Posts Tagged İran
YEŞİL GLADYO
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/01/2013
Eren Erdem’le İbrahim Horuz’un Ulusal Kanal’daki Ezber Bozanlar programına konuktuk önceki gece… Eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, Caferi Selahattin Özgündüz ve Yazar Kenan Çamurcu’yla 5 saat süren program boyunca ağırlıklı olarak Suriye eksenli gelişmeleri konuştuk.
Konukların AKP’nin Suriye politikasına yaptıkları eleştiriler hem çok önemliydi hem de emperyalizm ile İslamcı kesimlerin ilişkisi açısından oldukça dikkat çeken saptamalarla doluydu. Bu nedenle hem Aydınlık okurları için özetleyelim, hem de bu önemli saptamaları yazılı olarak kayda geçirelim istedik.
‘ERDOĞAN, KUDÜS’Ü İSRAİL’E BAŞKENT YAPACAK’
AKP hükümetinde Başbakan Yardımcısı olarak yer alan Abdüllatif Şener’in söyledikleri oldukça çarpıcıydı. Şener, Erdoğan’ın uyguladığı politikaların, fiilen İsrail’in Kudüs’ü başkent yapmasına yönelik olduğunu savundu.
AKP hükümetine seslenen Abdüllatif Şener, “Haçlı ordusuna Müslüman bir ülkeyi bombalatmak, hangi kitabın neresine uyar!?” dedi. Şener Suriye’deki “muhalefete” dikkat çekerek çetelerin yüzde 80’inin Suriyeli olmadığını da belirtti.
Şener’in şu saptaması ise İslamcı çevreler tarafından mutlaka sorgulanmalıdır: “NATO Patriotları, yabancı askerler Türkiye’ye geliyor, ses yok. Bu nasıl bir tablo? Patriotlar bu hükümetten önce, Ecevit hükümeti döneminde gelseydi, her Cuma eylem olurdu. Camilerden çıkan Müslümanlar Patroitları getireni de protesto ederdi.”
Eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in şu saptaması ise AKP’ye oy verenler tarafından mutlaka üzerinde düşünülmelidir: “AKP’nin izlediği Suriye politikası ne insanidir, ne İslamidir, ne de millidir.”
‘ABD, TÜRKİYE-İRAN SAVAŞI İSTİYOR’
Eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, Abdüllatif Şener’in çarpıcı konuşmasına değinerek “sizin seslendiğiniz bu isimler, muhataplarınız, uluslararası bir tezgâhın parçası olmasalardı eğer, onlar da sizin gibi konuşabilirlerdi” dedi.
“İran direnişin merkezidir” diyen Namık Kemal Zeybek, emperyalizmin Türkiye ile İran’ı çatıştırmak istediğine dikkat çekti. Zeybek’e göre Şii-Sünni eksenli bir savaşla bölge yeniden tanzim edilmek isteniyor.
Namık Kemal Zeybek, Kürecik Radarı ile Patriot füzelerinin de Şeytan’ın iki gözü olduğunu belirtti.
Zeybek, AKP hükümetinin Suriye için yaptığı “Alevi diktatörlüğü” suçlamasının doğru olmadığını, Esad ailesinin Alevi olduğunu fakat Suriye devlet yönetiminde Sünnilerin çoğunluk olduğunu belirtti. Zeybek Suriye’yi suçlayanlara şu soruyu yöneltti: “Türkiye’de bir tek Alevi Bakan var mı? Alevi Vali var mı? Alevi müsteşar var mı?”
Namık Kemal Zeybek’in şu saptaması ise İslamcılık ve emperyalizm ilişkisi bakımından oldukça çarpıcıydı: “Emperyalizme direnen Hugo Chavez, Allah’a, emperyalizme teslim olan Müslümanlardan daha yakındır.”
‘SURİYE ÜZERİNDEN GLADYO İNŞA EDİLİYOR’
Hafta içi Hizbullah lideri Nasrallah’la görüşen Caferilerin lideri Selahattin Özgündüz ise Gazze direnişi örneğini vererek ABD ve İsrail’den korkulmaması gerektiğini belirtti.
Özgündüz, Tayyip Erdoğanların her ne kadar ecdat vurgusu yapsa da, gerçekte İngilizlerin piyonu olarak ecdadımızı arkadan hançerleyen Vahabi Suud ailesiyle işbirliği yaptığına dikkat çekti. Selahattin Özgündüz, Suriye’de Esad’a karşı silahlı eylem yapanların terörist olduğunu, çoluk çocuk demeden katliam yaptıklarını, ABD’nin piyonları olduklarını belirtti.
Yazar Kenan Çamurcu NATO patriotları konusunda oldukça dikkat çeken bir değerlendirme yaptı. Çamurcu, bugün Türkiye’de Suriye meselesi ve NATO faaliyetleri üzerinden “Yeşil Gladyo” inşa edildiğini belirtti!
BİR TEK AYDINLIK
Eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek program öncesi sohbetimizde Aydınlık gazetesini çok beğendiğini, eğer tek bir gazete alacaksa, Aydınlık’ı aldığını belirtti. Zeybek Aydınlık ve Ulusal Kanal’ın neden güçlü bir muhalefet yapabildiğini, diğer konuklara şöyle izah etti: “Çünkü tek bir ‘patronu’ yok, binlerce ‘sahibi’ var!”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Ocak 2012
BÖLGEDEKİ CEPHELEŞME
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/10/2012
AKP Hükümeti’nin Suriye karşıtlığı, bölgede çok köklü değişikliklere ve yeni ittifaklara neden oluyor.
Örneğin geçen dönemde Türk Ordusu’nun sınır ötesi harekâtlarına ve Irak’ın kuzeyinde asker bulundurmasına Barzani-Talabani kuvvetleri karşı çıkıyor ancak Bağdat onaylıyordu…
Hatta Bağdat, özellikle Saddam Hüseyin döneminde, TSK’nin varlığını Irak’ın siyasal birliği ve toprak bütünlüğü açısından yararlı görüyordu. Nitekim geride bıraktığımız 20 yıl, “Irak’ın güvenliği, Türkiye’nin güvenliğidir” denkleminin doğruluğunu sonuçları itibariyle gösterdi.
BARZANİ, TÜRK ÜSSÜNE KARŞI DEĞİL?!
Yeni dönemde ise TSK’nin varlığına dair ilişki tersine dönmüş durumda. Bağdat yönetimi, Irak’ın kuzeyindeki Türk üslerinin kaldırılması için harekete geçiyor, kuzeydeki Barzani yönetimi ise Bağdat’a karşı çıkıyor!
Irak Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Mehdi el Musavi, 2 Ekim tarihli “Türk üslerinin kaldırılması” kararını Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin yetkilileriyle görüştüklerini, ancak Erbil’in Bağdat’tan farklı düşündüğünü açıkladı.
Daha birkaç yıl önce “Türkiye’ye Kürt kedisi bile vermem” diyen Barzani-Talabani yönetiminin bugün Türk üslerine karşı çıkmaması, TSK’yi artık bir tehdit olarak algılamadıklarını gösteriyor.
Çünkü AKP Hükümeti, Türkiye’nin kırmızı çizgilerini değiştirdi ve Irak’ın kuzeyindeki yapıyı onayladı, tanıdı!
BAĞDAT RUSYA’YLA, BARZANİ ABD’YLE
Irak Başbakanı Nuri el Maliki’nin Moskova ziyareti de bu yeni dönem cepheleşmesine işaret ediyor. Maliki, Moskova’da Rus yardımı istiyor, Rus silahı talebinde bulunuyor…
20 yıldır ABD’nin işgali altında bulunan Irak, ABD askerlerinin çekilmek zorunda kalmasının ardından hızla İran’la ittifak kurdu. Irak, şimdi de Rusya’yla işbirliği geliştiriyor.
Irak’ın kuzeyindeki özerk yapı ise Bağdat’ın tersine kaderini ABD’ye ve bunun yansıması olarak AKP Hükümeti’ne bağlıyor!
BAĞDAT ESAD’I, ERBİL TERÖRİSTLERİ DESTEKLİYOR
Bağdat ile Erbil, Suriye’de de zıt konumlanıyor…
Barzani, Esad karşıtı muhalefete açık destek veriyor; Suriye’den gelen 15 bin kişiye silahlı eğitim veriyor, Ankara’nın isteği üzerine Suriyeli Kürtleri aynı çatı altında birleştirmeye çalışıyor, Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyi arasındaki sınır geçişini Şam aleyhine kullanıyor…
Barzani, Fransız dergisi L’Essentiel’e yaptığı açıklamada, aslında Suriye krizinin neden çıkarıldığını da ortaya koyuyor. Barzani, gündemlerinde Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyinin birleşmesi olmadığını söylüyor ama ekliyor: “Gelecekte ne olacağını kimse bilemez.”
Maliki yönetimi ise Barzani’nin tersine Şam yönetimini destekliyor. Bağdat, hem Tahran-Şam bağlantısı kuruyor hem de Suriye hükümetine kritik yardımlarda bulunuyor. Örneğin Bağdat, Şam’a gemilerle akaryakıt yardımı yapıyor.
ESAD KARŞITI AKP-İSRAİL-BARZANİ İTTİFAKI
Öte yandan İsrail’in Suriye konusundaki son açıklamaları, ayrıca basına yansıyan Barzani-İsrail silah anlaşması, Esad karşıtı cephedeki AKP-İsrail-Barzani ortaklığını iyice gün yüzüne çıkarmış oldu.
İsrail Başbakan Yardımcısı Dan Meridor’un, Akçakale’ye düşen top sonrasında yaptığı “Türkiye’ye saldırı, NATO’ya saldırıdır” açıklaması da, bu cepheleşmeye işaret ediyor.
BÖLÜCÜLER, BÖLÜCÜLERLE İTTİFAK YAPAR!
Sonuç olarak diyebiliriz ki, her ülkenin bölücüsü, aynı zamanda birbiriyle ittifak da kuruyor.
Yani Irak’ın bölücüsü Barzani, Suriye’nin bölücüsü ÖSO ve AKP hükümeti, ABD senaryosu içinde yan yana geliyor ve hepsi birlikte bölgenin bölücüsü İsrail’le ve PKK’yle aynı cephede sıralanıyor.
Ancak karşılarında “İran-Irak-Suriye-Lübnan-Rusya-Çin” ittifakı var. Türkiye’nin milli kuvvetleri, daha doğrusu nesnel olarak Türkiye de, son tahlilde bu bölge ittifakının doğal üyesidir.
Savaş bu karşılıklı cephelerde sürüyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Ekim 2012
İRAN-MISIR EKSENİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/09/2012
Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin Bağlantısızlar Zirvesi nedeniyle 30 yıl aradan sonra İran’a giden ilk Mısır cumhurbaşkanı olması ve iki ülkenin 30 yıl sonra yeniden diplomatik ilişki kurması, Türk basınında gerekli ilgiyi görmedi. Hatta Mursi konuşurken Suriye heyeti salonu terk etmemiş olsa, haber bile olmayacaktı!
Mursi’nin Suriye heyetinin hoşuna gitmeyen konuşması, Ankara’nın aksine, Kahire ve Tahran’da farklı yorumlanıyor. Tahran, Mursi’nin iç politika gereği konuştuğunu, zira Mısır’da Tahran-Kahire yakınlaşmasına tepki gösteren kesimlerin bulunduğuna dikkat çekiyor.
Mursi’nin siyasi işlerden sorumlu yardımcısı Pakinam eş-Şarkavi’nin açıklaması Tahran’ı doğrular nitelikte. Eş-Şarkavi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Mursi’nin Suriye konusunda attığı adımların İran gibi önemli bir ülkeyle ilişkilerde yeni bir sayfa açılmasını sağlayacağını” belirtti. Eş-Şarkavi, Mursi’nin İran’a yaptığı ziyaret ve Suriye konusundaki girişiminin, “İran tarafında da karşılık bulacağını umduğunu” ifade etti.
Kuşkusuz Suriye konusunda bir İran-Mısır ekseni oluşması ABD’nin hoşuna gitmemektedir. Dahası Camp David ile bölgede İsrail’in güvenliğini ve ABD’nin çıkarlarını sağlayan Mısır devletinin, 30 yıl aradan sonra İran’la diplomatik ilişki kurması bile başlı başına olaydır ve bölgenin çıkarınadır.
SUK ZAYIFLIYOR, UKK GÜÇLENİYOR
İran ile Mısır’ın Suriye konusunda bir işbirliği oluşturmasının ilk somut meyvesi İstanbul-Hatay merkezli Suriye Ulusal Konseyi’ne karşılık, Kahire merkezli Ulusal Koordinasyon Kurulu’dur.
Suriye Ulusal Konseyi SUK zayıflarken, Ulusal Koordinasyon Kurulu UKK güçlenmektedir. Bu duruma bir panzehir olarak Paris’in ortaya attığı “geçici hükümet kurun, biz tanırız” önerisi, SUK’u daha da büyük bir sorunla karşı karşıya getirdi. SUK, Ankara’da geçici hükümet niyetine kurulan 95 kişilik Suriye Ulusal Geçiş Konseyi’ni tanımadığını açıkladı! Dahası bu yapıyı “Özgür Suriye Ordusu’nun bir girişimi ve rejimi yıkma amacını saptıran bir oyun” olarak değerlendirdi.
UKK adına konuşan Monzer Haddam da, Ankara’da kurulan bu yapıyı “boş hayal” olarak niteledi.
İRAN-MISIR İŞBİRLİĞİ, TÜRKİYE İÇİN ŞANS
UKK Başkanı Hasan Abdülazim’in Çin’in resmi haber ajansı Xinhua’ya yaptığı açıklamalar, İran-Mısır eksenli yeni çözüm modeline işaret ediyor. Abdulazim, “İran ve Mısır’ın önerilerinin birleştirilmesi, Suriye krizinin çıkış yolu olacaktır” diyor.
İran’ın önerdiği çözüm modeli şöyle: Suriye hükümeti ve muhalif güçler ile müzakere yapmak için uygun atmosferin yaratılması, ateşkes yapılması ve irtibat grubunun oluşturulması.
Mursi tarafından açıklanan Mısır’ın önerisi ise şu: Suriye krizinin siyasi yoldan aşılması için Mısır, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye’den oluşan dörtlü irtibat grubunun oluşturulması.
Türkiye’nin de içinde yer alması istenen bu bölgesel çözüm modeli, her şeyden önemlisi ABD baskısı altındaki Ankara’yı rahatlatacaktır!
ORTADOĞU DENGESİ DEĞİŞİYOR
Suriye merkezli Ortadoğu satrancında inisiyatif bölgeye geçmiş durumda… Asya cephesi büyürken, Atlantik cephesindeki kimi kuvvetler sahneden çekilmeye hazırlanıyor!
Bu tabloya Mısır’ın dâhil olması, ABD için büyük yenildi. Bu nedenle Çin, İran-Mısır ilişkisinin Ortadoğu’da dengeleri değiştireceğini savunuyor. Çin’in resmi haber ajansı Xinhua’da çıkan bir yorum-analizde, bu ilişkinin ABD’ye darbe indireceği savunuluyor: “Yıllardır birbirini düşmanca karşılayan Mısır ve İran’ın barışması, hem bölgesel istikrara hem İslam dünyasının dayanışmasına yararlı olacak. Bir de, ABD’nin Ortadoğu’daki uzun vadeli önemli ortağı olan Mısır’ın, İsrail’le de resmi diplomatik ilişkileri bulunuyor. Bu nedenle Mısır ile İran arasındaki ilişkilerin iyileşmesi, Ortadoğu’daki diplomatik yapıya büyük etki getirmenin yanı sıra, ABD’nin büyük Ortadoğu stratejisi ile ABD ve İsrail’in İran’ı tecrit etme çabalarına da doğrudan darbe indirecek.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Eylül 2012
CLINTON’UN KAFKASYA ZİYARETİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/06/2012
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un 3-6 Haziran tarihlerinde Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ı kapsayan Güney Kafkasya turu hem içeriği hem de zamanlaması nedeniyle önemliydi. Keza Clinton’un bu ziyaretlerin devamında Türkiye’ye gelmesi de…
KAFKASYA’DA DURUM
Kafkasya’nın stratejik önemi, sadece Karadeniz’in doğu yakası, Hazar’ın batı yakası ve bir enerji güzergâhı olması nedeniyle değildir elbette…
Kafkasya’yı ABD açısından önemli kılan, bölgenin Türkiye, İran ve Rusya arasında tampon oluşturmasıdır. Bölge, ABD için Ankara, Tahran ve Moskova arasında sorun çıkartabilmenin zeminidir! Kilit sorun da Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ sorunudur.
Özetle Güney Kafkasya’daki mevcut tablo şöyledir: Ermenistan Rusya ve İran’ın, Azerbaycan ise Türkiye’nin müttefikidir. İran ile Azerbaycan arasında Bakü – Tel Aviv işbirliği nedeniyle sorunlar var. ABD/NATO bölgeye Gürcistan üzerinden girmek istemektedir. Rusya bu plana 2008’de savaşla yanıt verdi. Rusya ile Gürcistan arasında Abhazya ve Güney Osetya sorunu var.
İşte Clinton bu şartlar altında Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ı ziyaret etti.
ABD’NİN HEDEFLERİ
ABD’nin Kafkasya’daki somut hedefleri şunlardır:
1.) ABD’nin en önemli hedefi, İran’ı kuzeyden ablukaya almak ve baskılamaktır.
2.) ABD, bölgeye girerek Rusya – İran bağlantısını kesmek istiyor.
3.) Washington için Gürcistan’ın önemi, Rusya ve İran’a karşı sıçrama tahtası özelliği taşıması… ABD, Gürcistan üzerinden Abhazya ve Güney Osetya’da artan Rus askeri varlığına karşı hamle yapmak istiyor. Cenevre müzakerelerinde ilerleme sağlanamaması ve Gürcistan’da yapılacak parlamento seçimleri de Washington’un ajandasında…
4.) ABD, Ermenistan’ın Rusya müttefikliğini de zayıflatmak istiyor. 2009 yılında Türkiye – Ermenistan ilişkilerini normalleştirerek Ermenistan’ı Rusya’dan uzaklaştırmak isteyen ABD, bu hedefinde başarılı olamamıştı. Tersine, Azerbaycan’la ilişkileri zayıflamıştı…
5.) ABD, Minsk Süreci’nin çıkmaza girdiği koşullarda, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ sorununa çözüm arayışı üzerinden Azerbaycan’ı İran’a karşı konumlandırmak istiyor. İsrail ile Azerbaycan arasında gelişen askeri işbirliği bu bakımdan kritik…
BÖLGENİN 3+3 FORMÜLÜ
Bölge ülkelerinin ABD’yi Kafkasya’dan uzak tutabilmesinin tek yolu Tahran’ın daha önce gündeme getirdiği 3+3 formülüdür.
Yani önce Türkiye – İran – Rusya üçlüsünün ittifak kurması, sonra bu ittifaka Gürcistan – Azerbaycan – Ermenistan üçlüsünün de dâhil edilebilmesi…
Böylesi bir çözüm modelinin önündeki en önemli engel ise bugün AKP’dir! AKP Hükümeti, aynı zamanda ABD’nin Kafkasya’da hamle yapabilmesinin aracıdır.
ULUSLARARSI KAFKASYA KONFERANSI
Örneğin, Hillary Clinton’un Güney Kafkasya ziyaretinden kısa bir süre önce, İstanbul’da “Uluslararası Kafkasya Konferansı” düzenlenmesi, bu nedenle önemlidir!
Başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmak üzere çok sayıda bakan ve milletvekilinin tebrik mesajı gönderdiği 12 Mayıs’taki Konferans’ta, bol bol Rusya kınandı!
Konferans’ta iki oturum düzenlendi. İlk oturum, Özgür-Der Genel başkanı Rıdvan Kaya’nın, ikinci oturum da Mazlum-Der Genel Başkanı Faruk Ünsal’ın başkanlığında yapıldı.
Basında yer almadı, ancak Rusya İstanbul’daki bu konferansa büyük tepki gösterdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı, “İstanbul’da katılımcıları tarafından Rusya Federasyonu toprak bütünlüğüne ve vatandaşlarının güvenliğine yönelik açık tehditlerde bulunulan Rusya karşı etkinliklere müsaade edilemeyeceğini ve bunun iki ülke arasındaki diyaloga gölge düşürdüğü” açıklamasında bulundu.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Haziran 2012
ALMANYA, SURİYE CEPHESİNDE
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/06/2012
“Suriye’ye ha saldırıldı, ha saldırılacak” propagandasıyla dolu bir yılı geride bıraktık. Ancak Suriye dimdik ayakta!
Bu süreçte Atlantikçilerin Suriye’ye saldıramayacağını iki veri nedeniyle saptıyorduk: Saldırı tarafından bulunan ABD zayıflıyor, savunma tarafında bulunan Çin – Rusya – İran bloğu güçleniyordu!
ÇİN’İN AĞIRLIĞI
Ancak Şam karşıtı kesimler ısrarla gücü parmak hesabıyla yapmaya çalışıyorlardı… “Suriye’yi topu topu üç ülke destekliyor” diyorlardı; onlarca ülkenin ise muhaliflerin arkasında olduğunu söylüyorlardı… Her “Suriye’nin dostları” adı altındaki “Suriye’nin düşmanları” toplantısında “şu kadar ülke temsilcisi, bu kadar katılımcı var” diye gürültü yapıyorlardı…
Hollanda, Belçika, Lüksemburg diyorlardı, Katar, Bahreyn, Arap Emirlikleri diyorlardı… Oysa hepsini toplasan Çin’in bir eyaleti etmiyordu!
BATI BÖLÜNDÜ
ABD karşısında geri adım atmayan Çin – Rusya – İran bloğu, işte bir yılın sonunda hem Suriye’ye saldırıyı engelledi, hem de karşı cepheyi böldü!
Almanya’dan söz ediyoruz, AB’nin motor ülkesinden…
Berlin, artık net bir şekilde Suriye cephesinde mevzilenmiştir!
MOSKOVA – BERLİN BİRLİKTELİĞİ
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Almanya ve Fransa ziyaretleri sırasında tutumunu belirleyen Berlin, hem Paris’le ayrı düştü hem de Moskova’ya açık destek verdi. Anımsayalım:
Önce Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle açıkladı ülkesinin tutumunu… Westerwelle, Suriye’ye askeri müdahalede bulunulması yönündeki görüşlere katılmadıklarını ve siyasi bir çözüm bulunmasını istediklerini söyledi.
Ardından Almanya Başbakanı Angela Merkel konuştu… Putin’le görüşmesinden sonra basının karşısına çıkan Merkel, Moskova ve Berlin’in aynı görüşte olduğuna dikkat çekti. Suriye’deki şiddete son verilmesi gerektiğini, bu konuda kendisi gibi Putin’in de bir siyasi çözümden yana olduğunu kaydeden Merkel, “Suriye’de olası bir iç savaşın önlenmesi için her ülke ne yapabileceğine bakmalı” dedi.
HULA KATLİAMI, MUHALİFLERİN ESERİ
Şiddetin esas kaynağının Esad karşıtları olduğu artık Berlin’in de bilgisi dâhilinde!
Bakın Atlantik medyasının günlerdir üstünde tepindiği “Hula katliamı”, kendi eserleri çıktı. “Esad’ın tankları, elleri bağlı çocukları katletti” diye servis edilen haberler, vicdanı olan habercileri utandırdı! Zira elleri bağlı çocuklar vardı ama tank ateşiyle ölmemişlerdi!
Çocukları bağlayan da öldüren de Esad karşıtı teröristlerdi!
ABD KAYBETTİ, SURİYE KAZANDI
Artık İnsan Hakları İzleme Örgütü de gerçekleri dile getirmeye başladı. Örneğin önceki gün, 14 Suriye askerinin katledildiğini açıkladılar. Dera’da teröristler, tam 14 askeri öldürmüştü…
“Demokrasi” diyen, “Türkiye Suriye’deki şiddete sessiz kalamaz” diyen, “zulüm ile abad olunmaz” diyenler, bu gerçeğe de kör oldular, sessiz kaldılar, yazmadılar, konuşmadılar!
Ama Suriye gerçeği artık gizlenememektedir ve gün geçtikçe daha çok kesimin gözünü açmaktadır!
Gerçek en büyük güçtür ve işte Suriye bu gerçek nedeniyle tam bir yıldır Atlantik’e direnmiş, Batı’nın savaş naralarına karşı birliğini koruyabilmiştir.
Çin – Rusya – İran eksenli Suriye’yi savunma hattı, artık Almanya’nın dâhil olmasıyla daha da güçlenmiştir!
Batı’nın Suriye’ye saldıramayacağını artık daha güçlü ilan edebiliyoruz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Haziran 2012
CEMAAT İRAN’A NEDEN DÜŞMAN?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/05/2012
Aydınlık’ta okudunuz. İran’ın Ankara Büyükelçiliği Zaman’a zehir zemberek bir mektup yazdı ve gazeteyi “mezhep ve ırklar arası çatışmayı alevlendirme çabasında olmakla” suçladı. Büyükelçilik “Zaman Gazetesi’nin varlığı Amerikan ve Siyonist medyasına gerek bırakmıyor” dedi.
CEMAAT AMERİKANCI, İRAN ANTİ-AMEİRKANCI
Peki, Zaman daha doğrusu cemaat neden İran’a düşman?
Yanıt basit, sade ve açık: Cemaat Amerikancı, İran anti-Amerikancı!
Somut bir örnek üzerinden de belirtelim: Fethullah Gülen’in haritada yerini bile bilmediği ülkelerde okulları var ama İran’da yok. Çünkü Amerikan karşıtı İran, bu okulların gerçek amacını en başından beri saptamıştı.
CEMAAT: İRAN HEP MÜSLÜMANLARLA SAVAŞTI
İşte bu basit, sade ve açık gerçeği hem tabanının hem de Türk milletinin aklında perdelemeye çalışan cemaat, olmadık yalanlara sarılıyor.
Örneğin Today’s Zaman’ın Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş CIA imalatı bir argümana sarılıyor ve diyor ki: “İran’ın tarihine baktığınızda hep Müslümanlarla savaşmıştır. Batılı ülkelere direnmemiştir, hep Müslüman ülkelerle savaşmıştır.” (CİHAN, 11 Mayıs 2012)
Bu sözlerin sahibi Keneş, üstelik İran konusunda doktora tezi yapmış bir isim! Varın siz cemaat okullarındaki öğrencilerin nasıl yönlendirildiğini düşünün.
Bülent Keneş, Amerikan imalatı yalanı destekleyebilmek için de Çeçenistan örneği veriyor ve diyor ki: “İran büyük zulümlerin yaşandığı Çeçenistan’daki katliama ‘Rusya’nın iç işleri, karışamayız’ diyerek sessiz kaldı.”
Bu örnek bile tek başına gerçek saflaşmayı göstermekte ve ABD’nin Çeçen kartının anlamını ortaya koymaktadır. Çeçen meselesi İran’ın da saptadığı gibi bir Müslümanlık meselesi ya da bir insan hakları meselesi değildir. Doğrudan ABD’nin Rusya’ya yönelik bir müdahalesidir; emperyalizmin Hazar enerji havzasına ulaşmak için Kafkasya’yı karıştırma hamlesidir!
CEMAAT İRANLI İŞADAMLARINA DA KARŞI
Cemaatin daha doğrusu ABD’nin İran karşıtlığı öyle bir noktadadır ki, Bülent Keneş “İranlı işadamlarının Türkiye’ye yönelmesini tedbirli karşılamak lazım” bile diyebilmektedir.
Cemaat, iki ülkenin bırakın siyasi işbirliğini, ekonomik işbirliğine bile tahammül edememektedir. Çünkü cemaat bilmektedir ki, Türk – İran yakınlaşması ABD’nin Büyük Ortadoğu çıkarlarını baltalayacaktır.
Washington için Ankara – Tahran düşmanlığı hayati önemdedir. Çünkü bölgenin bu en önemli iki devleti işbirliği yaparsa ABD bölgeye giremez! Ama bu iki devlet karşı karşıya olursa ABD Ortadoğu’ya, Kafkasya’ya burnunu sokmak için her zaman zemin bulur.
İRAN DÜŞMANLIĞI SÜPERNATO FAALİYETİDİR
Cemaatin bu operasyonel İran düşmanlığının NATOTürkçü versiyonu da ülkemiz ve bölgemiz için öğreticidir. ABD’nin yıllarca “laiklik” üzerinden yaratmaya çalıştığı İran karşıtlığı dönem dönem “Cumhuriyetçi” kesimlerde de hayat buldu.
CIA-MOSSAD operasyonlarıyla işlenen siyasi cinayetlerden sonra okların İran’a yöneltilmesi tipik bir SüperNATO faaliyetiydi.
Kuşkusuz, tersi İran’da da zorlandı. Tıpkı Türkiye’de “İran ülkemize rejim ihracına çalışıyor” denildiği gibi, İran’da da “Türkiye’nin Kemalizm ve laiklikle Müslüman İran’ı bozmaya çalıştığı” iddia edildi.
İRAN DÜŞMANLIĞI 28 ŞUBAT’TA TÖRPÜLENDİ
İlginçtir, bu çatışmacı durum 28 Şubat sürecinde büyük oranda törpülendi.
Ankara – Tahran ilişkileri en çok 28 Şubat sürecinde gelişti ve iki ülke bu dönemde başta güvenlik olmak üzere pek çok konuda işbirliği yaptı. ABD’nin Irak’ın kuzeyinden yönelttiği tehdide karşı yan yana duruldu.
O dönemin temel anlayışı şöyleydi: “Senin rejimin sana, benim rejimim bana.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Mayıs 2012
KAFKASYA’DA 3 + 3
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/03/2012
Türkiye – İran – Azerbaycan üçlüsünün 7 Mart’ta Nahçıvan’da gerçekleştirdiği ikinci üçlü zirve, Ahmet Davutoğlu’nun daha dün diplomatik ilişkiye geçtiğimiz, çok uzaklardaki bir ülkeye yaptığı ziyaret kadar bile değer bulmadı basında. Kuşkusuz bu durum, basından çok Türkiye’nin dış politikasına yön verenlerin tutumuyla ilgili…
İlki İran – Urumiye’de yapılan ve üçüncüsü Eylül ayında Van’da yapılacak zirve, “bölgesel işbirliğinin sağlanması ve istikrarın tesisi amacıyla” gerçekleştiriliyor.
Aslında üçlü zirvenin hangi koşullarda yapıldığına kısaca göz atılması bile, zirvenin ne derece önemli olduğuna işaret ediyor. Bir yandan Azerbaycan’ın İsrail’den 1,6 milyar dolarlık silah alımı yapması nedeniyle İran – Azerbaycan ilişkilerinin gergin olması, diğer yanda AKP’nin Ermeni Açılımı nedeniyle zaten yeterince gerilmiş olan Türkiye – Azerbaycan ilişkileri ve en önemlisi, AKP’nin İran’ı hedef alan ABD-NATO radarına onay vermesi ile Suriye rejimine karşı takındığı Batıcı tutum…
Zirve sırasında üç ülkenin dışişleri bakanları, kendi aralarında yaptıkları ikili görüşmelerde bu konuları da konuştular. Biz üç ülkenin ortak zirvesini inceleyeceğiz.
TOPRAKLARINI DÜŞMANLIKLARA KAPATTILAR
Zirve sonrası kabul edilen 15 maddelik Nahçıvan Bildirisi önemli… “Bölgesel ve uluslararası barış, istikrar, güvenlik ve gelişim için üçlü işbirliğine katkının” altı çizilen bildirinin ikinci maddesinde, Azerbaycan’ın BM Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan üyesi seçilmesinin bölgenin ortak çıkarlarına katkı yapacağı belirtiliyor. Üçüncü maddede ise Karabağ sorununun çözümünün, bölgenin güvenlik ve istikrarı açısından zaruri olduğu belirtiliyor.
Tarafların dördüncü maddeyle, topraklarını birbirlerine karşı herhangi bir tehdit ve faaliyet için, hiçbir koşulda kullandırmayacakları konusundaki kararlılıklarını ifade ettiler! (Kürecik radarına rağmen böyle bir maddenin bildiride yer alması önemli.)
Taraflar altıncı maddeyle, üç ülkenin de ekonomik gelişimi ve güçlenmesi için ticaretten ulaşıma, sanayiden iletişime, kültürden basın – yayına kadar pek çok alanda işbirliğini geliştirme kararı aldılar.
Taraflar, bu maksatla kurdukları “Üçlü Ekonomik Komite”nin Kasım ayında Azerbaycan’da çalışmaya başlayacağını sekizinci maddeyle karara bağlarken, bildiriye ekledikleri bir protokolle de “Ticaret, Sanayi ve Yatırım Komitesi”nin Mayıs ayında Türkiye’de, “Ulaşım Komitesi”nin Haziran ayında Azerbaycan’da, “Enerji Komitesi”nin eylül ayında İran’da ve “Kültür ve Turizm Komitesi’nin Ekim ayında Türkiye’de toplanmasını kararlaştırdılar.
Tarafların, Bakü – Tiflis –Kars demiryolu ile Nahçıvan – Julfa – Tebriz demiryolunun birleştirilmesini de on dördüncü maddeyle kararlaştırdıklarını vurgulayalım.
İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi’nin zirve sonrası üçlü basın toplantısında, toplam nüfusu 170 milyon olan üç ülkenin birbirlerini tamamlamalarının yanında, birbirlerine önemli bir pazar olduklarına dikkat çekmesini de önemle belirtmemiz gerekiyor.
ZİRVEDE ABD’YE UYARI
İran Dışişleri Bakanı Salihi’nin zirvenin açılışında ve kapanışında yaptığı vurgular, aslında bu üçlü zirvenin ne anlama geldiğini ortaya koyuyor. Salihi açılışta ABD’yi kastederek “yabancıların bölgeye ilişkin hedeflerinin başında, bölgedeki mevcut fırsatları savaştan yana siyasetlerin yürütülmesi yönünde suiistimal için çaba göstermeleri geliyor” uyarısı yaptı.
Salihi zirvenin kapanışında, her üç ülkenin halklarını “ortak yönlere sahip tek bir ağacın dalları” diye niteledi.
ABD BÖLGEDEN NASIL ÇIKARILIR?
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, “bölgedeki bütün sorunların çözülmesi ve toprak bütünlüğü ilkesi çerçevesinde dostluk ilişkilerinin gelişmesini umduklarını” söyleyerek, “o durumda Gürcistan, Ermenistan ve Rusya’nın da katılımı ile bölgede yepyeni bir dönemin başlayabileceğini” belirtti.
Davutoğlu’nun Türkiye – İran – Azerbaycan üçlüsüne, Gürcistan – Ermenistan – Rusya üçlüsünü eklemesi anlamlı. Zira 3 + 3 önerisinin ilk sahibi Tahran’dı…
İran Meclis Başkanı Ali Laricani, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal etmesinden sonra, ABD’nin Minsk Grubu adı altında bölgeye sızmasına engel olmak içim 3 + 3 şeklinde bir bölgesel platform önermişti.
Türkiye – İran – Rusya üçlüsünün birinci halkayı, Azerbaycan – Ermenistan – Gürcistan üçlüsünün de ikinci halkayı oluşturacağı bu platform, ABD’nin Kafkasya’ya girmesine engel olacaktı.
Bölgede, ABD’yi dışarıda tutacak yönde bir ilerleme sağlanması, çok önemlidir! AKP’nin bu yönde bir ilerlemeye dâhil olmak zorunda kalması daha da önemlidir!
NOT: Yarın 14:00 – 18:00 saatleri arasında Kadıköy Üvercinka Bahçe’de, okurlarla buluşuyoruz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Mart 2012
ANKARA – TAHRAN EKSENLİ ÇÖZÜM MODELİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/03/2012
İran Dışişleri Bakanlığı heyetinin 7 Şubat’ta Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi ORSAM’da yaptığı Suriye konulu toplantıyı değerlendireceğiz bugün…
Jalal Namını, Mustafa Dolatyar, Jalal Kalantarı ve Reza Nacafı’dan oluşan İran Dışişleri Bakanlığı heyeti bir yandan Atlantikçiliği nedeniyle AKP’yi iğneliyor ama bir yandan da Türkiye’ye Asya’da altın fırsatlar olduğu mesajını veriyor.
Tipik Fars diplomasisine işaret eden bu mesajlara geçmeden, öncelikle heyetin Suriye konusundaki saptamalarına dikkat çekelim.
ESAD YIKILIRSA İLK KURBAN TÜRKİYE OLUR
İran Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye bölümü direktörü olan Mustafa Dolatyar, “Asıl büyük sorunların Esad devrildikten sonra ortaya çıkacağını” belirterek Ankara’yı ve bölgeyi uyarıyor.
Jalal Namını, Beşar Esad’ın bir kişi olarak sadece sistemin bir parçası olduğunu belirtiyor ve “eğer sistem yıkılırsa, Suriye’nin Balkanlaşacağını kesin olarak söyleyebiliyoruz” diyor.
Jalal Namını, ORSAM yetkililerine “Diyelim ki yarın Esad devrildi, ne olacak? Türkiye’ye ne olacak? Irak ve bölgenin geri kalanına ne olacak?” diye soruyor ve yanıtı da kendi veriyor: “Eğer yıkılırsa ilk kurban Türkiye olacaktır. İstikrarsızlığın ilk durağı Türkiye olacaktır.”
Ve Jalal Namını, muhataplarına Suriye’nin Balkanlaşması senaryosunun İsrail için en iyi ama Türkiye için en kötü senaryo olduğuna dikkat çekiyor.
‘NEREDE AKP’NİN USTALIK ESERİ?’
Gelelim İran heyetinin AKP’nin uygulamalarına yaptığı eleştirilere…
Jalal Namını, “Türkiye’nin, Batılıların on yıllar boyunca bölgede inşa ettiği oyun alanında oynamaya başladığına “dikkat çekiyor öncelikle ve Erdoğan’ın ustalık dönemini iğneliyor: “Bazen Türkiye dış politikasındaki ustalık eserini nasıl oldu da yok etmeye karar verdi diye merak ediyorum.”
Suriye konusunda birçok boyutun söz konusu olduğunu belirten Mustafa Dolatyar ise AKP’nin meseleye tek boyuttan yaklaşmasını şu sözlerle eleştiriyor: “Ama Başbakan Erdoğan’ın parti grubu konuşmasını dinlerken hikâyenin sadece duygusal boyutuna yönelen bir yaklaşım gördüm. Bu tür bir yaklaşım bizi sorunların çözümüne götürmez.”
‘TÜRKİYE – İRAN – ÇİN – RUSYA İTTİFAKI’ ÖNERİSİ
Peki, İran meselenin nasıl çözüleceğini düşünüyor?
Jalal Namını, AKP’nin oynadığı oyun alanının Batılıların inşa ettiği oyun alanı olduğunu belirtiyor ve “biz kendi bölgesel oyunumuzu kurmalıyız” diye sesleniyor.
Jalal Kalantari soruna bölgesel çözüm gerektiğini savunarak, uyarıyor: “Denizaşırı aktörlere ve onların projelerine fırsat vermemeliyiz. Bence uluslararası çözümde yer almak Türkiye’nin dış politikasının ilkelerine de aykırı olacaktır. Uluslararası çözüm demek ABD’nin çıkarları doğrultusunda bize dayattıkları bir çözüm demektir.”
Jalal Kalantari bu uyarının ardından Asya’daki altın fırsata dikkat çekiyor: “Size komşumuz ve kardeşimiz olarak açık olmak gerekirse, İran ve Türkiye arasında Suriye’de büyük bir işbirliği alanı vardır. Doğal olarak, Çin ve Rusya gibi bazı uluslararası aktörler de Suriye sahnesinde aktif olmaya çalışmaktadır. Bu tür bir durum Türkiye ve İran açısında fırsatlar yaratmaktadır.”
TÜRKİYE MUHALİFLERİ, İRAN DA ESAD’I MASAYA OTURTUR
Peki, komşu Türkiye ve İran’ın Suriye’de nasıl bir işbirliği olabilir?
Bu soruyu da Mustafa Dolatyar şöyle yanıtlıyor: “Türkiye bu konuda avantajlıdır, muhalif gruplarla bağlantısı var. Bizim de Beşar Esad ile bağlantımız mevcut. Bir girişim başlatarak bu iki grubu bir araya getirebiliriz. İran ve Türkiye bu girişimde birbirlerini tamamlarlar.”
Jalal Kalantari, Suriye konusunda “Türkiye ve İran’ın samimi bir şekilde etkileşimi için fırsat olduğunu” belirtiyor ve ekliyor: “Ruslar ve Çinliler de katkı sunabilir. Fakat çözüm yerli bir çözüm olmalıdır. Suriye için bölge çıkışlı bir çözüm gerekmektedir.”
DÖRTLÜ ÇÖZÜM MODELİ
Kısacası Tahran, Ankara’ya Suriye düzleminde Esad ve muhalifleri bir araya getirerek, bölge düzleminde de Çin ve Rusya’ya dayanarak, Batı’yı devre dışı bırakmayı teklif ediyor.
Hem içeride hem de dışarıda dörtlü işbirliği diyebileceğimiz bu modelin, bölgenin kan gölüne dönmesini engelleyecek en somut ve uygulanabilir model olduğu söyleyebiliriz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Mart 2012