Posts Tagged Öcalan

YA ERGENEON OLMASAYDI?

Bugün tarihi bir gün.

Birinci önemi şundan: 2001’de başlayan ve 2007’de uygulanan Ergenekon tertibinde kritik bir dönemece gelindi. Özel Görevli Mahkeme kararını verecek.

İkinci önemi şundan: Türk milleti 5 Ağustos’ta Silivri’de kendi kararını ilan edecek!

Bugün siz bu satırları okurken, Özel Görevli Mahkeme ile Türk milletinin kararı tarih önünde mücadele ediyor olacak! O mücadeleyi daha sonra yazacağız.

Gelin bugün şu soruya dayanarak tersine bir tarih okuması yapalım: “Ya Ergenekon davası olmasaydı, bugün kim nerede olurdu? Bu tertip uygulanmasa Türkiye nerede olurdu?”

ERDOĞAN TORUN BÜYÜTÜRDÜ

1. AKP Hükümeti’nin 11 yılı olmazdı! Bu partiyi Cumhuriyet karşıtı odak ilan edebilen Anayasa Mahkemesi, korkmadan gereğini de yapabilirdi! Kapatılmış ve yöneticileri bu kapatma kararı nedeniyle siyasetten men edilmiş AKP, yeniden iktidar olamazdı.

Abdullah Gül diye bir Cumhurbaşkanı, Cemil Çiçek diye bir Meclis Başkanı olamazdı. Recep Tayyip Erdoğan torun büyütüyor olurdu. Üstelik daha mutlu ve stressiz olurdu; Haziran ateşine düşmez, Eylül sendromu yaşamazdı.

Kemal Kılıçdaroğlu, belki en fazla bir dönem daha CHP’nin grup başkanvekili olur fakat asla genel başkan olamazdı.

MHP Washington icazetli iktidarlara gizli ortak olan Devlet Bahçeli’den kurtulur, ülkücüler kan ağlamazdı.

Baraj düşmüş, Meclis milletin tercihini daha doğru yansıtmış olurdu. Meclis’e girmiş ve grup kurmuş İşçi Partisi özellikle dış politikada Türkiye’nin önüne bölgenin yüzünü güldürecek programlar getirirdi. Doğu Perinçek’li, Ferit İlsever’li, Mehmet Bedri Gültekin’li, Erkan Önsel’li bir meclis, Atatürk’ün meclisi gibi olurdu.

Yalçın Küçük Meclis’e girmez, dışarıdan muhalefet ederdi.

2. Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinde Org. Necdet Özel diye bir Genelkurmay Başkanı olmazdı. Korgeneral Salih Zeki Çolak, 2019’da Genelkurmay Başkanı olsun diye orgeneral yapılmazdı. Kuvvet komutanları, ordu komutanları, kolordu komutanları hep farklı isimler olurdu.

Yaşar Büyükanıt askeri lojmanlarda daha rahat dolaşırdı ama Hilmi Özkök için hiçbir şey değişmezdi!

YİĞİT BULUT’A DANIŞAN OLMAZDI

3. Gazeteler el değiştirmez, bugün işsiz kalan pek çok gazeteci işini korurdu. Yiğit Bulut Başbakan danışmanı olamazdı. Mehmet Ocaktan TMSF’nin el koyduğu bir gazeteye Genel Yayın Yönetmeni olamazdı. Rasim Ozan Kütahyalı ve Nagehan Alçı köşe yazarı olamazdı. Emre Uslu ve Mehmet Baransu önüne gelen meslektaşına “artistlik” yapamazdı, haddini bilirdi. Ahmet Kekeç ve Salih Tuna yine yazardı ama edepli yazardı.

Turan Özlü Ulusal Kanal’ın Genel Yayın Yönetmeni, Deniz Yıldırım Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni görevlerini sürdürürdü. Yerlerine aşama aşama gelen TGB’nin başkanları Adnan Türkkan ve İlker Yücel, belki de hiç yayıncı olmaz ve tarihe geçecek kitle önderleri olurlardı. Hikmet Çiçek usta gazeteci olarak kimleri kimleri yetiştirirdi. Tuncay Özkan televizyonu elinden çıkarmak zorunda kalmaz, Mustafa Balbay’ın bulunduğu Cumhuriyet daha az savrulurdu. Soner Yalçın pazarları tam sayfa yazmayı sürdürürdü.

4.  Mehmet Haberal uluslararası ününü pekiştirecek ameliyatlara imza atar, Fatih Hilmioğlu YÖK Başkanı olurdu. Mehmet Perinçek Türk tezlerini dünyada en iyi savunan tarihçi olurdu.

Üniversiteler polisin karakolu olamazdı, bilim adamları bilim ölçütlerine göre belirlenirdi, özerk üniversiteler henüz tam kurulamadıysa da yaklaşılmış olurdu. Öğrencilerin üniversitelerde söz hakkı, hatta kim bilir oy hakkı bile olurdu.

Cumhuriyet devrimlerini savunan ve Anayasa’yı uygulayan Rennan Pekünlü’ye değil ceza verilmesi, dava bile açılamazdı. “Kızlı erkekli merdivenlerden iniyorlar” diyen bir il milli eğitim müdürü olamazdı. “Hamilelerin sokakta dolaşması terbiyesizliktir” diyen biri illaki yine olur ama bunu asla ekranlarda söyleyemezdi.

ÖCALAN EŞ BAŞBAKAN OLAMAZDI

5. Hakan Fidan Yenimahalle’nin önünden bile geçemez ve PKK ile Erdoğan adına anlaşmalar yapamazdı. Öcalan “eş başbakan” ya da “başbakan yardımcısı” olamaz, efendi efendi cezasını çekerdi.

PKK Güneydoğu’da otorite olamaz, Barzanistan serpilemez ve yeni bir kukla devletçik Suriye’nin kuzeyinde filizlenemezdi.

6. Hayatımızda Çalık, Sancak, Tamince, Gür isimleri olmazdı. Mücahitler mücahit kalırdı! Sokaklardaki 4×4 görgüsüzlüğü bu denli olmazdı. Zengin daha zengin, fakir daha fakir olmazdı. Milyarder sayımızla övünmezdik.

7. Türk-İş işçi sendikası olmayı sürdürürdü. TMMOB iktidar baskısı altında kalmazdı. “Yetmez ama evetçilik” diye kavram oluşmazdı.

8. Cumhuriyetin bütün kaleleri tek tek zapt edilmezdi ve Cumhuriyet yıkılmazdı.

Siz de bu satırları okuduğunuz şu 5 Ağustos günü Cumhuriyeti yeniden inşa etmek üzere seferber olmazdınız.

Ama oldu! ABD ve AKP tüm bunları dün başardı.

Ama bugün sıra sizde, bizde, hepimizde…

Türkiye’yi yeniden kurmak ve kurtarmak için görev başındayız! 5 Ağustos’ta başladık…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Ağustos 2013

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

AKP’NİN GEZİ’YE ‘HDP’ TUZAĞI

Dün Eyüp Can yazdı, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da doğruladı: BDP, Öcalan’ın HDP projesini tartışıyor.

Dört gün önce BDP Genel Merkezi’nde olağanüstü bir toplantı yapılır. Gündem, Öcalan’ın kendisini 21 Temmuz’da ziyaret eden Selahattin Demirtaş ve Pervin Buldan’la gönderdiği mesajdır: “Gidin tartışın benim önerimi; bir kısmınız orada, bir kısmınız burada olmasın, yerel seçimde BDP’li milletvekilleri HDP’ye geçsin.” (Radikal, 1 Ağustos 2013)

Eyüp Can’ın yazdığına göre Öcalan, HDP’nin başında bir Türk, bir de Kürt Eş Başkan bulunmasını şart koşmuş. Öcalan’a göre Kürt siyasi hareketi bu sayede sadece etnik temelli değil tüm Türkiye’yi kapsayan, Türkiye siyaseti yapan bir partiye dönüşecekmiş.

DOĞUDA BDP, BATIDA HDP

Eyüp Can bu gelişmeyi BDP’nin aleyhine yorumlamış. Zaten makalesinin başlığı da şöyle: “Öcalan seçim öncesi BDP’yi bitiriyor.”

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Öcalan’ın önerisinin tartışıldığı bilgisini doğruluyor ama bazı nüanslarla: “Bizim Kürdistan’da BDP ile girme şeklinde bir kararımız var. Ama batı metropollerinde HDP ile mi yoksa BDP ile mi girelim tartışması henüz netleşmiş değil. Orada da değişik fikir ve öneriler var. Bütün bu önerileri biz ilgili bileşenlerle HDP, BDP yönetimi ve DTK ile tartışıyoruz. Bunlar da önümüzdeki günlerde bir hafta 10 gün içerisinde netliğe kavuşur.” (ANF, 1 Ağustos 2013)

Can’ın bilgi ve yorumları ile Demirtaş’ın açıklamasını birleştirdiğimizde ortaya şu ilginç sonuç çıkıyor: Öcalan’ın talimatı BDP’nin komple HDP’ye geçmesi şeklinde. Ancak Demirtaş, Türkiye’nin doğusunda seçimlere BDP ile girme kararı aldıklarını söylüyor. Batıda ise BDP’yle mi, yoksa HPD’yle mi seçime gireceklerini henüz tartışıyorlar!

Peki, Eyüp Can’ın yorumu doğru mu? Yani Öcalan seçim öncesi BDP’yi bitiriyor mu?

Gelin bu sorulara kimi PKK yöneticilerinin şu “açılım” kaygılarını da ekleyelim: AKP aslında PKK’yi tasfiye mi ediyor? Açılım bu tasfiyenin kılıfı mı?

AKP SONBAHAR KORKUSUYLA ÖCALAN’A SARILDI

Bu sorulara yanıt için önce HDP’nin ne olduğunu açıklamalıyız. Öcalan’ın “yeni siyasi araç” olarak işaret ettiği HDP, Halkların Demokratik Kongresi HDK’nin partiye dönüştürülmesidir.

HDK daha önce Türk Solu’nu yutmak üzere kurulmuş, ancak hedefine ulaşamamış bir çatı örgütüydü. Öcalan şimdi HDK’yi HDP yaparak sadece Türk solunu değil, “yeni muhalefeti” de yutmak istiyor!

Kimdir o yeni muhalefet? Gezi eylemlerine ve Haziran ayaklanmasına katılan halk!

İşte meselenin esası buradadır ve birkaç gündür işlediğimiz “PKK’nin Gezi’ye göz kırpma” hamlesi de iyice berraklaşmıştır. Şöyle ki:

Haziran ayaklanmasıyla sarsılan AKP’yi sonbahar korkusu ve telaşı sarmış durumda. AKP’nin telaşı haliyle PKK’yi de sarıyor. Zira bir tek AKP, PKK ile masaya oturuyor! AKP, bu korku ve telaş nedeniyle topluma korku salmaya çalışıyor. Gençlere ve spor seyircilerine yönelik aldıkları yeni faşizan kararları gazetelerde okuyorsunuz…

İşte AKP, bu korku sonbaharını atlatmak için bir de Öcalan’a sarıldı. Haziran’da Öcalan üzerinden alanları boşaltmaya çalışan hükümet, şimdi de onun Gezi’nin bir bölümünü yutmasından medet umuyor.

Özetle Öcalan’ın BDP’yi Türkiyelileştirerek HDP’ye aktarma projesi, aslında Erdoğan’ın Gezi’yi bölme ve etkisizleştirme projesidir!

Ancak Haziran’da ayağa kalkan ve sonbahara hazırlanan halk, Gezi karşıtı AKP-PKK ortaklığına geçit vermeyecektir. Göreceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Ağustos 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

PKK GEZİ’YE NEDEN GÖZ KIRPTI?

DTK Genel Başkanı Ahmet Türk, “Gezi’yi iyi okumak gerekir. Hatta Öcalan bu konuda bizi eleştirdi” diyor. (Ezgi Başaran, Radikal, 29 Temmuz 2013)

Peki, ne demiş Öcalan? Şu sözlerle anlatıyor Ahmet Türk: “Gezi’yi iyi takip edemediniz dedi. Elbette o da bazı siyasi partilerin, Ergenekon türünden güçlerin oraya konmak istediğini gördü fakat sonuç itibariyle Gezi’deki halk bunlara pabuç bırakmadı, önemli olan da budur. Öcalan bu süreci çok yakından izledi ve bizi o manada eleştirdi.”

Ahmet Türk’ün “bazı siyasi partiler, Ergenekon türünden güçler” dedikleri başta İşçi Partisi olmak üzere tüm sol, sosyalist, Kemalist, ulusalcı yapılardır. Ve Türk’ün “Gezi’deki halk bunlara pabuç bırakmadı” demesi ise çapsız bir siyasi yalandır! Zira Haziran direnişine katılan kitlenin çok büyük bölümü Atatürk ve Türk Bayrağı’nda birleşen kitleydi!

AKP’DE ‘PROTESTOLAR BAŞLAYACAK’ TELAŞI

Ahmet Türk’ün bu lafları ettiği aynı gün, PKK’nin Avrupa’daki en üst düzey sorumlusu Zübeyir Aydar da, Gezi eylemlerini “demokratik bir halk hareketi” olarak gördüklerini açıklıyordu. (Aslı Aydıntaşbaş, Milliyet, 29 Temmuz 2013)

Diyarbakır’daki Gezi eylemine katılmayan ama Öcalan’ın talimatıyla gidip Taksim’de “Apo posteri” açarak Erdoğan’a can simidi atan PKK, ne oldu da birden bire yine Gezi’ye göz kırpmaya başladı?

Yanıtı Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şu sözlerinde: “Farklı amaç ve şekillerde yeni protestolar olacağı yönünde istihbarat aldık.” (TRT Haber, 30 Temmuz 2013)

Aslında istihbarat aldıkları yok. Haziran Halk Ayaklanmasının mimarları zaten açık açık sonbahara girerken yeniden anayasal direnme haklarını kullanarak alanlara çıkacaklarını ilan ediyorlar!

AKP, bu kez erken önlem alabilmek için şu beş adımı atıyor:

1. PKK’yi harekete geçiriyor.

2. Gözaltı operasyonlarını sürdürerek gençlere gözdağı vermeye çalışıyor, burs ve kredilerini kesme şantajı yapıyor. “Komşularınızı ihbar edin” diyerek, mahallelere ihbar kutuları koyarak halkı korkutmaya çalışıyor.

3. Koç’a, Boyner’e baskınlar düzenleyerek “sen sakın karışma” mesajı veriyor.

4. Gezi’ye destek veren gazetecileri tasfiye ediyor, sanatçılara baskı uyguluyor, kulüpleri ve taraftar gruplarını sıkıştırıyor.

5. Prim, ek maaş, ikramiye vererek ve iftarlarda sırtını sıvazlayarak polisi sonbahara hazırlıyor.

AKP’NİN ORTAĞI PKK SAHNEDE

Biz bugün birinci maddeyi, yani PKK’nin harekete geçirilmesini inceleyeceğiz. Bunun yolu da Haziran Direnişi’ndeki rollerini anımsamaktan geçiyor öncelikle:

1. BDP’li milletvekili Sırrı Süreyya Önder, henüz Gezi salt bir çevre eylemiyken dozerin önüne yatarak gündeme geldi. Gezi’ye yüz vermeyen BDP’liler, olanı “Sırrı’nın kendi eylemi” diye niteliyordu.

Gezi Halk Hareketine dönüşünce ve alanlar Türk Bayraklarıyla dolunca Sırrı Süreyya mecburen görünmez oldu. Dozer operatörünün sağduyusuna güvenerek önüne yatan Sırrı Süreyya, TOMA’ların değil önünde yatmak, karşısına bile çıkamadı!

2. BDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, polisin Taksim’den çekilmek zorunda kaldığı 1 Haziran’da resmi bir açıklama yaparak Gezi eylemlerinde yer almayacaklarını ilan etti. Nitekim birkaç gün sonra da Bülent Arınç, Başbakan Vekili sıfatıyla BDP’ye teşekkür etti.

3. Erdoğan Kuzey Afrika’dan dönerken ve kurmaylarıyla Gezi’yi ezme kararı alırken, Öcalan da göreve çağrıldı! Ve birkaç gün içinde Öcalan’ın şu mesajı kamuoyuna duyuruldu: “Taksim’i Ergenekonculara, ulusalcılara bırakmayın.”

Ve bu mesajın ardından 300 kişilik PKK-BDP’li grup Taksim’e çıkarak Apo posterleri açtı! Amaç, Türk Bayraklı halkı alandan soğutmak ve Erdoğan’a “Ey Gezi eylemcileri! Apo posteriyle Türk Bayrağı’nı nasıl yan yana hazmediyorsunuz?” propagandası yaptırtmak!

Diyarbakır’daki Gezi’ye destek eylemine katılmayan fakat Taksim’e çıkan PKK, böylece Suriye’den sonra Taksim’de de AKP’ye destek veriyordu.

4. Sonrasında kendi aralarında tartışmalar oldu. Zira BDP içinde bu duruma tepki gösteren ve Taksim’i bölmek için değil, Taksim’le birleşmek için alanlara çıkanlar da vardı. Bu tartışmalar sırasında Ahmet Türk’ün “hükümeti yıpratamayacaklarını açıklaması” ibretliktir ve işbirliğinin boyutunu sergilemektedir.

Ve şimdi PKK yeniden AKP’nin birinci önlemi olarak sahnededir; Gezi’ye göz kırpmakta ve en üst düzey isimlerinin ağzından Gezi’ye güzelleme yapmaktadır.

Dün Gezi’nin yarattığı güçlü dinamiğe barikat kurmakta rol alan Sırrı Süreyya, bugün de AKP-PKK ortaklığının belediye başkan adayı olarak sahaya sürülmüştür! Ama kazanmak için değil, kazandırmamak için!

Ancak dün olduğu gibi yarın da başaramayacaklar; AKP ile koalisyon ortağı PKK birlikte kaybedecek!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Temmuz 2013

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

AKP’NİN ‘SURİYE KÜRDİSTANI’ PLANI

PKK’ye bağlı PYD ile El Kaide’ye bağlı Nusra’nın Suriye’nin kuzeyinde ve AKP’nin yarattığı zeminde egemenlik mücadelesi vermesi, Erdoğan hükümetinin Kürt politikasını sonuçları ile birlikte toplu değerlendirmemizi gerektirir. İşte o sonuçlar:

1. Türkiye: Masaya oturarak PKK’yi meşrulaştırdı, siyasallaştırdı, büyümesini sağladı ve ülkenin doğusunda kısmen otorite yaptı.

2. Irak: Barzanistan’ı “Irak Kürdistanı” olarak tanıdı, yarı-resmi hale getirdi ve Bağdat’a karşı himaye etti.

3. Suriye: Esad’ı yıkmak üzere Suriye’ye terör ihraç ederek, PKK’ye “özerklik” kurabilmesi için otorite boşluğu yarattı!

Böylece Erdoğan toplamda Kürt meselesini “bölgeselleştirmiş” oldu!

Erdoğan’ın BOP Eş Başkanı olduktan sonra, “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde bir merkez yapacağım” demesi, umarız artık daha net anlaşılacaktır!

SURİYE’DE AKP-PKK İŞBİRLİĞİ

Bu saptamaları kuşkusuz olgulara dayandırıyoruz. İşte Suriye’deki gelişmelerle ilgili olan o olgular:

1. PYD Eş Başkanı Salih Müslim, Mayıs ayında Mısır’ın başkenti Kahire’de bir Türk heyetiyle görüştüğünü söyledi. Masadaki en önemli konu sınır güvenliğiydi. (Aydınlık, 21 Temmuz 2013)

2. Irak’ın Selahattin kentinde yapılan “Kürt Ulusal Kongresi hazırlık toplantısı” sırasında MİT, PKK’nin Avrupa sorumlularından Sabri Ok’la görüştü. Ok, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Oslo’daki muhataplarındandı. (Ulusal Kanal, 25 Temmuz 2013)

3. Sabri Ok, MİT’le görüşmesinden sonra Öcalan’ın mesajını açıkladı: “Liderimiz Ankara 15 Ekim’e kadar adım atmazsa  ateşkesin bozulacağını söyledi.” (Milliyet, 26 Temmuz 2013)

4. PYD Eş Başkanı Salih Müslim önceki gün 16:30’da Erbil’den uçakla İstanbul’a geldi! MİT’in karşıladığı Müslim’in Türkiye’de iki gün kalacağı, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile görüşeceği basına yansıdı.

Ancak bir başka iddia daha vardı. O iddiaya göre Salih Müslim, bir BDP milletvekili ve PKK’nin Avrupa liderlerinden biri iftarı Bursa’da yaptıktan sonra İmralı’ya, Öcalan’la görüştürülmeye götürülmüştü!

Acaba o üçüncü isim Sabri Ok muydu? Ya da Mustafa Karasu mu? Zira MİT isterse her ikisini de İmralı’ya götürebileceğini Oslo’da özellikle belirtmişti! (İmralı Cezaevi Müdürü Ahmet Düzman’ın kaza yapmasını, içinde Öcalan’ın ses kaydının olduğu çantasını yaralı olduğu halde elinden bırakmamasını ve ancak MİT’e teslim etmesini de buraya not ediyoruz.)

5. PYD Eş Başkanı Salih Müslim İstanbul’a hareketinden önce Erbil’de yaptığı basın toplantısında “federal Suriye” mesajı verdi: “Suriye’deki bütün Kürt partileri ile birlikte geçici bir hükümet kurmak için anlaşmaya vardık. Esad rejimi sonrası federal yapıya gideceğiz.” (Taraf, 26 Temmuz 2013)

Müslim’in yaptığı anlaşmadan hemen sonra da Resulayn’daki PYD bayrağı indirildi, yerine Ulusal Kürt Konseyi bayrağı asıldı! (Vatan, 26 Temmuz 2013)

Böylece AKP ile PKK, hem Esad’ın yıkılmasında hem de Federal Suriye hedefinde buluşmuş oldu.

ÖCALAN İSTEDİ, ERDOĞAN SAĞLADI

Tüm bu olguları Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun radikal grupları Suriye devrimine ihanet etmekle suçladığı açıklamasıyla birlikte okumak lazım. Zira bu açıklamayla Nusra’nın bir “pazarlık kartı” olarak kullanıldığı belirginleşmiş oldu.

El Kaide’nin kolu olan Nusra’nın tasfiyesi şartıyla ABD’nin ÖSO’ya silah verebileceği gündeme gelmiş ve Nusra’nın tasfiyesi işi de PYD’ye kalmıştı! (Fehim Taştekin, Radikal, 22 Temmuz 2013) Böylece PYD Nusra’yı temizlediği yerlerde otorite olmuş ve özerklik için zemin yaratmıştı.

Peki, PYD’den özerklik isteyen kim? Öcalan! AKP’nin bilgisi dâhilinde PYD’ye iletilen Öcalan’ın mesajı şuydu: “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez, hedefiniz demokratik özerklik olsun.” (Hürriyet, 18 Kasım 2012)

Tamam, PYD’ye özerklik zeminini Esad’ı düşmanlık yaparak AKP yaratacaktı ama somut kuvvet nereden sağlanacaktı? Yanıt Öcalan’la “PKK’nin çekilmesi(!) anlaşması” yapan Erdoğan’ın şu sözlerinde: “Türkiye’den Suriyeli olan PKK’lilerin bir kısmı Suriye’deki gelişmeler artıkça geçmişlerdi.” (Hürriyet, 11 Nisan 2013)

Kaldı ki daha sonra hem Öcalan hem de Aysel Tuğluk, PKK’nin Suriye’de “görevi” olduğunu söyleyeceklerdi!

Daha vahimi, bizzat Öcalan’ın talimatıyla yapılan, yöneticilerini Öcalan’ın atadığı ve kararları Öcalan’ın aldığı 9. Genel Kongre’de “Suriye’de Kürt mahalli idare teşkilatının inşa edileceği” ilan ediliyordu üç hafta önce!

Peki, Öcalan’ın kararları nasıl ulaştı Kandil’e? Yanıtı tarih önünde önce Erdoğan, sonra da Hakan Fidan verecek!

KÜRT KORİDORU İÇİN ÖCALAN AÇILIMI

Tüm bu olgular gösteriyor ki, AKP Irak Kürdistanı’ndan sonra Suriye Kürdistanı kurulmasına soyunmuştur! Zira ABD, BOP Eş Başkanlığı’na Irak’ın kuzeyini, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açarak bir Kürt Koridoru kurma görevi vermiştir.

Erdoğan’ın 2013’te başlattığı “Öcalan Açılımı” işte bu koridorun Suriye ayağı içindir!

Ancak ısrarla vurguluyoruz; “Büyük Kürdistan” dün büyük olsa da artık küçük bir hayaldir! Zira hayalin arkasındaki ABD artık “büyük” değildir!

ABD’nin Fars ve Arap’a karşı Türk-Kürt ittifakı kurma planı bu nedenle kâğıtta kalacaktır ve bölgede ABD’ye karşı Fars-Arap-Türk-Kürt cephesi kurulacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Temmuz 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’DE AK-KÜRDİSTAN TEZGÂHI

Hem Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, hem de Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan, “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak” diyor. Güzel. Peki, nasıl göz yummayacaksınız?

Suriye’nin kuzeyinde oluşan bir devletçiğe göz yummamanın yöntemleri şunlardır:

1. Esad’ın ülkesinin kuzeyine egemen olmasının önündeki engelleri kaldırmak.

2. TSK’yi Kuzey Suriye’ye sokmak.

3. PKK’ye üstünlük kurabilmesi için ÖSO’ya desteği artırmak.

Dördüncü bir yöntem yok! Son iki yöntemin de “çözüm” olmadığı ortada!

Türk devleti, Irak’ın kuzeyindeki gibi bir yapının ortaya çıkmaması için Esad yönetimiyle işbirliği yapmaya mecbur!

ESAD DÜŞMANLIĞI, PKK’YE ALAN AÇTI

Gelin meseleyi basit soru ve yanıtlarla aydınlatalım:

1. Suriye ile varılan 20 Ekim1998 tarihli Adana Mutabakatı’ndan, AKP Hükümeti’nin Esad’ı yıkmayı açık açık ilan ettiği son iki yıla kadar geçen sürede, Şam’dan Ankara’ya yönelen bir PKK tehdidi oldu mu?

Hayır olmadı. Tersine Şam yönetimi o mutabakat gereği yakaladığı Türkiye nüfusuna kayıtlı PKK’lileri iade etti, kendi nüfusuna kayıtlı olanları da yargılayıp cezalandırdı.

2. Peki son iki yılda neden Suriye’nin kuzeyinde bir PKK tehdidi oluştu? Bu tehdidin kaynağı Esad mı?

Hayır. Esad en başından beri kendisinin zayıflatılmasının kuzeyde otorite boşluğu dolduracağını ve bu boşluğun ileride Türkiye’yi de hedef alacak PKK tarafından doldurulacağını belirtti, Ankara’yı uyardı.

PKK, ESAD’IN DEĞİL ERDOĞAN’IN KARTI

3. PKK, AKP çevrelerinin ilan ettiği gibi Esad’ın bir kartı mı?

Hayır. PKK ABD’nin kartıdır, Esad’ın değil. Dahası PKK, AKP’nin müzakere ortağıdır. Öcalan’la işbirliği yapan, “Türklerle Kürtler Ortadoğu’da birlikte büyüyecek” diyen, ABD adına Türk-Kürt ittifakı kurarak bölgenin dizaynına soyunan AKP’dir! Dolayısıyla Öcalan ve PKK, Esad’ın değil Erdoğan’ın kartıdır.

Öyle ki, AKP ile PKK’nin anlaştığı “çözüm” de bir yanıyla PKK’nin Suriye’ye sokulması anlaşmasıdır. Erdoğan’ın şu cümlesi PKK’nin pratikte kimin kartı olduğunun itirafıdır: “Türkiye’den Suriyeli olan PKK’lilerin bir kısmı Suriye’deki gelişmeler arttıkça geçmişlerdi.” (Hürriyet, 11 Nisan 2013)

4. Öcalan’ın AKP ile müzakere ederek ortaya çıkardığı yeni PKK stratejisi nedir?

Kendi ağızlarından dinleyelim:

a. Öcalan: “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var.” (Milliyet, 28 Şubat 2013)

b. Aysel Tuğluk: “En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı; Avrupa’da kurumsal vs. PKK, Türkiye’de de çeşitli biçimlerde olacak.” (Radikal, 11 Nisan 2013)

c. PKK 9. Genel Kongre: PKK, Suriye’de “üçüncü yol” çizgisini geliştirecek ve “Kürt mahalli idaresini” inşa düzeyine ulaştıracak!

5. PKK’nin Suriye’nin kuzeyinde “ilan ettiği” özerklik AKP için sürpriz mi?

Değil. Açıklamaları, mektupları, siyasetleri MİT’in kontrolünde ve yönlendirmesi altında olan Öcalan, Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde Suriye stratejisi belirlemişti:

a. Öcalan’ın PKK-PYD’ye mesajı: “Diğer oluşumları tasfiye edin. Diğer grupları tasfiye etmek için gerekirse şiddet kullanın. Bunlara vereceğiniz enerjiyi, Araplara verin.” (Yeni Şafak, 9 Ocak 2013)

b. Öcalan’ın PKK-PYD’ye mektupla iletilen mesajı: “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez, hedefiniz demokratik özerklik olsun.” (Hürriyet, 18 Kasım 2012)

AKP ve AK-KÜRDİSTAN YIKILACAK

Birlikte müzakere yürüttüğünüz, işbirliği yaptığınız hatta Haziran Halk Hareketi’nde “grev kırıcılığı” yapsın diye medet umduğunuz Öcalan, sizin bilginiz dâhilinde 7 ay önce PYD’ye “Suriye’de özerklik ilan edin” diyor fakat siz bugün sanki sürpriz bir gelişme olmuş gibi ekranlara fırlayıp “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak” diyorsunuz!

Göz yuman sizsiniz! Bugün Suriye’nin kuzeyinde ilan edilen devletçik, AK-Kürdistan’dır, sizin himayenizdedir!

Suriye’deki özerk Kürt bölgesini siz kurdunuz!

Biz, sizinle birlikte yıkacağız!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Temmuz 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

YENİ BİR DÜNYA KURULUYOR

Dün PKK’nin 9. Genel Kurul ile birlikte kabul ettiği yeni stratejisini ve yeni yol haritasını incelemiştik. Bugün genel bir değerlendirme yapacağız.

Ama önce şu dört saptamayı yapalım:

PKK, ABD’YLE VAR!

1. PKK, ABD’nin Ortadoğu’ya gelmesiyle birlikte konumunu açıkça Atlantik cephesi içinde tanımladı. PKK’nin hem ABD’nin 1990 hem de 2003 tarihli Irak saldırılarına karşı tutumu oldukça öğreticidir: PKK için ABD bu süreçte emperyalist olmaktan çıkmış, Kürtlere özgürlük getirecek bir kurtarıcıya dönüşmüştür.

2. PKK, ABD’nin Irak’ı işgal ettiği her iki dönemde de fiziksel olarak büyümüş, siyasal mevziler elde etmiş ve Washington’un kanatları altında Irak’ın kuzeyinde dokunulmazlık kazanmıştır.

3. ABD’nin 3 Kasım 2002 tarihli turuncu darbesiyle hükümet olan AKP, Washington’un belirlediği strateji gereği PKK’ye dört önemli sıçrama yaşattı: Erdoğan’ın 2005 tarihli Diyarbakır Açılımı, 2007 tarihli Ergenekon operasyonları, 2009 tarihli Kürt Açılımı ve 2013 tarihli “barış” süreci…

4. PKK dört parçada, yani Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de var. Geride kalan 30 yıl içerisinde bu dört ülke ABD’nin kanatları altındaki PKK’ye karşı ortak mücadele yürüteceğine, örgütü birbirlerine karşı kullanma eğilimine girdiler. Dönem dönem iki ülkenin “ortak mücadele” yürütebildikleri de oldu ancak çeşitli nedenlerle hep kısa sürdü.

ABD ORTADOĞU’DA YENİLDİ

Tüm bu saptamaları 23 yılı da çok kısaca özetleyerek neden yaptık? Bir dönemin kapandığını ve yeni bir dönemin başladığını anlatabilmek için. Şöyle:

Geride kalan 23 yıl, ABD’nin Ortadoğu’da büyük oranda hâkimiyet kurduğu yıllardı Ancak o 23 yıl da üç aşamalı idi:

1. Yükselme aşaması: ABD 1990 ile 2004 arasındaki 14 yıl boyunca bölgeye hâkimdi. Bu yıllar içinde Irak’ı fiilen ikiye böldü. Irak’ın kuzeyinde Erbil başkentli bir kukla devlet kurdu.

2. Duraklama aşaması: ABD’nin 2003’te işgal ettiği Irak halkı, 2004’te büyük bir direnişe başladı. Bu direnişi 2006’da Hizbullah direnişi ve 2008’de Rusya’nın Gürcistan’da ABD’ye meydan okuması izledi.  Bu üç temel direniş ABD’nin sadece Ortadoğu politikalarında değil, dünya stratejisinde kapsamlı bir değişikliğe yol açtı.

3. Gerileme aşaması: ABD, 2010’da zorunlu olarak Büyük Ortadoğu Projesi merkezli strateji yerine Asya-Pasifik merkezli stratejiye yöneldi ve Irak’tan çekildi! Bölgeyi Türkiye-Katar-Suudi Arabistan üçlüsüne dayanarak şekillendirmeye soyundu. Böldüğü Irak’ın kuzeyindeki yapıyı, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmayı ve Diyarbakır merkezli olarak bir Büyük Kürdistan’a dönüştürmeyi hedefledi.

Gerileme aşamasını da tamamlayan ABD, 2013’ün Haziran’ında artık yeni bir aşamaya girmiş bulunuyor: Yenilgi aşaması!

Esad’ın ülkesini böldürtmediği, Maliki’nin Irak’ı yeniden birleştirdiği, Tahran’ın ABD saldırılarını püskürttüğü ve Mursi’nin yıkıldığı, Erdoğan’ın sallandığı, El Tani’nin tahtını terk ettiği bir dönem…

HAZİRAN 2013’ÜN BÜYÜK ANLAMI

Peki, 23 yıldır büyük kuvvetin kanatlarının altına sığınarak mevzi kazanan PKK şimdi ne yapacak? Zira PKK de Atlantik Cephesi’nin yenildiğini, Asya Cephesinin kazandığını görüyor…

İşte dün incelediğimiz strateji bu soruyla birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanıyor. O da şu: PKK’nin yeni stratejisi bir taarruz stratejisi değil, tersine savunma ve mevzi korumaya çalışma stratejisidir!

PKK bu süreçte iki yol izleyecek:

1. Suriye’de “üçüncü yol” diyerek oportünistlik yapacak ve kuvvetliden yana olmak adına “tarafsızlığı” oynayacak. Atlantik Cephesi Şam’a doğru ilerlerken ÖSO’yla ittifak yapan PKK, Esad taarruza geçince “üçüncü yol” demeye soyundu bile!

2. Türkiye’de ise müzakere ortağı Erdoğan yıkılmadan, kapabildiği kadar mevzi kapmaya soyunacak. Öcalan’ın talimatıyla Haziran Ayaklanması’nda “grev kırıcı” rol üstlenen ve Erdoğan’a “Apo posterleriyle” yardımcı olan örgüt, çabasının nafile olduğunu gördü ve şimdi tersinden bir yarar sağlamaya çalışıyor. Bu kez Haziran Ayaklanması’nın yarattığı iklimi değerlendirerek masada Erdoğan’dan alabileceklerinin en fazlasını almaya çalışıyor.

Peki, sonuç ne olacak?

Taşeronları da ABD gibi yenilecek!

2013 Haziran’ı ile yeni bir dünya kurulmaya başladı çünkü… 

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Temmuz 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK’NİN YENİ STRATEJİSİ

PKK’nin 9. Genel Kurul sonrasında açıkladığı 10 maddelik “siyasi tutum belgesi” aynı zamanda örgütün yeni döneme ilişkin bölge stratejisini de ortaya koyuyor. Buna göre;

PKK’NİN BÖLGE STRATEJİSİ

PKK, Türkiye’de “gerillayı aktif savunmada” tutacak, gerektiğinde “misilleme” yapacak, “başkaldırı” eylemleri düzenleyecek!

PKK, Suriye’de “üçüncü yol” çizgisini geliştirecek ve “Kürt mahalli idaresini” inşa düzeyine ulaştıracak!

PKK, İran’da mevcut ateşkesin sürdürülmesine çalışacak fakat ateşkes her an bitebilirmiş gibi hazırlık yapacak!

PKK, Irak’ta Barzani yönetimine karşı bir seçenek olmaya ve seçimleri kazanmaya çalışacak!

PKK’NİN TÜRKİYE STRATEJİSİ

Peki, PKK’nin Türkiye’ye ilişkin strateji ve taktikleri nelerdir?  30 Haziran-4 Temmuz tarihli 9. Genel Kurul’un “sonuç bildirgesi” de bunları sıralıyor. Bakın orada neler var:

1. Stratejik bir karar olan AKP’yle “çözüm sürecine” devam.

2. Çözüm sürecinin 1.aşaması tamamlandı, 2. aşaması başladı. AKP “üzerine düşen görevleri” yerine getirmeli. Nedir o görevler? a. Yeni anayasa çalışması: “Anayasa’da Kürt halkının doğal ve demokratik hakları yer almalı, Demokratik Türkiye ve Özgür Kürdistan açık bir ifadeyle ortaya koyulmalı.” b. AKP Kürtçe eğitimin önünü açacak, PKK “eğitim akademileri” kuracak! c. Öz yönetim geliştirilecek.

3. PKK’ye göre 15 Şubat 1925 tarihli Şeyh Sait isyanından itibaren tüm süreç “soykırımdır” ve artık buna göre siyaset yapılacaktır. Soykırım nedeniyle dağılanlar, kadim topraklarına geri dönecektir!

4. Demokratik konfederalizm temelinde demokratik özerklik inşa edilecek.

5. Halk Savunma Güçleri büyütülecek.

6. Öcalan’ın özgürlüğü sağlanacak.

7. PKK uluslararası terör listelerinden çıkarılacak.

8. Kürt ulusal konferansı gerçekleştirilecek.

 

AKP YOLU AÇTI, PKK İLERLİYOR

Peki, bu süreçte ortaya çıkan siyasi gelişmeler neler? Gelin onları da kısaca özetleyelim:

1. BDP Van Milletvekili Nazmi Gür, dört parçadan (Türkiye, Suriye, Irak, İran) oluşan “Büyük Kürdistan’ın” kurulacağını ilan etti!

2. PKK’nin askeri kanadının başına geçen Murat Karayılan, Türkiye’ye bir hafta süre tanıdı, aksi takdirde sürecin tıkacağını söyledi. Bu süreçte AKP’nin aceleyle anayasa çalışmasına sarılması dikkat çekti!

3. KCK Eş Başkanı Bese Hozat, “Öcalan özgürlüğüne kavuşmadan süreç devam edemez” dedi. Bu sırada da Öcalan’ın birincisi evleneceği, ikincisi de 1+1 hücreye geçeceği iddia edildi.

4. Önce Cizre’de sonra Diyarbakır’da PKK’nin kurduğu “asayiş teşkilatları” ortaya çıktı!

5. PKK, yapımına 2 ay önce başladığı Lice’deki bir mezarlığı tamamladı ve PKK şehitliği ilan etti! 170 mezarın bulunduğu şehitlik törenle açıldı!

6. Şırnak’ta bir cenaze silahlı PKK’lilerin omuzlarında taşındı!

7. PKK, kışkırttığı halkı TSK karakollarına sürerek buraları AKP’ye kapattırmaya ve bölgede tek otorite olmaya çalışmaktadır.

AKP YIKILMAZSA, TÜRKİYE BÖLÜNÜR!

Açık ki bu bir “bölünme” tablosudur ve bu tablonun mimarı PKK’den önce AKP’dir! Tüm bu gelişmeler ABD’nin işbirliğine zorladığı Erdoğan-Öcalan ikilisinin müzakerelerinin sonuçlarıdır.

AKP Hükümeti üç komşusunu uzun süredir hedef alıyor: Erdoğan Suriye’de Esad’ı yıkmaya, Irak’ta Barzani’yi himaye edip Bağdat’ı zayıflatmaya ve İran’ı Ortadoğu’da yalnızlaştırmaya çalıştı. Ancak AKP’nin planı tutmadı, bu üç ülke yerine Türkiye yalnızlaştı ve zayıfladı! Ve Suriye ile Irak’tan ziyade Türkiye gerçek bölünme riskiyle karşı karşıya geldi!

ABD’nin AKP ve PKK üzerinden Ortadoğu haritasını yeniden çizmeye çalışması, önce Türkiye’yi vurdu. AKP ile PKK, el birliğiyle bölgesel bir savaş açtı fakat ilk hedef Türkiye oldu!

Türkiye bir an önce komşularıyla birleşip ABD-İsrail-AKP-PKK dörtlüsüne karşı cephe kurmalıdır! Bunun yolu da önce AKP’yi yıkmaktır! Türkiye AKP-PKK ortaklığını bozamazsa ve bu ikisinin ABD ile İsrail’e taşeronluğunu engelleyemezse, açık ki bölüneceği bir bataklığa saplanacaktır!

Haziran Halk Hareketini yükseltmek, artık daha da yakıcı bir ihtiyaçtır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Temmuz 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN TIKANDI, AÇILIM BİTTİ

BOP Eş Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin önüne koyduğu bir numaralı görevi şu sözlerle tarif etmişti: “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde bir merkez yapacağız.” (Kanal D, 14 Şubat 2004)

Diyarbakır nasıl merkez olacaktı? ABD Irak’ı iki kere işgal ederek Erbil merkezli bir devletçik kurmuştu zaten. AKP, ABD adına Suriye’de Esad’ı yıkarak, Kamışlı merkezli ikinci bir devletçiğe aracılık edecek, ardından Erbil ile Kamışlı birleşerek, Kürdistan Akdeniz’e açılmış olacaktı. Sonra bu yapı ile “demokratik özerklik” ilan edilen Türkiye’deki parça birleşecek, ortaya Diyarbakır merkezli Büyük Kürdistan çıkacaktı.

Bu projenin gerçekleşebilmesi için AKP’nin hem içeride hem de dışarıda yapması gereken ödevleri vardı. İçeride PKK’yle masaya oturmak ve Kürt Açılımı yapmak gibi… Dışarıda Suriye’ye terör ihraç etmek, Kuzey Irak’ı himaye etmek, Sünni mezhepçiliği üzerinden İran’ı kuşatmak ve yalnızlaştırmak, Ortadoğu’ya “model” olarak İhvan diktatörlükleri kurmak…

Erdoğan ve kurmayları, bu projeyi AKP tabanına yutturabilmek için Osmanlıcılık oynadılar. Davutoğlu “100 yıl sonra yeniden buluşmak” diyerek anlatıyordu projeyi… Elbette Osmanlıcı değillerdi; Neo-Osmanlıcı’ydılar, yani BOP’çu!

Erdoğan’ın bu projedeki iş arkadaşları şu isimlerden oluşuyordu: Türkiye’den Öcalan ve Fethullah Gülen. Irak’tan Allawi, Haşimi, Barzani ve Karayılan. Suriye’den El Hatip ve Salih Müslim. Mısır’dan Muhammed Mursi. Katar’dan El Tani. Lübnan’dan Hariri.

Erdoğan önce Bush’un “stratejik ortağı” olarak, ardından da Obama’nın “model ortağı” olarak bu ekipten ve işlerden sorumluydu. Yani Erdoğan Atlantik cephesinin Ortadoğu koordinatörüydü.

Peki, şimdi durum ne?

IRAK’TA BARZANİ SAF DEĞİŞTİRDİ

Atlantik cephesi, Irak’ta Allawi’yi başbakan yapmaya çalıştı. Hatta kabine üyeleri Ankara’da Davutoğlu’nun evinde belirlendi. Ama güçleri yetmedi. Irak’ta Maliki kazandı. Erdoğan ve ekibi daha sonra Haşimi üzerinden Irak’ta saray darbesine soyundu. Ancak Talabani’nin de katkısıyla oyunları bozuldu, maskeleri düştü. Son olarak Erbil’i Bağdat’tan koparma hamlesine soyundular ve fakat yine başaramadılar!

Maliki “Irak’ın birliğini yeniden oluşturmak” için gerekirse silaha başvuracağını Dicle Ordusu kurarak Barzani’ye gösterdi. Moskova ise Suriye’ye peşmerge sevk eden Barzani’yi açık bir şekilde tehdit etti. Ve Barzani mecburen saf değiştirdi.

Maliki ve Barzani’nin hafta sonu Bağdat’ta bir araya gelmesi, hem Irak’ın birliği demekti hem de Esad’ın doğu cephesinin rahatlaması demekti. Ama hepsinden önemlisi Erdoğan’ın yenilgisi demekti!

SURİYE KURTULUŞ SAVAŞINI KAZANIYOR

2 yıl önce AKP hükümetinin 15 gün ömür biçtiği Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad bugün çok daha güçlü. Birkaç ay önce Obama’nın zorlamasıyla Erdoğan ve Netenyahu Suriye hedefli olarak barışmış ve Esad kuzeyden sonra güneyden de kuşatılmıştı.

İsrail Golan tepeleri üzerinden ve hava uçuşlarıyla saldırıya geçmiş, güney cephesinin doğu kanadında ise ABD ile Ürdün küçük manevralar yaparak hazırlıklara başlamıştı. Güney cephesinin gerisindeki Mısır ise son olarak Esad’a karşı cihat ilan etmişti!

Önce Hizbullah’ın devreye girerek İsrail’i yavaşlatması, ardından da Mısır’da Mursi’nin devrilmesi güney cephesini dağıttı! Ürdün de kısa bir süre içerisinde pozisyon değiştirecektir.

Doğu cephesindeki son durumu Irak konusunda işlemiştik. Esas cephe ise AKP’nin abandığı kuzey cephesiydi. Üç dört ay önce Şam’ın dış mahallelerine kadar inebilmiş olan teröristler bu süreç içerisinde adım adım kuzeye sürüldü. Suriye devleti önce Halep’i sonra da Homs’u teröristlerden temizledi ve sınıra doğru ilerlemeyi sürdürüyor. Koltuğunu koruma manevralarıyla uğraşan Erdoğan’ın ise Esad’a karşı hamle yapacak hali yok!

Davutoğlu’nun koordine ettiği SUKO ve Özgür Suriye Ordusu’nun “Ramazan’da ateşkes” çağrısı yapmak zorunda kalması, bu cephedeki durumu en açık şekilde ortaya koyuyor!

ABD KAYBETTİ, ERDOĞAN KAYBETTİ, PKK KAYBETTİ

Peki, tüm bunlar ne anlamına mı geliyor?

1. ABD’nin Büyük Kürdistan projesi çöktü. Basra’dan Doğu Akdeniz’e Kürt Koridoru kurmak hayal oldu.

2. Barzani’yi yanında tutamayan, Esad’ı deviremeyen, Mursi’yi iktidar yapamayan AKP hükümeti, bölgede yalnızlaştı. Erdoğan’ın yönettiği Türkiye, tüm komşularıyla ve hatta komşularının komşularıyla sorunlu hale geldi.

Peki, şimdi ne olacak? Esad güçlenince yeniden “üçüncü yol” diyerek Suriye’de pozisyon değiştiren PKK, benzerini Türkiye’de de yapabileceğinin sinyalini verdi. Murat Karayılan’ın yerine Cemil Bayık’ın geçmesi bu nedenle önemli.

Gezi eylemleri PKK-BDP içinde yeni bir tartışma başlattı; müzakere yürüttükleri AKP, masadan her an düşebilirdi… Bu nedenle “Açılım tıkandı” diyerek AKP’yi somut adımlar atmaya zorluyorlar. AKP düşmeden, yeni kazanımlar peşindeler.

Ama Türkiye artık şu gerçeği yaşamaktadır: Tıkanan Açılım değil, aslında Erdoğan’ın gücüdür; daha doğrusu Erdoğan’a o gücü veren ABD’dir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Temmuz 2013

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

LİCE OLAYININ PERDE ARKASI

Önce şu iki gerçeği saptayalım: Birincisi; ortada bir ölümüz ve 10 yaralımız varsa, hiç tartışmasız kolluk kuvvetlerinin müdahale tarzında büyük bir yanlışlık vardır. Olay bu yönüyle hızla soruşturulmalıdır. İkincisi; karakolun ek inşaatına yönelik bir süredir devam eden bu tepkilerin bu noktaya gelmeden neden çözülemediği, tekrarından sakınmak için masaya yatırılmalıdır.

Ancak meselenin esas yönü siyasi yönüdür ve o noktayı aydınlatmak hem kışkırtmayı açığa çıkarır hem de kışkırtanların halklar nezdinde yaratmak istediği tabloyu bozar. Siyasi boyut için yapacağımız incelemedeki parametreler ise şunlardır: ABD, AKP, PKK, Cemaat, Halk, Haziran Ayaklanması, Kemalist örgütler…

 ‘HÜKÜMET İSTİFA’DAN ‘ÇÖZÜM’E

27 Mayıs’ta başlayan eylemler 1 Haziran’da halk hareketine dönüştüğü anda ABD şu stratejiyi benimsedi: “Halk hareketinin önüne geçemeyiz ama anti-Amerikancı olmasını engelleyelim.” Washington’un 15 günde 17 “sıcak” mesaj yayınlamasının sebebi bu stratejidir.

AKP Taksim’i polis şiddetiyle zapt edince ABD ikinci bir stratejiye, “Hükümet istifa” hedefli halk hareketinin yatağını değiştirmeye yöneldi. Halk hareketinin “hükümet istifa” noktasından adım adım “çözüm” hedefine yöneltilmesine uğraştı. Böylece hükümet bir süre sonra yıkılsa bile, çok önemli “bölünme” kazanımları elde edecekti. O nedenle şu hızlı trafiği yaşadık:

1. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone AKP Genel Merkezi’nde Erdoğan’ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan’la görüştü ve ardından “çözüm” için Doğu ve Güneydoğu’ya tur düzenledi.

2. Aynı günlerde 30 AKP milletvekili de “çözüm” ziyaretleri gerçekleştirdi.

3. TÜSİAD Cizre’de “çözümün ekonomisi” toplantısı yaptı.

4. Obama Erdoğan’ı arayıp Gezi’yi ve Açılım’ı konuştu.

5. BDP heyeti İmralı’ya gitti ve Öcalan’ın “2. Aşamaya geçtik” mesajıyla döndü.

6. Fethullah Gülen “anadilde eğitime” destek açıklaması yaptı.

7. Erdoğan Akil Adamlar’la buluştu ve raporlarını aldı.

8. BDP “alanlara, meydanlara, parklara” inme kararı aldı ve “hükümet adım at” kampanyası başlattı.

PKK: DOĞU’DA OTORİTE BENİM!

Lice’de halkın karakola yürümesi ve jandarmanın ateş açması işte bu gelişmelerin yaşandığı düzlemde oldu.

İki konuyu daha hatırlatmak, daha nesnel bir inceleme için şarttır:

1. Lice olayından birkaç gün önce PKK Cizre’de “Asayiş Teşkilatı” kurdu. PKK’nin servis ettiği görüntü ve fotoğraflara göre tek tip üniformalı Asayiş Teşkilatı önce yetkililerden diploma alıyor, sonra da kameralar eşliğinde göreve çıkıyor: Yolda araçları durduruyor, kimlik ve ehliyet soruyor…

Öcalan’ın talimatıyla oluşturulması hedeflenen “öz savunma gücü” tam da budur. PKK’nin ilan ettiği “demokratik özerkliğin” dayanacağı kuvvet de budur! Özetle dağ gerillası şehre inmiş ve asayiş teşkilatı olmuş da diyebiliriz!

2. Gelelim Lice’deki karakol meselesine… Şu bilgiler önemli: Diyarbakır’daki 15 karakolun 9’u “çözüm” süreci nedeniyle kapatıldı, 6’sında ise yenileme ve ek bina yapma çalışmaları sürüyor. Ancak karakolların geçiş yapan PKK’lileri bile görmezden geldiği son altı ayın şartlarına rağmen, örgüt kalanların da kapatılması için ısrar etmiştir.

Hatta son olarak bu talep “Akil Adamların” da talebi haline getirilmiştir!

Zaten var olan bir karakola ek bina yapılmasını protesto etmenin mantığını karakola yürüyen köylülerimiz değil ama onları kışkırtan Akil Adamlar ve PKK-BDP mutlaka açıklamalıdır.

Bu verilerden hareket edildiğinde ortaya çıkan çıplak gerçek, PKK’nin “Lice’ye karakol yaptırtmam. Cizre’de otorite benim.” diyerek egemenlik alanı oluşturmaya çalıştığıdır. PKK’nin Açılım ortağı AKP’ye “batıda sen, doğuda ben otoriteyim” mesajı verdiği anlaşılmaktadır!

Bu gerçeğin üzerinden atlayarak ve meseleye salt adli, idari, kolluk baskısı gibi kavramlar üzerinden bakarak, gerçeğin sadece bir bölümünü görmüş ve eksik çözümleme yapmış oluruz.

AKP VE PKK LİCE YORUMUNDA ORTAK

İktidarın Lice olayından sonraki tavrı da oldukça öğreticidir. AKP sözcüsü Hüseyin Çelik Lice’yi “çözüm istemeyen ulusalcıların işi” diyerek suçladı. PKK yöneticilerinden Beritan Dersim de, tıpkı AKP gibi, saldırının çözüm sürecine vurulan bir darbe olduğunu söyledi!

Öte yandan olayın yaşandığı akşam AKP’li bakanların twitter’da “diren çözüm” diye başlık açarak mesajlar yayınlamaları da oldukça çarpıcı ve öğreticidir.

Sonuç olarak hem AKP’nin hem de PKK’nin “ortak” açıklamaları, ABD’nin halk hareketini “hükümet istifa” noktasından “çözüme” taşıma gayretiyle uyumludur!

PKK ve BDP’nin önce “hükümet adım at” kampanyasını başlatması ardından da aynı akşam Lice olayından sonra “devlet halkı katletti” diyerek tabanını, liberal kesimleri, örgütsüz kitleyi parklarda “diren barış” hedefine yöneltmesi, AKP’nin “diren çözüm” çabalarıyla uyumludur!

Çok açıktır: Lice olayı, ABD-AKP-Cemaat-PKK dörtlüsünün Haziran Ayaklanması’nı Açılım’la boğma girişiminin devamıdır!

PKK’NİN GEZİ POLİTİKASI  

PKK ve BDP’nin Gezi konusundaki tutumlarını anımsamak da Lice olayını çözümlenenin bir başka yoludur.

Hem PKK hem de BDP en başından itibaren Taksim’de gelişen halk hareketine karşı çıktı. Zira halk “hükümet istifa” diye bağırıyordu, oysa PKK ve BDP hükümetle masaya oturmuştu.

Zaten BDP grup başkanvekili İdris Baluken de Taksim’de ulusalcılarla yan yana olamayacaklarını ilan etmişti. Başbakan vekili Bülent Arınç bu açıklama nedeniyle BDP’ye teşekkür etmişti.

Peki ya Sırrı Süreyya Önder? BDP’lilere göre Önder, kişisel olarak eylemlere katılıyordu. Hatta ilerleyen günlerde Sırrı Süreyya Önder, Gezi eylemlerine mesafe koyan, hükümeti yıpratamayacaklarını açıklayan Ahmet Türk’le de tartışmıştı.

Tüm bu süreçte yaşanan kırılma ise Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” mesajıydı. O ana kadar “Gezi çözüme karşı” saptaması yapan Öcalan, Hakan Fidan’ın talebi üzerine BDP’yi Taksim’e girmeye çağırmıştı. Böylece Apo posterleri açılacak ve hem kitle alandan soğutulacak hem de Erdoğan’a kürsülerde bunu diline dolama fırsatı sağlanacaktı!

Taksim’de alanlara çıkan PKK-BDP’nin Diyarbakır’da Gezi’ye destek eylemine katılmaması aslında tezgahı tüm çıplaklığıyla açıklamaktadır.

“Gezi çözüme karşı” noktasından “Gezi’ye çözümü dayatma”, “çözümle Gezi’yi bölme”, “çözümle Gezi’yi asıl hedefinden uzaklaştırma” siyasetinin asıl sahibi kuşkusuz PKK ve BDP değil, ABD’dir.

AKP-PKK ORTAKLIĞI BARIŞ GETİRMEZ

Son olarak bir noktaya daha değinmeliyiz:

Pek çok olay gibi Lice olayı da göstermiştir ki, ABD, AKP ve PKK ile Kürt sorunu gerçek anlamda çözülmez ve gerçek barış gelmez! Çünkü ABD’nin çözümü halklar yararına değil, kendi çıkarına uygundur ve bölgenin yeniden dizayn edilmesini, sınırların yeniden çizilmesini hedeflemektedir!

Dolayısıyla halk hareketinin “hükümet istifa” hedefine sarılmak, artık dünden daha acildir ve önemlidir! Halk hareketi, Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle, yani sistemin ayrıştırarak denetlemeye çalıştığı tüm bileşenleriyle geleceğine sahip çıkmalıdır, çıkmaktadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Haziran 2013

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

HAZİRAN AYAKLANMASI AKP-PKK’Yİ BÖLDÜ

25 gündür aralıksız süren Haziran Ayaklanması Türkiye’yi bölme projesinin aktörlerini böldü: 1. AKP’yi böldü. 2. PKK’yi böldü. 3. Açılım’ı böldü ve AKP ile PKK’nin arasına girdi.

1. AKP’Yİ BÖLDÜ

a. Cemaat, Gezi eylemleri adım adım Tayyip Erdoğan’ın izlediği “şiddet” politikasını eleştirdi. Erdoğan ise Türkçe Olimpiyatları’na katılarak, Gülen’e “bu süreçte kavga etmeyelim” mesajı verdi.

b. TSK karşıtlığı nedeniyle AKP’ye destek veren liberal, piyasacı kesimler, “yetmez ama evetçiler” ve AB sürecinin destekçileri, son birkaç aydır işaretleri beliren ayrılıklarını, Haziran ayaklanması ile netleştirdiler. Hemen hepsi AKP’nin tramvayından indi.

c. Abdullah Gül, Haziran ayaklanmasını fırsat bilerek ön plana çıktı ve polis şiddetini eleştirdi. Gül, Erdoğan Kuzey Afrika’dayken devlet adına “mesaj alındı” dedi; Erdoğan’ın yanıtı ise özetle “alınacak mesaj yok” şeklindeydi. Gül, bu süreçte Rize, Artvin, Ardahan “seçim” gezisine çıkarak, her gün medya önünde olmaya çabaladı.

d. Erdoğan’a vekâlet eden Arınç’ın Gezi eylemleriyle ilgili kimi “olumlu” mesajları Erdoğan’ı kızdırdı. Erdoğan’ın kapalı kapılar ardında “altının oyulmaya çalışıldığından” şikâyet etmesi ve ardından yaptığı konuşmalarda “partisine nifak sokulmaya” çalışıldığından şikâyet etmesi ve hatta son olarak “içimizdeki hainler” vurgusu yapması durumu göstermesi bakımından önemliydi.

Gerçi yalanlandıysa da, bu süreçte Erdoğan’ın kendisine yönelik ağır sözleri nedeniyle Arınç’ın istifa ettiği fakat Gül’ün ısrarıyla vazgeçtiği de iddia edildi.

Bu süreçte Ertuğrul Günay’ın polis şiddetine tepkisi, Erdal Kalkan’ın “Yeter! Söz gençliğin” çıkışı, İbrahim Yiğit’in “iç savaş uyarısı” yapması partideki kırılmalara işaret ediyordu.

Şamil Tayyar ile Kutalmış Türkeş’in tuvalette kavga etmesi ise partinin içine düştüğü gerilimi yansıtıyordu.

e. AKP’yi destekleyen en önemli örgütlerden Mazlum-Der Haziran ayaklanmasına bakış nedeniyle bölündü. Eski milletvekili olan Dernek Başkanı Ahmet Faruk Ünsal’ın bir kısım dernek yöneticisi ve üyesiyle birlikte imzaladığı Gezi Parkı bildirisi, Yönetim Kurulu’nu böldü.

2. PKK-BDP-DTK’Yİ BÖLDÜ

a. Haziran ayaklanmasının ilk günlerinde dozer önüne yatan BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in girişimi şahsiydi. Nitekim bu köşede daha önce de belirttiğimiz gibi BDP’liler durumu “Sırrı’nın kendi eylemi” diye niteliyordu.

Zaten sonrasında BDP hiç yoktu ve hatta BDP grup başkanvekili İdris Baluken, “BDP olarak hiçbir sebep ve durumda biz bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağız” diyerek partisinin pozisyonunu özetliyordu. Öyle ki Bülent Arınç BDP’ye şöyle sesleniyordu: “BDP’nin olayın ilk anından itibaren takındığı tavrı takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz.”

Ancak BDP’nin örgütsel tavrına rağmen, Taksim’e gelen ve eylemlere destek veren BDP’liler vardı.

b. İlerleyen günlerde BDP heyeti İmralı’ya gitti ve Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” talimatını getirdi. Ardından BDP Taksim’e çıkmaya ve Apo posteri açmaya başladı. Erdoğan’ın “can simidi” gibi sarıldığı bu görüntüler üzerinden her gün “ulusalcılarla bölücüler yan yana” propagandası yapması, Öcalan’ın talimatının gerçek sahibine işaret ediyordu: Hakan Fidan!

Amaç, Apo posterleri açarak halkın Taksim’e sahip çıkmasının engellenmesiydi. Nitekim BDP İstanbul’da eylemlere katılıyor, İzmir’de katılmaya çabalıyor fakat Diyarbakır’da eylem yapmıyordu! Fakat Fidan’ın hedefinin tutmadığını önemle belirtelim!

c. Haziran ayaklanması Sırrı Süreyya Önder’i DTK ile de karşı karşıya getirdi. Önder Nuçe TV’de açık açık DTK’yi suçladı: “Türkiye yanıyor, dünyanın en büyük isyanlarından biri… DTK tek cümleyle destek açıklaması yapmadı.”

DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, Önder’in sözleri karşısında “Ben ve Aysel Tuğluk Gezi hakkında kişisel açıklamalarda bulunduk” yanıtı verdi.

3. AÇILIM’I BÖLDÜ

a. Halk hareketi ile sallanan Erdoğan, rüzgar karşısında durabilmek için söylem değiştirdi. Kendisinin “İmralı”, kurmaylarının da “barış elçisi” diye isimlendirdiği Öcalan, ansızın bölücü başı ve terörist başı oldu. BDP, Erdoğan’ın asıl niyetini bilse de, tabanda rahatsızlık yarattığı için Erdoğan’ın bu sözlerine tepki göstermek zorunda kaldı.

b. BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş olmak üzere pek çok yetkili, bu süreçte hükümetin Açılım konusunda ev ödevlerini yapmadığını vurgulamaya başladı. Sürecin kesintiye uğradığı hem Ankara’da, hem de Diyarbakır’da fazlasıyla dile getirildi.

c. Daha ilginci şu iki haberdi: PKK, TSK’nin çekildiği bir askeri üsse yerleşmiş ve küçük çaplı bir çatışma yaşanmıştı. PKK, komutanları taşıyan bir helikoptere ateş açmıştı.

d. AKP ve PKK’nin akil adamları da bu süreçte bölündü. Polis şiddetine itiraz edenler olduğu gibi Açılımın tavsadığından şikâyet edenler de vardı. Örneğin Baskın Oran “Erdoğan barış sürecini buruşturup attı” diyordu artık.

Erdoğan’ı Türk bayrağına sarılmaya mecbur eden sürecin farkında olan deneyimli isim Ahmet Türk ise bu tür açıklamalara itiraz etti ve “bu hükümetle barış olmaz” sözlerini şu aşamada gerçekçi bulmadığını söyledi.

Hatta Türk, daha da ileri giderek Erdoğan’ın yardımcısı gibi konuştu ve Gezi eylemlerinde demokrasi talebi olduğu gibi hükümeti yıpratmak isteyen ve çözüm sürecine karşı olan bir senaryonun da devrede olduğunu savundu.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Haziran 2013

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın