’ye karşı ciddi saldırılar yaptı. PYD ve PKK, El Nusra’nın Türkiye’nin (hatta TSK’nin) kontrolünde olduğunu, Ankara’nın El Nusra’yı üstlerine sürdüğünü iddia etti.

Yanıt Ankara yerine Washington’dan geldi. ABD, El Nusra cephesini “terör örgütleri listesine” dâhil etti!

PATRİOTLAR ‘KÜRT KORİDORU’ İÇİN

3. Patriotların Adana, Maraş ve Antep’e konuşlandırılacağı ilan edildi. Suriye’den gelecek füzelere karşı olduğu söylenen Patriotların sınırdan 100 km geriye yerleştirilmesi, asıl niyetin başka olduğunu ortaya koydu. Zira Patriotların füzelere karşı menzili 20 km.

Türk Atlantik Konseyi’nin Antalya’da düzenlediği Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’nda Zeynep Gürcanlı’nın sorularını yanıtlayan emekli Büyükelçi Yusuf Buluç’un saptaması, Patriotların ana hedefini anlamamız bakımından önemli: “Patriotlar, Türkiye halkı için değil, Türkiye’deki tesisleri korumak için yerleştiriliyor. Aksi halde, bölge halkına da gaz maskesi dağıtılırdı.”

Demek ABD ve NATO Patriotlarla Adana’daki İncirlik Üssü’nü, Diyarbakır’daki Pirinçlik Üssü’nü ve Malatya’daki Kürecik Radarı’nı korumayı planlıyor. (Bu arada, 1997’de kapatılan Pirinçlik Üssü’nün geçen yıl yeniden faaliyete açılmasının “Kürt Koridoru” ile ilgili olduğunu belirtelim.)

Son olarak Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da, Patriotların Suriye için değil, İran için yerleştirileceğini söyledi.

Hepsi birleştirildiğinde korunacak ana hedefin “Kürt Koridoru”, bu hedefi besleyen alt hedefin de İsrail’in güvenliği olduğu anlaşılıyor! Kaldı ki, Irak’ın kuzeyinin Barzanistan’a dönüşmesinde Çekiç Güç ve İncirlik Üssü’nin nasıl bir rol oynadığına dair önemli bir deneyime sahibiz.

DERİN PATRİOT

Bir de işin “Derin Patriot” kısmı var elbette. Dün kısmen değinmiştik. ABD Patirotlarla ve İzmir’i kara karargâhı yapma kararıyla NATO’ya faaliyet alanı yaratıyor ve Türkiye’yi bu faaliyetin merkezi haline getiriyor. Böylece Türkiye NATO üzerinden bir daha Atlantik’e çıpalanıyor!

Patriot konusu gündeme ilk geldiğinde Erdoğan’ın haberinin olmadığını fakat sonra savunmaya mecbur kaldığını yazmıştık. Son olarak bir NATO görevlisinin “Patriotları Türkiye istemedi, biz önerdik” demesi, “Derin Patriot” konusuna noktayı koyuyor!

5. AKP’nin Öcalan Açılımı başlatması ve Erdoğan’ın açılımın ayrıntılarını netleştirmek üzere Washington’a gidecek olması da “Kürt Koridoru” ile doğrudan ilgilidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Aralık 2012

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın