Posts Tagged Beşar Esad
PARİS’E GÖRE DAVUTOĞLU GİDİCİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/01/2013
Suriye krizi konusundaki son Washington ve Paris açıklamaları, Atlantik cephesi adına bu krizi yürüten Ahmet Davutoğlu’nu derinden sarsmış olmalı…
Önce açıklamaları anımsayalım:
ABD: HÜKÜMET İLANINDA ACELECİ DEĞİLİZ
Robert Ford, ABD’nin Suriye muhalefetinin kuracağı geçiş hükümetinde aceleci davranmadığını belirtti. El-Arabiya televizyonunun sorularını yanıtlayan Ford’un şu sözleri Suriye muhalefetinde hayal kırıklığı yarattı: “Mühim olan adım adım ilerlemektir. Biz, hükümetin ilanında acele edilmesinden yana değiliz. İlan edildiği zaman da biz o hükümetle ilişkiye girmeye hazır olacağız” diye konuştu.
Ford isim vermeden Türkiye’yi de uyardı: “Biz, Nusra Cephesi’ni, Irak’taki el-Kaide’yle ilişkisinden ötürü terör listesine ekledik. Dostlarımızın da bu cepheye karşı dikkatli olmalarını istiyoruz.”
Ford’un, ABD’nin eski Şam Büyükelçisi olarak Washington’un Suriye politikasını belirleyen ekipte yer aldığını belirtelim.
FRANSA: ESAD’IN DEVRİLECEĞİ BELİRTİSİ YOK
Reuters haber ajansının bildirdiğine göre Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın devrileceği yönünde hiçbir belirti bulunmadığını söyledi.
Yeni yılda basın mensuplarıyla yaptığı ilk toplantıda Suriye konusuna değinen Fabius gelinen noktayı şu sözlerle özetledi: “Durum değişmiyor, Beşar Esad’ın devrilmesini ve muhalif koalisyonun iktidara gelmesini kastederek söylüyorum, bizim umutlu olduğumuz çözüm yolu, gerçekleşmedi.”
Oysa Fransa, ABD’nin Kasım ayında Doha’da kurduğu Suriye Ulusal Koalisyonu’nu ilk tanıyan ülke olmuş ve Fabius da Aralık ayında, “Esad yolun sonuna geldi” demişti!
Peki, ne değişti?
RUSYA-İRAN-SURİYE CEPHESİNDE KARARLILIK
Değişen şu: Rusya ve İran, Esad’a destek kararlılığını sürdüreceğini ilan etti ve Şam rejimi de Esad’ın arkasında olduğunu bir kez daha vurguladı!
Önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov çıkıp “Esad’ın bırakma seçeneği yok hatta bu imkânsız” dedi. Ardından da Ayetullah Hamaney’in uluslararası ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti çıkıp “Esad kırmızıçizgimizdir” diyerek İran’ın kararlılığını gösterdi.
Şam rejimi adına da Velid Muallim çıkıp “Esad’ın bırakmasını isteyenler Suriye’de savaşın devam etmesine sebebiyet verirler” diyerek hem rejimin Esad’ın arkasında olduğunu, hem de Faruk Şara’nın çizgisine onay çıkmadığını ilan etti!
Nitekim Esad’ın son dönemde sık sık halkın karşısına çıkması ve “sonuna kadar mücadele edeceğini” belirtmesi, rüzgârın döndüğünün kanıtıydı.
FABİUS VE DAVUTOĞLU ÇUVALLADI
Tüm bu gelişmeler, aynı zamanda “Cenevre Mutabakatına dair Washington-Moskova anlaşmazlığı ABD lehine çözüldü” propagandasının da iflası anlamına geliyor. Şöyle ki, bir süredir ABD ile Rusya’nın “Esad’ın gitmesi” konusunda anlaştığı iddia ediliyordu.
Anımsanacağı gibi Cenevre toplantısında “Suriye’de siyasi çözüme ulaşılması için Şam yönetimi ile muhaliflerin katıldığı bir geçiş hükümeti kurulması” konusunda mutabakata varılmıştı. Üstelik Washington’un “Esad bu süreçte yer almamalı” talebi, Moskova’nın engeli nedeniyle mutabakata girememişti. Ankara da bu mutabakatı imzalamıştı.
Ancak son dönemde Paris ve Ankara merkezli bir iddiayla Moskova’nın tavır değişikliği içinde olduğu iddia edilmişti. Önce Fransa Dışişleri Bakanı Fabius “Moskova’nın Esad’dan uzaklaşarak kendileriyle Esad sonrasını görüşmeye başladığını” söylemiş; Davutoğlu da Rusya’nın kendileri gibi düşünmeye başladığını diline dolamıştı.
Gerçi Lavrov hem Fabius’u hem de Davutoğlu’nu sert bir üslupla yalanlamıştı ancak ikilinin söyledikleri iç kamuoylarında bir etki oluşturmuştu kuşkusuz…
TÜRKİYE GERİ DÖNÜŞLER Mİ YAPIYOR?
İşte ABD ve Fransa’dan gelen son iki açıklamayla hem Esad’ın ayakta olduğunun kabul edilmesi hem de rejim karşıtlarının hükümet kurma hamlesinin frenlenmesi, gerçek tabloyu resmetmiş oldu.
Daha da ötesi, varsa bir Washington-Moskova anlaşması ve çözümü, bunun ABD lehine değil, Moskova lehine olduğu görüldü!
Peki, bu gerçeklik Ankara’ya nasıl yansıyacak?
Lübnan’ın El Sefir gazetesinden Sami Klib’in iddiası çarpıcı: “Devam eden Esad karşıtı yorumlarına rağmen Türkiye, politikasında geri dönüşler yapıyor. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Suriye krizinin içine girdiği çıkmazın boyutundan bahsederken, Paris kaynaklı bilgilere göre Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun önümüzdeki süreçte uzaklaştırılabileceği söyleniyor.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ocak 2013
AKP ve PKK, İRAN HEDEFİNDE BİRLEŞTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/01/2013
Ahmet Türk TBMM’de gazetecilerle sohbeti sırasında, Paris suikastının arkasında İran ve Suriye olduğunu açıklamış. Keza AKP çevrelerinden de benzer açıklamalar geliyor.
İlk günkü karşılıklı suçlamaların ardından, tarafların İran’ı hedef göstermekte birleşmesi hem anlamlıdır, hem de suikastla amaçlananı ortaya koymaktadır!
WASHİNGTON KOMPLOSU
Kuşkusuz hem AKP hem de PKK’nin İran ve Suriye’yi Paris suikastının arkasındaki adres olarak sunmaları bir veriye değil, ABD’nin dayattığı yeni politik hattın ihtiyaçlarına dayanıyor.
Sundukları gerekçe de özetle şöyle: “AKP’nin Kürt meselesini çözmesi, Türkiye’nin büyümesi ve Ortadoğu’da güçlenmesi demek. Kürt meselesinin çözümü ise AKP ile PKK’nin anlaşmasına bağlı. İran ve Suriye, Türkiye’nin güçlenmesini istemediği için AKP-PKK görüşmelerine karşı çıkıyor.”
Kendi içinde bile bir mantığı olmayan bu yaklaşım, kuşkusuz “barış” anonslu medya kalemleri üzerinden kamuoyunu teslim almaya dönük. Üstelik bu yaklaşım öyle bir komplo içeriyor ki, karşılığında Tahran ya da Şam’ın kalkıp aynı mantıkla, “Sırf Suriye’yi köşeye sıkıştırmak için önce Paris’te suikast düzenlediler, sonra da suçu Şam’a attılar” bile demesi mümkündür!
ABD – BATI ASYA ÇARPIŞMASI
Oysa gerçek şudur: ABD yıllardır, bölgede sıçrama tahtası olarak kullanacağı ve ikinci bir İsrail işlevi taşıyacak bir Kürt devleti peşindedir. Birinci ve İkinci Irak savaşlarıyla bu yapı büyük oranda inşa edilmişti. Ancak resmiyete kavuşması, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bu yapıyı himaye etmesine ve bölgeye karşı savunmasına bağlıdır. AKP, sıcak para ihtiyacıyla ABD’nin bu planını kabul etti ve Kuzey Irak’ı himayeye soyundu. Kuzey Irak’taki yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e bağlanması için Şam hedef alındı. Ancak böylesi bir yapı sadece Irak ve Suriye’yi bölmekle kalmayacak, ileride Türkiye’yi de parçalayacaktır. Nitekim bu gelişmeye engel olamazsa, İran da aynı tehditle yüzleşecektir.
Bu nedenle bölgede iki ayrı cephe oluştu. ABD’nin cephesinde AKP, Kuzey Irak, PKK ve Suriyeli rejim karşıtları var. Karşılarında ise Çin ve Rusya’nın desteğini alan İran, Irak, Suriye hattı var.
Savaş, “bölgenin (Batı Asya) çıkarı mı” yoksa “ABD’nin çıkarı mı” sorusunun yanıtı için bu iki cephe arasında sürmektedir.
Nitekim BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın AKP’nin Öcalan’la başlattığı sürece “İmralı-Erbil” adını önermesi, bu gerçeğe ve cepheleşmeye işaret etmektedir!
MÜZAKERE BARIŞ DEĞİL SAVAŞ GETİRİR
AKP medyasının PKK’yi bazen Suriye’nin bazen de İran’ın ve hatta kimi zaman da Ergenekon’un kontrolündeki bir aktör olarak sunması Atlantik cephesinin ihtiyaçları içindir. Yoksa ellerindeki tüm istihbarat verileri, PKK’yi asıl kontrol eden gücün ABD-İsrail olduğunu ortaya koymaktadır.
Kuşkusuz 1999’a kadar Öcalan Suriye’nin kontrolündedir ve “yerel” ile “bölgesel” arası bir konumdadır. Ancak ABD Öcalan’ı Türkiye’ye şartlı teslim ederek, onu “uluslararası” bir konuma yükseltmiştir. Beşar Esad’ın PKK’nin Suriye kolu olan PYD’yle ilişkisi ise ABD’ninki gibi stratejik değil, taktikseldir ve dönemseldir; karşıtlarının çelişkisinden faydalanma amaçlıdır ve vatan savunması düzlemindedir!
Ve kuşkusuz İran da PKK’yi kontrol etmek istemektedir. Tahran’ın geçen yıl PKK’nin İran kolu olan PJAK’a yönelik kapsamlı operasyonları sonrasında, örgütün bir kanadını o da bir ölçüde teslim aldığı doğrudur. Ancak bu gerçek, PKK’yi esas kontrol eden kuvvetin ABD olduğu gerçeğini değiştirmez.
Ve bitirirken belirtelim. AKP ile PKK’nin müzakeresi elbette İran ve Suriye’yi rahatsız edecektir. Ancak müzakerenin içerik ve hedefi dikkate alınırsa, Ankara’nın rahatsızlığı Tahran ve Şam’a göre daha fazla olmalıdır! Zira ABD’nin projesi İran ve Suriye’den çok, Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır; elbette Türklerin ve Kürtlerin de…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ocak 2013
ESED YİNE ESAD OLDU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/09/2012
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın isminin Beşşar Esed yapılması, AKP Hükümeti’nin Esad karşıtı tutumunun sembolik bir ifadesiydi; Esad kardeşti, Esed ise zalim!
Kimi AKP yandaşı kalemşorlar bu saçmalığın teorisini bile yaptılar. Öyle ki devletin kimi resmi kurumlarını da bu saçmalığa alet ettiler. Esad’ın Esed yapılma sürecinde, Türkçeyi anımsadılar!
Şöyle ki, AKP Hükümeti, Esed denilmesini zorunlu hale getirebilmek için şu yola bile başvurdu. Anadolu Ajansı AA, aboneleri olan çeşitli basın-yayın kuruluşlarının Esed demesi için konuyu bir bilene, Türk Dil Kurumu’na götürdü.
KEMAL’İ DE KEMEL YAPAR BUNLAR
TDK uzmanları(!) basın yayın organlarında “Esat, Esad, Eset, Esed” gibi farklı biçimlerde yazılan ve adının yazımı üzerinde mutabakata varılamayan Suriye Devlet Başkanı’nın adının “Beşşar Esed” olarak kullanılması gerektiğine karar verdi! Üstelik bunu kılıfına da uydurmuşlardı. Nasıl mı?
TDK uzmanları, “Arap ve Fars kökenli bazı kişi adları, hem Türkler hem de Araplar ve Farslar tarafından kullanılmaktadır. Bu tür adlar Türkler tarafından kullanıldığı zaman Türkçe söylenişlerine göre yazılırlar” diye görüş belirtti!
Yani Esad, Türkçe ses uyumuna uysun diye Esed olmalıydı! Bu mantıkla yakında Cemal’e Cemel, Mustafa Kemal’e de Mustafa Kemel demeye başlarlar!
ERDOĞAN ESED DEĞİL, ESAD DEDİ
Sonuç itibariyle o günden beri AKP ve yandaşları Esad’a Esed demektedirler ve Esad şeklinde yazmayı ve telaffuz etmeyi sürdürenleri “zalim” destekçisi saymaktadırlar.
Bu saçmalıkları neden mi yazıyorum? Şundan…
Başbakan Erdoğan önceki gün Kanaltürk televizyonunda kendi seçtiği beş genel yayın yönetmeninin sorularını yanıtladı. 1.5 saatlik programın son bölümünde Suriye konuşuldu.
Erdoğan ise hiç Esed demedi ve Beşar Esad’dan Beşar Esad olarak bahsetti. Yani aslında Başbakan Erdoğan doğrusunu yaptı!
Hatta “Erdoğan Esad dediğine göre yarından tezi yok tüm Esed’çiler Esad demeye başlarlar” diye de düşündüm. Dün gazetelerin internet sayfalarını bu gözle inceledim.
YENİ ŞAFAK VE ZAMAN, ERDOĞAN’I DÜZELTTİ!
Örneğin Sabah ve Star gazeteleri, Başbakan’ın cümlelerini sayfasına aynen geçirmiş; Esad, Esad olarak kalmış yani…
Ama Yeni Şafak, Başbakan Erdoğan’ın yanlışını düzeltmiş! Gazete Erdoğan’ın tüm Esad’larını kâğıda Esed diye geçirmiş!
Cemaatin yayın organı Zaman da Başbakan Erdoğan’ı düzeltenlerden! Zaman, Erdoğan sanki Esad yerine Esed demiş gibi yazmış ve okurlarına sunmuş!
Bugün gazetesinin durumu ise daha trajik… Zira programı bölüm bölüm hem görüntülü hem de yazılı vermişler internet sitelerinde. Yani her konuda önce görüntüyü izliyorsunuz, sonra da yazıyı okuyorsunuz. Sonuç? Görüntüde Esad, yazıda Esed!
Acaba Başbakan Erdoğan’ın sözleri, AKP’nin resmi internet sitesinde nasıl yer alıyor diye bakınca, partisinin de Erdoğan’ı düzelttiğini gördüm! Başbakan Erdoğan’ın Kanaltürk’teki konuşmasının tamamını veren Akparti.org.tr’de tüm Esad’lar, Esed’di!
ZABITA GİREBİLİR, MİLLETVEKİLİ GİREMEZ!
Erdoğan’ın 1,5 saatlik programını özetleyen bir cümlesiyle bitirelim yazımızı… Erdoğan, Hatay’daki Apaydın mülteci kampına girmek isteyen ama giremeyen CHP milletvekiline bakın nasıl sesleniyor?
“Sayın Kılıçdaroğlu eğer böyle bir şey arzu ediyorsa, bunun iznini talep eder. Ondan sonra biz de gerekli değerlendirmeleri yaparız. ‘Şu kamp uygundur’ deriz; oraya göndeririz. Öyle, ‘ben şuraya girmek istiyorum, buraya girmek istiyorum…’ yok öyle şey. Zabıta mısın sen, öyle her istediğin yere gireceksin. Böyle şey yok.”
Demek Hurşit Güneş zabıta olmalıydı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Eylül 2012
AKP – EL KAİDE BAĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/08/2012
Dün ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un neden Suriye Ulusal Konseyi SUK yöneticileriyle değil de “bağımsız aktivistlerle” görüştüğüne yanıt aramıştık.
Anımsayacağınız gibi SUK sözcüsü Muhammed Sarmini, Clinton’un tutumunu “ABD, SUK’u bir kenara atıyor” sözleriyle değerlendirmişti.
Washington ile Ankara arasında, hangi muhalif grubun başta olması gerektiği konusunda bir çelişki mi var? Yoksa Washington ile Ankara, Suriye’deki Libya stratejisinin tutmaması üzerine başka yöntemlere mi geçiyorlar?
Bizi bu sorunun yanıtına götürecek olguyu inceleyelim…
EL KAİDE, ESAD’A KARŞI SAVAŞIYOR
Şam rejiminin Halep’teki taarruzu sonrası, çatışmalarda bazı Türk vatandaşlarının da öldüğü ortaya çıktı. Örneğin Osman Karahan.
Bu şahsın kimliği AKP Hükümeti’nin nasıl bir organizasyon içinde bulunduğuna işaret ediyordu. Zira Osman Karahan, El Kaide’nin avukatıydı!
Öte yandan bir başka Türk’ün, Metin Ekinci’nin de Suriye’de öldüğü ortaya çıktı dün. Peki, Suriyeli yetkililer tarafından nüfus cüzdanı da gösterilen Metin Ekinci kimdi?
Suriye’de ölen Metin Ekinci ile Azad Ekinci’nin kardeşi olan Metin Ekinci aynı kişi mi?
HSBC BOMBACILARI SURİYE’DE
Gelin karışıklığa neden olmaması için baştan anlatalım:
15 ve 20 Kasım 2003 tarihlerinde İstanbul’da El Kaide tarafından HSBC binasına, İngiliz Konsolosluğu’na, Neva Şalom ve Beth İsrail Sinagoglarına bombalı intihar saldırıları düzenlendi. Dört saldırıda toplan 63 kişi öldü, 750 kişi de yaralandı.
Olay sonrasında çok sayıda kişi yakalandı ancak planlayıcılar başka kişilerdi. Türk El Kaide örgütünün yöneticileri olan bu kişiler Bingöl nüfusuna kayıtlı Azad Ekinci, Gürcan Baç, Burhan Kuş, Abdurrahman Karakuş ve Habip Akdaş’dı…
Bu beş kişi Hatay’ın Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan Suriye’ye, oradan da Irak’a geçerek Zerkavi komutasındaki El Kaide saflarında çeşitli eylemlere katıldılar.
Azad Ekinci’nin daha önce Afganistan’daki kamplarda da bulunduğu anlaşıldı sonradan.
Soruşturma sırasına ortaya çıkan bilgilerden biri de bombalı intihar saldırılarında kullanılan araçlardan birinin, Azad Ekinci’nin kardeşi Metin Ekinci’nin üzerine kayıtlı olmasıydı.
İstanbul’daki El Kaide saldırılarından bir yıl sonra, Azad Ekinci’nin Irak’ın El-Anbar bölgesinde bir intihar saldırı düzenleyerek öldüğü iddia edildi. Ancak bu bilgi Türk istihbarat kayıtlarına hiçbir zaman kesinleşmiş bir bilgi olarak girmedi.
Azad Ekinci ve diğerleri kaçmıştı ama İstanbul saldırıları nedeniyle yakalanan başka El-Kaide üyeleri de vardı… İşte o El-Kaide’cilerin avukatlığını, Osman Karahan yapıyordu.
Yani geçen günlerde Halep’te öldürüldüğü ortaya çıkan Osman Karahan!
ABD TERÖRE YÖNELDİ!
Şimdi asıl sorulması gereken şu. Türk El-Kaidesi olarak bilinen bu kişilerin, AKP’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu saflarında çatışıyor olması ne anlama geliyor?
Suriye Ulusal Konseyi’ni kuran, Özgür Suriye Ordusu’nu Beşar Esad’ı devirmesi için destekleyen AKP Hükümeti’nin, bu yapının içinde savaşa giren Türk vatandaşlarından bilgisi olmaması kuşkusuz mümkün değildir.
Bu durumda ortaya ilginç bir ilişki çıkmaktadır: AKP ile El Kaide bağı!
Anlaşılan Washington, SUK gibi yapılarla ilerleyemeyince, El Kaide tipi ve türevi örgütlerle teröre yönelmektedir. Zira 18 Temmuz’da Suriye Milli Güvenlik Konseyi’ni hedef alan bombalı saldırı, El Kaide tarzı, ABD imzalı bir terörist faaliyettir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ağustos 2012
İSTİHBARATIN SEFALETİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/08/2012
Uludere’de yanlış istihbarat vardı… Suriye’de düşen uçağımızda hâlâ soru işaretleri var… Şemdinli’ye günlerce süren sızma engellenmediğine göre bilinmiyordu, ya da bilenler duyurmuyordu…
Kimi Erdoğancı köşe yazarları, bu durumla ilgili olarak cemaati suçluyor. Onlara göre MİT PKK’ye her seviyede sızmıştı ama KCK davasının savcıları MİT Müsteşarı Hakan Fidan dâhil önemli isimleri soruşturmaya kalkınca, bu istihbarat çalışması deşifre olmuştu. Hatta PKK’nin “7 Şubat Olayı” sonrası içindeki MİT’çileri öldürdüğünü de yazdılar.
Bu iddiaların gerçek olup olmadığı zamanla ortaya çıkar.
Ancak dün basına servis edilen bir rapor, istihbarat zafiyetinin yapısal olduğunu ortaya koydu.
‘PKK ÖCALAN’I TASFİYE EDİYOR’
Haber şöyle: Abdullah Öcalan ve Murat Karayılan PKK’den tasfiye edilecekmiş!
Durun daha bitmedi. Duran Kalkan ve Mustafa Karasu da tasfiye olacakmış!
Dahası da var. Cemil Bayık ve Rıza Altun gibi isimler de bu süreçten olumsuz etkilenecekmiş!
Hatta durumu anlayan Karayılan, Kalkan ve Karasu, Kandil’den kaçmak için İskandinav ülkelerinden pasaport bile almışlar!
İstihbarat birimlerinin aldığı ve basına servis ettiği bu bilginin kaynağı ise İran uyruklu bir erkek ile Ağrılı bir kadın militanın anlattıklarıymış.
Nitekim “istihbarat birimimiz” son dönemde İran ve Suriyeli Kürtlerin PKK’de etkin pozisyonlara yükseldiğini saptamış! Beşar Esad, Bahoz Erdal ve Nureddin Sofi isimli Suriyeli Kürtler üzerinden PKK’de etkinlik kuruyormuş. Yine Tahran da, İran uyruklu Kürtler üzerinden PKK’de nüfuzunu artırmaya başlamış!
Okurda şu duyguyu yaratmaya çalışmışlar anlaşılan: “Bizim Türkiyeli Kürtler nasıl olur da PKK’yi İranlı ve Suriyeli Kürtlere kaptırır! Yazıklar olsun!”
AKP, PKK’Yİ ESAD’A KAPTIRMAMALI!
Yukarıdaki raporu, bu köşenin bir şakası sananlar varsa içinizde, rapordaki şu saptamayı da aktaralım: Son dönemde örgüte katılan her beş kişiden üçü Suriye uyruklu, biri İran uyrukluymuş!
Gazetelerde yok ama böyle bir raporun değerlendirme bölümünde mutlaka şu tavsiye olmalı: “Türk hükümeti, PKK’nin İranlı ve Suriyeli Kürtlere kaptırılmaması için, Türkiye’den PKK’ye katılımların artırılması yönünde acil tedbirler almalı!”
PYD, ÖSO İLE ANLAŞTI
İstihbarat birimi bu raporu hazırlarken, Suriye’nin kuzeyinde PYD(PKK) ile Özgür Suriye Ordusu ÖSO arasında bir silah anlaşması yapılıyor.
Kuzey Irak’tan yayın yapan Rudaw gazetesi yazıyor: “PYD, Özgür Suriye Ordusu’na adamlarını kaçırması için yardım ediyor. Ayrıca iki grup arasında bir anlaşma da var. Silah nakliyatları PYD tarafından yürütülüyor.”
PYD kim? İstihbarat biriminin raporlarına ve AKP Hükümetine göre PYD, Esad’ın bir kartıdır! Hatta Hükümet, Şemdinli saldırısının arkasındaki adres olarak açıkça Şam’ı işaret etti.
Peki, ÖSO kim? ÖSO da, AKP Hükümeti’nin Esad’ı devirmesi için desteklediği rejim karşıtları…
En ilkel mantık yürütme yöntemine göre bile, iddialardan en az biri yalandır!
İNİSİYATİF PKK’DE
Tüm bu çapsız istihbaratları, istihbaratçıların çapsızlığıyla açıklayamayız elbette.
AKP’nin Suriye politikası çöktükçe, kurumlar duruma uygun rapor üretmeye çalışıyorlar!
PKK’yle mücadelede İran’ı ve Suriye’yi geçen dönem yanında gören Türkiye, bu iki ülkeye ABD adına “savaş açınca” yalnız kalmış oldu. Tahran ve Şam, PKK’ye karşı en azından bir şey yapmamaya yöneldiler.
AKP ise kamuoyunda İran ve Suriye karşıtlığı oluşturabilmek için, bu iki ülkenin PKK’yi ele geçirdiğini propaganda etmeye çalışıyor.
Yani ABD, Türkiye’yi İran ve Suriye’ye karşı sürüyor, oluşan boşluktan en çok PKK yararlanıyor!
PKK’ye inisiyatifi kaptıranlar, şimdi acz içinde gelişmeleri izliyorlar!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ağustos 2012