Posts Tagged Obama

MADEM CIA KARIŞTIRDI, ‘ONE MİNUTE’ DEYİN!

Türkiye’den sonra Brezilya’da da protesto eylemlerinin başlaması, AKP kurmaylarını sevindirdi. Yeni Şafak’tan Sabah’a kadar tüm yandaş basın, aynı hikâyeye sarıldı:

“Türkiye ve Brezilya IMF’ye borçlarını ödedi. Küresel sermaye, bu iki ülkenin gelişmesinden çok rahatsız, faiz lobisi aynı anda harekete geçti. Washington Türkiye’nin bölgesinde büyümesini ve genişlemesini istemiyor. ABD, CIA üzerinden iki ülkeyi de karıştırdı. CIA belirlediği eylem biçimleriyle gençliği harekete geçirdi. Ağaç eylemi de duran adam eylemi de CIA’nın broşüründe yer alan eylem biçimleri.”

AKP’nin kalemşorları bu saçmalıklara itiraz edenleri “büyük resmi göremeyen ahmaklar” olarak niteliyor!

Peki, gerçekte büyük resim ne?

ERDOĞAN OBAMA’YA REST ÇEKSİN!

AKP’nin yönettiği Türkiye, NATO üyesidir ve Batı’nın bölgedeki ağır topudur. Pentagon adına Afganistan’dadır, Lübnan’dadır. CIA adına Libya’ya saldıran Haçlı Koalisyonuna dâhil olmuştur ve şu anda da Atlantik adına Suriye’de üstü örtülü savaş sürdürmektedir.

AKP’nin lideri Tayyip Erdoğan, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanıdır, Irak’ta Mehmetçiğe çuval geçiren Amerikan askerlerinin sağlığına duacıdır, kendi ülkesinin Genelkurmay Başkanı’yla arasını yapması için Neo-Con Paul Wolfowitz’den aracı olmasını talep etmiştir, Bush’un stratejik Obama’nın da model ortağıdır. Hatta “sesini özleyecek” kadar Obama’ya yakındır!

Protestoların CIA eseri olduğunu iddia edenler, daha bir ay önce Obama ile Erdoğan’ın “yağmurda beraber ıslanmasını” manşet yaptılar, o fotoğrafın iki müttefikin derin dostluğu olduğunu analiz ettiler.

Tüm bunlara rağmen Gezi eylemlerinin CIA eylemi olduğunu savunanlar için basit bir test vardır: Erdoğan Obama’ya “one minute” desin!

AKP’NİN EYLEMLERİ CIA EYLEMİ

Hilal Kaplan’dan Nihal Bengisu Karaca’ya kadar birçok AKP kalemşoru, “duran adam” eyleminin sosyal medyada büyük yankı uyandırdığı gece, milletin karşısına bir “belge” getirdiler ve bu eylemin CIA eylemi olduğunu savundular. Belgelerine göre CIA 198 eylem şekli belirlemişti ve “duran adam” da işte madde 163’de açık açık yazıyordu!

Anlaşılan bu arkadaşlar “ellerinin altında hazır tuttukları” bu kâğıt parçasını tam olarak okumamışlardı… Zira madde 20’ye göre dua ve ibadet de CIA eylemiydi, madde 41’a göre Hac yolculukları da; madde 58’e göre aforoz etme de CIA eylemiydi, madde 159’a göre oruç tutmak da…

Daha doğrusu hemen her şey bu listeye göre CIA eylemiydi ve en müthişi de madde 69’daki “topluca ortadan kaybolma” eylemiydi…

Hayır, şimdilik kimse ortadan kaybolmamıştı ama halkın eylemlerine düşmanlık yapanlarda yine de zekâ ve ahlakı arıyorduk!

Zira o listede yer alanların en az yarısını bu arkadaşlar 28 Şubat’ta uygulamıştı!

ERDOĞAN ÇAPULCU DEDİ, ROUSSEFF GURUR DUYDU 

ABD hem Türkiye’yi hem de Brezilya’yı hedef aldığına göre her iki ülkenin de lideri benzer tepki vermeli, değil mi? Bakalım:

Erdoğan eylemci gençlere çapulcu, alkolik, sidikli, boklu gibi seviyesiz yakıştırmalar yaptı. Yetinmedi “aynı yerden emir aldıkları için ulusalcılarla bölücülerin kardeşlik yaptığını, faşistlerle sosyalistlerin muhabbeti artırdığını, sözde dindarlarla din düşmanlarının Gezi’de ittifak yaptığını” iddia etti! Herkes aynı yerden emir almıştı ama nedense o yerin Türkiye temsilcisi kendisiydi!

Peki ya Brezilya Devlet Başkanı Başkanı Dilma Rousseff neler söyledi? Protestocularla gurur duyduğunu belirten Rousseff,  “Gösterilerin boyutu demokrasimizin enerjisini gösterdi” dedi!

Yani iki lider arasında 180 derece fark vardı!

Her neyse, uzatmayalım ve şu kadarını söyleyerek bitirelim: CIA’yı Taksim’de arayacağınıza, bakanlıklarda arayın ki memlekete bir hayrınız olsun!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Haziran 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

‘MİT İÇİNDEKİ AYDINLIKÇILAR’ YALANI

Başbakan Erdoğan Reyhanlı saldırısının iki hafta öncesinden başlayarak hemen her gün İşçi Partisi’ni ve Aydınlıkçıları hedef aldı.

Reyhanlı saldırısından sonra ise İşçi Partisi’ni ve Aydınlıkçıları hedef alma nöbetini bu kez Cemaat devraldı ve kalemşorları “MİT içindeki Aydınlıkçılar” yalanı üzerinden saldırıya başladı.

Birbirleriyle çarpışan AKP ile Cemaat’in İşçi Partisi ve Aydınlık düşmanlığında kesişmesi önemli. Bugün bu kesişmeyi inceleyeceğiz:

EMRE USLU DUR!

1. Her gün ya köşesinden ya twitter üzerinden “MİT içindeki Aydınlıkçılar” diyerek “özel bir çalışma” yürüten Polis-Yazar Emre Uslu, operasyonun yeni bir aşamasına geçmiş ve dün köşesinden soruyor: “Erdoğan ve Hakan Fidan MİT içinde Aydınlıkçı ekibe nasıl izin veriyor?” (Taraf, 29 Mayıs 2013).

Uslu, Hakan Fidan adına şu yanıtı veriyor: “MİT’e geldi, kontrol altına alamadı, başarısız oldu, algısı yaratmamak için bu ekibi karşısına almak istemiyor. Hatta beraber çalışıyor, çünkü karşısına aldığında dayanacağı başka bir ekip neredeyse yok gibi.”

Uslu, sorusuna Başbakan Erdoğan açısından da yanıt veriyor: “Hakan Fidan ve Erdoğan, içine düştükleri Cemaat fobisi nedeniyle kendilerini bunlara yaslanmaya mecbur hissediyorlar…

Soru uydurma olunca, haliyle yanıtı da uydurma oluyor! Zekâ gerektirmez, bir parça vicdan taşıyan biri bile, üst düzey yöneticileri MİT şemalarıyla hapiste olanların, MİT içinde ekibi olmayacağını, olamayacağını bilir!

2. “MİT içindeki Aydınlıkçı kanat”, Uslu’nun iddiasına göre Erdoğan’ın ABD gezisinden önce medyaya şu haberi servis etmiş: El-Nusra’nın kontrolündeki üç araç Türkiye’deki ABD hedeflerini vuracak.

Uslu’ya göre “MİT içindeki Aydınlıkçı kanat” bu istihbarat notuyla hem Erdoğan’ı Obama karşısında zor durumda bırakmış hem de dünyada “Esad giderse Suriye El Nusra gibi terör örgütlerine kalır” algısı yaratmış!

Yukarıdaki değilse bile burası zekâ gerektiriyor. Zira Esad giderse Suriye’nin kimlere kalacağının anlaşılması için o tip bir istihbarat notuna gerek yok. Batı basını aylardır El Nusra’ya dikkat çekiyor zaten. İkincisi Erdoğan’ın Obama karşısında zor durumda kalıp kalmaması kendi pozisyonuyla ilgilidir. İstihbarat notları, üstelik CIA’yı aşarak, BOP eş başkanlığıyla bağıtlanmış ilişkileri torpilleyemez!

AKP İLE CEMAAT’İN ORTAK DÜŞMANI

Peki, ABD’deki bölünmenin bir yansıması olarak içeride çarpışan AKP ile Cemaat neden İşçi Partisi ve Aydınlık düşmanlığında ortak?

1. Çünkü İşçi Partisi ve Aydınlık anti-emperyalist; AKP ile Cemaat ise emperyalizmin farklı kesimlerinin Türkiye’deki temsilcileridir.

2. Tam bir yıldır birbirilerine karşı operasyon yürüten bu iki kuvvet, kendilerini zorda bırakan hamleler karşısında, rakibine “ortak düşmanı” hatırlatma mecburiyeti duyuyor. Her iki taraftan da “biz tepişirsek, onlar kazanır” mesajının zaman zaman yükselmesi bu nedenledir.

3. Erdoğan, ABD’nin dayattığı sistem değişikliğini ülkeye kabul ettirmek için CHP ve MHP’yi de “ikna etmek” zorunda olduğunu görüyor. Bu iki kuvveti buna mecbur etmek için de, psikolojik savaş yöntemlerine başvuruyor. İki partiye de “İşçi Partisi’nin kuyruğundasınız” diye yüklenerek, karşısındaki fiili cepheyi bölmeye çalışıyor.

4. Aynı yöntemi AKP’nin baskısı altında olan Cemaat de uyguluyor. Emre Uslu, “Hakan Fidan ve Erdoğan, içine düştükleri Cemaat fobisi nedeniyle kendilerini bunlara (Aydınlıkçılara) yaslanmaya mecbur hissediyorlar.” diyerek aslında AKP’ye “bize yaslan” mesajı vermiş oluyor.

GÜVENLİKLE İLGİLİ KURUMLARI UYARIYORUZ

Reyhanlı saldırısı nedeniyle MİT’in Emniyeti, Emniyet’in de MİT’i suçlaması, AKP ile Cemaat’in çarpışmasının bir yansıması olarak tarafların Reyhanlı’nın sorumluluğunu birbirine yıkma gayretidir.

Ancak her iki kesimin de Aydınlık düşmanlığına yönel(til)mesi, bir CIA marifetidir. Buradan hem AKP’yi hem de Cemaati, ama onlardan daha çok ülke güvenliğiyle ilgili tüm kurumları uyarıyoruz: Jandarma istihbarat raporu, dört adet bombalı araçtan söz ediyor. Bu istihbarat doğruysa, halen ülke içinde dolaşan iki bombalı araç var demektir. “MİT içindeki Aydınlıkçılar” hedef şaşırtması, bu araçların herhangi bir kentimizde patlatılmasını kolaylaştırıyor!

BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN BAĞIMSIZ KURUM

Bugün İşçi Partisi ve Aydınlıkçıları hedef alanlar bilmeliler ki, CIA patentli istihbarat yalanlarıyla, tam 45 yıldır Doğu Perinçek önderliğinde ABD’ye karşı Türkiye’nin çıkarlarını savunan Aydınlıkçıları karalayamazlar.

Ne 40 yıl önceki Ziverbey işkenceleri ne de 40 yıl sonraki Ergenekon tertipleri Aydınlıkçıları emperyalizme ve Gladyo’ya karşı mücadeleden alıkoyamamıştır. Tersine bu saldırılar, Aydınlıkçıların haklılığının kanıtı olmuştur, mücadelelerini büyütmüştür.

“Vatan, Namus, Emek” diyen Aydınlıkçılar CIA’nın hem MİT’teki, hem Emniyet’teki kliklerini dün olduğu gibi bugün de temizleyecek ve “bağımsız Türkiye için milli ve bağımsız kurum” hedefini sürdürecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Mayıs 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’YE DÜŞMANLIK CEPHESİ BÖLÜNDÜ

ABD’nin Suriye’yi bölme ve Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyiyle birleştirme projesi Asya cephesinin direnişini aşamadı. ABD’nin liderlik ettiği cephe üç cephede birden bölündü: Suriye’ye düşmanlık cephesi hem ABD içinde, hem Ortadoğu’da, hem de Türkiye’de bölündü. İnceleyelim:

1. ABD’DE BÖLÜNME

ABD, Suriye’ye müdahale edilmesini isteyen kesimle, istemeyen kesim arasında bölünmüş durumda.

Irak ve Afganistan’dan sonra Suriye’de cephe açmanın ülkenin intiharı olduğunu düşünen Obama yönetimi, Suriye sahnesindeki Asya’yla savaşını iki yıldır Türkiye üzerinden yürütüyordu. Ancak buradan da bir sonuç çıkmadı.

Çaresiz Obama yönetimi artık Rusya ile uzlaşı arıyor.

2. ORTADOĞU’DA BÖLÜNME

2.1. ABD, Suriye’ye baskıyı, oluşturduğu Türkiye-Suudi Arabistan-Katar cephesi üzerinden sürdürüyordu. Her üç ülkenin de farklı görevleri vardı. Birinin parası, diğerinin sınırı ve askeri, öbürünün Sünni liderliği vs.

Ancak gelinen süreçte bu cephe içerinde bir yarılma oluştu. Bölemeyenler bölünmeye başladı.

İngiliz Guardian’ın başyazısındaki saptamalar önemli: “Müslüman Kardeşler’in Suriye’de kontrolü ele geçirmesine izin vermeyeceklerini söyleyen S. Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün ile Mısır ve Tunus’taki Müslüman Kardeşler’in hâkimiyetindeki rejimleri destekleyen Türkiye ve Katar arasındaki çatlak büyüyor.”

2.2. Suriye meselesi, Irak’ın kuzeyindeki yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması meselesi olduğu için, ABD’nin sahaya sürdüğü diğer önemli aktörler de Kürt örgütleri oldu: PKK, KDP ve İran’la da iyi ilişkileri olan KYB.

Suriye’deki uzantıları Erbil Anlaşması ile aynı çatı altına toplanan bu örgütler, son günlerde sıcak çatışmalara girmeye başladı. Örneğin PKK’nin Suriye kolu olan PYD, Suriye KDP’sinin 75 üyesini tutukladı. Barzani derhal serbest bırakılmalarını istedi ancak PYD bırakmadı. Bunun üzerine Barzani, Irak-Suriye sınırını kapattı.

Bu sorun çözülemezse, PKK’lilerin Türkiye’den Kuzey Irak’a, oradan da Suriye’ye savaşa gidecek olmaları olumsuz etkilenecektir.

Öte yandan KYB’nin 214 PKK’linin kendilerine katıldığını açıklaması, Kürt örgütleri arasında ciddi bir mücadelenin başladığına işaret ediyor.

3.. TÜRKİYE’DE BÖLÜNME

3.1. Türkiye, Suriye’ye düşmanlık yapan AKP ile bu düşmanlığa karşı çıkan İşçi Partisi, CHP ve MHP arasında bölünmüş durumda.

Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi, her türlü iktidar olanağına rağmen kamuoyunu Suriye karşıtlığına ikna edemedi. Halkı, İşçi Partisi’nin merkezinde olduğu “Suriye’yle dostluk cephesi” kazandı.

3.2. ABD’nin Türkiye’deki temsilcileri olan AKP ile Cemaat de, ABD’deki bölünmeye paralel olarak ayrışıyor. Hem Suriye konusu, hem de “çözüm süreci” konusu AKP ile Cemaat arasındaki çarpışmanın iki önemli sahasıdır.

Fethullah Gülen AKP-PKK ortaklığına karşı çıkıyor ve şu sözleriyle Cemaat’inden sürece mesafe koymasını istiyordu: “Hükümet tam hazırlıklı değil. PKK tek bir yapı olmaktan çıktı, o nedenle alternatif planlar gerekir ki, onu görmüyorum. PKK her an farklı bir tavır gösterebilir.”

Gülen’in bu tutumunun kaynağı, ABD’deki bölünme ve bunun yansıması olarak AKP’nin “Güneydoğu’nun Barzanileştirimesi ve Kuzey Irak’ın Fethullahlaştırılması” yerine yola Öcalan ve PKK ile devam etme kararı almasıdır.

AKP’nin PKK’yle ortaklığının başlıca nedenlerinden biri de Suriye’dir; Suriye’nin kuzeyidir.

AKP ile Cemaat arasındaki çarpışmanın sürüp sürmeyeceği, Erdoğan’ın Washington ziyareti sırasında netleşti. Yalçın Doğan’dan öğrendiğimize göre Fethullah Gülen Erdoğan’ın temsilcilerine şu ağır yanıtı verdi: “28 Şubat’ta askerlere, ‘okulları alın, size vereyim’ demiştim. Şimdi de size ‘dershaneleri alın’ diyorum. ” (Hürriyet, 21 Mayıs 2013).

Bu yanıt, kılıçların kınına konulmayacağını gösteriyor!

ERDOĞAN KUŞATILDI

Sonuç olarak Suriye’ye düşmanlık cephesi kabaca şu şekilde ikiye bölünmüş durumda: “ABD (Neo-Con), İsrail-1, AKP, PKK” bir tarafta, “ABD (Obama), İsrail-2, Cemaat, KDP” diğer tarafta…

Ancak tüm unsurların oynak olduğunu, yer değiştirebileceğini ve kendi içlerinde de bölünmeye gebe olduğunu vurgulamalıyız. Özellikle AKP ve PKK bölünmeye en müsait olan iki yapıdır.

Üstelik Washington’dan eli boş ve çaresiz dönen Erdoğan’ın iki büyük sıkıntısı var:

1. İşçi Partisi merkezli muhalefetin ağır baskısı altında.

2. Köşeye sıkıştırmaya çalıştığı Cemaat’in kendisini kuşatan hamleleriyle boğuşuyor. Erdoğan’ın destekçisi Demirören’le ilgili 25 yıllık bir haberin gündeme getirilmesi, casusluk davasına bürokratlarının adının karıştırılması, Reyhanlı saldırısı üzerinden MİT ve Emniyet’in çarpışması gibi olaylar, Erdoğan’ı sıkıştırıyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Mayıs 2013

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

AKP-PKK ORTAKLIĞI: MUHAFAZAKÂR BÖLÜCÜLÜK

Obama’nın Erdoğan’a “çözüm süreci” ve “yeni anayasa” konusunda güçlü destek verdiğini genel açıklamalarından biliyoruz ancak “tam olarak” ne dediğini bilmiyoruz! Zira ne Türkiye’nin Washington Büyükelçisi, ne de Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, Beyaz Saray’daki 3+3 toplantısına sokulmadı. Böylece görüşme notları Türk devletinin arşivine girememiş oldu.

AKP’nin 11 yılda “gelenekselleştirdiği” bu durum nedeniyle artık ikili anlaşmalar devletle devlet arasında değil, iktidar partisiyle devlet arasında imzalanmış oluyor. Haliyle hizmet akdinin ötesine geçememiş oluyor.

Abdullah Gül’ün Colin Powell’la imzaladığını söylediği “2 sayfalık 9 maddelik” sözleşme türü anlaşmanın içeriği nasıl bir süre sonraya ortaya çıktıysa, bir gün Obama ile Erdoğan’ın 16 Mayıs 2013 tarihli anlaşması da ortaya çıkacaktır!

Gerçi Obama’nın Erdoğan’ı neye zorladığının işaretleri açık seçik ortadadır:

DİYARBAKIR YILDIZ VE MERKEZ

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Diyarbakır’da düzenlenen “Demokratik Kurtuluş ve Yaşam” panelinde bakın ne diyor: “Kürdistan gerçeği 21. Yüzyılın gerçeğidir. Ve Ortadoğu’nun parlayan yıldızıdır.” (ANF, 18 Mayıs 2013)

Eminim çoğunuza tanıdık gelmiştir bu sözler:

Tarih 16 Şubat 2004. Başbakan Erdoğan, kısa bir süre önce ABD Başkanı Bush’la görüşmüş ve yeni yol haritasını kamuoyuna benimsetmek üzere Kanal D ekranlarına çıkmış. Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında bakın ne diyor Başbakan Erdoğan: “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi var ya, işte o proje içerisinde Diyarbakır bir yıldız, bir merkez olabilir.”

Bu sözler, Washington’un Ankara’ya dayattığı stratejinin özetiydi.

Nitekim Erdoğan o stratejiye uygun olarak 2005’te Diyarbakır Açılımı’nı, 2009’da Kürt Açılımı’nı, 2013’te de Öcalan Açılımı’nı başlattı. Türkiye’nin bölünmesi anlamına gelen bu açılımların mevzi kazanabilmesi için de direnecek potansiyel kuvvetlerin Ergenekon tertibiyle etkisiz hale getirilmesi gerekiyordu.

Kaldı ki pek çok AKP yetkilisi de, açılımla Ergenekon davası arasında doğrudan ilişki olduğunu saklamıyor!

OBAMA’NIN FEDERASYON ANAYASASI İSTEĞİ

Yeni Anayasa, Kürt Açılımı’nın sonuçlarından biri olacaktır ve Obama o nedenle Yeni Anayasa için bastırmaktadır.

Yeni Anayasa, Türk-Kürt federasyonunun anlaşması olacaktır o nedenle parlamenter sistem yerine federasyona özgü başkanlık sistemi için bastırılıyor, o nedenle anayasadan Türk’ün çıkarılmasına uğraşılıyor!

Burada da AKP ile PKK – BDP arasında yoğun bir işbölümü vardır. Anımsayalım: BDP’li Hüsamettin Zenderlioğlu TBMM Çözüm Komisyonu’nda konuşuyor: “Bana dendi ki, ‘sen Türk bayrağı düşmanısın’, ben de dedim ki, ‘ben bayrağı yanımda taşıyorum, eğer öyle olsaydı atar, yanımda taşımazdım’.”

Normalde Türkiye’yi yöneten iktidar partisinin bir milletvekili bu sözler karşısında o milletvekilini kutlar, Türk Bayrağı’nı sahiplenmesi noktasında onu cesaretlendirirdi.

Ama o da ne? AKP’li Çözüm Komisyonu üyesi Mehmet Metiner, BDP milletvekiline sözleri nedeniyle kızıyor ve şöyle diyor: “Ne Türk bayrağı, Türkiye bayrağı! Her şeyi Türkleştiriyorsunuz!

O komisyondan nasıl bir “çözüm” çıkacağını varın siz düşünün artık!

AKP’nin BDP’yi “her şeyi Türkleştirmekle” suçladığı bir siyaset dünyası, ibretliktir, trajiktir, sanaldır ve gayrimeşrudur!

AKP İLE PKK’NİN İŞBÖLÜMÜ

Erdoğan ile Öcalan ya da AKP ile PKK işbölümünü anlamak bakımından bir örnek daha vererek bitirelim bugünkü yazımızı:

AKP’nin sık sık medyada çarpıcı çıkışlarıyla yer alan ateşli milletvekili Mehmet Metiner bildiğiniz gibi Kürt etnisiteli bir Türk’tür. Nitekim AKP’den önce HADEP’in Genel Başkan Yardımcısı’ydı.

BDP’nin en ateşli milletvekillerinden Altan Tan ise iktidar partisinin selefi olan Refah Partisi’ndeydi.

Hatta bir ara ikisi birden Refah’ta, ikisi birden HADEP’te ve aynı anda biri Tayyip Erdoğan’ın biri de Melih Gökçek’in yanındaydı!

Netice itibariyle, Öcalan’ın “İslam ortak çatısı” mesajı verdiği şu günlerde, Metiner ve Tan’ın şahsında “muhafazakâr bölücülük” hem AKP’de, hem BDP’de hayat bulmaktadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Mayıs 2013

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

OBAMA-ERDOĞAN ZİRVESİNİ ÖCALAN KAZANDI

Erdoğan’ın 400 kişilik Amerika çıkarmasından eli boş döndüğü artık herkesin malumu. İlk gün estirilen fırtına dindikçe, AKP hükümetinin Suriye konusunda bir mevzi kazanmadığı görülmeye başlandı.

Özetlersek, uçuşa yasak bölge, güvenli alan oluşturma, muhaliflere silah yardımı ve NATO’dan güçlü destek içeren dört taleple masaya oturan Erdoğan ve ekibi, masadan reddettikleri Cenevre sürecini kabullenerek, Obama’dan ABD’nin Suriye’ye kesinlikle askeri müdahalede bulunmayacağı gerçeğini öğrenerek ve ABD’nin elinde sihirli bir formül bulunmadığını anlayarak kalktılar.

Dahası Erdoğan’ın durumu kurtarmak üzere ortaya attığı “kimyasal silah kullanıldı” hamlesi de Obama tarafından “bizim incelemelerimiz sürüyor” denilerek boşa çıkarıldı.

Kuşkusuz bu sonuç, ABD’nin mecburiyeti nedeniyledir. Ortak basın toplantısında da görüldüğü gibi, Obama’nın başı ABD hâkim sınıfları arasındaki çarpışmasının siyasi yansımalarıyla derttedir!

Obama’yı Suriye’ye müdahaleden alıkoyan, Irak’ta Maliki’yi gönülsüz desteklemeye iten ve İran’a Ortadoğu’da manevra alanı kazandıran “hareketsizliği”, ülkesinin siyasi ve ekonomik inişinin doğal bir sonucudur.

Moskova’nın askeri şemsiyesi Washington’u frenlerken, Esad’ı, Maliki’yi ve Ahmedinejad’ı korumaktadır!

OBAMA PKK’Yİ TERÖR LİSTESİNDEN ÇIKARDI!

Şimdi ABD bu çıkmazdan bir çıkar yol bulmaya çalışacaktır. Obama’nın Erdoğan’la ortak basın toplantısında pek dikkat çekmeyen bir nitelemesi, Washington’un hangi “çıkara” yöneleceğine işaret etmektedir.

Obama basın toplantısında Erdoğan’ın “çözüm sürecine” desteğini ifade ederken, satır arasında “PKK şiddeti” ifadesini kullandı! Ancak hem basın toplantısını canlı veren kanallar hem de ertesi gün gazeteler, o cümleyi Türkçeleştirirken “PKK terörü” diye ifade ettiler.

Oysa Beyaz Saray’ın tamamını yayımladığı ortak basın toplantısı metninde de görüleceği üzere, Obama “PKK terörü” değil, “PKK violence” yani “PKK şiddeti” demişti!

Kuşkusuz bu bir dil sürçmesi değil fakat Obama’nın bilinçli tercihidir. Zira “terörü”, “şiddet” kelimesiyle değiştirmek, çok şek ifade ediyor. PKK’nin tam da “Batı bizi terör listesinden çıkarsın” diye açıklamalar yaptığı bir süreçte Obama’nın “terör” yerine “şiddet” kelimesini tercih etmesi, hem örgüte bir “meşruiyet” kazandırmıştır, hem de örgütün BM nezdinde soyunacağı kimi girişimlere başarı şansı doğurmuştur.

ABD PKK’Yİ SAHAYA SÜRDÜ

Gelelim başta belirttiğimiz “ABD bu çıkmazdan bir çıkar yol bulmaya çalışacaktır” cümlemize… İşte PKK’nin terör listesinden çıkarılması, aranılan bu yol açısından değer kazanacaktır.

Çünkü terörist olmayan bir PKK, El Kaide ve El Nusra’nın Batı tarafından onay bulmadığı Suriye’de, Şam karşıtı silahlı muhalefetin bel kemiğini oluşturacaktır. Tam bu noktada hem Öcalan’ın “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin.” sözlerinin, hem de Aysel Tuğluk’un “En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı” sözlerinin önemini anımsamalıyız.

PKK’yi Suriye muhalefetinin merkezine oturtacak ABD, bir taşla birkaç kuş vuracaktır:

1. Irak’a 1991 ve 2003’te saldırdığında PKK’yi olağanüstü büyüten ABD, Suriye üzerinden örgütü 3. kez büyütecektir.

2. Suriye’ye sürülen PKK, Barzani’nin yerine Büyük Kürdistan’ın asıl aktörü konumuna terfi edecektir.

3. Öcalan’ın PKK’ye verdiği “Suriye’de özerklik arayın” talimatı hayat bulacaktır.

4. Suriye’nin kuzeyi, PKK’nin denetimine girecektir. (Ancak Esad kaybederse!)

5. Türk devleti, sınır dışına gidişine göz yumduğu örgütün Suriye’de büyümesine dolaylı destek vermiş olacaktır.

6. Türk Ordusu, AKP eliyle daha da büyümesine yol verilen PKK’yle bu kez 910 km’lik sınır hattında karşı karşıya gelecektir.

7. Önüne Kuzey Irak petrol havucu konulan Türkiye, “Kürtlerle büyümek” söylemi altında PKK üzerinden küçültülecektir!

8. Hepsinden önemlisi, başkasının dış politikasıyla bölgede efelenen AKP hükümeti, şimdi geniş Asya cephesiyle karşı karşıya kalmıştır, hem de tek başına!

Peki, buradan dönüş yok mu? Elbette var! Aydınlık’ın sayfaları çözümle dolu fakat zaman daralıyor…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Mayıs 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ESAD’IN ERDOĞAN’DAN 10 FARKI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başbakan Erdoğan’ı Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a benzetmesi, Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grubu’nda kriz çıkardı. AP Sosyalist Grup Başkanı Hannes Swoboda toplantıyı terk etti ve Kılıçdaroğlu’yla yapacağı baş başa görüşmeyi iptal etti.

Swoboda twitter üzerinden “CHP liderinin, benim davetlim  olarak, Türkiye Başbakanı Erdoğan’ı Esad’la kıyaslamasını kabul edemem. Bu kabul edilemez.” mesajı yayımladı. (Hürriyet, 16 Mayıs 2013).

ESAD ABD’NİN HEDEFİ, ERDOĞAN İSE ASKERİ

İki gündür herkes Kemal Kılıdaroğlu’na yükleniyor. Ağzına mikrofon uzatılan, “Kılıçdaroğlu nasıl olur da Başbakanımızı bir diktatörle aynı kefeye koyar” diye köpürüyor.

Biz de Kılıçdaroğlu’nun benzetmesini yanlış buluyor ve Erdoğan ile Esad’ın aynı kefeye konulamayacağını düşünüyoruz. İşte nedenlerimizde bazıları:

1. Esad vatanını savunuyor. Erdoğan ise başkasının vatanının (ABD) çıkarı için komşusunun vatanına göz dikiyor!

2. Esad halkını terörden ve emperyalist baskılardan koruyor. Erdoğan ise Suriye’de terör estiren gruplara açık destek veriyor.

3. Esad ABD’nin hedefi, Erdoğan ise ABD’nin askeri.

4. Esad, ülkesini NATO saldırısından korumaya çabalıyor. Erdoğan ise NATO’yu Suriye’ye müdahaleye çağırıyor.

5. Esad bölgenin çıkarlarını, Erdoğan ise ABD’nin bölge çıkarlarını savunuyor.

6. Esad bölgede barış istiyor, Erdoğan ise savaş.

7. Esad bölge ülkeleriyle aynı cephede, Erdoğan ise Atlantik cephesinde ve bölge ülkelerine karşı siperde.

8. Esad mazlumlar dünyasında, Erdoğan ise zalimler dünyasında konumlanıyor.

9. Esad İsrail’e karşı, Erdoğan ise dost. Esad, İsrail’e karşı topraklarını savunuyor, Erdoğan ise Kürecik Radarı ile İsrail’e kalkan oluyor. İsrail Esad’a bomba atıyor, Erdoğan’a “cesaret madalyası” takıyor.

10. Esad, ABD’nin komşusu Irak’a saldırmasına karşı çıktı, Erdoğan destekledi. Esad Batı’nın İran’ı hedef almasına karşı duruyor, Erdoğan Batı’nın İran düşmanlığına ortak oluyor.

ÜLKESİNİ ŞİKÂYETTE, LİDER ERDOĞAN’DIR!

Ülkesinin başbakanını yabancılara şikâyet ettiği için Kılıçdaroğlu’na kızan Sabah’ın başyazarı Mehmet Barlas dün köşesinden şöyle sesleniyor: “Yine de şükredelim. Ya dün Beyaz Saray’da Obama ile Başbakan Erdoğan yerine ana muhalefet lideri olarak Kılıçdaroğlu görüşseydi. Mesela Türkiye’deki rejimin Suriye’deki Esad rejiminden daha baskıcı olduğunu söyleyip, Obama’ya ‘Artık bir şeyler yapmalısınız’ deseydi.”

Erdoğan’ın iktidar olduğu 10 yıl boyunca ülkesinin yetkililerini, özellikle Türk subaylarını ABD’ye kaç kez şikâyet ettiğini anlatmaya, kuşkusuz bu köşe yetmez.

Ama özellikle birini vurgulayalım: Ergenekon Operasyonu’nun dalga dalga büyütülmesi ve Türk subaylarının esir edilmesi kararı, Erdoğan’ın 5 Kasım 2007 tarihinde Bush’u ziyaretinde alındı. Bunu Erdoğan ve Gül’ün kader arkadaşı Fehmi Koru’dan öğreniyoruz. (Kanal 7, 28 Ocak 2008 ve Yeni Şafak, 1 Şubat 2008).

EMPERYAL SOL: SOSYAL DEMOKRASİ

Bu meselenin umarız bir yararı olur ve CHP, Batı Sol’unun yani sosyal demokrasinin ne olduğunu görmüş olur. Atatürk’ün 6 Ok’u yerine Batı’nın sosyal demokrasisine sarılan CHP, umarız o tür bir Sol’un ezen-ezilen çelişmesinde nerede yer aldığını bu olaydan hareketle kavramış olur.

Yüz yıl önce büyük paylaşım savaşına (1. Dünya Savaşı) imza atan sosyal demokrat hükümetlerin yönettiği Avrupa ülkeleri, geleneğini sürdürüyor. Yugoslavya’nın parçalanmasında, Irak’ın işgalinde sosyal demokrasinin emperyalizme açık desteği vardı.

Bugün de Avrupa sosyal demokratları, Libya’yı, Suriye’yi ve İran’ı hedef almayı sürdürüyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Mayıs 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

OBAMA, PUTİN’E MAHKÛM

Washington ile Moskova arasında sıcak rüzgârlar esiyor. İki ülke bir yandan Suriye krizini çözmek üzere “Cenevre-2” konferansında uzlaşıyor, bir yandan da karşılıklı mektuplaşarak “Füze kalkanı” dostluğu inşa ediyorlar…

Meğer ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Thomas Donilon, 15 Nisan’da Obama’nın mektubunu Moskova’ya iletmiş. Meğer Obama Putin’e, “karşılıklı olarak iki ülkenin caydırıcılık gücünü tehdit etmeyecek şekilde şeffaf bilgi paylaşımını öngören ve yasal bağlayıcılığı olan” bir anlaşma önermiş.

Kuşkusuz bu tabloyu oluşturan ana etken, Atlantik’in güç kaybı ve Asya-Pasifik’in yükselişidir. Suriye konusunda Moskova’nın barikatını geçemeyen Washington’ın uzlaşmak dışında bir seçeneği kalmamıştır.

Ancak meselenin bu güç değişiminden kaynaklanan bir başka boyutu daha var:

ABD’NİN RAKİBİ RUSYA DEĞİL, ÇİN

10, 20, 50 yıllık planlar yapan ABD’nin esas rakibi Rusya değil Çin’dir ve büyük savaşın esas sahnesi de Ortadoğu değil, Asya-Pasifik’tir.

Nitekim ABD bu zorunlu gerçek nedeniyle 2010 yılında yeni bir stratejiye yöneldi ve Çin’i kuşatmayı seçti. Washington, bölgedeki ülkelerle askeri, siyasi ve ekonomik işbirliğini geliştirerek Pekin’i çevrelemeyi planladı.

ABD, bu yeni strateji gereği, Ortadoğu’daki ağırlığını azalttı. Irak’tan çekilmesi ve bölgedeki işlerini “model ortak” Türkiye’ye devretmesi bu nedenleydi.

Ancak geride kalan iki yıl, ABD’nin Çin’i kuşatma stratejisinin de başarısızlıkla sonuçlanacağına işaret ediyor. ABD’nin her hamlesi, Çin’in başarılı karşı hamlesiyle etkisizleştirildi.

Peki, ABD bu durumda ne yapacak?

DAHA GENİŞ BATI İNŞASI

Washington’un, Zbigniew Brzezinski’nin stratejisine göre konumlanacağı anlaşılıyor. Brzezinski ABD’nin Rusya ve Türkiye’yi içeren “daha geniş Batı” inşa ederek ancak Çin’i dengeleyebileceğini savunuyordu.

ABD’nin “daha geniş Batı” için birincisi AB’yle Trans-Atlantik işbölümünü derinleştirmesi, ikincisi Türkiye’yi bu işbirliğine bağlaması, üçüncüsü de Rusya’yla işbirliğine yönelmesi gerekiyor.

İşte ABD bu üç gerekene göre konumlanıyor:

1. ABD-AB işbirliği: Washington, Brüksel’le “Serbest Ticaret Bölgesi” kurmaya çalışıyor. ABD ile AB liderleri arasında “Transatlantik ve Ticaret Yatırım Ortaklığı Anlaşması” için müzakereler sürüyor.

2. Türkiye’nin ABD-AB Serbest Bölgesi’ne çıpalanması: Obama ve Erdoğan’ın en önemli gündem maddelinden biri Türkiye’nin “Transatlantik ve Ticaret Yatırım Ortaklığı Anlaşması”na bağlanmasıdır. AB yetkililerinin son günlerde Türkiye’ye sıcak mesajlar vermesi bu nedenledir.

3. ABD-Rusya işbirliği: Washington, Ortadoğu’daki çıkarlarının sürmesini kabullendiği Moskova’dan Asya-Pasifik’te yararlanmayı hesap etmektedir. Bu nedenle tartışmalı konularda geri adımlar atmaktadır.

Atlantik’in Pasifik’e karşı mücadelesinde Rusya ve Türkiye’nin nasıl bir kilit oyuncu olduğunu, en iyi eski Fransa Başbakanı Dominique de Villepin’in şu ifadesi açıklıyor: “AB’nin nüfusu 500 milyon dolaylarında. Ekonomik güç için nüfusu en az 1 milyar olmalı. Bunun için Türkiye ve Rusya’ya ihtiyacımız var. Onların potansiyelinin yanı sıra etkili oldukları Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu ülkeleri ile birlikte AB, olması gereken gücü yakalar. Rusya ve Türkiye’yle birlikte o coğrafyalara açılabiliriz. AB stratejisinin bu vizyonda olması gerekir.” (Güneri Cıvaoğlu, Milliyet, 16 Mayıs 2013)

MOSKOVA’NIN AVANTAJI

Ancak ABD’nin Çin’i dengeleyebilmek adına daha geniş bir Batı inşa edebilmesi zor görünüyor. Çünkü Rusya’nın mevcut çıkarları, öncelikle Çin’le ittifakını gerektiriyor.

Üstelik ABD ile AB’nin çıkar çatışması, Çin ile Rusya’nın çıkar çatışması potansiyelinden fazlayken, Rusya’nın Çin’e karşı ABD’yle “işbirliği” yapması gerçekçi görünmüyor.

Tersine, Moskova Washington’un bu zorunlu ihtiyacından azami yararlanarak, ABD’nin Batı Asya’daki nüfuzunu etkisizleştirecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Mayıs 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

REYHANLI SALDIRISININ PERDE ARKASI

Başbakan Erdoğan 46 kişinin öldüğü Reyhanlı saldırısını önce “çözüm sürecini hazmedemeyenlerin saldırısı” olarak değerlendirdi. Oysa aynı saatlerde hem İçişleri Bakanı Muammer Güler hem de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu saldırının adresinin Suriye olduğunu ilan ediyordu!

Erdoğan’ın farklı bir değerlendirme yapmasını elbette hükümetin o andaki çaresizliğine verebiliriz. Zira kamuoyu önünde ne söylerlerse söylesinler, “rüzgâr ekenin fırtına biçeceğini” biliyorlardı. Ancak Erdoğan’ı farklı değerlendirmeye iten haklı sebepler vardı!

Erdoğan iki gün sonra artık adresin Suriye olduğunu netlikle ifade ediyor ama “açık kapı politikamızda ısrar edeceğiz” diyen Davutoğlu’ndan farklı olarak şu vurguyla Şam’ı hedef alıyordu: “Bu saldırılar ateş içindeki bir ülkenin, bu ateşe Türkiye’yi de çekme yönündeki saldırılarıdır.”

MOSKOVA: HEDEF KONFERANS VE SİLAHLI MÜDAHALE

Erdoğan’ın adresi yanlış fakat hedefi doğru saptamış olması önemli!

Dün bu köşede saldırıyı, İsrail ile ABD içindeki bir kesimin Obama’yı Suriye’ye müdahaleye mecbur etme girişimi ve Cenevre Bildirisi’nde uzlaşarak Suriye Konferansı düzenleme adımı atan Lavrov-Kerry inisiyatifini hedef alması olarak değerlendirdik. Dolayısıyla Reyhanlı saldırısı bir CIA-MOSSAD ortak operasyonuydu.

Rusya’nın Sesi’nin bildirdiğine Rusya Meclis (Duma) Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Aleksey Puşkov da aynı saptamayı yapıyor. Puşkov Reyhanlı saldırısının iki hedefi olduğunu belirtiyor: “Bazı kesimler barışçıl konferansı engellemek ve silahlı müdahalenin önünü açmak istiyor.”

ABD ERDOĞAN’DAN NE İSTİYOR?

Peki, Obama ve “diğer Amerika” Erdoğan’dan ne istiyor? Reyhanlı saldırısı ile Erdoğan’a ne mesaj verildi? İnceleyelim:

1. Obama, Irak ve Afganistan’dan sonra ülkesini Suriye’ye sokmanın ABD’nin intiharı olduğunu görüyor ve başından beri müdahaleyi bizzat Türkiye’nin yapmasını savunuyor. Erdoğan ise ABD’nin aktif rol almadığı bir müdahalenin, Türkiye’yi Rusya ve komşularla karşı karşıya getireceğini görerek direniyor.

Erdoğan’ın Gül ve Davutoğlu’ndan farklı olarak zaman zaman Rusya’yla ve İran’la Suriye konusunda dirsek teması araması ve bölge çözümleri istemesi, yani oynak tutumlar alması bu nedenledir.

2. F4’ün NATO yemi yapılmasından başlayarak Türkiye’yi hedef alan tüm kanlı gelişmeler, Washington’un Ankara’yı Suriye’ye müdahaleye zorlama girişimidir.

3. Obama yönetimi, sonunda geri adım atarak Rusya’yla anlaştı. İki ülke Dışişleri Bakanları Lavrov ve Kerry, Cenevre Bildirisi’ni esas alan bir konferansın düzenlenmesini karara bağladılar.

ABD, bugüne kadar “Esadsız çözüm” istediği için Cenevre Bildirisi’ni kilitliyordu. Ancak Fransız Le Figaro’ya göre ABD Rusya’nın “Esad, devlet başkanlığının biteceği 2014’e kadar iktidarda kalsın” teklifine artık “evet” diyor. Üstelik Le Figaro’ya göre ABD, 2014 sonrası için de Suriye halkının karar vermesine sıcak bakıyor.

4. Le Figaro’ya göre ABD’nin eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford İstanbul’da ve SUKO liderlerini konferansa hazırlamakla meşgul.

SADECE SURİYE DEĞİL BÖLGENİN İSTİKRARI

5. Ancak ABD’nin Suriye’ye doğrudan müdahale isteyen kesimi ile İsrail, bu uluslararası konferansa karşı çıkıyorlar. Konferanstan önce de Türkiye’yi müdahaleye zorluyorlar! Çünkü konferans sadece Suriye’ye değil, bölgenin gidişatına etki yapacak.

Alman Bilim ve Politika Fonu Müdürü Volker Perthes konferansın yapılmasının “Suriye konusundaki barış görüşmelerini tıkanıklıktan çıkarmakla kalmayıp, barış sürecine İsrail’i, Hizbullah hareketini ve hatta İran’ı bile dâhil edebilir” diyor. Perthes’e göre konferans yapılamadığı takdirde artık “krizin Türkiye’nin de içine çekileceği bölgesel bir savaşa dönüşmesini” beklemek dışında bir seçenek kalmıyor.

Rusya’nın Sesi’nde belirtildiğine göre Moskova’ya göre de artık “söz konusu olan Suriye ya da Suriye rejimi bile değil, görüşmeler yolu ile tüm Yakın Doğu’daki durumun istikrara kavuşturulması” meselesidir.

TOP ERDOĞAN’IN KUCAĞINDA

İşte Reyhanlı’da bombalar bu şartlarda patlatıldı! Bombanın sahibi mesajı verdi, bombanın hedefi de mesajı aldı.

Artık top Erdoğan’ın kucağında: Erdoğan ya CIA-MOSSAD bombalarına boyun eğecek ve Suriye’ye girecek ya da Uluslararası Suriye Konferansı’na katılarak ve kararlara uyarak geri adım atmış ama yangını önlemiş olacak!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Mayıs 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

İSRAİL’LE FLÖRT, PKK’YLE BALAYI

Muhafazakâr medyanın, İsrail’in Suriye’ye saldırmasını “Esad’ın işine yarıyor” diye yorumlaması kuşkusuz ülkemizdeki İslamcı hareketlerin konumu açısından utanç vericidir. “Esad’ın her İsrail saldırısından sonra avuçlarını ovuşturduğunu” iddia eden muhafazakâr medya, aslında bir tek Atlantik cephesinin çıkarlarının savunulmasını muhafaza ettiğini sergilemiş oldu.

Muhafazakâr medyanın iki günlük bu psikolojik savaş çalışmasının ardından nihayet Başbakan Erdoğan sahneye çıktı ve İsrail’in Suriye’ye saldırmasını “Esad’ın eline altın tepsi içinde sunulan koz” olarak niteledi!

Yazılanlar kuşkusuz psikolojik savaş merkezlerinin nasıl çalıştığını anlamamız bakımından bir laboratuvar hizmeti gördüyse de, esas olan bu topraklarda neden büyük bir anti-emperyalist İslamcı hareketin oluşamadığını çözümleyebilmektir.

ABD’NİN STRATEJİK AKTÖRLERİ

Bugün İsrail’in saldırıları üzerine yürütülen psikolojik savaş çalışması, dün de PKK için yapılıyordu. AKP Hükümeti PKK’nin Esad’ın kartı olduğunu iddia ederek, Suriye düşmanlığına yandaş arıyordu.

Artık bir AKP-PKK balayı yaşandığı için o argümanlar rafa kaldırılmış, yerine İsrail konmuştur. Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi, tabanlarındaki İsrail karşıtlığını Suriye karşıtı politikalarına malzeme yapmaya uğraşmaktadırlar.

Oysa tablo oldukça nettir:

1. ABD, AKP ile Suriyeli teröristleri Şam karşıtlığında askeri bölük haline getirmiştir.

2. ABD, AKP ve İsrail’i, özür üzerinden Suriye ve İran karşıtlığında birleştirmiştir.

3. ABD, AKP ve PKK’yi Kuzey Irak’ı Kuzey Suriye üzerinden Akdeniz’e bağlama ve Diyarbakır’ı BOP’ta merkez yapma projesinde yan yana getirmiştir.

4. ABD, AKP ile Barzani’yi Bağdat ve Maliki karşıtlığında birleştirmiştir.

5. ABD, “AKP-PKK-Barzani-İsrail” dörtlüsünü Büyük Ortadoğu’da Amerikan Konfederasyonu kurması için aynı cepheye sokmuştur.

6. ABD, bir Türk-Kürt-Yahudi cephesi kurarak, Arap ve Fars’ın üzerine sürmeyi hesap etmektedir.

Tüm bu operasyonların Türkiye açısından karşılığı ne peki? Birincisi AKP’yi iktidar koltuğunda tutmak, ikincisi de AKP’ye petrol ve doğal gaz verip, TSK’ye boru bekçiliği yaptırmak.

ATLANTİK CEPHESİNİN SORUNLARI

Peki, kısmen ilerlemesine rağmen bu senaryolar gerçekleşebilecek mi?

ABD açısından durum: Asya-Pasifik merkezli strateji belirleyerek Ortadoğu’daki işlerini model ortaklarına devreden Washington açmaz içinde. Çünkü model ortak sonuca gidemiyor. Ayrıca Obama yönetimi ile yeniden Ortadoğu’ya girmek isteyen kesimler arasında ciddi bir iç mücadele var. Obama Suriye’ye girmesi baskılarını önce “kimyasal silah kullanımını” kırmızı çizgi ilan ederek savuşturdu. Bu yönde haberler servis edilince bu kez kırmızı çizgiyi “sistematik kullanım” şeklinde güncelledi. BM’de Şam yönetiminin değil, Suriyeli teröristlerin kimyasal kullanıldığının saptanması, ABD’nin bu iç mücadelesinin bir yansımasıydı.

İsrail açısından durum: Bir karakol devleti olan İsrail, ABD’nin Asya-Pasifik merkezli stratejisi nedeniyle kalkanından oldu; AKP’nin varlığıyla teselli bulmaya çalışıyor. İsrail içinde kimi kuvvetler ABD’yi yenide bölgeye çekecek hesaplar içinde. Washington’un Tel Aviv’e rağmen İsrail’in Suriye’ye saldırdığını duyurması bu hesaplara dayanıyor.

PKK açısından: Öcalan’ın AKP’ye payanda olması ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a mesai arkadaşlığı yapması, örgütün yayın organlarına üstü kapalı yansıyacak düzeyde bir rahatsızlık yarattı. PKK’nin ideolojik kalemlerinin İsmail Beşikçi’ye bile savaş açabildiği bu yeni süreç kaygıyla izleniyor. Erdoğan-Öcalan projesinin Kürtleri Ortadoğu’da kurşun yapacağı gerçeği kaygıları daha da büyütüyor.

AKP açısından durum: ABD’nin model ortağı olan AKP Hükümeti, iki yıldır Esad’ı deviremediği için sıkıntılı. Zira problem sürdükçe hem sığınmacıların yarattığı sorunlar büyüyor, hem de Türkiye içinden yükselen tepkiler etkili olmaya başlıyor. 16 Mayıs’ta Washington’a gidecek olan Erdoğan, Obama’dan hem Suriye için hem de içerdeki muhalefete sert baskı uygulayabilmek için destek isteyecek.

Sonuç olarak Atlantik cephesinde sıraya dizilenler açısından işler hiç de iyi gitmiyor! Yani ABD’nin İsrail’le flört ettirdiği ve PKK’yle balayı yaşattığı AKP, sadece büyük bir utanca imza atmıyor, aynı zamanda sonunu da getiriyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Mayıs 2013

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

PERİNÇEK’İN HAYALETİ

Perinçek sendromu yaşayan Erdoğan’ın İP korkusunu açığa vurduğu dünkü grup konuşması muhtemelen tüm psikologların ilgisini çekmiştir.

Meğer 15 Aralık 2012’de Erdoğan’a “Bizi duvarların içine hapsettiğinizi sanıyordunuz değil mi?” diye soran ve “Silivri duvarının önüne kurduğunuz barikatınızı yıkan bizdik” yanıtı veren Perinçek, haklıymış!

Meğer Silivri’ye esir edilen yiğit devrimcinin hayaleti, TBMM koridorlarında Erdoğan’ı korkutuyormuş!

ERDOĞAN’IN DAYANDIĞI KUVVET

O korku Erdoğan’a bol İP’li cümleler kurdurtmadı sadece; bir de itiraf getirdi: “Ortada BOP diye bir şey kalmadı. Bu proje, Sayın Bush zamanda başlamıştı, başlamasıyla bitişi bir olmuştur. Bunun üç tane dönem içinde görevlendirilmiş ülkesi vardı; İtalya, Türkiye, Yemen. Üçünün çalışma alanı farklıydı.”

Hani Erdoğan BOP’un eş başkanı değildi?

Kendinden güçlüyü –Kerry örneğinde olduğu gibi- alttan alan ama kendinden zayıfı –çiftçi örneğinde olduğu gibi- azarlayan Erdoğan’ın BOP eş başkanlığı da gücün varlığına göre değişiyor.

Örneğin Erdoğan, Amerikan askerleri Irak’tayken 40 farklı yerde 40 kere “Ben Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanıyım” diyerek övünüyordu.

Ancak Amerika Irak’ta yenilip de çekilmeye başlayınca Erdoğan bu kez şöyle demeye başlamıştı: “Ellerine bir kâğıt almışlar, bu proje ABD’nin projesidir diye. Bunu ispat etsinler her şeye varım. Eğer ispat etmezlerse namussuz ve alçaktırlar.”

Amerikan askeri varlığına göre konumlanan Erdoğan’ı, bu kez Perinçek’in hayaleti korkuttu ve konuşturdu!

PAZARLIK YOK, ABD’NİN TALİMATI VAR

Erdoğan’ın dünkü grup konuşmasında dikkatimizi çeken bir başka açıklaması da yemin billah edercesine “PKK ile pazarlık yapmadıklarını” belirtmesiydi.

İlginç olan, Ahmet Türk’ün de Erdoğan’ı doğrulaması ve “pazarlık yapılmıyor” demesiydi.

Haliyle insan merak ediyor: AKP ile PKK hiç pazarlık yapmadan, hiç taviz vermeden, birbirini üzmeden neden öpüştü, neden barıştı?

Zira çok değil daha 6 ay önce Erdoğan Öcalan’ı asmaktan bahsediyordu, PKK’li teröristle kucaklaşan BDP milletvekilleri için fezleke hazırlatıyordu, Zerdüşt diyerek Kürtleri aşağılamaya kalkıyordu…

Ya Öcalan’a ne demeli? Dün korkuyla “devletimin hizmetindeyim” derken, bugün hangi cesaretle “AKP benim sayemde iktidar oldu” diyebiliyor?

Tüm bu tablonun, tüm bu tükürdüklerini yalamalarının tek bir sebebi var: Obama’nın beyzbol sopası!

O sopa Erdoğan ile Öcalan’ı “hiç pazarlıksız” el ele tutuşturabildi!

Çünkü ikisi adına kararlar alındı, al-ver kontratları bağlandı!

OBAMA’NIN SOPASI MI, MİLLETİN TOKADI MI?

Ancak Erdoğan’ın asıl korkusu şimdi başladı: Milli Merkez korkusu.

Çünkü Milli Merkez’de Erdoğan’ın “ananı da al git” dediği çiftçi var, sanatına ucube dediği heykeltıraş var, fabrikasını sattığı işçi var, coplattığı öğrenci var, “onunla bizi meşgul etmeyin” dediği Fazıl Say var, “koyun” dediği Demirel var, hayaletinden korktuğu Perinçek var!

Çünkü Milli Merkez’de; “Suriye’ye düşmanlık yaptırtmam” diyen Hataylı var, “Hepimiz Kubilayız” diyen İzmirli var, “Batı Asya Birliği’nin tutkalıyım” diyen Diyarbakırlı Furkan var…

Erdoğan’ın Akillerine bayrak gösteren Kocaelili var, “şehit evlatlarımın hakkını helal etmiyorum” diyen Kütahyalı var, Akillere fırça atan Konyalı Kemal dede var…

Milli Merkez’de Jön Türk geleneğinin şimdiki temsilcisi TGB var…

Milli Merkez’de “Atatürk’te birleşen” ve “Türksüz Anayasa yaptırtmam” diyen vatanseverler var…

Milli Merkez’de “Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk milletiyiz” diyen millet var!

NOT: 1 Mayıs bayramınız kutlu olsun.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Mayıs 2013

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın