Archive for category Politika Yazıları
ERDOĞAN’A 22 SORU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/11/2012
TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, Başbakan Erdoğan’a mühürlü zarfta elli soru yöneltmiş. Gazetelerde bu soruları görmüşsünüzdür. Başbakan Erdoğan’a biz de soralım dedik. İşte sorularımız:
ERGENEKON
1) Fehmi Koru, 28 Ocak 2008 tarihinde Kanal 7 ekranından, 1 Şubat 2008’de ise Yeni Şafak gazetesindeki köşesinden, “Ergenekon Operasyonu’nun düğmesine 5 Kasım 2007’de Beyaz Saray Oval Ofis’teki Bush-Erdoğan görüşmesinde basıldığını” söyledi, yazdı. Fehmi Koru doğru mu söylüyor?
2) 1998’de Kenan Evren’e “sizin döneminizde belediye başkanı olsaydım, İstanbul’u uçururdum” diyerek iltifat ettiniz. Sadece siz değil, partinizin önde gelen isimleri de Evren’e saygı göstermekte yıllarca birbiriyle yarıştı. Örneğin Abdullah Gül cumhurbaşkanı olunca Kenan Evren’i Çankaya’da ağırladı, birlikte pozlar verdi. Örneğin Bülent Arınç, bazı açılışlara Kenan Evren’le birlikte katıldı, fotoğraf çektirdi.
Bugün Kenan Evren “darbecilikten”(!) yargılanıyor. Evren’in yargılanması bir kaza mıdır? Yani Ergenekon tertibi ile çıkılan yolda, toplumun baskısı nedeniyle girilmek istenmeyen bir tünel midir? Değilse, darbeci Evren’e yaptığınız iltifatlardan dolayı pişman mısınız?
3) Bildiğiniz gibi Tuncay Güney, Ergenekon tertibinde özel bir rol oynadı. Güney’in gazeteci arkadaşı Kemal Kaplan, anılarını içeren kitabında Tuncay Güney’in kendisine şöyle dediğini belirtiyor: “Ben Tayyip Erdoğan’la görüştüm, geçen sene. Hem de içinde bulunduğu parti aleyhine bir görüşmeydi.”
Tuncay Güney’le, siz henüz Fazilet Partisi’ni bölmeden önce görüştüğünüz doğru mu? Ne görüşmüştünüz?
4) Ergenekon tertibinin bavulcu gazetecisi Mehmet Baransu, İsviçre’den bir bavulla para getiren AKP’liyi bildiğini açıkladı. Baransu’nun sözleri, sizin “İsviçre’de 8 hesabınız olduğu” ve bunların kaydının ABD’nin elinde olduğu iddiasıyla birleşince önem kazanıyor. Baransu yalan söylemiyorsa eğer, o bavulu getiren AKP’li kimdi? O bavul dolusu para nerede kullanıldı?
BOP-ABD-ANLAŞMALAR
5) BOP eşbaşkanı olmadığınızı söylüyorsunuz ama 2004 yılından sonra tam 34 yerde “BOP eşbaşkanı olduğunuzu” dile getiriyorsunuz. İnternette görüntülü kayıtlar mevcut. Hangi sözünüz doğru? 34 yerdeki mi, diğer teki mi?
6) Siz henüz daha Refah Partisi’nin Beyoğlu İlçe Başkanı’ydınız ve gazeteci Ruşen Çakır aracılığıyla Amerikalılar sizinle temas kurdu. Amerikalıların sizin siyasi yükselişinizdeki payı nedir? Örneğin Morton Abramowitz, Henri Barkey, Philip Gordon, David Philips, Alan Makovsy, Ian O. Lesser ve Stephen Larrabe gibi kişilerin siyasi kararlarınızdaki etkisi nedir?
7) Günter Verheugen, 3 Kasım seçimlerinden hemen sonra, 15 Kasım 2002’de Varşova’da Deniz Baykal’la görüştü. Verheugen bu görüşmeden sonra sizinle bir araya geldi ve size “Deniz Bey sizin başbakan olabilmeniz için önünüzün açılmasına yardımcı olacak” dedi.
Bu görüşmeden birkaç ay sonra Baykal size el uzattı, Anayasa değiştirildi, Siirt seçimleri iptal ettirildi ve siz önce milletvekili sonra da Başbakan oldunuz. Bu süreçte başka hangi aktörler rol aldı? ABD’nin bu aktörlere ne telkini oldu?
8) Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, 3 Kasım 2002 seçimlerinde oyunu kullandıktan sonra bir haftalığına ABD’ye gitti. Özkök ABD’de olağanüstü bir şekilde ağırlandı ve ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’le, Savunma Bakanı Donal Rumsfeld’le, yardımcısı Paul Wolfowitz’le, Genelkurmay Başkanı Richard Myers’le, Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Condeleezza Rice’la ve Dışişleri Bakanı Colin Powell ile ayrı ayrı görüştü.
Özkök ABD’deyken siz bazı temaslarınız sonucunda, dönüşte kendisiyle görüşeceğinizi açıkladınız. Nitekim Özkök döndü ve 15 Kasım’da sizinle görüştü. Bu görüşme size Başbakanlık yolu açılmasında önemli rol oynadı. Özkök’ün sizinle görüşmeyi kabul etmesinde ABD’nin rolü nedir?
9) 4 Kasım 2002’de ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e bir mektup yazdınız ve “Bu amaçla, Org. Özkök ile mümkün olduğu kadar kısa sürede mahrem, özel bir toplantı yapabilmeyi ümit ediyorum. Özel cep numaram şudur: 0533 7… Bu yardım ve ülkeme geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkürler.” dediniz.
Bu mektubun Başbakan olmanıza katkısı nedir? Size Özkök’le görüşmeyi sağlayan ABD, başbakanlığınızın karşılığında Irak konusunda destek istedi mi?
10) 1 Mart 2003’te tezkerenin reddedilmesinin ardından ABD’yle “9 üs anlaşması” yaptınız mı?
11) 22 Eylül 2003’te ABD’yle imzaladığınız Dubai anlaşmasının iki şartı neydi? Türk Ordusu’nun Irak’a tek yanlı girmemesi karşılığında 8,5 milyar dolarlık bir kredi gündeme geldi mi?
12) Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Dışişleri Bakanınızken, ABD’li mevkidaşı Colin Powell’la 2003’te “2 sayfalık, 9 maddelik” bir anlaşma imzaladı. Gül bu gizli anlaşmayı Sabah gazetesine verdiği bir röportaj sırasında söyledi. Gül, sizi bu “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşmadan haberdar etmiş miydi?
13) Danışmanınız Cüneyd Zapsu, ABD’lilere “Erdoğan’ı deliğe süpürmeden önce iyice kullanın” demiş ve bu not gazetelere yansımıştı. Zapsu, bir Alman gazetesinde çıkan “Kızım moda olduğu için türban takıyor” sözlerinizde de başroldeydi.
Zapsu’nun sizi zor durumda bırakan bu davranışlarını nasıl yorumladınız? ABD-Zapsu ilişkisi ne boyuttadır?
KÜRT AÇILIMI-OSLO
14) PKK’yle “biz değil MİT görüştü” dediniz. Ama Hakan Fidan Oslo’dayken MİT Müsteşarı değil, Başbakanlık Müsteşar Yardımcısıydı. Nitekim Fidan sizin özel temsilciniz olarak masada bulunduğunu muhataplarına belirtiyordu.
Savcılar MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı “almak” istediklerinde siz çıktınız ve “Talimatı veren benim, alacaksan beni al” diyerek meydan okudunuz. Her şey ortalığa saçılmışken hâlâ “PKK’yle biz değil, MİT görüştü” diyebiliyor musunuz?
15) Özel temsilciniz Hakan Fidan Oslo’da PKK’li muhataplarına “sizin Öcalan’la yüzde 95 anlaştığınızı” söyledi. Anlaşamadığınız yüzde 5 nedir?
BATI’YLA İLİŞKİLER
16) Nisan 2011’de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığınız konuşmada “Bilimde, sanatta, mimaride, dilde, musikide, günlük yaşam alışkanlıklarında, hatta yeme-içme kültürlerinin transferinde Haçlı Seferleri son derece etkili olmuştur” diyerek Haçlı Seferleri’ni övdünüz. Türk düşmanı olan Papa 5. Sixtus’un heykelinin altında Avrupa Anayasası Nihai Senedi’ni imzaladınız. AB buna rağmen size tarih vermedi. Kızgın mısınız? (Ya da AB’nin tarih vermeyeceğini zaten biliyordunuz da, sırf TSK’yi aşabilmek için mi AB aday üyeliği istediniz?)
17) Haçlı Koalisyonu Libya’ya saldırmaya hazırlanıyorken siz çıktınız ve “NATO’nun ne işi var Libya’da” diyerek tepki gösterdiniz. Ama sonra fikir değiştirdiniz ve “NATO, Libya’nın Libya’lılara ait olduğunu tescil etmek için Libya’ya girmelidir” dediniz, üstelik daha da ileri gidip Türkiye’yi NATO’nun Libya saldırılarına karargâh yaptınız. Bu ani fikir değişikliğinde “beyzbol sopası”nın rolü oldu mu?
18) Mısır-Türkiye İş Forumu’ndaki konuşmanızda “Batılı güçlerin bütün derdi İslam dünyasını paramparça etmektir” dediniz. Katılıyoruz. Ancak NATO üyesi, ABD’nin model ortağı ve AB’nin aday üyesi olan Türkiye Batılı bir güç değil midir?
İslam dünyasının paramparça olmaması için NATO’dan çıkmayı, AB’ye aday üyeliği yırtıp atmayı, İncirlik üssünü ve Kürecik Radarı’nı kapatmayı düşünür müsünüz? Yoksa o lafı sadece Mısır’da olduğunuz ve bölgenin desteğini arkanıza almak için mi söylediniz?
19) The Wall Street Journal gazetesinde yayımlanan bir yazınızda ABD’ye şöyle seslendiniz: “Kahraman çocuklarınızın anavatana en az kayıpla dönmesini umuyor ve dua ediyoruz.” Sağlıklarına duacı olduğunuz bu ABD askerleri, Irak’ta Müslüman katletmedi mi, İslam dünyasını parçalamadı mı?
İSRAİL-FİLİSTİN
20) Amerika’daki bir Yahudi örgütü, size 2005 yılında “Cesaret Madalyası” verdi. Bu madalyayı alan ilk Müslüman sizsiniz. Umarım ikincisi de olmaz.
Bu madalyayı, ne İsrail’in Mavi Marmara’da 9 yurttaşımızı katletmesinden sonra ne de şimdi Gazze’de Filistinlileri katlederken iade etmediniz. Bu madalya neden bu kadar önemli sizin için?
21) 25 Mayıs 2004 günü partinizin TBMM Grup Toplantısı’nda milletvekillerine şöyle seslenmiştiniz: “Filistin konusunda duygusal davranmayın. Dünya gerçeklerini göz önünde tutun. Biz öyle davranıyoruz.”
13 Haziran 2004’te İsrail Başbakanı Ehud Barak’la katıldığınız bir panelde “Arafat’ı barışın önündeki engel olarak” suçlamıştınız. Hatta bir keresinde, “İsrail’in en yetkili ağzı, Filistin lideri Mahmut Abbas’ın tutuklu Hamas milletvekillerinin serbest bırakılmasını istemediğini söyledi” diyerek Abbas’ı zor durumda bırakmıştınız.
Filistin meselesine aslında nasıl bakıyorsunuz?
22) İsrail’in Mavi Marmara saldırısından iki hafta sonra, bu ülkenin OECD’ye üye olmasına izin verdiniz. Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin 49 yıllığına İsrailli şirkete verilmesine itiraz edenleri “Yahudi düşmanlığı” yapmakla suçladınız. Milli Eğitim Bakanınız13 Şubat 2009 tarihinde, okullarda İsrail mallarının boykot edilmemesi için genelge yayımladı. Tarımsal İşbirliği ve Kalkınma Projesi ile İsrail’in Konya’dan 40 bin dönüm arazi almasını sağladınız. 6 Eylül 2007’de Suriye’deki bir nükleer reaktörü vurması için İsrail uçaklarına hava sahasını açtınız.
Tüm bu uygulamalarınız “İsrail karşıtı” görüntünüzle çelişmiyor mu? Yoksa Milliyet’e “milletin gazını alıyor” diyen yardımcınız Hüseyin Çelik haklı mı?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Kasım 2012
AÇLIK GREVİ BİLANÇOSU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/11/2012
PKK’nin açlık grevi, Abdullah Öcalan’ın devreye sokulmasıyla sonuçlandı. İdam tartışmalı, açlık grevli bu sürecin Öcalan’ın merkeze alınarak sonuçlandırılması, kuşkusuz planlı bir hedefti.
Karşıt görüntülü AKP ile PKK’nin “Çözümün tek adresi Öcalan’dır” sonucunda birleştirilmesi önümüzdeki sürece işaret ediyor. “Diyarbakır’ı merkez” yapmaya soyunanların, “idam” ve “açlık grevi” gibi insani meseleleri hedeflerine ulaşabilmek için nasıl da kullandığını somut bir şekilde gördüğümüz bu sürecin bir bilançosunu çıkaralım bugün:
AKP, PKK’NİN ŞARTLARINI KABUL ETTİ
PKK’nin açlık grevinde üç şartı vardı: Öcalan’ın avukatlarıyla yeniden görüşmesi, KCK davasında Kürtçe savunma yapılabilmesi ve anadilde eğitim!
AKP Hükümeti, bu şartlardan ikisini kabul etti. Hem mahkemede Kürtçe savunma yapabilmenin yasal olarak önünü açtı hem de Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesini kabul etti.
Nitekim Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülüp görüştürülmeyeceği sorusuna, bunun önümüzdeki süreçte görüleceğini belirterek “evet” yanıtını vermiş oldu!
Aynı zamanda Serpil Çevikcan’dan öğreniyoruz ki, Adalet Bakanlığı daha ileri gidiyor ve Öcalan’ın şartlarını düzeltmek için özel bir çalışma yapıyormuş! (Milliyet, 19 Kasım 2012)
Geriye bir tek anadilde eğitim kaldı! Ama AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in “anadilde eğitim tartışılabilir, konuşulabilir” demesine bakılırsa, hükümet bu şartı da kabul edebilir!
KESİNTİSİZ AKP-PKK MÜZAKERELERİ
Serpil Çevikcan’ın taraflardan aldığı şu bilgi önemli: “Hem hükümet çevrelerinden hem de BDP kanadından gelen bilgiler, müzakerelerin Öcalan üzerinden açıkça yeniden başlatıldığını gösteriyor.” (Milliyet, 19 Kasım 2012)
Nitekim Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in “bu süreçte Öcalan’la görüşüldü mü” sorusuna verdiği yanıt müzakerelerin başladığını ortaya koyuyor: “Devletin istihbarat birimleri, güvenlik güçlerimizin ve terörle mücadelede sürdürülen politikaların gereği, ihtiyaç duyulduğu zaman ve zeminde bu görüşmeler yapılır demiştik geçmişte. İhtiyaç duyulan zeminde bunlar yapılmıştır, bundan sonra da yapılacaktır.”
‘ÖCALAN GÜÇLENDİ’
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “Öcalan’ın rolü netleşti ve güçlendi” diyor ve ekliyor: “Öcalan bir sözüyle açlık grevlerini durdurabiliyorsa, savaşı da durdurabilir.”
İşte açlık grevi ile idam tartışması sarmalı arasında yapılmak istenen de buydu. AKP Hükümeti de Öcalan’a “açlık grevini bitirin” mesajı için fırsat yaratarak, onun yeni müzakere süreci öncesinde “çözümün adresi” olduğunu kamuoyuna ilan ediyordu!
AYDIN İFLASI
“Açlık grevinde tek bir can yitirilirse” diye başlayan cümleler kuran “aydınlar”, bu duyarlılığı açlık grevi süresi içinde şehit düşen askerler için göstermedi!
Öcalan’ın “açlık grevi bitirilsin” mesajını verdiği gün, “Şemdinli’de şehit düşen 5 asker” sıradan bir haber değeri olabildi ancak!
“Kürtleri kazanmak” ile “Türkleri kaybetmemek” arasında denge kuramayan bir aydının aydınlığı artık sorgulanmalıdır!
PROTOKOLLER MASADA
Peki, bundan sonra ne olacak? Yanıtı “Öcalan’ın rolü tarihidir” diyen Aysel Tuğluk veriyor: “Masada protokoller var.”
Evet, Öcalan’ın hazırladığı protokoller masadadır ve anlaşıldığına göre imzalanmayı beklemektedir! Bu, Tuğluk’un sözlerinin dışında, Öcalan’a verdirilen Suriye mesajından da anlaşılıyor.
Öcalan “açlık grevini bitirin” talimatı verdiği el yazısının sonunda Suriye Kürtlerine sesleniyor ve “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez” diyor. Peki, ne öneriyor Öcalan? Tıpkı Türkiye’deki gibi Suriye’de de “demokratik özerklik” istiyor!
Böylece “Kürt koridoru” meselesine Öcalan da fiilen girmiş oluyor ve AKP ile PKK, “Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açma” operasyonunda işbirliğini yükseltiyor!
Aynı saatlerde Mehmet Ağar’ın ajanslara düşen şu sözleri ise oynanan trajedinin birinci perdesinin tamamlandığını haber veriyordu: “Bölünmenin önündeki en büyük engel AKP’dir.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Kasım 2012
CIA BAŞKANI’NIN İSKENDERUN SIRRI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/11/2012
Amerikan devleti içindeki çarpışmanın göstergesi olan CIA Başkanı David Petraeus’un istifasıyla ilgili gündeme gelen nedenlerin başında, onun Bingazi’deki saldırıyı “izlemekle” yetinmesi geliyordu…
Gerçekte CIA üssü olan Bingazi’deki büyükelçilik binasına Müslümanlara hakaret eden bir film gerekçe gösterilerek saldırı düzenlenmiş, ABD Büyükelçisi Chris Stevens ile 3 diplomat ölmüştü! Hatta bir iddiaya göre film protestosu bahaneydi ve organize bir saldırıyla CIA üssünden belge çalınmış, adam kurtarılmıştı!
Petraeus, 15 Kasım’da Kongre İstihbarat Komitesi’ne CIA Başkanı olarak bu konuda ifade vermeden birkaç gün önce evlilik dışı ilişkisini gerekçe göstererek istifa etti! Ancak istifanın üzerinden ortaya saçılanların önemi nedeniyle, Petraus Komite’ye eski başkan olarak ifade vermek durumunda kaldı.
ABD basınına yansıdığına göre Petraeus, başından beri saldırının “bir terör saldırısı” olduğunu ve saldırganların El Kaide bağlantılı olduğunu raporlarında belirttiğini savundu. Petraeus, Beyaz Saray’ın ilk açıklamalarında “terörist” yerine “aşırı gruplar” ifadesinin neden yer aldığını bilmediğini söyledi.
Bu “aşırı grup” ile “terörist” farkının neden ön plana çıkarıldığı önemli. ABD Kongresi’nin bunun üzerinde neden durduğunu anlamamızı sağlayacak bazı olguları ve iddiaları inceleyelim.
STEVENS’IN SON YEMEĞİ
İngiliz Sunday Times gazetesi, 11 Eylül’de saat 21:30’da öldürülen ABD Büyükelçisi Chris Stevens’ın o akşamki yemeğini bir Türk diplomatla yediğini yazdı. Sunday Times’ın 15 Eylül tarihli bu haberi 17 Eylül’de Sabah gazetesinde “son yemeğini Türk diplomatla yemiş” başlığıyla duyuruldu.
Jöntürk haber sitesi ise 14 Kasım’da yeni bir iddia ortaya attı ve Chris Stevens’le öldürülmeden bir saat önce görüşen bu Türk diplomatın, Türkiye’nin Bingazi Konsolosu Ali Sait Akın olduğunu haber yaptı.
Jöntürk, iddiaya kaynak olan ABD’li yetkililerin, görüşmenin olağan olmadığına dikkat çektiklerini belirtiyor.
Peki, o görüşme neden olağan değildi?
Anlatacağız ama Chris Stevens’ın Suriye’ye silah sevkiyatında kilit bir isim olduğu bilgisinin son dönemde bazı haber sitelerinde yer aldığını özellikle belirtelim.
LİBYA’DAN GÖNDERİLEN 400 TON KARGO
Aydınlık, 21 Ağustos’ta “İnsani yardım gemisiyle Libya’dan militan getirdiler” başlığıyla çok önemli bir haber yapmıştı. Aydınlık’a göre El Entisar isimli bir gemi Libya’dan İskenderun’a gelmiş ve gemiden inen 24 militan bir otele yerleşmişti. Aydınlık bu 24 militanın Suriye’ye geçmeyi konuştuklarını yerel kaynaklara dayandırarak duyurmuştu.
Ancak olay 24 militandan çok daha önemliymiş.
14 Ekim tarihli Times of London’da yer alan ve ABD Kongre raporuna dayandırılan bir haberde, Libya bandıralı El Entisar adlı geminin 400 ton kargoyla İskenderun limanına demirlediği belirtiliyordu. Gemide karadan havaya uçaksavar füzeleri, RPG’ler ve MANPAD tipi füzeler olduğu iddia ediliyordu. Silahlar Suriyeli muhalifler içindi.
Haberde, 400 ton kargo ile Suriye’ye şimdiye kadarki en büyük silah sevkiyatının gerçekleştiği belirtiliyordu.
Oysa resmi açıklamaya göre, gemide İHH aracılığıyla temin edilen tıbbi malzeme vardı!
PETRAEUS GELDİ, YÜK BOŞLADI
İskenderun yerel basınında çıkan 22 Eylül tarihli bir habere göre “yolcular inmiş ama yük boşaltılmamıştı”, çünkü Ankara’dan izin bekleniyordu.
Jöntürk’e göre günlerce bekleyen gemi, 6 Eylül’de yasal izin alıyordu!
Tam burada, CIA Başkanı David Petraeus’un 2 Eylül’de “Suriye ve terörle mücadele” gündemiyle Türkiye’ye geldiğini anımsatalım. İlginçtir, Petraeus, 6 ay önce 12 Mart’ta da Türkiye’ye gelmişti!
KONSOLOSA VERİLEN GÖREV
Ancak bu silah sevkiyatı Rusya’nın tepkisini çekiyordu.
Jöntürk’ün iddiasına göre Başbakan Erdoğan, Moskova’nın tepkisi üzerine, Bingazi Konsolosu Ali Sait Akın’ın ABD’lilerle görüşmesini istiyordu.
İşte Chris Stevens’ın ölümünden sonra haber olan “son yemek” iddiaya göre bu görüşmeydi!
MOSKOVA’DAN KALKAN UÇAK
Bitirirken bir olayı daha anımsatmalıyız. Bu olaydan bir ay sonra, 10 Ekim’de Moskova’dan kalkan bir Suriye yolcu uçağı, “füze var” istihbaratı üzerine zorla Ankara’ya indirildi. İstihbaratın kaynağı ise CIA’ydı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Kasım 2012
EYMÜR: BALIKÇI, EMNİYET’İN ADAMI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/11/2012
Mehmet Eymür’ün sağ kolu olarak bilinen Cemal Alparslan Ertuğ, iki hafta arayla TvNet’teki İstihbarat isimli programa çıkarak ilginç açıklamalar yaptı.
Ertuğ’un sözleri Eymür’ün mesajları olarak algılandı.
MİT-HADEP GÖRÜŞMESİ
Programda kendisini “MİT’e bilgi veren adam” olarak tanıtan Cemal Alparslan Ertuğ, Ekim 1997’de yapılan MİT-HADEP görüşmesi hakkında konuştu.
Ertuğ, Beşiktaş-Serencebey’deki görüşmeye 8 kişi davetli olduğunu, ancak davetlilerden gazeteci olanının gerekçe bildirmediği halde toplantıya katılmadığını, Ahmet Türk’ün ise sağlık nedenleriyle gelemediğini belirtti. Ancak Ertuğ’a göre Ahmet Türk sonradan bu toplantıların devamı olanlara katılmış.
Ertuğ, ikinci programda, toplantıyaKürtler adına katılan 6 kişinin isimlerini verdi: Sedat Yurttaş, Sırrı Sakık, Güven Özata, Kemal Parlak, Recep Doğan, Selim Okçuoğlu.
MİT-EMNİYET MÜCADELESİ Mİ?
Cemal Alparslan Ertuğ, bu altı isimden özellikle Selim Okçuoğlu üzerinde durdu. Çünkü Okçuoğlu ile İlhami Işık arasında bir bağ vardı!
İlhami Işık, Ergenekon tertibinde Balıkçı kod adıyla yer alan ve Taraf’a yaptığı açıklamalarla bilinen kişiydi! Işık, Balıkçı olduğu ortaya çıkınca, Nagehan Alçı gibi dönem gazetecilerinin programlarında boy göstermiş ve devlet ile Öcalan arasında arabuluculuk yaptığını açıklamıştı.
Cemal Alparslan Ertuğ’un belirttiğine göre MİT, İlhami Işık hakkında bir araştırma yapmış ve onun Emniyet istihbaratla irtibatlı olduğu sonucuna ulaşmıştı!
Ertuğ, Balıkçı’nın kamuoyunu yanılttığını özellikle vurguluyor: “Görüşmelerde Balıkçı kod adı ile bilinen İlhami Işık yoktu. Işık, görüşmeler yapıldıktan ve Kürt aydın ve siyasetçilerin MİT’e verdikleri öneri raporundan sonra oluşturulan Sivil Toplum Kuruluşları’nda bulundu. İlhami Işık burada görüşmeleri farklı bir şekilde Emniyet İstihbarat’a rapor etti.”
EYMÜR’ÜN MESAJI
Cemal Alparslan Ertuğ’un bir canlı yayın programına katılmasının esbabı mucibesi, tüm söylediklerine bakılırsa İlhami Işık’ın Emniyet istihbarat bağıydı!
Bu durumda şunu sormalıyız haliyle… Kendisi de Ergenekon tertibinde rol alan Mehmet Eymür, tertibin bir diğer elemanını neden açığa düşürdü? Üç olasılık üzerinde durabiliriz:
1) KONTRGERİLLA’DA ÇATLAK
İlginçtir Mehmet Eymür, son dönemde iki önemli çıkış yaptı. İlki eski Başbakan Tansu Çiller’in MOSSAD’la görüştüğünü açıklamasıydı! Ergenekon Davası’nda “tanıklık” yapan Eymür’ün sözleri şöyleydi: “Çiller ve Ağar MOSSAD’la görüşmeye girdiler. Beni dışarı çıkarttılar. Çiller ve Ağar ikilisi, MOSSAD’la Abdullah Öcalan pazarlığı yaptı. Ama karşılığında ne verdiler, onu bilmiyorum.”
İlginçtir, Eymür’den sonra Mehmet Ağar da geçen hafta bu sırrı ifşa etti ve Çiller’in MOSSAD’la görüştüğünü açıkladı! Ancak Öcalan’dan ziyade silah pazarlığı boyutuyla…
2) SAKIK KARDEŞLER
Mehmet Eymür’ün dikkat çeken ikinci çıkışı ise geçen haftalarda BDP milletvekili Sırrı Sakık’ı MİT’le irtibatlandıran açıklamasıydı! Sırrı Sakık, Eymür’e sert yanıt vermişti.
Ancak daha ilginci Eymür’ün bu suçlamasından kısa bir süre sonra Sırrı Sakık’ın kardeşi Şemdin Sakık’ın Ergenekon davasındaki gizli tanıklığını açıklamasıydı! İzleyen birkaç gün içerisinde, iki kardeşin birbirine ağır sözleri gazetelere yansıdı!
3) AKP-PKK GÖRÜŞMELERİ
AKP ile PKK görüşmelerinin yeniden kamuoyu önünde ısıtıldığı (hatta başladığı!?) bu süreçte, MİT ile HADEP’in 1997 tarihli görüşmesinin gündeme getirilmesi acaba bir anlam ifade ediyor mu?
Zira Ertuğ’un 1997’deki görüşmeye dair değerlendirmesi de mesaj içeriyor: “İlk Oslo görüşmesi (1997’yi kastediyor) siyasi inisiyatif ile başlamadı. Bu inisiyatif devlet tarafından kullanıldı. (…) Görüşmeden sonra bu ekip üç sayfalık çözüm önerisi hazırladı, MİT’e verdi. Bu raporda Kürt aydın ve siyasetçilerin siyaset ve özgürlük alanlarının genişletilmesiyle ilgili talepleri oldu. Bu raporda bir pazarlık söz konusu olmadı. O süreç sabote edilmeden önce Abdullah Öcalan da sürece sıcak bakıyordu.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Kasım 2012
AKP’DE SURİYE ÇATLAĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/11/2012
Suriye meselesi her ne kadar bir medya operasyonu ile “insan hakları” meselesi olarak sunulmaya çalışıldıysa da, aslında “Irak’ın kuzeyindeki yapıyı, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açma” operasyonu olduğu en başından beri belliydi. Ancak özellikle son birkaç aydır mesele berraklaştı ve “Kürt Koridoru” merkezli bir hâl aldı.
ERDOĞAN-ÖZEL VE GÜL-DAVUTOĞLU AYRILIĞI
Bu durum, Suriye’ye destek veren cephenin kuvvet kazanarak Atlantik cephesini geriletmesiyle birleşince, içeride AKP üzerinde iç basınç oluştu.
Bu iç basıncın AKP’de bir Suriye çatlağı oluşturduğu görülüyor. Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı Gül ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu ikilisine göre daha farklı bir çizgi içine girdiği gözleniyor. Erdoğan’ın Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’le birlikte hareket etmeye başladığını söyleyebiliriz.
Bunun ne anlama geldiğini anlayabilmek için şu olguyu anımsamalıyız: AKP Hükümeti, Atlantik adına Suriye operasyonu başlattığında ve Davutoğlu açıkça Suriye muhalefetini organize etmeye soyunduğunda, Erdoğan kamuoyu önünde “Suriye bizim iç meselemizdir” diyordu. Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel ise “Suriye bizim iç meselemiz değildir” diyerek TSK’nin tutumunu ilan ediyordu.
Aradan geçen 1,5 yıl içinde Erdoğan ile Org. Özel, aynı tutumda birleşmiş oldular. Erdoğan-Özel ile Gül-Davutoğlu ayrılığı bakın hangi açıklamalarla sergileniyor:
1. NATO’DAN PATRİOT TALEBİ
Ayrılığın su yüzüne çıktığı bu alandaki açıklamaları, AKP’ye yakın Yeni Şafak’taki başlıklardan bile net olarak görebiliyoruz: “Davutoğlu: NATO, Patriot vermeye hazırlanıyor”, “Erdoğan’dan ‘patriot füzesi’ne yalanlama”, “Gül Suriye’yi uyardı: Patriot füzeyle vururuz!”
2. MÜLTECİ MESELESİ
Ahmet Davutoğlu, henüz Suriye’den gelen mülteci sayısı 50 bin seviyesindeyken, 100 bin rakamını dünyaya “psikolojik eşik” diye ilan etti. Bu aslında AKP Hükümeti’nin savaş eşiğiydi!
Ekim’de mülteci sayısı 100 bine ulaştı! Şu anda da 200 bin sınırına yaklaştı! Sonuçlara bakılınca Davutoğlu’nun eşiğinin çizildiği görülüyor.
Bu süreçte iki dikkat çekici gelişme yaşandı. Birincisi, Türk polisinin ev ev dolaşıp Suriyelilere ya ülkelerine dönmeleri ya da kamplara yerleşmeleri baskısı yaptığı ortaya çıktı. İkincisi de, mülteci sayısının 200 bine yaklaşmaya başlamasıyla birlikte, sınırlar çeşitli gerekçeler gösterilerek fiilen kapatıldı!
3. DEMEÇLER
Cumhurbaşkanı Gül Financial Times’a verdiği demeçte “Suriye, Türkiye’ye karşı kimyasal silah kullanabilir” diyerek kışkırtıcılık yaparken, Başbakan Erdoğan şu açıklamasıyla tansiyonu düşürüyordu: “Türkiye küçük hesaplar yapmayacak kadar büyük bir devlettir. Türkiye birilerinin ısrarla çekmeye çalıştığı tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devlettir. (…) Biz soğukkanlılıkla hareket etmeye çalışıyoruz.”
4. ANGAJMAN KURALLARI
Türk devleti, F4 uçağının NATO yemi olması ve Akçakale’ye faili meçhul top düşmesinin ardından dünyaya angajman kuralları açıklamış ve sınıra 3 mil (5 km) yaklaşacak Suriye hava araçlarının düşürüleceğini ilan etmişti.
Suriye hava kuvvetleri önceki gün sınıra 300 metre mesafede ÖSO’yu bombaladı; Suriye uçağı resmi açıklamaya göre sınıra 2,5 km yaklaşmış, gayri resmi açıklamalara göre de dönüş manevrası yaparken sınırı hafifçe ihlal etmişti. Ancak Türk Ordusu, aklıselim davranarak Suriye uçağını düşürmedi!
Öte yandan dün Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Suriye uçaklarının vurulmasıyla ilgili yetkiyi, Başbakan Erdoğan’ın TSK’ye devrettiğini söyledi!
5. KİMLE HAREKET EDİYORLAR?
Başbakan Erdoğan Bakü’de Rusya Devlet Başkanı Putin’le konuşup masaya “üçlü müzakere sistemi” getirdi ve Türkiye, Rusya, İran, Mısır ve Suudi Arabistan’lı bölgesel çözümü öne çıkardı. Erdoğan, Bali’de de İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’la görüştü ve Suriye konusunu Ankara-Tahran eksenli ele aldı. Erdoğan üstelik Bali’de “21. yüzyıl Asya yüzyılı olacak” dedi!
Erdoğan, Suriye krizini son dönemde bölge ülkeleriyle konuşurken, Cumhurbaşkanı Gül NATO’yu ön plana çıkardı, Davutoğlu da Doha’da ABD’yle birlikte hareket etti.
DURUM
Kuşkusuz Erdoğan’ınki, iktidarını sürdürmeye yönelik manevralardır… Ancak “Kürt Koridoru” gerçeğinin Suriye meselesi üzerinden sadece Türkiye’de değil, Irak’ta ve hatta Kuzey Irak’ta da çatlaklar oluşturması önemli. Asya cephesi güçlendikçe ve Atlantik cephesi geriledikçe bu ayrılıklar bölge yararına daha da belirginleşerektir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Kasım 2012