Posts Tagged Beşar Esad

PARİS’E GÖRE DAVUTOĞLU GİDİCİ

Suriye krizi konusundaki son Washington ve Paris açıklamaları, Atlantik cephesi adına bu krizi yürüten Ahmet Davutoğlu’nu derinden sarsmış olmalı…

Önce açıklamaları anımsayalım:

ABD: HÜKÜMET İLANINDA ACELECİ DEĞİLİZ

Robert Ford, ABD’nin Suriye muhalefetinin kuracağı geçiş hükümetinde aceleci davranmadığını belirtti. El-Arabiya televizyonunun sorularını yanıtlayan Ford’un şu sözleri Suriye muhalefetinde hayal kırıklığı yarattı: “Mühim olan adım adım ilerlemektir. Biz, hükümetin ilanında acele edilmesinden yana değiliz. İlan edildiği zaman da biz o hükümetle ilişkiye girmeye hazır olacağız” diye konuştu.

Ford isim vermeden Türkiye’yi de uyardı: “Biz, Nusra Cephesi’ni, Irak’taki el-Kaide’yle ilişkisinden ötürü terör listesine ekledik. Dostlarımızın da bu cepheye karşı dikkatli olmalarını istiyoruz.”

Ford’un, ABD’nin eski Şam Büyükelçisi olarak Washington’un Suriye politikasını belirleyen ekipte yer aldığını belirtelim.

FRANSA: ESAD’IN DEVRİLECEĞİ BELİRTİSİ YOK

Reuters haber ajansının bildirdiğine göre Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın devrileceği yönünde hiçbir belirti bulunmadığını söyledi.

Yeni yılda basın mensuplarıyla yaptığı ilk toplantıda Suriye konusuna değinen Fabius gelinen noktayı şu sözlerle özetledi: “Durum değişmiyor, Beşar Esad’ın devrilmesini ve muhalif koalisyonun iktidara gelmesini kastederek söylüyorum, bizim umutlu olduğumuz çözüm yolu, gerçekleşmedi.”

Oysa Fransa, ABD’nin Kasım ayında Doha’da kurduğu Suriye Ulusal Koalisyonu’nu ilk tanıyan ülke olmuş ve Fabius da Aralık ayında, “Esad yolun sonuna geldi” demişti!

Peki, ne değişti?

RUSYA-İRAN-SURİYE CEPHESİNDE KARARLILIK

Değişen şu: Rusya ve İran, Esad’a destek kararlılığını sürdüreceğini ilan etti ve Şam rejimi de Esad’ın arkasında olduğunu bir kez daha vurguladı!

Önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov çıkıp “Esad’ın bırakma seçeneği yok hatta bu imkânsız” dedi. Ardından da Ayetullah Hamaney’in uluslararası ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti çıkıp “Esad kırmızıçizgimizdir” diyerek İran’ın kararlılığını gösterdi.

Şam rejimi adına da Velid Muallim çıkıp “Esad’ın bırakmasını isteyenler Suriye’de savaşın devam etmesine sebebiyet verirler” diyerek hem rejimin Esad’ın arkasında olduğunu, hem de Faruk Şara’nın çizgisine onay çıkmadığını ilan etti!

Nitekim Esad’ın son dönemde sık sık halkın karşısına çıkması ve “sonuna kadar mücadele edeceğini” belirtmesi, rüzgârın döndüğünün kanıtıydı.

FABİUS VE DAVUTOĞLU ÇUVALLADI

Tüm bu gelişmeler, aynı zamanda “Cenevre Mutabakatına dair Washington-Moskova anlaşmazlığı ABD lehine çözüldü” propagandasının da iflası anlamına geliyor. Şöyle ki, bir süredir ABD ile Rusya’nın “Esad’ın gitmesi” konusunda anlaştığı iddia ediliyordu.

Anımsanacağı gibi Cenevre toplantısında “Suriye’de siyasi çözüme ulaşılması için Şam yönetimi ile muhaliflerin katıldığı bir geçiş hükümeti kurulması” konusunda mutabakata varılmıştı. Üstelik Washington’un “Esad bu süreçte yer almamalı” talebi, Moskova’nın engeli nedeniyle mutabakata girememişti. Ankara da bu mutabakatı imzalamıştı.

Ancak son dönemde Paris ve Ankara merkezli bir iddiayla Moskova’nın tavır değişikliği içinde olduğu iddia edilmişti. Önce Fransa Dışişleri Bakanı Fabius “Moskova’nın Esad’dan uzaklaşarak kendileriyle Esad sonrasını görüşmeye başladığını” söylemiş; Davutoğlu da Rusya’nın kendileri gibi düşünmeye başladığını diline dolamıştı.

Gerçi Lavrov hem Fabius’u hem de Davutoğlu’nu sert bir üslupla yalanlamıştı ancak ikilinin söyledikleri iç kamuoylarında bir etki oluşturmuştu kuşkusuz…

TÜRKİYE GERİ DÖNÜŞLER Mİ YAPIYOR?

İşte ABD ve Fransa’dan gelen son iki açıklamayla hem Esad’ın ayakta olduğunun kabul edilmesi hem de rejim karşıtlarının hükümet kurma hamlesinin frenlenmesi, gerçek tabloyu resmetmiş oldu.

Daha da ötesi, varsa bir Washington-Moskova anlaşması ve çözümü, bunun ABD lehine değil, Moskova lehine olduğu görüldü!

Peki, bu gerçeklik Ankara’ya nasıl yansıyacak?

Lübnan’ın El Sefir gazetesinden Sami Klib’in iddiası çarpıcı: “Devam eden Esad karşıtı yorumlarına rağmen Türkiye, politikasında geri dönüşler yapıyor. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Suriye krizinin içine girdiği çıkmazın boyutundan bahsederken, Paris kaynaklı bilgilere göre Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun önümüzdeki süreçte uzaklaştırılabileceği söyleniyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ocak 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

AKP ve PKK, İRAN HEDEFİNDE BİRLEŞTİ

Ahmet Türk TBMM’de gazetecilerle sohbeti sırasında, Paris suikastının arkasında İran ve Suriye olduğunu açıklamış. Keza AKP çevrelerinden de benzer açıklamalar geliyor.

İlk günkü karşılıklı suçlamaların ardından, tarafların İran’ı hedef göstermekte birleşmesi hem anlamlıdır, hem de suikastla amaçlananı ortaya koymaktadır!

WASHİNGTON KOMPLOSU

Kuşkusuz hem AKP hem de PKK’nin İran ve Suriye’yi Paris suikastının arkasındaki adres olarak sunmaları bir veriye değil, ABD’nin dayattığı yeni politik hattın ihtiyaçlarına dayanıyor.

Sundukları gerekçe de özetle şöyle: “AKP’nin Kürt meselesini çözmesi, Türkiye’nin büyümesi ve Ortadoğu’da güçlenmesi demek. Kürt meselesinin çözümü ise AKP ile PKK’nin anlaşmasına bağlı. İran ve Suriye, Türkiye’nin güçlenmesini istemediği için AKP-PKK görüşmelerine karşı çıkıyor.”

Kendi içinde bile bir mantığı olmayan bu yaklaşım, kuşkusuz “barış” anonslu medya kalemleri üzerinden kamuoyunu teslim almaya dönük. Üstelik bu yaklaşım öyle bir komplo içeriyor ki, karşılığında Tahran ya da Şam’ın kalkıp aynı mantıkla, “Sırf Suriye’yi köşeye sıkıştırmak için önce Paris’te suikast düzenlediler, sonra da suçu Şam’a attılar” bile demesi mümkündür!

ABD – BATI ASYA ÇARPIŞMASI

Oysa gerçek şudur: ABD yıllardır, bölgede sıçrama tahtası olarak kullanacağı ve ikinci bir İsrail işlevi taşıyacak bir Kürt devleti peşindedir. Birinci ve İkinci Irak savaşlarıyla bu yapı büyük oranda inşa edilmişti. Ancak resmiyete kavuşması, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bu yapıyı himaye etmesine ve bölgeye karşı savunmasına bağlıdır. AKP, sıcak para ihtiyacıyla ABD’nin bu planını kabul etti ve Kuzey Irak’ı himayeye soyundu. Kuzey Irak’taki yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e bağlanması için Şam hedef alındı. Ancak böylesi bir yapı sadece Irak ve Suriye’yi bölmekle kalmayacak, ileride Türkiye’yi de parçalayacaktır. Nitekim bu gelişmeye engel olamazsa, İran da aynı tehditle yüzleşecektir.

Bu nedenle bölgede iki ayrı cephe oluştu. ABD’nin cephesinde AKP, Kuzey Irak, PKK ve Suriyeli rejim karşıtları var. Karşılarında ise Çin ve Rusya’nın desteğini alan İran, Irak, Suriye hattı var.

Savaş, “bölgenin (Batı Asya) çıkarı mı” yoksa “ABD’nin çıkarı mı” sorusunun yanıtı için bu iki cephe arasında sürmektedir.

Nitekim BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın AKP’nin Öcalan’la başlattığı sürece “İmralı-Erbil” adını önermesi, bu gerçeğe ve cepheleşmeye işaret etmektedir!

MÜZAKERE BARIŞ DEĞİL SAVAŞ GETİRİR

AKP medyasının PKK’yi bazen Suriye’nin bazen de İran’ın ve hatta kimi zaman da Ergenekon’un kontrolündeki bir aktör olarak sunması Atlantik cephesinin ihtiyaçları içindir. Yoksa ellerindeki tüm istihbarat verileri, PKK’yi asıl kontrol eden gücün ABD-İsrail olduğunu ortaya koymaktadır.

Kuşkusuz 1999’a kadar Öcalan Suriye’nin kontrolündedir ve “yerel” ile “bölgesel” arası bir konumdadır. Ancak ABD Öcalan’ı Türkiye’ye şartlı teslim ederek, onu “uluslararası” bir konuma yükseltmiştir. Beşar Esad’ın PKK’nin Suriye kolu olan PYD’yle ilişkisi ise ABD’ninki gibi stratejik değil, taktikseldir ve dönemseldir; karşıtlarının çelişkisinden faydalanma amaçlıdır ve vatan savunması düzlemindedir!

Ve kuşkusuz İran da PKK’yi kontrol etmek istemektedir. Tahran’ın geçen yıl PKK’nin İran kolu olan PJAK’a yönelik kapsamlı operasyonları sonrasında, örgütün bir kanadını o da bir ölçüde teslim aldığı doğrudur. Ancak bu gerçek, PKK’yi esas kontrol eden kuvvetin ABD olduğu gerçeğini değiştirmez.

Ve bitirirken belirtelim. AKP ile PKK’nin müzakeresi elbette İran ve Suriye’yi rahatsız edecektir. Ancak müzakerenin içerik ve hedefi dikkate alınırsa, Ankara’nın rahatsızlığı Tahran ve Şam’a göre daha fazla olmalıdır! Zira ABD’nin projesi İran ve Suriye’den çok, Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır; elbette Türklerin ve Kürtlerin de…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ocak 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRT KONFERANSI’NDA KÜRTÇE YOK

AKP Hükümeti’nin Suriye’de Esad karşıtı ve Irak’ta Barzani’yle ittifaka dayanan bölge politikası, sadece bu ülkeleri değil, en başta Türkiye’yi bölünme sürecine sokuyor.

Nitekim önce Beşar Esadbölgede bağımsız bir Kürt devleti kurulması başka devletlerin de kurulmasını tetikler” diyerek, son olarak da Nuri El Maliki, “Suriye bölünürse Irak bölünür, Irak bölünürse Türkiye bölünür” diyerek Ankara’yı dostça uyardılar.

PATRİOT, KÜRDİSTAN İÇİN

Özellikle PKK/PYD’nin Suriye’nin kuzeyindeki boşluktan yararlanarak kimi yerleşim yerlerinde otorite olmaya başlaması, Ankara’da, izlenen politikaya dair soru işaretleri yarattı. Bu durumun başka faktörlerle birleşmesi, AKP içinde bazı kırılmalara yol açtı. Erdoğan ile Gül-Davutoğlu ikilisi arasındaki farklılık, gün geçtikçe daha da belirginleşiyor…

Bu durum, AKP Hükümeti’nin dış halkasına da yansıyor.

Örneğin Ali Bulaç’ın şu saptaması oldukça dikkat çekici: “Fiili durumda Irak gibi Suriye’nin de kuzeyinde bir ‘Kürt federe bölgesi’ teşekkül etmiş durumda. Suriye Kürt federe bölgesi de diğer iki parçanın (Türkiye ve İran) ‘federe’ yapılar kazanıncaya kadar yürüyüşünde acele etmeyecek, ama durmayacaktır da. Sınıra yerleştirilen Patriotlar, bir yandan Kuzey Irak’taki ‘çekiç güç’ görevini görecek, diğer yandan İsrail’i koruyacaklardır. (…) Taktik, birinci aşamada dört ülkede bölgesel Kürt federasyonları kurmak, ikinci aşamada Ortadoğu’da ‘Kürdistan Cumhuriyeti’ni kurmaktır. Suriye’nin alacağı şekil Türkiye ve İran’ı yakından etkileyecektir. Şimdilik görünen şu ki, Türkiye’nin güneydoğusunda bir Kürt federe bölgesinin teşekkülü yolunda ‘emin adımlar’ atılıyor. (…) Suriye olayının üç sebebi; İsrail’i tehdit eden İran ve Hizbullah’ın kanadının kırılması; bölgesel Kürt yönetiminin önünün açılması ve elbette Filistin/Hamas’ın direnişten vazgeçirilmesidir.” (Zaman, 6 Aralık 2012)

‘TÜRKİYE, İSRAİL’E KOMŞU OLACAK’

Bulaç’ın işaret ettiği bu tehlikeye rağmen, AKP destekçisi kalemler ağırlıklı olarak Esad karşıtı ve Barzani yanlısı politikaları destekliyor.

Hatta Tamer Korkmaz gibileri, “Beşar devrildiğinde, Türkiye bir anlamda İsrail’e komşu olacak” diyerek, o ünlü “Türkiye ya büyüyecek, ya küçülecek” havuç-sopa ilişkisine göre konumlandığını ortaya koyuyor. (Yeni Şafak, 7 Aralık 2012)

PKK’NİN STRATEJİK ROLÜ

Aslında Avrupa Parlamentosu’nun düzenlediği Kürt Konferansı’nda dile getirilenler bile Maliki’nin sözlerinin Türkiye’nin yararına olduğunu göstermektedir. Özetleyelim:

PYD eşbaşkanı Salih Müslüm: “Demokratik özerklik bölgede yaşanan sorunlara tek çözüm modelidir.”

İsrailli akademisyen Ofra Bengo: “PKK güçlendi. Bölgede stratejik bir rol kapmış oldu. Bölgedeki devletler önemlerini yitirdiklerinde Kürtlerin gelecekleri parlak olacak.”

Cengiz Çandar: “Güney Kürdistan’da ‘yarı bağımsız’ bir Kürt yönetim bölgesinin var olacak olması, Kürtlerin tarih sahnesine çıkışında anlamlı bir adımdır. Kürtler için iyi olan, Türkiye için de iyidir. Türkiye’yi yöneten irade bunu anlamazsa da, bunu anlayacak irade Türkiye’nin başına gelir.

Hollandalı akademisyen Joost Jongerden: “2005 yılından bu yana PKK ve bağlı örgütler yeniden yapılanma projesine girdi. Bu da toplumsal bir örgütlenmedir. Ulus devlete alternatif olarak kurulmuştur.

AB: TÜRKİYE İKNA EDİLMELİ

Avrupa Konseyi Eski Genel Sekreteri Walter Schwimmer: “Kürt sorununun çözümü için her şeyden önce Türkiye ikna edilmeli.”

AP Kürt Dostluk Grubu Koordinatörü Jürgen Klüte: “Türkiye hiç olmadığı kadar önemli bir dönüm noktasında bulunuyor.” AP Milletvekili Ana Miranda: “Artık bu dönüm noktasında olumlu gelişmeler olmalı.”

AP Türkiye Karma Parlamento Eşbaşkanı Helene Flautre: “Öcalan’ın siyasi rolünü oynamasının yolu açılmalı.”

Leyla Zana: “21. Yüzyılda Kürt halkı mutlaka bir statüye sahip olmalı.”

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, içinde Öcalan’a af da olan 14 maddelik talepte bulundu. Aydar talepleri için “olması gerekenlerin asgarisidir” dedi.

Bu arada Kürt Konferansı’nın sadece Türkçe, İngilizce, Almanca, İspanyolca ve Flamanca dillerinde çevrildiğini belirtelim. Yani Kürt Konferansı’nda Kürtçe yoktu!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Aralık 2012

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRT MESELESİ VE İSTİHBARAT OPERASYONLARI

Biliyoruz ki İmralı-Diyarbakır-İstanbul üçgeninde yeni bir Oslo süreci başlatıldı. Bu sürece dair görünen temasları beş grupta toplayabiliriz:

1) Abdullah Gül-BDP, Cemil Çiçek-BDP, Mahir Ünal-BDP görüşmeleri. Böylece Cumhurbaşkanlığı, TBMM ve AKP, BDP ile görüşmüş oldu.

2) Başbakan Erdoğan’ın “İmralı ile görüşülür” sözleri Erdoğan-Öcalan müzakeresine yani yeni bir Başbakanlık-PKK pazarlığına işaret etmektedir.

3) “Temas grubu” isimli Diyarbakır merkezli akil adamların görüşmeleri…

4) Mesud Barzani-Leyla Zana görüşmesi de yeni Oslo sürecinin Kuzey Irak ayağına işaret etmektedir.

5) CIA Başkanı, ABD Genelkurmay Başkanı ve Pentagon’un sıralı yetkililerinin Türkiye ziyaretini de doğrudan bu süreç içerisinde değerlendirebiliriz.

Zira Kürt meselesini Türkiye-Irak-Suriye üzerinden “çözmek” ABD’nin planıdır ve hedef, Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyi üzerinden Akdeniz’e açmak ve ardından Türkiye’nin güneydoğusu ile birleştirerek Diyarbakır başkentli Büyük Kürdistan kurmaktır.

EYMÜR NEDEN SAKIK’I HEDEF ALDI?

Sürecin “istihbarat operasyonları” bölümü de elbette yürürlükte. Bakın son günlerde neler oldu:

1) Savcılık, Taraf gazetesi çalışanlarını dinleyen ve izleyen MİT personeli için Başbakanlık’tan soruşturma izni istedi.

İlginçtir, konu hükümet çevrelerince “2. MİT operasyonu” olarak yorumlandı. Anımsayacağınız gibi Savcılık, Cemaat-AKP savaşı olarak değerlendirilen ilk operasyonda, KCK davası kapsamında Müsteşar Hakan Fidan ile birlikte bazı MİT yetkililerini almak istemiş, AKP adamlarını yeni yasa çıkararak kurtarmıştı.

Taraf gazetesi yöneticilerinin izlenmesi davasında MİT’çilerin yeniden soruşturulmak istenmesi ve bunun hükümet çevrelerinde Kürt meselesiyle irtibatlandırılması oldukça anlamlıdır!

2) Eski MİT’çi Mehmet Eymür yine ortaya çıktı ve BDP milletvekili Sırrı Sakık’ı zan altında bırakan kimi açıklamalar yaptı. Ergenekon tertibinde de roller üstlenen Eymür, özetle şunları söyledi: “Sırrı Sakık, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ile görüşürdü. Ağabeyi Şemdin Sakık’ın da teslim olmak istediğini o söyledi…

Sakık, beklenildiği gibi iddiaları çok sert bir üslupla reddetti. Ancak yine de Ankara kulislerinde şu soru soruluyordu: “Diyelim ki Eymür’ün iddiası doğru ve Sırrı Sakık MİT ile irtibatlı. Peki, o zaman Eymür tam da bu zamanda neden Sakık’ı deşifre etti?”

Soruya yanıt oluşturabilecek bilgilere sahip değiliz. Ancak oğlu intihar eden Sırrı Sakık’ın başsağlığı dileyen Erdoğan’la yaptığı telefon görüşmesinin ardından, Başbakan’ı Leyla Zana’dan sonra “çözümün” adresi olarak sunan ikinci BDP’li olduğunu belirtmeliyiz.

ABD NEDEN KARAYILAN’I FEDA EDİYOR?

3) Önce ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Riciardone ardından da birlikte basın toplantısı yapan ABD Savunma Bakanı Leon Panetta ve ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, Türkiye’ye “Bin Ladin usulü” terörle mücadele yöntemi önerdiklerini açıkladılar.

Başbakan Erdoğan, Ricciardone’nin ilk ifşaatından sonra, Bin Ladin ile Murat Karayılan’ın farklı şartlarda yaşadığına dikkat çekmişti. Acaba Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye idam edilmemesi artıyla teslim eden ABD’nin Murat Karayılan’ı Bin Ladin gibi yok etmeyi önermesi ne anlama geliyor?

4) Erdoğan’ın “İmralı’yla görüşülür” açıklaması BDP içinde kimi isimleri karşı karşıya getirdi. Örneğin Hasip Kaplan açıklamadan memnuniyetini dile getirdi fakat Selahattin Demirtaş, Kaplan’ın “şahsi düşüncesine” katılmadığını ilan etti.

5) Suriye’nin Halep şehrinde ilginç bir olay yaşandı. Esad karşıtı Özgür Suriye Ordusu, PYD’nin organize ettiği bir yürüyüşe ateş açtı ve 5 kişiyi öldürdü.

PKK’ye yakınlığıyla bilinen Fırat Haber Ajansı, haberi “hem Beşar Esad, hem de Özgür Suriye Ordusu Kürtleri hedef aldı” diye verdi. Ajansa göre önce Beşar Esad kuvvetleri Halep’te Kürtleri hedef almıştı, ardından ise Özgür Suriye Ordusu, Esad’ı protesto etmek için yürüyüş yapan Kürtlere saldırmıştı!

Tüm bu gelişmelerin ne anlama geldiğini önümüzdeki günlerde de incelemeyi sürdüreceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık gazetesi
28 Ekim 2012

, , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

BİNGAZİ SALDIRISININ ŞİFRELERİ

Kışkırtıcı bir film nedeniyle ABD’nin Bingazi Konsolosluğu’nun 11 Eylül’de saldırıya uğraması ve büyükelçi ile üç personelin öldürülmesi, kuşkulu açıklamalara sahne oluyor…

Sis perdesini kaldırabilmek için öncelikle olguları alt alta koyalım:

ABD’NİN HABERİ VARDI

İngiliz The Independent gazetesinin diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, Kahire ve Bingazi’deki diplomatik misyonların saldırıya uğrayabileceği istihbaratı 48 saat önce ABD Dışişleri Bakanlığı’na bildirilmişti.

Buna rağmen saldırı gerçekleşti, üstelik göstericiler az sayıdaki güvenlik görevlisini hızla, 15 dakikada aştı! Washington açısından daha da vahimi, konsolosluktaki en hassas belgelerin saldırıdan sonra kaybolmuş olması…

ABD: SALDIRI PLANLI DEĞİL

Ancak ABD saldırının planlı olmadığı konusunda ısrarlı…

Son olarak ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Susan Rice, Libya’nın Bingazi kentindeki ABD konsolosluğuna düzenlenen saldırının planlı olmadığını söyledi.

LİBYA: SALDIRI PLANLI

Libya ise saldırının kendiliğinden oluşmadığını, planlı gerçekleştiğini savunuyor.

Örneğin Libya Milli Genel Kongresi Başkanı Muhammed el-Mugaryef saldırının “birkaç ay önce ülkeye giren yabancılar tarafından planlandığının kesin olduğunu” belirtti.

Nitekim El Kaide örgütü de ABD konsolosluğuna düzenlenen saldırının, geçen aylarda öldürülen El Kaide’nin Libyalı lideri Ebu Yahya el-Libi’nin intikamının alınması için düzenlendiğini açıkladı.

MISIR: PROTESTOCULAR PARA ALDI

Saldırının ve sonrasında başka ülkelerde meydana gelen olayların planlı olduğunu iddia edenlerden biri de Mısır Başbakanı Hişam Kandil.

Kandil, BBC’ye verdiği demeçte, İslam’a hakaret eden filmi Kahire’deki ABD büyükelçiliğinin önünde protesto edenlerin bir yerden para aldığını açıkladı. Kandil,  bu konuda ellerinde güçlü kanıtlar olduğunu belirtti.

GÜLEN: SALDIRI SERVİS İŞİ

En dikkat çeken açıklamalardan biri de ABD’de yaşayan Fethullah Gülen’den geldi.

Gülen, kendi internet sitesinden yaptığı açıklamada, Libya’daki saldırıyı istihbarat servislerinin yaptığını iddia etti.

SALDIRGANLAR SURİYE’YE SEVKEDİLDİ

Tunus’ta yayınlanan Tanitpress gazetesi, Bingazi Konsolosluğu saldırısına katıldığı tespit edilenler arasında Ensar eş-Şeria örgütü üyeleri olduğunu duyurdu.

Ancak Tanitpress’in bizi daha da çok ilgilendiren haberi ise saldırıya katılan bu İslamcı militanların, Suriye’de Beşar Esad’a karşı savaşmak üzere daha sonra Mısır ve Türkiye üzerinden Suriye’ye gönderildiğiydi!

KOMPLODAKİ PARMAK

Meselenin en dikkat çeken yanı ise bir ülkeye saldırmak için yalanlar üreten, sözde kanıtlar uyduran ABD’nin, bu kez saldırıyla o ülkeyi ayırmaya özen göstermesi oldu.

Örneğin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, “saldırı Libya halkının işi değil” dedi. Örneğin ABD Başkanı Barrack Obama “saldırı nedeniyle Libya-ABD bağları kopmayacak” dedi.

Tüm bu olgular alt alta koyulduğunda ortaya şu sonuç çıkıyor: Acaba birileri, Bingazi saldırısı ile ABD’yi yeniden Ortadoğu’ya çekmeye mi çalışıyor? Kimin bölgede ABD’ye hayati ihtiyacı var? ABD’ye ihtiyaç duyan kuvvetlerden hangisi bölgesel komplo yapabilecek kapasitedir?

Bu sorulara yanıt aramayı sürdüreceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Eylül 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

ESED YİNE ESAD OLDU

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın isminin Beşşar Esed yapılması, AKP Hükümeti’nin Esad karşıtı tutumunun sembolik bir ifadesiydi; Esad kardeşti, Esed ise zalim!

Kimi AKP yandaşı kalemşorlar bu saçmalığın teorisini bile yaptılar. Öyle ki devletin kimi resmi kurumlarını da bu saçmalığa alet ettiler. Esad’ın Esed yapılma sürecinde, Türkçeyi anımsadılar!

Şöyle ki, AKP Hükümeti, Esed denilmesini zorunlu hale getirebilmek için şu yola bile başvurdu. Anadolu Ajansı AA, aboneleri olan çeşitli basın-yayın kuruluşlarının Esed demesi için konuyu bir bilene, Türk Dil Kurumu’na götürdü.

KEMAL’İ DE KEMEL YAPAR BUNLAR

TDK uzmanları(!) basın yayın organlarında “Esat, Esad, Eset, Esed” gibi farklı biçimlerde yazılan ve adının yazımı üzerinde mutabakata varılamayan Suriye Devlet Başkanı’nın adının “Beşşar Esed” olarak kullanılması gerektiğine karar verdi! Üstelik bunu kılıfına da uydurmuşlardı. Nasıl mı?

TDK uzmanları, “Arap ve Fars kökenli bazı kişi adları, hem Türkler hem de Araplar ve Farslar tarafından kullanılmaktadır. Bu tür adlar Türkler tarafından kullanıldığı zaman Türkçe söylenişlerine göre yazılırlar” diye görüş belirtti!

Yani Esad, Türkçe ses uyumuna uysun diye Esed olmalıydı! Bu mantıkla yakında Cemal’e Cemel, Mustafa Kemal’e de Mustafa Kemel demeye başlarlar!

ERDOĞAN ESED DEĞİL, ESAD DEDİ

Sonuç itibariyle o günden beri AKP ve yandaşları Esad’a Esed demektedirler ve Esad şeklinde yazmayı ve telaffuz etmeyi sürdürenleri “zalim” destekçisi saymaktadırlar.

Bu saçmalıkları neden mi yazıyorum? Şundan…

Başbakan Erdoğan önceki gün Kanaltürk televizyonunda kendi seçtiği beş genel yayın yönetmeninin sorularını yanıtladı. 1.5 saatlik programın son bölümünde Suriye konuşuldu.

Erdoğan ise hiç Esed demedi ve Beşar Esad’dan Beşar Esad olarak bahsetti. Yani aslında Başbakan Erdoğan doğrusunu yaptı!

Hatta “Erdoğan Esad dediğine göre yarından tezi yok tüm Esed’çiler Esad demeye başlarlar” diye de düşündüm. Dün gazetelerin internet sayfalarını bu gözle inceledim.

YENİ ŞAFAK VE ZAMAN, ERDOĞAN’I DÜZELTTİ!

Örneğin Sabah ve Star gazeteleri, Başbakan’ın cümlelerini sayfasına aynen geçirmiş; Esad, Esad olarak kalmış yani…

Ama Yeni Şafak, Başbakan Erdoğan’ın yanlışını düzeltmiş! Gazete Erdoğan’ın tüm Esad’larını kâğıda Esed diye geçirmiş!

Cemaatin yayın organı Zaman da Başbakan Erdoğan’ı düzeltenlerden! Zaman, Erdoğan sanki Esad yerine Esed demiş gibi yazmış ve okurlarına sunmuş!

Bugün gazetesinin durumu ise daha trajik… Zira programı bölüm bölüm hem görüntülü hem de yazılı vermişler internet sitelerinde. Yani her konuda önce görüntüyü izliyorsunuz, sonra da yazıyı okuyorsunuz. Sonuç? Görüntüde Esad, yazıda Esed!

Acaba Başbakan Erdoğan’ın sözleri, AKP’nin resmi internet sitesinde nasıl yer alıyor diye bakınca, partisinin de Erdoğan’ı düzelttiğini gördüm! Başbakan Erdoğan’ın Kanaltürk’teki konuşmasının tamamını veren Akparti.org.tr’de tüm Esad’lar, Esed’di!

ZABITA GİREBİLİR, MİLLETVEKİLİ GİREMEZ!

Erdoğan’ın 1,5 saatlik programını özetleyen bir cümlesiyle bitirelim yazımızı… Erdoğan, Hatay’daki Apaydın mülteci kampına girmek isteyen ama giremeyen CHP milletvekiline bakın nasıl sesleniyor?

“Sayın Kılıçdaroğlu eğer böyle bir şey arzu ediyorsa, bunun iznini talep eder. Ondan sonra biz de gerekli değerlendirmeleri yaparız. ‘Şu kamp uygundur’ deriz; oraya göndeririz. Öyle, ‘ben şuraya girmek istiyorum, buraya girmek istiyorum…’ yok öyle şey. Zabıta mısın sen, öyle her istediğin yere gireceksin. Böyle şey yok.

Demek Hurşit Güneş zabıta olmalıydı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Eylül 2012

, , ,

Yorum bırakın

AKP – EL KAİDE BAĞI

Dün ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un neden Suriye Ulusal Konseyi SUK yöneticileriyle değil de “bağımsız aktivistlerle” görüştüğüne yanıt aramıştık.

Anımsayacağınız gibi SUK sözcüsü Muhammed Sarmini, Clinton’un tutumunu “ABD, SUK’u bir kenara atıyor” sözleriyle değerlendirmişti.

Washington ile Ankara arasında, hangi muhalif grubun başta olması gerektiği konusunda bir çelişki mi var? Yoksa Washington ile Ankara, Suriye’deki Libya stratejisinin tutmaması üzerine başka yöntemlere mi geçiyorlar?

Bizi bu sorunun yanıtına götürecek olguyu inceleyelim…

EL KAİDE, ESAD’A KARŞI SAVAŞIYOR

Şam rejiminin Halep’teki taarruzu sonrası, çatışmalarda bazı Türk vatandaşlarının da öldüğü ortaya çıktı. Örneğin Osman Karahan.

Bu şahsın kimliği AKP Hükümeti’nin nasıl bir organizasyon içinde bulunduğuna işaret ediyordu. Zira Osman Karahan, El Kaide’nin avukatıydı!

Öte yandan bir başka Türk’ün, Metin Ekinci’nin de Suriye’de öldüğü ortaya çıktı dün. Peki, Suriyeli yetkililer tarafından nüfus cüzdanı da gösterilen Metin Ekinci kimdi?

Suriye’de ölen Metin Ekinci ile Azad Ekinci’nin kardeşi olan Metin Ekinci aynı kişi mi?

HSBC BOMBACILARI SURİYE’DE

Gelin karışıklığa neden olmaması için baştan anlatalım:

15 ve 20 Kasım 2003 tarihlerinde İstanbul’da El Kaide tarafından HSBC binasına, İngiliz Konsolosluğu’na, Neva Şalom ve Beth İsrail Sinagoglarına bombalı intihar saldırıları düzenlendi. Dört saldırıda toplan 63 kişi öldü, 750 kişi de yaralandı.

Olay sonrasında çok sayıda kişi yakalandı ancak planlayıcılar başka kişilerdi. Türk El Kaide örgütünün yöneticileri olan bu kişiler Bingöl nüfusuna kayıtlı Azad Ekinci, Gürcan Baç, Burhan Kuş, Abdurrahman Karakuş ve Habip Akdaş’dı…

Bu beş kişi Hatay’ın Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan Suriye’ye, oradan da Irak’a geçerek Zerkavi komutasındaki El Kaide saflarında çeşitli eylemlere katıldılar.

Azad Ekinci’nin daha önce Afganistan’daki kamplarda da bulunduğu anlaşıldı sonradan.

Soruşturma sırasına ortaya çıkan bilgilerden biri de bombalı intihar saldırılarında kullanılan araçlardan birinin, Azad Ekinci’nin kardeşi Metin Ekinci’nin üzerine kayıtlı olmasıydı.

İstanbul’daki El Kaide saldırılarından bir yıl sonra, Azad Ekinci’nin Irak’ın El-Anbar bölgesinde bir intihar saldırı düzenleyerek öldüğü iddia edildi. Ancak bu bilgi Türk istihbarat kayıtlarına hiçbir zaman kesinleşmiş bir bilgi olarak girmedi.

Azad Ekinci ve diğerleri kaçmıştı ama İstanbul saldırıları nedeniyle yakalanan başka El-Kaide üyeleri de vardı… İşte o El-Kaide’cilerin avukatlığını, Osman Karahan yapıyordu.

Yani geçen günlerde Halep’te öldürüldüğü ortaya çıkan Osman Karahan!

ABD TERÖRE YÖNELDİ!

Şimdi asıl sorulması gereken şu. Türk El-Kaidesi olarak bilinen bu kişilerin, AKP’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu saflarında çatışıyor olması ne anlama geliyor?

Suriye Ulusal Konseyi’ni kuran, Özgür Suriye Ordusu’nu Beşar Esad’ı devirmesi için destekleyen AKP Hükümeti’nin, bu yapının içinde savaşa giren Türk vatandaşlarından bilgisi olmaması kuşkusuz mümkün değildir.

Bu durumda ortaya ilginç bir ilişki çıkmaktadır: AKP ile El Kaide bağı!

Anlaşılan Washington, SUK gibi yapılarla ilerleyemeyince, El Kaide tipi ve türevi örgütlerle teröre yönelmektedir. Zira 18 Temmuz’da Suriye Milli Güvenlik Konseyi’ni hedef alan bombalı saldırı, El Kaide tarzı, ABD imzalı bir terörist faaliyettir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ağustos 2012

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

İSTİHBARATIN SEFALETİ

Uludere’de yanlış istihbarat vardı… Suriye’de düşen uçağımızda hâlâ soru işaretleri var…  Şemdinli’ye günlerce süren sızma engellenmediğine göre bilinmiyordu, ya da bilenler duyurmuyordu…

Kimi Erdoğancı köşe yazarları, bu durumla ilgili olarak cemaati suçluyor. Onlara göre MİT PKK’ye her seviyede sızmıştı ama KCK davasının savcıları MİT Müsteşarı Hakan Fidan dâhil önemli isimleri soruşturmaya kalkınca, bu istihbarat çalışması deşifre olmuştu. Hatta PKK’nin “7 Şubat Olayı” sonrası içindeki MİT’çileri öldürdüğünü de yazdılar.

Bu iddiaların gerçek olup olmadığı zamanla ortaya çıkar.

Ancak dün basına servis edilen bir rapor, istihbarat zafiyetinin yapısal olduğunu ortaya koydu.

‘PKK ÖCALAN’I TASFİYE EDİYOR’

Haber şöyle: Abdullah Öcalan ve Murat Karayılan PKK’den tasfiye edilecekmiş!

Durun daha bitmedi. Duran Kalkan ve Mustafa Karasu da tasfiye olacakmış!

Dahası da var. Cemil Bayık ve Rıza Altun gibi isimler de bu süreçten olumsuz etkilenecekmiş!

Hatta durumu anlayan Karayılan, Kalkan ve Karasu, Kandil’den kaçmak için İskandinav ülkelerinden pasaport bile almışlar!

İstihbarat birimlerinin aldığı ve basına servis ettiği bu bilginin kaynağı ise İran uyruklu bir erkek ile Ağrılı bir kadın militanın anlattıklarıymış.

Nitekim “istihbarat birimimiz” son dönemde İran ve Suriyeli Kürtlerin PKK’de etkin pozisyonlara yükseldiğini saptamış! Beşar Esad, Bahoz Erdal ve Nureddin Sofi isimli Suriyeli Kürtler üzerinden PKK’de etkinlik kuruyormuş. Yine Tahran da, İran uyruklu Kürtler üzerinden PKK’de nüfuzunu artırmaya başlamış!

Okurda şu duyguyu yaratmaya çalışmışlar anlaşılan: “Bizim Türkiyeli Kürtler nasıl olur da PKK’yi İranlı ve Suriyeli Kürtlere kaptırır! Yazıklar olsun!”

AKP, PKK’Yİ ESAD’A KAPTIRMAMALI!

Yukarıdaki raporu, bu köşenin bir şakası sananlar varsa içinizde, rapordaki şu saptamayı da aktaralım: Son dönemde örgüte katılan her beş kişiden üçü Suriye uyruklu, biri İran uyrukluymuş!

Gazetelerde yok ama böyle bir raporun değerlendirme bölümünde mutlaka şu tavsiye olmalı: “Türk hükümeti, PKK’nin İranlı ve Suriyeli Kürtlere kaptırılmaması için, Türkiye’den PKK’ye katılımların artırılması yönünde acil tedbirler almalı!”

PYD, ÖSO İLE ANLAŞTI

İstihbarat birimi bu raporu hazırlarken, Suriye’nin kuzeyinde PYD(PKK)  ile Özgür Suriye Ordusu ÖSO arasında bir silah anlaşması yapılıyor.

Kuzey Irak’tan yayın yapan Rudaw gazetesi yazıyor: “PYD, Özgür Suriye Ordusu’na adamlarını kaçırması için yardım ediyor. Ayrıca iki grup arasında bir anlaşma da var. Silah nakliyatları PYD tarafından yürütülüyor.”

PYD kim? İstihbarat biriminin raporlarına ve AKP Hükümetine göre PYD, Esad’ın bir kartıdır! Hatta Hükümet, Şemdinli saldırısının arkasındaki adres olarak açıkça Şam’ı işaret etti.

Peki, ÖSO kim? ÖSO da, AKP Hükümeti’nin Esad’ı devirmesi için desteklediği rejim karşıtları…

En ilkel mantık yürütme yöntemine göre bile, iddialardan en az biri yalandır!

İNİSİYATİF PKK’DE

Tüm bu çapsız istihbaratları, istihbaratçıların çapsızlığıyla açıklayamayız elbette.

AKP’nin Suriye politikası çöktükçe, kurumlar duruma uygun rapor üretmeye çalışıyorlar!

PKK’yle mücadelede İran’ı ve Suriye’yi geçen dönem yanında gören Türkiye, bu iki ülkeye ABD adına “savaş açınca” yalnız kalmış oldu. Tahran ve Şam, PKK’ye karşı en azından bir şey yapmamaya yöneldiler.

AKP ise kamuoyunda İran ve Suriye karşıtlığı oluşturabilmek için, bu iki ülkenin PKK’yi ele geçirdiğini propaganda etmeye çalışıyor.

Yani ABD, Türkiye’yi İran ve Suriye’ye karşı sürüyor, oluşan boşluktan en çok PKK yararlanıyor!

PKK’ye inisiyatifi kaptıranlar, şimdi acz içinde gelişmeleri izliyorlar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ağustos 2012

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’NİN BÖLÜNMESİ KİME YARAR?

ABD’nin birinci ve ikinci Irak saldırılarından ve İncirlik merkezli Çekiç Güç faaliyetinden ders çıkarmayan bir ülke, kendisini parçalanmaya götürecek sürece engel olamaz!

Irak’ta Saddam Hüseyin’in devrilmesi kime yaradı? Bugün Suriye’de Beşar Esad’ın devrilmesi kime yarar? Bu iki soru, politika üreten merkezlerin en temel sorusu olmalı!

KÜRDİSTAN HEDEFLİ YENİ ORTADOĞU HARİTASI

Soruyu, yani “Suriye’de Esad’ın devrilmesinin kime yaradığını” BBC’den Jonathan Marcus da soruyor. Elbette farklı amaçlarla…

İşte aldığı yanıtlar:

Woodrow Wilson Merkezi uzmanlarından Aaron David Miller: “Esad rejiminin devrilmesinden sonra ülkede kazançlı çıkacak başlıca grup, Kürtlerdir. Suriye’deki kriz, Kürtlere daha fazla imtiyaz elde etme fırsatı sağladı.”

London Schools of Economics Ortadoğu Politikaları Profösörü Fawaz Gerges: “Suriyeli Kürtler, Irak’ta olduğu gibi otonom bir yapı oluşturmak için fırsattan yararlanmak isteyecektir. 1918’de Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasının ardından imzalanan ve günümüz sınırlarını belirleyen Sykes-Pico sınırlarının yeniden çizilme ihtimali var. Ama Büyük Kürdistan’dan bahsetmek için ise şimdilik erken.”

İsrail Moshe Dayan Merkezi Kürt Araştırmaları Programı Başkanı Prof. Ofra Bengio: “Kürtlerin azınlık olarak bulunduğu ülkelerin zayıflaması sebebiyle Kürt konusu yakın gelecekte daha önem arz edecek. Kürtler ABD ve Batı’ya yönelerek sadakatlerini ispat etti. Batı, Kürtleri desteklemekten hoşlanacaktır.”

Amerikan Oklahoma Üniversitesi’nden Joshua Landis: “Esad, kontrol etmekte zorlandığı için Kuzeydoğu bölgesini Kürtlere bırakarak Halep ve Şam’a yoğunlaşmak istiyor. Hem böylelikle Sünni Arapları da zorda bırakmayı hedefliyor.”

İSRAİL VE KÜRT DEVLETİNİN ÇIKARBİRLİĞİ

Eski İsrail Başbakanı İzak Rabin’in dış politika danışmanı olan emekli istihbarat subayı Jacques Neriah’ın, Jerusalem Center for Public Affairs için hazırladığı rapor da benzer görüşler içeriyor.

Neriah, Ortadoğu’da yaşanan koşulların Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkına zemin hazırladığını düşünüyor. Kürtlerin Irak’tan sonra şimdi de Suriye’de mücadele ettiğini söyleyen Neriah, 35 milyon Kürt’ün en az bir devleti hak ettiğini savunuyor.

Neriah, bir Kürt devletinin İsrail’in jeopolitik çıkarlarına yararlı olacağını savunuyor. (Haber Türk, 10 Ağustos 2012)

ABD ve İSRAİL’E YARAR, TÜRKİYE’YE ZARAR

Konu, çeşitli ülkelerde yaşayan Kürtlerin demokratik hakları değildir elbette. Irak’taki Kürtlerin veya Suriye’deki Kürtlerin ve tüm Kürtlerin demokratik haklarına kavuşması insanlığın gereğidir ve bölgenin yararınadır.

Ancak konu, ABD’nin bölgedeki ülkeleri kendi çıkarları için bölmek istemesi ve buna araç olarak Kürtleri kullanması meselesidir. Konu, ABD’nin, Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Akdeniz’e açmak için Suriye’nin kuzeyine, ardından Diyarbakır başkentli bir Büyük Kürdistan’a dönüştürmek için de Türkiye’nin güneydoğusuna göz dikmesidir.

ABD, bu büyük plan için Irak’ı, Suriye’yi, İran’ı ve Türkiye’yi hedef almaktadır. O nedenle ABD’nin Kürtleri kullanmasından daha tehlikelisi, Arapları ve Türkleri kullanmasıdır! Dün Saddam Hüseyin’i, bugün Beşar Esad’ı ABD adına düşman ilan eden Araplar ya da Türkler, ABD için Kürtlerden çok daha yararlıdır!

BBC’ye yanıt verenler de ortaya koymaktadır ki, Esad’ın devrilmesi, kukla Kürt devletini büyütmek isteyen ABD’ye ve o kukla yapıyı güvenliğine garanti gören İsrail’e yarayacaktır!

Esad’ın devrilmesinden ve Suriye’nin bölünmesinden en çok zarar görecek ülke ise Türkiye’dir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Ağustos 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

ŞAM’IN ANKARA’YA GÖRE AVANTAJI

Beşar Esad’ın Halep’i teröristlerden bir taarruzla temizlemesi ama Türk devletinin Şemdinli yolunu 20 gündür açamaması çok önemli bir soruna işaret etmektedir. Ülkeyi kimin yönettiğine…

Bu iki olaydaki farklılık da gösteriyor ki, Suriye, büyük Batı baskısına rağmen, ülkesinin birliğini savunma noktasında Türkiye’ye göre çok daha avantajlı.

Neden? Çünkü konjonktürel olumsuzluklara rağmen Suriye’nin çok temel bir üstünlüğü var: Şam’da birlikçi bir iktidar var!

Ankara mı?

DAHA TESPİTTE ARIZA VAR!

Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan’ın şu sözleri Ankara’nın zafiyetini özetliyor: “Şemdinli saldırısı, iki açıdan değerlendirilebilir. Birincisi Suriye’de yaşanan gelişmeler ve PYD’nin çocuksu güç gösterilerinin PKK’nin kimyasını bozması ve eylemliliği tetiklemesi… İkincisi de PKK’nin geçtiği yeni stratejik aşamayla başlattığı eylemlilik tarzı…” (Star, 10 Ağustos 2012)

Neymiş? PYD Suriye’nin kuzeyinde çocuksu bir güç gösterisi yapmış. Bu, PKK’nin kimyasını bozmuş ve “o zaman biz de eylem yapalım bari” demiş PKK yöneticileri…

Bu sözler, bir başbakanın en önemli danışmanına aitse, o ülkede Şemdinli yolu elbette açılamaz!

MERKEZİ TUTMAYAN PİYON, KOLAY FEDA EDİLİR!

Bu hükümet zafiyeti, Türkiye’yi adım adım büyük tehlikeye sürüklüyor.

Uludere, F4, Suriye’nin kuzeyi ve Şemdinli diye özetleyebileceğimiz son 8 ay, AKP Hükümeti’nin iddia ettiği gibi “düzen kurucu” olmadığını gösteriyor.

Satrançta önemli bir ilkedir: Merkezi tutan piyon kuvvetli, merkezin dışındaki piyon zayıftır. Ve zayıf piyonlar, kolay feda edilir!

Ne demek istediğimizi anlatan gelişmelerden biri, AKP’nin Barzani karşısındaki çaresizliğidir örneğin… Daha birkaç ay önce Ankara’da ağırlanan, stratejik ortaklık yapılan, Bağdat’a karşı ittifaka dâhil edilen, boru hattı anlaşması yapılan, PKK’ye karşı mücadele edeceği söylenen Barzani’ye, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerden sonra Davutoğlu’nu gönderdi Erdoğan

AKP’nin servis ettiği haberlere göre “Barzani’ye mesaj verilmiş, o da almıştı”. Hatta “Türkiye, Barzani ile birlikte PKK’yi vurmak için anlaştı” haberleri bile yapıldı.

KDP: PKK’YE YAPTIRIM UYGULAMAYIZ

Ancak balonlar artık hızlı patlıyor! Barzani’nin partisi KDP’nin resmi sözcüsü Cafer Emneki, AKP’nin iddiasını yalanladı: “Bu haberin doğru yanı yok. KDP Kürdistan topraklarında hiçbir Kürt hareketine karşı bir yaptırımda bulunmayacak.”

Yani Barzani, PKK’ye karşı kılını bile kıpırdatmayacak. Eski ifadelerle söylersek, “Kürt kedisi bile vermeyecek!”

ŞAM DOSTUNU DA, DÜŞMANINI DA BİLİYOR!

Barzani cephesinde durum bu… Ya ABD cephesi? Ya PKK’ye karşı anlık istihbarat paylaşımı anlaşması yapılan ABD? Ya bu anlaşmayla “PKK’nin BBG evi gibi izlendiği” sözler? Ya İnsansız Hava Araçları?

Şemdinli neden çözülemiyor sorusunun yanıtı şu sorudadır: PKK’nin Şemdinli’ye harekâtı neden tespit edilemedi?

İşte Şam’ın avantajı bu! Şam, kim dost, kim düşman, biliyor!

Ankara ise bölmeye çalışanla birlik arayışına giriyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Ağustos 2012

, , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın